Osmanlıda Meyhaneler

Osmanlıda Meyhaneler,Türkiye’de bazı kaynaklar, meyhanelerin Fatih Sultan Mehmed devrinden beri var olduğunu belirtir.Bu meyhanelerin Bizans’tan kalma olduğu anlaşılıyor.

Osmanlıda Meyhane Kültürü

Eski İstanbul meyhaneleri hakkında ilk kayıtlara Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde rastlanır. Divan şiirlerindeki meyhane tasvirleri ise gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Eski İstanbul meyhanelerine, sahiplerinin adlarına, çeşitli özelliklerine göre ad verilirdi (Mişon, Hançerli, Kafesli, Havuzlu v.b.).

Önceleri meyhaneler iki türdü: ruhsatlılar (gedikliler) ve kaçak (koltuk) meyhaneleri. Semtlerine göre meyhanelerin akşamcı müşterileri kalyonculara, yeniçeriler, topçular ve esnaftan kimselerdi. Yeniçeri akşamcılarına «dayı» denilir ve herkesten fazla saygı görürlerdi.

Topçular Kasımpaşa’dan Fındıklı ve Salıpazarı’na kadar uzanan yerdeki meyhanelere devam ederlerdi. Kayıkçı, hamal, tellak gibi aşağı sınıftan sayılan kimseler, külhanbeyleri gedikli meyhanelere pek giremezdi.

Bir de ayaklı (seyyar) meyhaneler (veya meyhaneciler) vardı. Bu işi genellikle ermeniler yaparlardı. Ayaklı meyhaneciler bellerine ucu musluklu, içi rakı veya şarap dolu uzunca koyun barsağı dolar, sırtlarına bir cüppe geçirirler, cüppenin cebinde de kadeh taşırlar, omuzlarına da içki sattıklarını belirtmek için bir peşkir atarlardı.

Bunlar en çok Galata, Bahçekapı ve Yemiş iskelesinde dolaşır, bir müşteri gördükleri zaman kimseye belli etmeden kadehi doldurup içkiyi sunarlardı.

İstanbul’da XVI. yy.da meyhanelerin en yoğun olduğu semtler Galata ve Tahtakale idi. Aynı devirde büyük gedikli meyhanelerinden başka soylu kişilerin ve devlet ricalinin gizlice devam ettikleri koltuk meyhaneleri de vardı.

Fatih’ten Tanzimatın ilânına kadar geçen zaman içinde İstanbul’da birçok defa içki yasağı konuldu; meyhaneler kapatıldı, içki içenler idama kadar varan ağır cezalara çarptırıldı. Ancak meyhaneler gene açıldı ve sayıları arttı. Murad IV’ten sonra İstanbul’da bine yakın meyhane ve altı bin kadar meyhaneci, üçyüz kadar da koltuk meyhanesi vardı.

Gedikli meyhanelerine Abdülaziz devrinin (1861 – 1876) sonlarına doğru «selâtin meyhaneleri» denilmeye başlandı. Meyhanenin bir duvarı boyunca içlerinde çeşitli rakı ve şarap bulunan fıçılar veya küpler dizilirdi. Fıçı yerine sadece küp kullanan meyhaneler «küplü» diye anılırdı.

Zamanla eski tip meyhaneler ortadan kalkarak şekil ve karakter değiştirdi, çağın gereklerine uydu. İstanbul’dan başka öteki anadolu şehir ve kasabalarında Istanbul’dakilerini andırır meyhaneler açıldı.

Eskiden sadece rakı ve şarap içilirken, bira, votka, konyak v.d. de çok kullanılan içkiler arasına girdi. Eski uşakların, ateş oğlanlarının yerini garsonlar, komiler aldı Ayakçılara «tek tekçi» de denilmeye başlandı.

İstanbul’da son zamanlara kadar meyhane işletenlerin ve meyhane garsonlarının büyük bir kısmı rum asıllıydı. Sirkeci’de istasyon karşısındaki son tipik koltuk meyhanelerinden Yorgo 1971’de kapandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir