Sanduka

Sanduka (ar. şandük’tan sanduka). Mezarın üzerine yerleştirBilimselş tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık: Türbedar, menekşe tarlalarını, içerdeki bakımlı, itinalı sandukaları gezdiriyor (N. Araz). Yavaşçacık seccadeleri topladı, bunları beygirin üzerine çul vurur gibi sandukanın sırtına örttü (Ömer Seyfeddin).

Küçük sandık.

—Anat. Esk. Sandukai tabi, orta kulak.

—Din. Müslümanlıkta daha çok seçkin kişilerini (ermiş, padişah, bilgin, kumandan v.b.) asıl mezannın üzerine konan sembolik tabut.

Hıristiyanlıkta azizlere ait kutsal eşyanın saklandığı sandık.

İslam dininin başlangıç yıllarında, ölülerin bir mahfaza içine konması, mezarlara sanduka yapılması geleneği yoktu. Hz. Muhammed, müslüman ölülerinin toprağa gömülmesini, mezarların düz olmasını, ancak kolay seçilebilmeleri için, üzerlerine mezat taşları dizilmesini yeterli görüyordu.

İslam dinine göre toprak, kutsal bir nitelik taşıdığı için, ölünün bir an önce toprağa karışması, yaratıldığı öze dönmesi gerekliydi.

Ancak, Emeviler ve Abbasiler çağında, İslam ülkelerinde de büyük, gösterişli, süslü, sandukalı mezarlar yapılmaya başlandı, önce ölülerin kısa zamanda çürümesini önlemek için ağaçtan tabutlar içine konma geleneği doğdu. Bu gelenek eski mısır ve mezopotamya dinlerinden geliyordu.

O dinlerde, ölülerin öteki dünyada yaşadıklarına, ruhların bir süre sonra tekrar bedene döneceklerine inanıldığı için, bedenin çürümesine engel olmak amacıyla birtakım işlemlere girişilirdi.

Taştan tabutlar, oda mezarlar, mumyalar bu yüzden yapılırdı. Emevi ve Abbasiler, özellikle zenginler, devlet büyükleri bu geleneği benimsedi.

Taş mezarlar, oda mezarlar, sandukalar yapmına gidildi. İlk sandukalar, mısır ve mezopotamya dinlerinin etkisiyle taştan, taşın olmadığı yerde kelin ağaçtan yapılırdı, ölü, küçük bir oda niteliği taşıyan sandukanın içine konur, sanduka bir bölümü toprakta, bir bölümü dışarıda kalmak üzere gömülürdü.

Sandukanın tabanı toprağın içinde, çatısı dışta kalırdı. XIII. yy. sonlarına kadar, ölülerin doğrudan doğruya sanduka içine konması geleneği sürdü.

Sandukanın dışında kalan bölümün baş ve ayak taraflarına yazılı levhalar asılır, ölünün kimliği, kişiliği belirtilir, bazen Kur’an’dan ayetlerle sandukanın çevresi süslenirdi.

Zamanla bu gelenek değişti ve ölü, toprağa gömülerek sanduka dışta, mezarın üzerinde bırakıldı. Sanduka, mezarın ana bölümünden ayrı, mezarın üzerinde bir çatı niteliği kazandı.

Taştan veya tahtadan tabuta konan ölü, toprağa gömülüyor, tabutun bir veya bir buçuk metre kadar yükseğinde olmak üzere sanduka yapılıyordu, ölü sandukanın içinde değildi, ölü ile sanduka arasında bir veya bir buçuk metrelik bir aralık vardı.

İslam ülkelerinde sandukalar daha çok dayanıklı ağaçlardan yapılıyordu. Sanduka yapımında, çevrenin bitki örtüsüne göre, ceviz, gürgen, meşe, çam ağaçları kullanılırdı. Sandukaların çatıları genellikle bir üçgen kenarı biçimindeydi.

Çatanın altı, sandukanın gövdesi dikdörtgen pirizmaydı. önce mezar yapılır, mezarın üzeri taş veya ağaçla kapatılır, daha üzerine toprak örtülür, sonra sanduka yerleştirilirdi. Sandukaların üzerine, ölünün mali durumuna göre, kumaş, keten veya pamuk örtüler örtülürdü.

Sandukaların işlemeli, oymalı, sedef kakmalı, çevresi altın veya gümüşten çekBilimselş kumaş sırmalı, parmaklıklı, çatısı yer yer çeşitli madenlerle kaplamalı türleri vardı.

Sandukanın gövdesine, çatışma yazı yazmak geleneği yoktu. Zamanla sandukaların baş taraflarına, ölünün mesleğini, inancını belirten işaretler konulmaya başlandı. Bu işaretler sarık veya kavuk olurdu.

Sarık veya kavuk, sanduka sahibinin yaşarken kullandığı türdendi, özellikle tarikatçılar, Bilimselye sınıfından olanlar, devlet büyükleri için yaşarken giydikleri kavuk ve sarıkların sandukalarının başına konması geleneği doğdu.

Sarıklar, tarikat ve mezhebe göre değiştiği için, sandukanın altında yatanın manevi kişiliğini, inancını kolayca belirtirdi.

Sandukalar açıkta bırakılmaz, genellikle üzerlerine çatı çekilir veya türbe yapılırdı. Bazen bir türbede birden fazla sanduka bulunurdu. Tekkelerde, cami hazirelerinde yapılan türbelerde genellikle sandukalı mezarlar bulunurdu.

Sultan, şehzade, vezir, saray kadınları için yapılan türbelerin çoğunda sandukalı mezarlar vardır. Selçuklulardan başlayarak, XX. yy. başlarına kadar bütün hanedan ve sultanlar için türbeler içlerinde sandukalı mezarlar yapıldı.

Padişahlar arasında sandukasız, türbesiz kimse yoktur. Zamanla, sandukaların gövdeline yazı yazma, yazıyı bir süs aracı olarak kullanma geleneği doğdu, özellikle tarikat ulularının sandukalarını yazı motifleriyle, ayetlerle, şiirlerle süsleme geleneği yaygınlaştı.

Anadolu’da, özellikle tarikatlar arasında, en ünlü sanduka Mevlana’nın babası, sultanü’l ulema Bahaeddin Veled’in sandukasıdır. Biraz yüksek ve baş tarafı kalkık olan bu sanduka için, mevleviler arasında birtakım efsaneler dolaşır.

Mevlana sırlanırken (teçhiz tekvin), oğ-lunun_ manevi büyüklüğü, mana aleminde ulaştığı yüksek aşama dolayısıyla Bahaeddin Veled, sandukasıyla mezarından kalk mış, oğlunu karşılamağa gelmiş, o zamandan beri, onun sandukası oğluna duyduğu saygıdan dolayı ayağa kalkmış durumdaymış.

Bu efsane, Bahaeddin Veled’in sandukasının baş tarafından ayağa kalkmış gibi yüksek ve dik olması yüzünden türetildi.
Sanduka yapma geleneği, bugün de vardır. Ancak, eskisi kadar yaygın değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir