Sansür Nedir? Neden Uygulanır

Sansür Nedir? Neden Uygulanır (fr. censure). Her türlü yayının (özellikle basın organlarının), sinema ve tiyatro eserlerinin hükümetçe önceden denetlenmesi işi; yayım ve gösterilmelerinin izne bağlı olması: Filmler üstündeki sansürün daha sıkı ve dikkatle yapılması gerekiyor.

Bu incelemeyi yapmakla görevlendirilmiş kurul: Ceridelere makaleler yazar, sansür çıkarırdı (A. H. Müftüoğlu).

Sansür etmek (veya.sansürden geçirmek), bir sanat eserine sansür işlemini uygulamak. Mec. Duyulmasını, yayılmasını önlemek.

Kendi kendini sansür, gazetecilerin, yazarların, yetkililerin yazılarını yasaklamasını önlemek için bu yazılarda değişiklikler yaparak veya bazı yerlerini çıkararak kendi kendilerine karşı uyguladıkları sansür.

— Ask. Askerî değeri olan bilgilerin düşman eline geçmesine engel olmak maksadıyla, muhabere üstüne konan kontrol, (özel mektupların, gazete haberlerinin, filmlerin, fotoğrafların sistemli şekilde yoklanması, radyo ve televizyon yayınlarıyla diğer muhabere araçlarının dinlenmesini içine alır.)

Sansür ve Hukuk

Sansür, düşünce hürriyetinin bir uzantısı olan ifade hürriyetiyle ilgilidir. Bir anlayışa göre, özellikle basın üstündeki’ her türlü denetimi ifade eder. Basının kendi kendini denetlemesi veya fîlmlerin önüne çıkan fiilî engeller de sansür niteliğindedir. Sansürü, alışılmış ve en çok kullanılan anlamıyla tanımlayanlarsa, bir sansürden söz edebilmek için, bir denetimin, hem de devletin veya diğer kamu makamlarının yürüttüğü bir Ön denetimin bulunmasını gerekli görürler.

Anayasa, herkesin, düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resimle veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabileceğini ve yayabileceğini belirtir. Ancak Anayasa basın hürriyetine, gazete ve dergi çıkarma hakkıyla kitap ve broşür yayımına özel bir önem vermekte ve bu tür ifade hürriyeti araçlarının önceden izin alma şartına bağlanamayacağını, sansüre tabi tutulamayacağını ifade etmektedir.

Sıkıyönetim gibi, geçici ve olağanüstü haller dışında, basın yani gazete, dergi, kitap ve broşür çıkarma sansür edilemez. Nitekim Anayasa md. 22 «basın hürdür, sansür edilemez» hükmünü koyduktan sonra, kanunla yapılabilecek sınırlamaları belirtir ve hâkim tarafından verilecek kararlar dışında, olaylar hakkında yayın yasağı konulamayacağını gösterir. Bununla beraber, Türkiye’de yabancıların gazete, dergi çıkarması mahallî en büyük mülkiye âmirinin düşüncesi üzerine içişleri bakanının iznine tabi tutulmuştur.

Anayasa md. 13’e dayanılarak yabancılar bakımından yapılabilen bu ayrımdan başka, kamu güvenliği, seçim güvenliği ve küçüklerin korunması amaçlarıyla, sansür sayılabilecek yasaklamaları öngören kanun hükümleri de yürürlüktedir. Bu yasaklamaların başında, basılmış şeylerin dağıtım yasaklan gelir.

Basın hürriyetinin sansür edilememesi ilkesi, radyo ve televizyon yoluyla yürütülen kitle haberleşmeleri konusunda aynı kuvvet ve güçte değildir. Radyo ve televizyon yayınlanna önceden yasak konulabilmektedir. Anayasa, düşünce ve ifade hürriyetine açık bir şekilde yer vermekle beraber, basın ve basın araçlarının sansür edilemeyeceğini yine açıklıkla belirtmekte fakat sinema ve televizyon filmlerinden söz etmemektedir. Bu durum karşısında, sinema ve televizyon filmlerinin sansür edilebileceğini ileri sürenler olduğu kadar, filmlerin de ifade hürriyetinin bir aracı olduğunu, dolayısıyla sansürün Anayasaya uygun görülemeyeceğini savunanlar da yardır.

Türkiye’de sinema ve televizyon filmlerinin sansürünün mümkün olup olmadığı Anayasa mahkemesi tarafından da tartışıldı. Anayasa mahkemesi sinema filmlerinin bir sınırlamaya tabi tutulmasını kamu yararına uygun buldu, sinema filmlerinin kontroluna ilişkin kanun hükmünü, filim yapma ve gösterme hürriyetinin özüne dokunur nitelikte görmedi. Anayasa mahkemesine göre, polise bu konuda verilen sansür yetkisi, İdarî zabıtanın gerektirdiği zorunlu bir tedbirdir.

Genellikle sansür denilince akla ilk film sansürü gelir. Bu konuda Türkiye’deki düzenleme, 4 temmuz 1964 tarihli ve 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan 1939 tarihli Filmlerin ve Film Senaryolarının Kontroluna Dair nizamnameyle yapıldı. Kanuna göre, yurt dışından gelen filmlerin gösterilmesi ve yurt içinde yapılan filmlerin çekilmesi polisin iznine bağlıdır. Polis, filmlerin ve senaryoların incelenmesi işini ilgili makamlarla birlikte ve nizamnamesine göre yapar.

Nizamname, yurt dışından getirilen bütün filmlerin, yurt içinde yapılan haber filmleriyle teknik ve öğretici filmlerin sansürünü birinci derecede il kontrol komisyonlarına bıraktı. Bu komisyonlar Ankara ve İstanbul’da olmak üzere iki tanedir.

Ayrıca, 1961 yılından itibaren, fuarda gösterilecek filimleri kontrol için fuar süresince İzmir’de bir kontrol komisyonu kurulması da kabul edildi. 11 kontrol komisyonları beş daimî üyeden kuruldu. Bu beş üyeden, birisi komisyon başkanı olmak üzere ikisi İçişleri, diğerleri de Millî Eğitim ve Turizm bakanlıkları tarafından seçilir.

Ayrıca üye olarak ilin emniyet müdürü veya yardımcısı veya şube müdürlerinden biri de bulunur. Genelkurmay başkanlığıyla diğer bakanlıklar, kontrol edilen filmin kendi konularını ilgilendirmesi halinde kurula temsilci gönderebilirler. Filim sansürünün en önemli organı, çalışma yeri Ankara olan Merkez Kontrol komisyonudur.

Bu komisyon, içişleri bakanının biri Emniyet Genel müdürlüğü teşkilâtından olmak üzere bakanlığına bağlı memurlar arasından seçeceği iki kişiyle Turizm ve Tanıtma ile Millî Eğitim bakanlıklarının ve Genelkurmay başkanlığının birer temsilcisinden oluşur.

Komisyona ilgili bakanlık temsilcileri de katılabilir. Bu kontrol komisyonları, senaryo sansürü yapma, film çekimine ve gösterilmesine izin verme yetkisine sahiptirler.

Televizyon filmleri konusunda, kanun ve nizamname eski olduğu için bir hüküm yoktur, önceleri, sansüre tabi tutulan televizyon filmleri, İçişleri bakanlığının televizyonda gösterilen haber filmlerini sinema filmi saymayan genelgesine uyularak sansür dışı bırakıldı. Sansür, yabancı devlet propagandası, din propagandası, cürüm işlemeğe tahrik, genel ahlâka aykırılık gibi sebeplerle yapılmaktadır.

Sansürün Tarihçesi

İstibdat döneminde 1876 Anayasası md. 12’de «matbuat kanun dairesinde serbesttir» hükmü konulmuştu. Ancak kısa süren Birinci Meşrutiyet döneminden hemen sonra bir Heyeti Vükelâ kararıyla basına resmen sansür konuldu. Bu karara göre imparatorluğun sınırları içinde türkçe veya başka dilde yayımlanan gazeteler basılmadan önce İstanbul’da Matbuat idaresi, eyaletlerde mahallî idarelerce görevlendirilecek memurlar tarafından sansürden geçirilecekti.

Bu konuda daha birçok hükümet kararnamesi yayımlandı. Basın hürriyeti yok denilebilecek bir seviyeye indi. Matbuat kanunu (1876) ve Matbualar kanunu (1888) ile bütün mevkuteler için «basılmadan önce müsaade» ilkesi uygulandı.

Gazete dışındaki eserlerin yayımlanması da Maarif nezaretinin iznine bağlıydı. Sansür müdürleri her akşam, ertesi gün çıkacak gazetelerin sayfalarını okur, her gazetenin her sayfasına «görülmüştür» diye yazarak imzalar ve gazeteler ancak bundan sonra basılabilirdi.

Sansür edilen başlıca haberler ihtilâl, suikast, hükümet darbesi, ülkenin bir yerindeki kargaşalık v.b. konulardaydı. Gazetelerde «yıldız», «hürriyet» v.b. kelimelerin yer almasını da sansür yasaklamıştı.

Mevkutelerden başka yerli ve yabancı tiyatro eserlerine de sansür konulmuştu. Piyesler oynanmadan önce sansür edildiği gibi, tuluat oyunları da sansürün denetiminden geçiyordu. İkinci Meşrutiyetin ilânından (1908) sonra, istibdat devri sansürü kendiliğinden ortadan kalktı. Daha sonra basın hürriyeti yeni esaslara bağlandı. (M)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir