Romantizm Akımı | Ansiklopedik Bilgi |

Romantizm akımı özellikleri,Romantizm akımı temsilcileri,Romantizm akımı sanatçıları,Romantizm akımı ne zaman başladı,Romantizm akımını benimsemiş sanatçılar,Romantizm Akımı Daha XVII. yy. sonunda ingilizcede «romance’a ilişkin» anlamında kullanılan romantik sıfatı, XVIII. yy.dan itibaren gene ingiltere’de «Ortaçağa ilişkin» gotik (klasik, «Eskiçağa ilişkin» anlamlarına karşıt olarak) anlamında kullanılmaya başladı.

Almancaya giren kelime, Herder tarafından «Ortaçağa ilişkin» anlamında kullanıldı ve yeni bir kültür için yapılan mücadelenin sembolü oldu.

Bununla birlikte, karmaşıklığı ve kapsadığı sürenin uzunluğu yüzünden, romantizm teriminin anlamını kısa bir tanıma sığdırmak, zevk, duygu ve düşünce eğilimlerini belirtmek mümkün değildir, öte yandan, hareketin zaman bakımından sınırlarını kesinlikle belirlemenin güçlüğü, daha önce yapılan birtakım hazırlıkların fark edilmesi ve romantik zevk ve anlayışın sürüp gitmesi «preromantizm», «protoromantizm», «geç romantizm», «dekadan romantizm» gibi kavramların doğmasına yol açtı.

Croce ile birlikte, edebi akademiciliğe ve aydınlatmacı dönemi hakimiyeti altına alan felsefî anlıkçılığa meşru ve yararlı bir karşı çıkış olan «teorik romantizm»i duygusal ve ahlâkî (bu sonuncusu olumsuz olarak tanımlanır) romantizmden ayırt etmek, bu konuyle ilgili terimlere kesinlikten çok bulanıklık getirir.

Yeni bir insan ve yeni bir dünya anlayışını ortaya koyan romantik «historisizm»in karşısına aydınlatmacı «akılcılık»ı koymak, romantizmi XVIII. yy. kültürünün meşru mirasçısı haline getiren ve tarihi araştırmalara (Hume, Robertson, Gibbon) karşı duyulan büyük tutkuyu gözler önüne seren temel unsurları daha da kaypak yapar.

Şüphesiz, geçmişin değerlendirilmesi ve geleneklere bağlılık, halkın eski ve unutulmuş bir bilginin mirasçısı olduğunu fark etmesi, duyguların akla karşı üstünlük kazanması, dini değerlerin keşfi, soğuk ve güçsüz anlıkçılığın yerine «olağanüstünün yüceltilmesi, bir aydınlatma olarak ele alınan şiirin, kuru ve kısır nesrin akılcılığına üstünlük kazanması, romantizme basitleştirici bir nitelik veren düşünce ve ahlâk davranışlarıdır.

Ama «yeni hayat anlayışı»nın çelişkili davranışlardan meydana geldiğini de unutmamak gerekir; bu davranışlarda geçmiş ve bugün, yenileniş ve evrim, ölüm melankolisi ve yaşama aşkı, geleceğe dönük ütopyacılık ve eski zamanlara (barbarların, Gaellerin, Germenlerin yaşadığı dönemlere ve özellikle Ortaçağa) özlem, edebiyatçının toplumdaki görevleri ve soylu sınıfının halktan kopuşu ve halkı hor görüş, geçici ve karmaşık bir denge içinde ve iç içedir.

Süreklilik ve karşıtlık ile «aydınlık çağı» arasındaki ilişki, romantik zevk ve ideolojinin birçok belirtisinde kendini gösterir.

Katolik dini değerlerine yeniden duyulan saygı, gerici bir nitelik kazanabilirdi.

Ama bu kaynaktan, ilhamını Kutsal Kitap’tan alan demokrasi ve eşitlik taraftarı bir eğilim çıktı.

Büyük katolik romantikler arasında Manzoni, Chateaubriand, Lamennais sayılabilir.

Edebiyat ve sanat zevki alanında, fransız geleneğinin estetik akılcılığı ve yeni-klasik akımın soğukluğu, yerini serbest fanteziye, aklın denetiminden sıyrılan duyguya ve doğal yeteneklere bıraktı.

Vergilius ve Petrarca’nın titizliğinden çok, Homeros ve Dante’nin fantastik yanına önem verildi.

Klasik fransız tiyatrosunun şaheserlerindeki tipler, Shakespeare’in, «büyük yüzyıl» ispanyol yazarlarının eserlerindeki hayat dolu tipler yanında cansız ve sönük görünmeye başladı.

Mitolojiden basmakalıp bir şekilde yararlanma, halka ve geleneklerine yabancı ve günlük gerçeklere sırtını çevirmiş bir edebiyat ve sanatın en kötü özelliği olarak kabul edildi.

Fantezi ve duygu estetiği daha önce Shaftesbury, Lessing ve Diderot’da birer teori niteliği kazanmıştı, fakat Vico’nun dâhice sezgilerine ulaşamadı. Hayatı yansıtan, bir ölçüde halka dönük modern bir edebiyatın gerekliliği, XVIII. yy. Avrupası’nın kültür çevrelerinde uzun uzun tartışıldı.

Homeros, Dante ve Shakespeare, İtalya’da Gravina ve Baretti, Fransa’da ise Voltaire tarafından yeniden keşfedildi, öte yandan, Rousseau da tabiata ve duyguya başvurarak, iç dünyaya döndü ve itiraf edilemeyecek şeyleri dile getirmenin yolunu buldu.

Bununla birlikte, gerçek romantizm sayesinde bütün bu öncüler ve isimleri sıralanabilecek daha birçok başka yazar, yepyeni bir yankı yarattılar.

Yeni duyuş şekli, medeniyetin bütün biçim ve belirtilerini (siyaset, felsefe, ahlâki hayat, adet v.b.) etkiler ve kapsarsa da, başlangıçta bir zevk ve duygu değişikliği olarak ortaya çıkar.

Bu bakımdan, romantik devrimin başlangıç tarihi, Avrupa’nın kültürce gelişmiş bütün ülkelerinde bir edebi­yat olayı olarak kabul edilebilir: Alman­ya’da Schlegel kardeşler tarafından Athenaeum adlı derginin kurulması (1798); İngiltere’de W. Wordsworth ve S. T. Coleridge’in Lirik Baladlar’inin yayımlanması; Fransa’da Schlegel’in Tiyatro Edebiyatı Dersleri’nın Fransızcaya çevrilmesi (1813); italya’da, 1816’da Madame de Staelin Biblioteca İtaliana’da çıkan Sur l’Utilite de la Traduction (Tercümenin Yararı Üstüne) adlı makalesinin yol açtığı tartışmalar.

Almanya

Romantizmin en önemli merkezi Almanya’dır. Bu akım, Avrupa’nın öbür ülkelerine Almanya’dan yayıldı. Alman romantizmi Bodmer ile Breitingeı’in fransız klasisizmine karşı giriştikleri polemik ve ortaçağ alman şiirinin büyüklüğünü savunmalarıyla başladı.

Dini spiritüalizmin etkisinden kurtulamayan Klopstock, kuralların bütün engelleriyici etkisinden kurtulmuş şiiri, «duygunun akışı» diye niteledi.

Klopstock’a göre kurallar, artık bu akışı engellememeliydi.

Lessing, Laocoon’da, gözlemlenen gerçeğin tasvirinden öteye gidemeyen klasik şiirin kuruluğunu ispatladı.

Daha sonra, «Sturm und Drang»ın izleyicileri, şiirde ve hayat programlarında romantizmin bazı temel unsurlarını belirlediler.

Almanya, İngiltere’den Gray’in ölüm şiirini, Macpherson’un serbest düşünce tarzı aracılığıyla kelt ozanlarının epik şiirini ve Percy’nin derlediği halk baladlarını aldı.

Rousseau’nun eserleri duyguya, tutkulara ve içtenliğe ayrıcalık kazandırdı. Gene Almanya’da, filozof Hamann, iman ile şiirin katı akla üstünlüğünü savundu.

Genç «Stürmer»ler, birtakım önyargı ve bağların etkisinde kalmayan bir hayat ülküsü ile yeni bir sanat anlayışı ortaya attılar.

Bu sanatta «yetenek», kendi hürriyetinden başka güç tanımıyordu.

Yeni akım, böylece bazen nesre, bazen tumturaklı şiire veya tabiatçı bir vitalizme yöneldi.

Daha sonra Herder, şiirin, halkın ruhunu dile getirmesi gerektiğini savundu.

Goethe, «ben» ile dünya arasında üstün bir uyuma ulaşarak ve yeni bir klasisizm yaratarak gençliğin isyanını dile getirdi.

Kant sonrası felsefe, «ben»’in sonsuz hürriyet kavramını organik ve karmaşık bir dünya görüşü içinde ele aldı.

Fransız devrimine duyulan ilk aşırı hayranlıklardan sonra siyasi tutku, çoğunlukla yerini «iç hürriyet»i savunma çabasına bıraktı.

Sonsuzluğun tanığı ve temsilcisi olan romantik yazar, hayatının her saniyesini evrensel sır ve ilişkileri yansıtan bir düğüm noktası olarak görür oldu.

Bu görüşün ışığı altında «ben»in gerçekleşmesi kısmi ve geçici olmakta ve şair, kendi yarattıklarından koparak onları aşmaktadır.

İlk gerçek romantik okulu (Jena okulu) meydana getiren Novalis, Tieck, Schlegel kardeşler, Schleiermacher, Schelling v.d. edebiyatçı, şair ve filozoflar bu yönde çaba gösterdiler. özellikle Brentano, Arnim, Grimm kardeşler, Chamisso,

H. von Kleist. E.T.A. Hoffmann ve Eichendorff tarafından temsil edilen «ikinci romantik okul»un başlıca özelliği olan geleneksel estetikçi anlayış, eski germen dinî hayatını canlandırmaya, Volksgeist («halkın ruhu») mitosunu değerlendirmeye ve medeniyetin esrarlı yaratıcı gücüne önem verdi.

Uhland ve Mörike ile romantizm, münzevî entimizme ve melankolik bir kopuşa dayanan bir şiire yöneldi ve akım bu şekilde son buldu. «Genç Almanya» hareketi (H. Heine [1797-1856] bu hareketin öncülerinden biridir), giderek artan bir bilinçle liberal amaçlarını ve estetik görüşünü büyüsü bozulmuş bir gerçekçiliğe dayandırdı ve romantik akımın olağanüstü unsurlarını sıkı sıkıya muhafaza etti.

İngiltere

İngiliz romantizmi, bir yandan alman romantizminin ilkelerini (özellikle Coleridge ve Cariyle ile) benimserken, öte yandan, tipik katkılarıyla (ölüm şiiri [Young, Blair, Grayj, Ossian’ın şiirlerindeki epik ilkellik, egzotizm zevki, hayat ve şiirin birliği konusundaki Byron’ın verdiği yüce örnek) Avrupa’da romantik akımı etkiledi.

Şiirleri, olağanüstü deneylere verdiği önem (büyü, okültizm, siniya v.b.), Akdeniz’in egzotik büyüsü içinde geçen hayatı, vakit­siz ve esrarlı bir şekilde ölümüyle Shelley de, Byron gibi, olağanüstü bir masal kahra­manıdır.

Byron ve Shelley’in eser verdik­leri 1810-1820 yılları arasında, Yunanistan’ın ve güzelliğin şairi J. Keats’in kişiliği geliş­ti. Byron’ın dostu T. Moore, iris Melodie (İrlanda Melodileri) [1808-1834] ile büyük ün kazandı ve İrlanda’nın en büyük lirik şairi sayıldı.

Tarihi roman, romantik bir edebiyat türü olarak W. Scott ile başladı.

Romantik unsurlar Victoria devri idealizmini de etkiledi, Stevenson ve Conrad’a kadar etkilerini sürdürdü.

Fransa

Madame de Stael’in Almanya Üstüne (De l’Allemagne) adlı eserinin yayımlanması (1810), bir «kuzey mitosu»nun doğmasına, Almanya’nın bir kültür merkezi olarak tanınmasına yol açtı. F. W. Schlegel’in Dram Edebiyatı Dersleri’nin yayımlanması (1813), Fransa’da, özellikle edebiyat alanında, romantik zevkin oluşmasında önemli rol oynadı.

Ama romantik devrimin hemen bütün temaları fransız kültüründe birbirinden bağımsız olarak gelişmişti: duygu ve tabiata öncelik tanıma (Rousseau), sanat ve hayatın birliği (Diderot), milli hayatı yansıtan edebiyat (Stael’in denemesi De la Litterature Consideree dans ses Rapports avec les İnstitutions Sociales [Sosyal Kurumlarla İlişkisi Açısından Edebiyat], 1800’de yaımlandı).

Öte yandan Devrim ve İmparatorluk, siyasi düzenle birlikte edebiyat geleneğini de alt üst etti ve bir buhrana yol açtı: Chateaubriand gibi göç eden ve Stael gibi sürgüne gönderilenler yalnız çeşitli kültürleri tanımakla kalmadılar, aynı zamanda, ülkelerinden kopmanın etkisiyle kendi içlerine kapandılar ve «mal du siecle» deneyinin zevk ve acılarını tattılar.

Chateaubriand’ın Genie du Christianisme (Hıristiyanlığın özü) adlı eseri, edebiyat temalarının (Hıristiyanlık, tarih, vatan, büyük egzotik kültür) eşsiz verimliliğini ortaya koyarak klasik şiir anlayışını ve Voltaire’in düşüncesini kesin olarak çürüttü.

Milli yaşayış şekliyle kültürün birliği meselesi fransız romantizminde de devrin büyük siyasi meselelerini (de Maîstre’in dini gericiliği, Saint-Simon’un ortaya attığı toplumsal dirilme projeleri v.b.) belirlemeğe çalışan bir düşünce akımı haline geldi. «Büyük devrimin mirası, fransız romantik ruhu için geri tepilecek bir miras değildi.

Halk yaratıcı gücünü ispatlamış ve bunu serbestçe kullanmaya devam etmek hakkını almıştı.

Romantik tarihçiler (Michelet gibi) Volksgeist mitosunu milli tarihin ilk gerçek öncüsü ve en önemli etkeni olarak kabul ettiler. V. Hugo, hiç değilse kişiliğinin bazı göz kamaştırıcı yanlarıyla engin ilhamlı şair örneğini verdi. «Romantik mücadele», 1820-1830 arasında, hürriyet savaşından önce başladı veya bu savaşla aynı anda yapıldı: Cromwell adlı piyesin önsözü; V. Hugo’nun hazırladığı yeni romantik tiyatronun bildirgesi (1827); «Temmuz devrimi» ile aynı yıl (1830) yayımlanan Hernani’nin önsözü («romantizm, edebiyatta liberalizmdir»).

Bununla birlikte, boş bir umut ve hayat duygusu, idealin ulaşılmazlığı, fransız romantik şiirinin temel konularıydı (Lamartine, Vigny, Musset, Hugo v.d.).

İçine kapanma ve kendi ruhuyla başkalarının ruhlarını tahlil etme, köklü bir gelenek sayesinde, akılcı bir açıklıkla gerçekleşti (Sainte-Beuve).

Louis Philippe’in tahta çıkışından sonra romantizm, bir yandan «burjuva monarşisi»ne karşı çıkan bir edebiyat olarak kendini kabul ettirdi ve öte yandan şiir, tiyatro ve nesirde en parlak devrine ulaştı.

Scott tarzı tarihi roman akımının (Vigny’nin Cing-Mars’ı [Beş Mart], Hugo’nun Nötre Dame’ın Kamburu [Nötre Dame de Paris] adlı eseri, Dumas pere’in romanları) yanı sıra Stendhal ve Balzac’ın büyük romanları yayımlandı.

1848’den sonra, romantizmi niteleyen siya­sî ve sosyal alandaki yenilenme ümitlerinin sönmesi (ki romantizm az çok bu umutlar demekti), bu akımın düşünce ve edebiyat hareketi olarak da buhran dönemine girmesine yol açtı.

İtalya

Romantik dugu ve düşünce, Vico’nun estetik ve felsefesinde sezgi halinde bulunmaktaydı ve Scienza Nouva’nın (Yeni Bilim) XIX. yy. ilkeleri açısından okunup yorumlanması bir raslantı değildi, öte yandan, klasik geleneğe bağlılık, italyan kültür tarihinin değişmez bir özelliği olarak kaldı.

Foscolo ve Leopardi’nin çok özel durumu böyle bir atmosferin ürünüdür.

Stael’in Sur l’Utilite de la Traduction (Tercümenin Yararı üstüne) adlı makalesinin yayımlanmasıyle (1816) başlayan polemik, Berchet’nin Lettera Semiseria di Crisostomo (Crisostomo’nun Yarı Ciddî Mektubu) [1816] adlı eseriyle omantik görüş açısından en inandırıcı şekle ulaştı.

Romantik grubun ya­yım organı, Silvio Pellico’nun başyazarlığını yaptığı İl Concilîatore idi (1818-1819).

Tartışma, Giordani ve Monti gibi usta klasiklerin uzlaşmaya yanaşmamaları yüzünden sürdü: Monti’nin Sermone Sulla Mitologia’sı (Mitoloji Üstüne öğüt) [1825] romantizm aleyhtarı gerçek bir bildiri oldu.

Bununla birlikte, yabancı romantik yazarların (Stael, Sismondi, Schlegel kardeşler, Byron, Scott, Chateaubriand v.b.) tanınması, yeni duygu ve ahlâk dünyasının denenmesi ve yenilik için gösterilen içten çaba, başlangıçta şiir ve düşünce alanında önemli sonuçlar doğurmadı.

Tenkit tartışmaları daha çok ikinci derecede önemli meseleler düzeyinde kaldı.

Yalnız Manzoni ve De Sanctis ile romantizm İtalya’da bağımsız ve gerçekten yenilikçi bir hazırlık evresine kavuştu.

Manzoni, romanları dışında, şiirin gerçekliği ve dil üstüne teorik yazılar yazdı.

De Sanctis, bir halkın ruhsal hayatını ve ideallerini edebiyat tarihi içinde ele alan bir anlayış getirdi (modern estetiğin temel bölümü).

Romantizm, Mazzini’nin halk mitosundan baş­layarak, Gioberti’nin Yeni-Guelfi’ciliğine varıncaya kadar çeşitli doktrinlerin ortaya çıkışı ile risorgimento ideolojisine malzeme sağladı.

Romantik yazarlar, hayal ve yergi (Berchet, Prati, G’iusti v.b.), hamasi şiirler (Berchet, Poerio, Tommaseo, Mameli, Giusti, Rossetti, Aleardi, Prati v.d.), tiyatro eserleri (Pellico, Niccolini v.d.), tarihi araştırmalar (Colletta, Balbo, Troya, Capponi, Tommaseo, Cantir, Amari v.d.) ve avrupa düşünce hareketini milli gelenekle bağdaştırarak felsefe ve pedagoji incelemelerine getirdikleri yenilik ile (Rosmini, Gioberti, Cattaneo, Capponi, Lambruschini v.d.), risorgimento mücadelesine katıldılar, öte yandan, XVIII. yy.daki yenilikçi düşünce hareketini sürdüren ve derinleştiren bir gerçekçiliğin gerekliliği, Porta ve Belli’nin lehçesel şiirinde çok orijinal bir şekilde ortaya çıktı.

Türkiye

Fransız edebiyatını örnek tutan tanzimat şair ve yazarları romantizmin geniş ölçüde etkisinde kaldı.

Romantizmin temsilcilerinden Victor Hugo, Lamartine, Alfred de Musset gibi yazarların eserleri Türkçeye çevrildi.

Bu akımın hürriyet düşüncesine, toplumculuk anlayışına ve siyasi eyleme yönelen nitelikleri tanzimat yazarları için çekici oldu.

Romantizmin geniş hayallere, milli ruha, tabiat duygusuna bağlı coşkunluğu Namık Kemal, Ahmed Midhat, Abdülhak Hâmid, Recaizade Ekrem’in eserleri etkiledi.

Halit Ziya Uşaklıgil, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi gerçekçiliğe yönelmiş yazarların eserlerinde de romantizmin özellikleri yer aldı.

İspanya

Slav ülkeleri, iskandinav ülkeleri. Avrupa’ya yayılan düşünceler, ispanya’ya, özellikle 1820 devrimi sürgünlerinin ülkeye dönmesinden (1833) sonra yayıldı ve edebiyat alanına canlılık getirdi.

En çok hayranlık duyulan ve örnek alman yazar V. Hugo idi, tiyatro eserleri dışında, efsane ve baladlar yazarı Zorrilla, bir ölçüde V. Hugo ile karşılaştırılabilir.

Romantizm, slav halklarının (özellikle Çekler ve Polonyalılar) millet haline gelmesine öncülük etti.

Rusya’da yenilik hareketi, Napolyon’a karşı kazanılan zaferden sonra ve Batı ile kurulan sıkı ilişkiler sayesinde daha da hızlandı ve Puşkin’in usta şiirlerinde en yüksek noktasına ulaştı, İskandinav ülkelerinde romantik akım Danimarka’da başladı, oradan İsveç ile Norveç’e yayıldı.

Alman romantizminin etkisiyle, milli gelenekler önem kazandı.

Eski kuzey mitolojisine ve romantik akımın üç ana unsuruna (halk, duygu, tabiat) karşı ilgi başladı.

Tarihçi ve din reformcusu N. Grundtvig, halk üniversitelerini kurarak danimarka toplum ve halk hayatının gelişmesine önayak oldu.

Andersen’in masalları, romantik zevkin yayıldığı topraklar üzerinde hayali ve olağanüstü unsurların ürünü olarak ortaya çıktı.

Din anlayışında değişiklik, Kierkegaard’m güçlü felsefî kişiliğini oluşturdu; Kierkegaard’ın düşünceleri, XX. yy. felsefesini büyük ölçüde etkiledi ve Romantizmin tarihi sınırlarını aştı.

Bir cevap yazın