Şemsiyenin Tarihi,Gelişimi

Şemsiyenin Tarihi,Şemsiyeler günümüzdeki gibi yağmurdan korunmak için değil Güneşten korunmak için kullanılmıştır.

İngilizce’de şemsiye demek olan ‘umbrella’ kelimesi, Latince de gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştilmiştir.

Bundan 2300 yıl önce şemsiye Mısırlılarda dini bir anlam kazandı.

Gökyüzünü tanrı vücudu kapladığını düşünüyolardı ve tanrıyı dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı.Bu bu sembolü yüksek ahlak simgesi olarak gördüler.

Romalılar şemsiye kültürünü mısırlılardan aldılar fakat şemsiyeyi hep kadın işi olarak gördüler.

O dönemde romalı kadınlar şemsiyeyi yağmur amaçlı değil adeta kadınsı bir sembol olarak gördüler.

Şemsiye yerine önceleri kısa bir süre matariye kelimesi kullanıldı, önceleri güneşe karşı kullanılan erkek şemsiyeleri beyaz, yağmur için olanları da siyah kumaştan yapılıyordu.

Kadın şemsiyeleri ise renkli ve desenli kumaşlardan yapılabiliyordu.

Şemsiyelerin hafif, ipekli kumaştan olanları makbuldü. Saplan genellikle bambu, kiraz ve gül ağacından yapılır, üzerine bazen altın bir bilezik geçirilerek bu bileziğe şemsiye sahibinin adı yazılırdı.

XIX. yy. başlarında İstanbul’da genç erkeklerin sapları elmaslı, sırma saçaklı şemsiye kullanmaları moda oldu.

Kadın şemsiyeleri de aynı yıllarda zengin dantel işlemelerle süslenir, ince ve uzunca olan sapları altın, gümüş ve değerli taşlarla işlenirdi.

Kadın şemsiyelerinin saplarına kurdele takılırdı. Mesire yerlerinde kadınlar genellikle şemsiye taşır, bu aracı sevdikleri erkeklerle işaretleşmek için de kullanırlardı.

Türkiye’ye şemsiye, batılılaşma hareketleriyle birlikte girdi. İlk şemsiye kullanan osmanlı padişahı Sultan Mahmud II’dir.

Mahmud II’nin murassa saplı bir şemsiyesini vapurla Gelibolu’ya yaptığı bir eezi sırasında denize düşürdüğü söylenir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir