Sivas Tarihi,Camileri,Hamamları,Türbeleri | Tarih Bilgileri |

Sivas Tarihi Hakkında Bilgi,Önemli yolların düğüm noktasında ve korunmaya elverişli bir yerde kuruldu.

Bu yollardan biri Güney iran (Fars) ve Mezopotamya’yı Karadeniz kıyısına (Sinop sonra Samsun) bağlamak üzere Âmid (Diyarbakır) – Harput – Malatya üzerinden ve Tecer dağı geçidinden Sivas’a geliyor, Çamlıbel geçidini aşarak Yeşilırmak havzasından (Tokat, Amasya) Karadeniz kıyılarına ulaşıyordu.

Başka bir yol Akdeniz kıyılarından, Konya ve Kayseri taraflarından Sivas’a gelerek buradan Kızılırmak vâdisi boyunca uzanıyor; Zara’da, biri kuzeyde Koyulhisar üzerinden Karadeniz kıyısına ulaşıyor, öteki doğuda Erzincan ve Erzurum’a yöneliyordu.

Ayrıca bir yol da, batıda Akdağmadeni üzerinden Ankara’ya, başka bir yol Niksar üzerinden Karadeniz kıyısına ulaşıyordu.

Böylece bir ulaşım merkezi durumunda olan şehir, kurulduğu yerin korunmaya elverişli olması yüzünden, gelişebilmek ve birçok sarsıntı geçirdikten sonra tekrar kalkınmak imkanını bulabildi.

Şehrin ilk olarak ne zaman kurulduğu bilinmiyor.

Sivas’ın bugünkü adı Sebasteia’dan türedi; şehre bu ad, Roma devletinin imparatorluk devri başında, Pontos kraliçesi Pythodoris tarafından verildi.

Roma imparatorluğu çağında gelişen şehir, Bizans devrinde de önemini korudu.

Justinianus tarafından büyük bir eyalet merkezi haline getirilerek surlarla çevrildi; fakat Bizans’ın zayıf zamanlarında saldırılara uğradı.

VII. yy.ın ilk yarısında İran Sasani devleti, ikinci yansında da müslüman Araplar tarafından yağmalandı; sonra da bir süre küçük yerli devletler elinde önemini kaybetti.

Selçuklu Türkleri Malazgirt savaşından önce Sivas’a kadar uzandılar ve şehri bir ara ele geçirdiler (1059’a doğr.).

Fakat yörenin kesin olarak türk hakimiyetine girmesi, Malazgirt savaşından kısa bir süre sonra oldu.

Sivas’ı, Kutulmuşoğlu Süleyman Şahın kumandanlarından emir Danişment ele geçirdi.

Şehir uzun bir süre Danişmentlilerin elinde kaldıktan sonra, 1774’te Kılıç Arslan II tarafından Selçuklu devleti sınırlan içine alındı.

Selçuklular devrinde Sivas yeniden gelişti.

Şehrin surları, 1221’e doğru, Sultan Alaeddin Keykubad tarafından onartıldı; fakat kısa bir süre sonra Moğolların saldınları başladı ve Kösedağ yenilgisinden (1243) sonra Sivas da selçuklu topraklanyle birlikte Moğolların eline geçti.

Sivas anıtlarının en önemlileri, XIII. yy.ın ikinci yarısındaki İlhanlılar devrinde yapıldı.

Sivas, Kayseri ile birlikte İlhanlıların Anadolu’ya gönderdikleri valiler tarafından merkez olarak kullanıldı.

XIV. yy.ın ilk yansında Sivas’a gelen İbni Battuta, burayı İlhanlıların Anadolu’daki en büyük şehri olarak tanımlar, İlhanlı valilerinden Alaeddin Eretna (Ertana) Bey, 1343’te bağımsızlığını ilan ederek, önce devletine merkez olarak Sivas’ı seçtiyse de daha sonra Kayseri’ye taşındı.

Eretna’nın 1352’de ölümünden sonra Kadı Burhaneddin onun yerini aldı; fakat akkoyunlu beyi Karayülük Osman ile yaptığı bir savaşta öldü (1398).

Bunun üzerine Sivaslılar, Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’i çağırarak topraklarını ona teslim ettiler.

1400 Yazında Timur, 18 günlük bir kuşatmadan sonra Sivas’ı ele geçirdi; şehri savunan askerleri öldürttü, halkı kılıçtan geçirtti, şehri yağmalattı ve surları yıktırdı.

Sivas, bu yıkıntıdan uzun süre kurtulamadı.

Timur istilasından sonra şehir, bir süre Kadı Burhaneddin’in damadı Mezid Beyin elinde kaldı; 1403-1408 arasında tekrar osmanlı hâkimiyetine geçti ve bir eyalet merkezi oldu.

XVII. ve XIX. yy.lar arasında, zaman zaman Anadolu’da meydana gelen ayaklanmalardan zarar gördü.

1649’da şehirden geçen Evliya Çelebi, surların kuşattığı alanda 44 mahalleye bölünmüş 4 600 ev bulunduğunu, ayrıca Yukarıkale adını verdiği iç kale (Topraktepe) ve Paşa kalesindekilerle birlikte ev sayısının 6 060’ı bulduğunu yazar.

XIX. yy. gezginlerinin şehir nüfusu için verdikleri sayılar genellikle birbirini tutmaz.

Bu yüzyılın sonuna doğru nüfusun 30 000 – 43 000 arasında değiştiği sanılıyor.

Evlerinin çoğu kerpiç duvarlı, toprak damlı ve bakımsız olan Sivas’ın sokakları da çoğunlukla kaldırmışız, dar ve düzensizdi, imparatorluğun son devrelerinde bazı valilerin çabalarıyla birkaç büyük cadde açıldı; hükümet konağı, okul ve kışla gibi bazı taş binalar yaptırıldı.

Kurtuluş savaşının hazırlık döneminde Mustafa Kemal (Atatürk), önce, Samsun’dan Sivas’a 27 haziran 1919’da gelerek bir iki gün kaldı; sonra Erzurum dönüşü burada 4 eylül 1919’da sivas Kongresi’ni topladı ve 18 aralık 1918’de Ankara’ya gitmek üzere şehirden ayrıldı.

1927’de yapılan ilk sayımda Sivas’ın nüfusu 29 706 olarak tespit edildi.

Bu sayı önce yavaş bir artış göstererek 1950’de 52 234’e vardı, 1960’ta 93 368, 1965’te 108 320 oldu.

Sivas, selçuklu ve osmanlı eserleri bakımmdan çok zengindir, özellikle Selçuklu devrinde önemli bir merkez olan şehirde bu devre ait birçok değerli eser vardır.

Selçuklu devri eserleri

Ulucami

Gökmedrese sivas

Gökmedrese sivas

Topraktepe’nin doğu tarafındadır.

Selçuklu veziri Sahib Ata tarafmdan yaptırıldı (1271).

Türk mimarisinin ve süslemeciliğinin önemli örneklerinden biridir.

Dârüşşifa (Keykâvus şifahanesi)

Osmanlı devri eserleri

Kale camii

Aliağa camii

Alibaba camii sivas

Alibaba camii

1792’de yapıldı. Üzeri çift eğimli ahşap çatıyla örtülüdür; içten iki kubbelidir.

Kubbelerin biri ana mekânı örter, öteki son cemaat yerinde bulunur.

Abdülvahabigazi camii de bu devre aittir.

Abdülvahabigazi türbesi

Şehrin kuzeyinde, Akkaya tepesindedir. Sekizgen planlı, kubbeli küçük bir yapıdır. İç kısımda taştan bir sanduka vardır.

Şeyhçoban türbesi

Çayırağzı mahallesindedir. 1371’den önce yapıldığı biliniyor. 1459’da yeniden yapıldı.

Kesme taştan kare planlı bir yapıdır, üzeri sekizgen kasnağa oturan bir kubbeyle örtülüdür.

Şemsiaziz türbesi veya Kara-şemsettiniaziz türbesi

Meydan camii avlusundadır. 1600’de yapıldı. Dikdörtgen şeklinde bir planı olan yapı, iki kısımdan meydana gelir.

Kasnaklı bir kubbeyle örtülü olan birinci kısım, Şemseddin Ahmed’in türbesidir; ikinci kısım torunlarının türbesidir ve üzeri çift eğimli bir çatıyla örtülüdür.

Mehmedefendi hamamı

Kepenek caddesindedir. XVI. yy. başında yapıldı.

Daha sonra kadınlar hamamı olarak kullanıldı.

Düzgün kesme taştan yapılmış olan bina dikdörtgen şeklindedir.

Soyunmalık kısmının üzeri kiremitle, soğukluk ve orta kısım kubbeyle, yanlar tonozlarla örtülüdür.

İç görünüşüyle 4 eyvan şemasma uygun olan bu hamamın halvet kısmının ortasında büyük bir kubbe vardır. Yan hücreler de kubbeyle örtülüdür.

Halvetten bir kapı ile üzeri beşik tonozla örtülü külhana geçilir.

Meydan hamamı

Meydan camii karşısındadır. XVI. yy.da yapıldığı sanılıyor.

Bugün harap durumdadır.

Soyunmalık, soğukluk ve halvet kısımları birer kubbeyle örtülü olan hamam, 4 eyvan şemasma uygundur.

Kurşunlu hamam

Şubaşı hanı sivas

Şubaşı hanı

Mahkeme çarşısı yakınındadır.

Dikdörtgen şeklinde ve iki katlı olan binanın üç girişi vardır.

Ortada bir avlu ve çevresindeki odalardan meydana gelen esas han kısmı tahtadan, yan kısım taştan yapılmıştır.

Bu kısım ardiye olarak adlandırılır ve hanın mimari bakımdan en önemli kısmıdır.

Bir cevap yazın