Samarra Şehri

Samarra Şehri Irak’ta şehir. Dicle nehrinin sağ kıyısında Bağdat’ın 70 mil kuzeyinde yer alır. 836’da abbasi halifesi Mutasım’ın (833-842) türk generali Eşnas tarafından halifeye ve ücretli türk ordusuna yeni bir yerleşme merkezi sağlamak için kuruldu. Şehrin bulunduğu yer aslında tarihöncesi devirlerden beri yerleşme merkezi olarak kullanılmıştı.

Müslümanlık öncesi döneminden kalma Samerra adını halifeler, bastırdıkları madeni paraların üzerinde Surre men rea (gören hayran kalır) şeklinde yorumlamışlardı. 836-892 Arasında burada sekiz abbasi halifesi hüküm sürdü. Bugün şehirden geniş bir alana yayılmış yıkıntılar kalmıştır.

Alman arkeologlarından Friedrich Sarre ve Emst Herzfeld (1911-1913) yaptıkları kazılarda pek çok eski eser meydana çıkardılar. O dönemin sanatı hakkında bildiklerimiz geniş çapta bu buluntulara dayanmaktadır.

Müslümanların kurduğu en büyük şehirlerden biri olan Samerra’da pek çok saray vardı. Yalnız halife Mütevekkil’in (hük. 847-861), 24 saray yaptırdığı söylenir. Ayrıca, şehirde birçok da büyük ev, konak, hamam, cami, askeri depo, dükkan, atelye, ahır, cezaevi ve han vardı. En önemli yapılar halifelerin oturduğu büyük saraylar; Mutasım tarafından Dicle üzerinde yaptırılan Cevsakul Hakani sarayı, Mütevekkil’in yaptırdığı Belkuvara sarayı, Büyükcamii ve aynı halifenin Samerra’nın kuzeyinde yeni kurduğu Caferiye şehrinde yaptırdığı Ebu Dulaf camii’dir.
Cevsakul Hakani’den yalnız Babul Amme kalmıştır.

Bu, halifenin dairesinin girişindeki üç sıra kemerli eyvan kapısıdır. Dicle’nin yüksekçe bir kıyısında yer alır, kapıdan basamaklarla çok büyük bir havuza inilir. Bu muazzam sarayın planını, Herzfeld, kazılar sırasında ortaya çıkardı. Bir modeli Bağdat müzesinde bulunmaktadır.

Dünyanın en ünlü anıtsal mimari örneklerinden biridir. Bir eksen çevresinde birçok toplantı odası, eyvan, baklava-kemerli daireler, haç biçiminde kubbesi olan bir taht salonu yer alır. Ayrıca bu yapının çevresinde pek çok küçük yapı ya da yapı kümesi vardır. Mütevekkil’in Büyükcami’i 846 ile 852 arasında yapıldı. Çok büyük bir dikdörtgen şeklindedir (784’e 512 ayak). Caminin yalnız 8,75 ayak kalınlığındaki pişmiş tuğladan yapılma çıplak duvarları kalmıştır. iç bölmeler ve hepsi de mermer sütunlar üzerinde duran tavanlar tümüyle yok olmuştur.

Tek bozulmadan kalan Melviye adlı minaredir. Minare caminin kuzey duvarının 89 ayak ötesinde yer alır. 175 Ayak yüksekliğinde bir kule olan minarenin tepesine dışarıdan dolanan bir merdivenle çıkılır. 859-861’de yapılan Ebu Dulaf camii de aynı ilkelere dayanır. Yalnız mermer sütunların yerini tuğla sütunlar almıştır. Ayrıca boyut bakımından biraz daha ufaktır (içeride 699’a 443 ayak). Minaresi ise Melviye örnek alınarak yapılmıştır.

Sarayların ve evlerin çoğu kabartma ya da dökme alçı levhalarla süslenmiştir. Bunlarda üç üslûp ayırt edilebilir: A üslûbu (Herzfeld’e göre III. üslûp), abbasi öncesi geç klasik geleneğini sürdürür. Üzüm yaprakları ve salkımlar, dörtgen veya çok köşeli helezonlardan meydana gelen kabartmalar, duvardaki dikdörtgen veya çok köşeli alçı panoları süsler. B üslûbunda (Herzfeld’e göre II. üslûp) daha natüralist olan A üslûbuyla, çiçeklerin üslûplaştırılmasıyla ortaya çıkan soyut veya yarı soyut biçimlerin bağdaştrıldığı görülür. Ayrıca A üslûbunda olduğu gibi kazıma metoduyla değil, dökme metoduyla çalışılmıştır.

C üslûbu (Herzfeld’e göre I. üslûp) tamamen soyuttur. Bazı eğrilerden meydana gelen iç içe örnekler, dayandıkları eski bitki ve çiçek örneklerinden hemen tamamen soyutlanmışlardır. Bu üslûpta da, döküm metoduyla çalışılmıştır. Büyük panolar halinde hazırlanan süslemeler her halde kuruduktan sonra duvarlara asılmıştır. A üslûbunda (derinlemesine kazıldığından) güçlü bir ışık-gölge karşıtlığı hakimdir.

B üslûbunda bu karşıtlık azalmakta, yüzey yassılaşmaktadır. C üslûbu ise; (tamamen dökme olduğundan ve yüzeye hiç doknulmadığından) ışık-gölge karşıtlığı tamamen kaybolmaktadır. Ayrıca Samerra’da ve yakınındaki Tekrit’te C üslûbunun – örnekleriyle işlenmiş tahta panolar bulunmuştun Bunların kapı kaplaması olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Çok çeşitli örneklerle süslü ve başka tekniklerle yapılmış birçok çömlek de bulunmuştur. Bunların en önemlileri dökme tekniğiyle yapılmış, üzerlerinde küçük kurdele ve çiçek örneklerinin birbirine karıştığı kabartmalar bulunanlardır. Ayrıca, beyaz sırla kaplanmış, üzerinde kobalt mavisi küçük yazılar bulunan kenarları yeşil sırlı kaplar da bulunmuştur.

Bunlar doğrudan doğruya çin tang çömleklerinin taklididir. Ayrıca kobalt mavisi yaprak, kurdele ve ağaçlarla süslü, beyaz sırlı kaplar, açık renk bir zemin üzerine çeşitli kahverengi Ye sarı tonlarla veya açık bir kırmızı üzerine san ve eflatunla boyanmış parlak kaplar da buluntular arasında yer alır. Bu son teknik, çinilere de uygulanmıştır. Yalnız bugüne ancak küçük çini parçalan ulaşabBilimselştir.

Samerralı sanatçıların sanata en büyük katkısı duvar resmi alanında olmuştu. Gerek evlerde gerek saraylarda bu resimler büyük duvarları süslüyordu. Günümüze, ancak bazı parçalar kaldığı belli birtakım resimleri yeniden düzenlemek mümkün oldu. Bu resimlerde başlıca konular, dansözler, hayvanlarla insanlar arasındaki savaş sahneleri ve hayvanlardır. Ayrıca Cevsak sarayının hareminde, helezoni yapraklar, birbiri içine geçen kadehler, hayvan ve insan figürlerinden meydana gelmiş çok değerli bir resim vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir