Osmanlıda Sosyal Devlet Anlayışı

 Osmanlı Sosyal Devlet Anlayışı Osmanlıda Sosyal Devlet,Sosyal kurumlar hayrat olarak yaptırıldı ve vakıf gelirleriyle yaşatıldı. Büyük camiler, çevrelerindeki mektep, medrese, imaret, dârüşşifa ve dükkânlarla (vakfa gelir sağlardı) bir külliye meydana getiren sosyal hizmet merkezleri niteliğindeydi.

 Osmanlıda İmaretler

Medrese öğrencileriyle yoksul halka yemek pişirilip yedirilen yerlerdi. İznik’te ilk osmanlı medresesesini kuran Orhan Gazi, medresenin yanına imaret de yaptırmıştı. İznik’te Çandarlı ailesi tarafından yaptırılmış üç imaret daha vardı.

Bursa’da ise Murad I, Bayezid I, Mehmed I, Murad II’nin imaretleri vardır. Bunlardan başka vezir, beylerbeyi v.b. devlet adamları tarafından yaptırılmış 20 imaret daha bulunmaktadır.

İstanbul’da 20 büyük imaret vardı. Fatih külliyesinin imaretinde cami, medrese, hastahane ve kütüphanenin görevlileri, medresenin öğrencileri, konuklar, yoksul halktan meydana gelen ve bin kişiyi aşan bir topluluk günde iki defa yemek yiyordu.

Sultan selim, Süleymaniye, Şehzade, Hamidiye (Sirkeci), Mihrima hsultan (Üsküdar), Atikalipaşa, Davut paşa imaretleri İstanbul’daki büyük imaretler arasında yer alıyordu.

İmparatorluğun çeşitli şehirlerinde bulunan büyük imaretler şunlardı: Bayezid II (Edirne, İstanbul, Amasya), Süleyman I (Şam, Konya, Kaıapınar, Manisa), Hafsa sultan (Manisa), Beyazıt paşa (Amasya), Çoban mustafa paşa (Gebze), Sokullu mehmet paşa (Havsa, Burgaz, Bosna -saray, Payas) imaretleri. İmaretlerin değirmenleri ve fodla (ekmek) pişirmek için fırınları da vardı.

İmaret binalarında yemek yenen büyük odalar, erzak ambarları, ocaklar, aşçılarla görevlilerin oturma ve yatma odaları bulunurdu, imaretlerde fodla, çorba, pilav, aşure, bazen de zirbaç adı verilen tatlı çıkarılırdı. Genellikle perşembe günleri zerde ve etli pilav verilirdi. İmaretler 6 nisan 1911’de kapatıldı; yoksullara Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından yemek verilmeye başlandı.

Osmanlıda Sosyal Devlet

  Osmanlıda Darüşşifalar

(Hastaların tedavi edildiği sağlık kurumları) tedaviyle birlikte tıp öğretimi de yapılırdı; bu kuramlarda, bulaşıcı hastalığı olanlar akıl hastalan ve kadınlar için ayrı daireler vardı. Osmanlılarda ilk dârüşşifa Bayezid I tarafından 1399’da Bursa’da yaptırıldı.
Bursa dârüşşifası’nın, o dönemde Bursa kadısı olan Molla Fenarî tarafından düzenlenen vakfiyesinden öğrenildiğine göre 12 odası vardı; başlıca görevlileri şunlardı: 1 başkâtip, 2 eczacı, hastalara ilâç veren 2 şerbetçi, aşçı, ekmekçi ve hademeler. Bayezid I, dârüşşifa için Mısır memlûk sultanı Meliküzzanir Berkuk’tan usta bir hekim istemiş, o da Şemseddin Sagır adlı hekimi yollamıştı.
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da Fatih külliyesi içinde yer alan dârüşşifasmda (1470), 15 hasta odası, 2 gusülhane, 2 hademe odası, 1 muayene ve çırak odasıyla eczane ve mescit vardı. 2 Hekim ve yardımcıları, 1 eczacı, 1 cerrah, 1 göz hekimi, hastabakıcılar ve diğer görevliler hastaların ayakta veya yatılı tedavisini yapıyordu. Bu dârüşşifa, İstanbul’da kurulan ilk türk tıp okulu niteliğini de taşıyordu.
Bayezid II’nin Edirne’de Tunca kenarında yaptırdığı (1487) dârüşşifada 3 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimiyle diğer görevliler çalışıyordu, öğretim kurumu niteliği de taşıyan Edime darüşşifası’nda özellikle akıl nastalanna haftada üç gün, 10 hanende ve sazende musiki eserleri dinletiyordu. Bayezid II zamanında Edirne’de Kirişhane mahallesinde bir de cüzam hastahanesi kuruldu. Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul’da Karacaahmet’te açılan (1514) ikinci cüzam hastahanesi (Miskinler tekkesi), Cumhuriyet devrine kadar çalıştı.
Süleyman I devrinde İstanbul’da sağlık kuramlarının sayısı arttı. Süleymaniye külliyesi içindeki dârüşşifa (1556), tıp medresesesiyle birarada çalışıyordu.
Süleymaniye dârüşşifası’nda 1 başhekim, 2 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimi, 1 eczacı, 2 eczacı kalfası, 4 şerbetçi, 1 kâtip, 1 vekilharç, 1 kilerci, okul hastaları ve diğerlerine bakan 4 kayyum, 2 çamaşırcı, 1 berber, 1 tellâk görevliydi. Süleyman I’in zevcesi Haseki Hurrem Sultanın Avratpazan’nda (bugün Haseki) yaptırdığı dârüşşifa (1550), Haseki hastahanesinin temeli oldu.
Süleyman I’in annesi Hafsa Sultan da 1554’te bir dârüşşifa yaptırdı. Murad III, veliahtlığı sırasında Manisa’da yaptırdığı cami ve medresenin yanına padişah olduktan sonra imaretle birlikte bir dârüşşifa ve annesi Nurbanu Sultan da Toptaşı dârüşşifası’nı (1583) yaptırdı. Ahmed I’in Sultanahmet camiiyle birlikte yaptırdığı dârüşşifası, 1617’de hizmete açıldı.

  Osmanlıda Tabhaneler

Yoksulların barınması için meydana getirilmiş hayır kuramlarıydı. Hastahanelerdera çıkan kimseler nekahat devrelerini burada geçirebilirdi. Taşradan şehirlere gelenler bir iş buluncaya kadar tabhaneler de kalırdı. İstanbul’da ilk tabhane Fatih imaretinin arkasına yapıldı. İstanbul’da yirmi kadar tabhane vardı. Hemen her büyük caminin yanında bir tabhane bulunurdu; buralarda kalanlara imaretlerden yiyecek çıkardı.

  Osmanlıda Kalenderhaneler

Şehirlere gelen yabancıların, gezginlerin ücretsiz olarak kaldıkları tekkelerdi; burada kalanlara ücretsiz yemek de verilirdi.

  Osmanlıda Kervansaraylar ve Hanlar

Uzun yollar üzerindeki durak yerleriyle şehir ve kasabalarda bulunan yolculara faydalı olma gayesi gözetilerek meydana getirilmiş kuruluşlardı. Yolcular hangi din ve mezhepten olursa olsunlar, hanlarda ve bunların büyükleri olan kervansaraylarda 3 gün ücret ödemeden kalırlardı. Kervansaraylar ve hanlar, genellikle bir büyük avlu ile avluyu çevreleyen iki katlı binadan meydana gelirdi.
Yol tarafına açılan büyük bir kapısı bulunur, kapıların iki yanında kahvehane ve nalbant dükkânıyla araba tamirhanesi yer alırdı. Yolcuların binek hayvanı, araba ve yükleri için ahırlar, depolar, ambarlar vardı. Odalarda soğuk mevsimlerde ocak yakılırdı. Büyük kervansaraylarda bir mescit de bulunurdu. Kervansaraylarda büyük bir güvenlik sağlanmıştı.
Akşamları davul çalınarak kapılar kapanır ve sabaha kadar kimsenin dışarıya çıkmasına izin verilmezdi. Ancak dışarıdan yolcu gelirse alınırdı. Sabahları yine davul çalınarak kapılar açılır, çıkan yolculara, mallarının ve eşyalarının tamam olup olmadığı sorulurdu. Eksik çıkarsa, aranır bulunurdu.
Tehlikeli bölgelerdeki han ve kervansarayların güvenliğini sağlamak amacıyla derbentçi teşkilâtı kurulmuştu. Çok geniş alanlara yayılmış olan ve bölgeleri arasında yoğun biı gidiş geliş hareketi görülen Osmanlı imparatorluğunda sayısız han ve kervansaray yapıldı.
Mimar Sinan’ın Lüleburgaz’daki 250 odalı kervansarayı (1564), İstanbul – İzmit yolu üzerindeki Çoban mustafa paşa kervansarayı, Edirne’de Ekmekçioğlu ahmet paşa kervansarayı (1609) bu kuruluşların ilgi çekici örneklerindendir.
Şehirlerde konaklamak için değil ticaret i-çin yapılmış hanlar da vardı. Bunlar da gelirleriyle hayır işlerine irat sağlandığı için sosyal kurumlar arasında yer alır. Mehmed I’in Yeşilcami’ye (Bursa) irat sağlamak için yaptırdığı 70 odalı ipek hanı, İstanbul’da Beyazıt camiine irat sağlayan Sırmakeş hanı bu tür hanlar
arasmda yer alır.

  Osmanlıda Kütüphaneler ve Kütüphanecilik

Genellikle medreseleri tamamlayıcı nitelikte kuruluşlardı. Müstakil olanları ve camilerin yanında vakıf olarak yaptırılanları vardı. Medrese öğrencileriyle halkın istifadesine açık ilk osmanlı kütüphanesi, Bursa’da Umur Beyin (öl. 1461) kurduğu kütüphanedir.
Mehmed II’nin Eyüp camii içinde kurduğu küçük kütüphaneden sonra Fatih külliyesi içinde zengin bir kütüphane kuruldu.
Cami ve türbelerin yanında kitap vakfıyla meydana getirilen başlıca kütüphaneler şunlardır: Kılıç ali paşa camimdeki (Tophane) kütüphane, Sokullu mehmet paşa türbesinde (Eyüp) Esmehan Sultanın, Fatih camiinde Füzeyi Efendinin, Eyüp camimde Hoca Sadeddin Efendinin vakfettiği kitaplarla kurulan kütüphaneler v.d. Cami, medrese, imaretle birlikte yaptırılan kütüphaneler arasında Nur banu Sultanın Toptası’ndaki (Üsküdar), Hadım hafız Ahmed Paşanın Karaman semtindeki (Fatih) kütüphaneleri zengin kitaplıklardır.
Edirne’de Selimiye kütüphanesi, Tire’de Necippaşa kütüphanesi, İstanbul’da Köprülü, Mahmutpaşa, Beyazıt, Süleymaniye, Ahmet III (Topkapı sarayı), Ayasofya, Şemsipaşa, Ragıppaşa, Hüsrev paşa, Atıf efendi, Murat molla, Nuru osmaniye kütüphaneleri v.d. umumî kütüphanelerin en zenginlerindendi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir