Osmanlıda Kumaşçılık

Osmanlıda Kumaşçılık Pamuklu kumaşı yer yer boyama sistemi ile kumaş üzerine tek ya. da çok şekiller basılarak elde edilen kumaş türüdür. Bu işlemi yapan, satan zenaatkâra da “basmacı” denilir. Baskılı kumaşların kullanılma alanları mendil, bohça, yorgan, seccade, çember ve bazı giyim eşyalarıdır. Kumaş basmacılığının başlangıcı İsâ’dan önceki zamanlara dayanır.

Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarından çıkarılan süs eşyalarından anlaşıldığına göre, M.Ö. 6000 yıllarında basmacılık işlemi yapılmaktaydı. Herodot’un verdiği bilgilere göre, M.Ö.X. yüzyılda Anadolu’da “bez basmacılığı” vardı. Evliyâ Çelebi, eski İstanbul hayatında basmacılığın kü-el sanatlarında çok önemli yer tuttuğunu yazar. Osmanlılardaki basmacı esnafını ikiye ayırıyor: 1-Yastık basmacıları; 2-Çit basmacıları.

“Esnaf-ı basmaciyân-ı yasdık”da denilen yastık basmacılarının 17. yüzyıldaki sayıları 55 kadardı. Bunlar 15 dükkânda çalışırlardı. Çeşitli boyalarla nakışlı yastıklar, perdeler, satranç bezleri basıp dükkânlarında satarlardı.

“Esnaf-ı basmaciyân-ı çit” de denilen çit basmacılarının aynı yüzyıldaki sayıları 100 kadardı. 25 kadar dükkânda çalışan bu tür basmacılar genellikle Tokat, Sivas Ermenileri, Acem ve Hindistan’dan gelme ustalardan meydana gelir, bunlar ekseriye bekâr odalarında kalırlardı.

Basma kumaş hazırlanırken işine göre bir veya çeşitli kalıplar kullanılırdı. Şimşirden yapılan bu kalıplardan her birini bir kişi kullanırdı.

Basılacak kumaş, bir kerevet üstünde bağdaş kurarak yanyana oturmuş işçilerin önünden elden ele dolaşarak geçer, her işçi ayrı bir renk ile kumaşın üstüne elindeki kalıptan çıkartır, iş en sonda oturan ustanın elinde sona ererdi. Her basma atelyesinde (o zamanki adıyla kârhânesinde) her usta işçiye beş çırak yardım ederdi.

XVIII. yüzyılın başların İstanbul’da basmacı esnafı 27 gedik idi . Bunların kârhâneleri de (atelyeleri) Çemberlitaş’taki Vezir Han’da toplanmıştı. Vezir Han’dan başka yerde atelye açılması yasaklanmıştı. İstanbul dışından gelen basmacılar ancak bazı çok sıkı formaliteleri tamamladıktan ve belirli bir imtihanı kazandıktan sonra İstanbul’da basmacılık sanatım icrâ edebilirlerdi. Bu fermân şöyledir:

“Hirfetimiz erbab-ı kadimden beri ancak yirmiyedi gedik ve kârhânelerimiz de ber mucib-i fermanı, âlî Vezir Han ‘da olup bu ana gelince şâkirdlerimiz (çıraklarımız, işçilerimiz) üstada hizmet ile maharet nümâyan ve pir perver olduklarından sonra (sanatda mahâretleri ve ustalarına sadakat ve muhabbetleri görüldükten sonra) gedik erbabından bir üstâd yanında hâlife (yamak, muavin) veyahud şerik (ortak) olup badehu gedik düşdükde (gedik sâhibi usta öldüğünde veya sanatı bırakdığında) cümlenin ittifakı (bütün basmacılar esnafının kararı ile) kendine gedik verilir (imalâthane onun üstüne tescil edilir).

Başka diyardan gelip hirfetimiz erbabından olmak üzere iddia edenlerin sanat-ı mezkûreden maharetlerini iddia edenlerin sanat-ı mezkûrede maharetleri nümâyan olduktan sonra mütemed kefili ile kezâlık gedik erbabından bir üstad yanında bir müddet halife, badehu şerik olup gedik mahlûle düşdükde yine cümle ittifakı ile gediğin kendisine verilmesi mutad nizâmımızdır.”

Vezir Han’dan gayrı yerlerde dükkân ve kârhâne açmak memnû idi. 1740 yılına doğru İstanbul’daki 27 basmacı gediki (imalathânesi) 42’ye çıkartıldı. Yine bu yıllarda, Vezir Han’dan başka yerde de bu zenaâtm, izin alınması şartıyla, icra edilebileceği kabul edildi.

Nitekim, 1740 yılında Sultan Selim’den izin alınarak, ancak, İzmir’de (Basmahane’de) basma fabrikası kurulabilmiştir. (Langa Kapısı ve Surdışında on beş kârhâne). Ayrıca, Karadeniz Boğazı’ndan Çanakkale Boğazı’na kadar olan tüm sahil kasabalarında basmacılık yapılması yasaklandı. Bu sınırlar içinde basmacılık yapma hakkı sadece İstanbul esnafına bırakıldı. Basmacı atelyelerinde akar su bulunması şartı da konuldu. 1730 tarihli fermânın bir yerinde şöyle denmekteydi:

“-Fazlı Paşa Sarayı’nda (Binbir direk denilen meşhur Bizans yer altı sarmanda) müslüman ve gayr-ı müslim basmacılar için yeni olarak 27 kârhâne odaları ihdas edilmiştir.

Basmacı kârhânelerinin içinde akar su bulunması şarttır; Fazlı Paşa Saraylındaki kârhâneler için devlet eliyle bir çeşme yapılacaktır; Langa Yenikapusu dışındaki mîrî akar su da bu esnafa tahsis edilecek, bu suyu başka kimse kullanamayacaktır. ”

Günümüzde olduğu gibi, Osmanlı döneminde de en fazla kullanılan kumaş basma idi. Kadınların, kızların entarileri erkeklerin gömlekleri, perdeler ve çeşitli ev eşyalarında son zamanlara kadar hep basma kullanılırdı.
Fabrikasyon usulü imalât, bir el sanatı olarak basmacılığı günümüzde tamamen öldürmüş bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir