Sarmak Ne Demek?

Sarmak Ne Demek? (esk. türk. k.). Etrafını çevirmek, çepeçevre kaplamak: Bu ip bu paketi üç defa sarabilir.

Çevrelemek, etrafında yer almak, kuşatmak: Bu evlerin odalarının küçük pencereleri, her evin etrafını saran küçük bahçeye yahut avluya bakardı (Ş. S. Aydemir).

Köylüler onun etrafımnı sarmış, benim yaklaşmama mani oluyorlardı (Y. K. Karaosmanoğlu). Düşman, şehri sardı.

[Bir yere] Yayılmak, sirayet etmek: Ateş yandaki evleri de tamamen sardı.

[Sis, duman v.b. için] Kaplamak, (bir yerde) yoğun hale gelmek: Sarmış yine âfakanı bir dud-i muannid (Tevfik Fikret).

Kollarının arasına almak, kucaklamak: Gözüm açık gider sarmazsam seni (Karacaoğlan).

[iplik v.b.yi] Dağınık halden yumak haline getirmek.

Bir şeyi ince bir tabaka ile boru haline getirmek: Sigara sarmak. Yaprak sarmak.

Bir şeyin üzerine başka bir şey dolayarak örtülmesini sağlamak: Hz Peygamber’in gömleğini aldı ve pederini ona sarıp defnetti (Cevdet Paşa). Elindeki kitabı gazeteye sardı.

[Bir şeyle] Her tarafı tamamen örtülecek şekilde kaplamak: Genç kızın vücudunu bu çarşafla sardı (S. Kocagöz).

örtmek: Peyker’in başında ince bir tül vardı ki, yalnız saçlarını sararak arkasından bütün ensesinin beyazlıklarını açık bırakıyordu (H.Z. Uşaklıgil).

[Bir şeyi başka bir şeyin] Etrafına dolamak: Biz bu gidişle, belimize bir de yün kuşak saracağız galiba (Kemal Tahir). İpliği makaraya sarmak. ‘] Musallat etmek: Hacı Etem kendi kendine: «Sardık başımıza belâyı!» dedi. (Sabahattin Ali).

[Kırık, yara v.b.yi] Bağ veya sargı ile bağlamak.

— Mec. (Birinin) Zevkine uygun düşmek, (birisi tarafından) beğenilmek, (birini) etkilemek: Gün olur ki ne kız, ne rakı, ne şiir, / Hiçbir şey insanı sarmaz, kandıramaz (C.S. Tarancı). Hele bu son izah beni çok sarıyordu (S.S. Aydemir), lj Etkilemek, kaplamak: Ağlayamıyorum. Pişmanlık beni sardıkça sarıyor (Kemal Tahir). Göynümü Şirin’in aşkı sarınca / Yol almış hayatın ufuklarınca (F.N. Çamlıbel). jj Argo. Bir konuyu sürekli düşünmek.

— ÇES. DEY. Sarıp sarmalamak, bir şeyi başka bir şeyle sıkıca ve dikkatlice sarmak, örtmek. |1 Yara (veya yarasını) sarmak, birinin derdine ortak olup üzüntüsünü az çok gidermek.

Sardırmak ettrg. f. Sarmak isini yaptırmak.

Geçi. f. Argo. Sürekli olarak bir konuyu düşünmek.

Sarınmak dönşl. f. Bir şeyi kendi üstüne sarmak, bir şeye bürünmek: Neriman yatak örtüsüne sarınıp kapıya gelmişti (Kemal Tahir).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir