Sosyoloji Nedir?

Sosyoloji Nedir,XIX. yy.da Saint-Simon, Proudhon, Auguste Comte, Karl Marx tarafından kuruldu. Sosyoloji terimini ortaya koyan ise Comte’tur.

Sosyolojinin Tarihçesi

Fransa’ya sosyolojiyi getiren Emile Durkheim’dır; en gözde temsilcileri Hauss Simiand, Halbwachs olan bir okulun önderi olmakla kalmadı, hukuk, etnoloji, iktisat gibi özel sosyal bilimlere sosyoloji anlayışını soktu.

Almanya’da sosyolojinin konusu üstüne uzun tartışmalara girişildi; sosyoloji sosyal biçimlerle ilgilenmeli ama bu biçimlerin içeriğiyle uğraşmamalıydı (Simmel, von Wiese v.b.). Bu tartışmalardan sonra Max Weber’in etkisi ağır bastı; ona göre sosyal hayatın ideal tiplerini ortaya koymak, onların yardımıyla insan toplumlarının davranışlarını önce anlamak, sonra da açıklamak gerekirdi.

A.B.D.’de fransız F. Le Play’in sosyolojide deneysel araştırma üstüne görüşleri XX. yy.da son derece yaygın ve etkili bir gerçekleşme ortamı buldu; ama bu sosyoloji tanımlama düzeyini aşamadı, her türlü kaygısının yerini diyagramlar aldı.

Günümüzde sosyoloji günden güne yeni yeni dallara bölünmektedir: genel sosyoloji; özel topluluklar ve toplum sınıfları sosyolojisi; sosyal morfoloji ve ekoloji (dış ortam); iktisat ve sanayi sosyolojisi; sosyal psikoloji; bilgi sosyolojisi; din sosyolojisi; hukuk sosyolojisi; ahlak sosyolojisi; sanat sosyolojisi; dil sosyolojisi; eğitim sosyolojisi; sosyolojik etnoloji.

Bütün bu dalların birleşmesini sağlayan nokta sosyolojinin çeşitli özel sosyal faaliyetleri ve değişik görünümleri (teşkilatlar, örnekler, semboller, zihniyet v.b.) kendi bölümlerine indirgenemeyecek bütünler halinde ele almasıdır; Mauss’un «tüm sosyal olgular» dediği bu bütünleri inceleyen sosyoloji ampirik malzemelere dayanarak bunlar arasında birtakım tipler, örnekler meydana çıkarır.

Sosyolojinin ele aldığı bu olgular üç ayrı düzeyde incelenebilir: «bütün halinde toplumlar», özel toplaşmalar veya sosyal sınıflar ve «toplumsallık biçimleri» (bütün içinde ve bütünle bağlanmış olma tarzı); böylece «mikro-sosyolojik tipleri», «grup tipleri» ve «bütün halinde toplum tipleri» arasındaki ayırım ortaya çıkar.

İlk sosyologları özellikle uğraştıran «sosyolojik determinizm» meselesi, sosyolojinin olgun]aşmasıyla yeni bir biçim aldı ve ne kadar toplaşma tipi ve ne kadar bütün toplum tipi varsa o kadar da sosyolojik determinizm olduğu kanısına varıldı. Başka bir deyişle, «sosyolojik determinizm formülünün değişken olduğu tespit edildi.

Aynı şekilde sosyolojiyle psikolojinin, birbirinin yerini almak yerine büyük kısımları birbirinin üstüne gelen iki çember olarak ele alabilecekleri anlaşıldı. Sosyolojinin en yeni dalı olan «bilgi sosyolojisi» de büyük ve umut verici gelişme içindedir.

Kısaca, denebilir ki, sosyoloji bir yandan teori ile deneysel araştırmalar arasında sıkı bir bağlantı ararken, gittikçe daha görece ve çoğulcu bir nitelik kazanmıştır, öte yandan, Saint-Simon’dan bize gelen ve şimdi pek yaygınlaşan bir deyimle «insan Dilimi»nin bir parçası olmuştur.

Ne var ki, yüz yıldan beri, bağımsız bir bilim haline gelen sosyoloji, günümüzde, hem kendi bilimsel statüsünü, hem de bu statüyü meydana getirebilecek ölçülerin tanımını hala bulamamıştır. Sosyolojinin çağdaş evriminde ortaya çıkan iki önemli olay bu çifte çerçeve içinde yer alır. Bu iki olay, uygulama alanının ve teorinin epistemoloji ve coğrafya düzeylerinde alabildiğine genişlemesidir.

Uygulama Alanının Genişlemesi

Büyük geleneksel alanların (iş, toplumsal sınıflar, din, hukuk sosyolojisi v.b.) yanı sıra, sosyoloji, sanat, edebiyat, kütle kültürü, moda, şehircilik, boş zamanı değerlendirme, bürokrasi, köy çevreleri, ekonomi, gelişme olguları, milletlerarası ilişkiler gibi konuları gittikçe daha geniş çapta ele almaya başlamıştır. Gerek özel, gerek resmi araştırma merkezleri ve ekipleri, sosyolojinin genel inceleme alanından çok belli ve siniri bir dalı üstünde çalışmayı tercih ederler.

Teorideki Delişme

Çağımızda, araştırma metot ve teknikleri alanında, matematik ve istatistik araçların geniş ölçüde yaygınlaşması, bazı sosyometrik kavramların daha ince ve dakik hale gelmesi, sual varakaları ve test örneklerinin çoğalması, etnografik tasvir metotlarının mükemmelleşmesi, lengüistik ve semantik kavram ve modellerin gittikçe daha büyük ölçüde kullanılması gibi olaylar ortaya çıktı.

Ne var ki, metot ve tekniklerin tam bir birliğe sahip olamayışı, teorik açıdan, psikoloji, matematik, iktisat, lengüistik v.b. gibi sosyolojiden farklı bilimlere dayanmalarından ve toplu bir sosyolojik teorinin yoklluğundan doğar. Nitekim, bu tür bütünleşmiş bir sosyolojik teori, somut toplumsal olayların analizine temel ödevi görebileceği gibi bu analizin daha geniş açıklamalar içinde bütünleşmesini de sağlayabilir.

Bununla beraber, sosyologları, psikologları, tarihçileri, coğrafyacıları, demografi bilginlerini ve antropologları biraraya getiren ve birçok bilim dalma dayanan incelemelerin son zamanlarda gösterdiği gelişmeler (mesela Jean Piaget’nin etkisi), daha sonraki araştırmaları verimli kılacak gibi görünmektedir.

Genel Sosyoloji

Genel sosyolojinin ortaya attığı bellibaşlı meseleler şunlardır: sosyal olayların tasvirini ve sosyolojik açıklamaların yapılmasını sağlayan temel kategorilerin belirlenmesinde tarihin ve yapısal modellerin (senkronik anlamda) oynadığı rol; bilgi sosyolojisine verilmesi gereken yer ve bu sosyolojinin epistemoloji ile bağıntıları; sosyoloji ile ideoloji arasındaki ilişkiler ve sosyolojinin geliştirildiği, öğretildiği ve uygulandığı yeni kurumsal çerçeve.

Yapısalcılığın sosyoloji içinde yaygınlaşmasına, Fransa’da Cl. Levi-Strauss önayak oldu. Toplumlarda, işaret sistemlerinin ve etkinlik sürelerinin incelenmesi bilimini, yani semiyolojiyi kurmaya çalışan R. Barthes, «marksizmin marksizmini» ortaya koyarak yapısal metotla, marksizmi hümanist sağmalardan temizlemeye çalışan L. Althusser; metodu felsefe haline getiren ve «tarihi olmayan» yanlarını sistemleştiren M. Foucault, yapısalcılığın tutulmasmda büyük rol oynadılar.

Yapısalcılığın ortaya çıkması ve içkinlik kavramının gizliden gizliye tekrar ağır basma tehlikesi sosyolojik araştırmalarda tarihi boyutun daha büyük bir özenle göz önünde bulundurulmasına yol açtı ve sosyolojik analizin toplumsal olguları kendi bütünlükleri ve sürekli değişkenlikleri içinde ele almadığı takdirde bir «sosyolojik mantığa» dönüşeceği anlaşılır.

Bilgi Sosyolojisi

Bu bilim kolu, sosyoloji içinde, yeni bir yer edindi. Bu yeni yer, bilgi sosyolojisinin hem asıl sosyolojiden, hem de eskiden yönelir gibi olduğu epistemolojik felsefi düşünceden ayırt edilmesini sağlar. Gurvitch ve Wright Mills’in çalışmaları sayesinde bilgi sosyolojisi, objektif ve deneye dayanan gerçek bir bilim haline geldi.

Les Cadres Sociaux de la Connaissance (Bilginin Sosyal Çerçeveleri) adlı eserinde, Gurvitch, bilginin farklı türlerini ve biçimlerini sınıflamaya çalışır, bunlarla çeşitli yapılar ve sosyal uygulamalar arasında bağıntılar kurar ve genel bir bilgi tipolojisinin temelini atar. Ayrıca, Gurvitch’e göre, bilginin, çeşitli sosyal çevrelerdeki yaygınlaşmasını, anlamını ve sosyal fonksiyonunu ortaya koymak da, bilgi sosyolojisinin ödevidir.

Bu alanda birçok araştırıcı yeni incelemeler yaptılar ve kültür ve eğitim sosyolojisini (eğitim yapılarındaki krizlerden ötürü bu sosyoloji. dalı üstünde özellikle duruluyordu) yeni bilgi sosyolojisi çerçevesi içine yerleştirdiler. öte yandan, bilgi sosyolojisini kendi epistemolojisi çerçevesinde ele alan J. Piaget (Etudes Sociologiques [Sosyolojik İncelemeler], 1965), ilkel düşünce ile çocuk psikolojisi arasındaki ilişkiyi meydana çıkardı.

Fransa’da Sosyoloji

Genel sosyoloji uzmanlarının (Aron, Levi-Strauss) yanı sıra, yeni bir araştırıcılar nesli, sosyolojinin gelişmesine önayak oldu. Metotlar alanında, Analyse Mathimatique des Faits Sociaux (Sosyal Olguların Matematik Analizi) adlı eseriyle, R. Boudon, yeni nicel metotlara dikkati çekti, üstünde çalışılan özel alanlar şunlardır: iş sosyolojisi (G. Friedman’ın P. Naville ile birlikte yazdığı Traiti du Sociologie du Travail [İş Sosyolojisi İncelemesi, 1961-1963], P. Naville’in Vers l’Automatisme Sociale’i [Sosyal Otomatizme mi Gidiyoruz?], A. Touraine’in La Conscience Ouvritre’i [İşçi Bilinci]); kültür soyoloiisi (E. Morin’in L’Esprit du Temps’ı [Çağın Ruhu], P. Bourdieu ve J. Duvignaud’nun çalışmaları); boş zamanları değerlendirme sosyolojisi (J. Dumazedier’nin Vers une Civilisation du Loisir’i [Bir Boş Zamanlar Medeniyetine mi Gidiyoruz?]); bürokrasi ve organizasyon soyolojisi (Crozier’nin Le Phinomene Bureaucratique’i [Bürokrasi Olayı, 1963]); kır sosyolojisi (H. Mendras’ın araştırmaları); şehircilik sosyolojisi (P.H. Chombart de Lauwe’un incelemeleri); din sosyolojisi (G. Le Bras); modern hayat sosyolojisi (H. Lefebvre’in Fondements d’une Sociologie de la Quotidiennete’si [Günlük Hayat Sosyolojisinin Temelleri]).

A.B.D.’de Sosyoloji

Amerikan sosyolojisi, hiç değilse yapılan incelemelerin sayısı bakımından bütün dünyada daha ağır basar. Bu soyoloji, her şeyden önce faydacı ve pratik amaçları gözeten bir sosyolojidir. Bundan ötürü, iş ve işletme ilişkileri soyolojisi amerikalı araştırmacıların en fazla üstünde durduğu konudur.

Geçmişin ideolojilerinden miras kalan teorik çerçeveleri bir yana atan amerikalı sosyologların çoğu sosyolojiyi, çatışmaları ve gerilimleri ortadan kaldırmayı amaç edinen bir sosyal psikoloji haline getirmişlerdir. Sosyolojik incelemelerin üçte ikisinden fazlasının işletmeler tarafından finanse edildiği Amerika’da, «social scientist» yani «sosyal bilimler uzmanı», çoğu zaman işletmenin ücretli bir memurudur. Oysa Avrupa’da, sosyologlar, genellikle üniversiteye bağlı Öğretim üyeleridir.

Yapılan ampirik incelemelerin çoğu sosyal davranışçılık anlayışına dayanır. Bununla beraber, Talcott Parsons’ın, Structure and Processe in Modern Societies (Modem Toplumlarda Yapı ve Süreç) [1959], Social Structure and Personality (Sosyal Yapı ve Kişilik) [1963] gibi eserlerinde açıkladığı sosyal eylem teorisi, büyük çapta davranışçılığın yerini almıştır.

Sadece fertler ve bireyler arasındaki etkileşme olaylarını ele alan (A. ve M. Gouldner, R.K. Merton) eylem teorisi, psikoloji, antropoloji ve sosyolojiyi bir sosyal insan bilimi halinde birleştiren genel bir teori olarak ortaya çıkar. Bu bilimde, teori, kapalı bir mantık sistemi, eylem ise iradi bir davranıştır. Sosyolojiye düşen görev, her kişinin kendi sosyal değerler sistemine yerleştirilmesi, sonra da ortak değerler sistemi içinde yer almasıdır.

İstatistiklerin gösterdiği uygunluklar davranışın normları olarak kabul edilmiş ve normatif davranış, genel davranış modeli olarak ele alınmıştır. Olayların ve toplumsal süreçlerin bu şekilde «psikolojikleştirilmesi», «eylemcilersin çatışma ve sapmaları ortadan kaldıracak pratik çözümler aramayı başlıca ödev kabul etmelerine yol açmıştır.

Bu pratik çözümler tarihi bozuldukça yeniden kurulan bir denge çerçevesi içindeki birtakım aksaklıklar olarak ele alan bir çerçeceye yerleştirilmiştir.

Son yıllarda, Amerika’da, Avrupa soyolojisinin geleneklerine daha yakın düşen bir başka akımın ortaya çıktığı da görüldü. 1963’te ölen Wright Mills, The Power Elite (Seçkinler İktidarı), The Causses of World War III (üçüncü Dünya Savaşının Sebepleri) [1958], Dinle Yankee (Listen Yankee) [1960] gibi eserler yayımladı.

Bu eserlerinde birçok çağdaş sosyologun özel çıkarların peşinde koştuğunu, bayağı bir ampirizme kapıldığını ve biçimcilikten kurtulamadığını ileri sürdü. Ayrıca, karşılaştırmalı bir sosyolojinin temelerini açıkladı ve sosyolojiyi şöyle tanımladı: «IBM + gerçek + insanlık».

Son yıllarda bellibaşlı şu eserler yayımlandı: R.K. Merton’ın Social Theory and Social Structure’ı (Sosyal Teori ve Sosyal Yapı) [1957], Seymour M. Lipset’in Political Man’i (Siyasi İnsan) [1960] ve A.M. Rose’un Human Behaviour and Social Process’i (İnsan Davranışı ve Sosyal Süreç) [1962].

A.J. Vidich ile J. Bensmans, S mail Town in Mass Society’ de (Kütle Toplumunda Küçük Şehir) son yirmi yıllık devrede çok canlılık gösteren küçük şehirleri monografiler yoluyla tasvir etmek geleneğini sürdürdüler, öte yandan, Ch.P. Loomis, 1965’te yayımladığı Modern Social Theory (Modem Sosyal Teori) adlı eserinde, bir yapısalcı fonksiyonalist örneği temel alırken Pitirim A. Sorokin de Sociological Theory of Today’de (Günümüzün Sosyolojik Teorisi) [1965], biçimci teorilere karşıt bir tutum benimsedi.

Türkiye’de Sosyoloji

Türkiye’de sosyolojinin ve sosyal meselelerin ortaya çıkması Batı’dan çok ayrı bir nitelik gösterir. Batı’da sosyoloji felsefi düşüncenin toplum ve devlet meselelerine eğilmesi sonucu doğmuştur.

Türkiye’de sosyolojinin felsefi bir geleneği yoktur. Sosyal olaylar, tarihin bir parçası olarak düşünülmüştür. Bu bakımdan sosyal meselelerle ilk ilgilenenler de tarihçilerdir. Ahmed Cevdet Paşa, tarihi sosyolojik açıdan ele alan ilk tarihçidir. Tarihi Cevdet adlı eserinde insanları birarada yaşamaya zorlayan iki sebebi anlatır.

Cevdet Paşa, medeniyet kavramının iki anlamı olduğunu, ortak faydanın insanları cemiyet halinde yaşamaya zorladığını ve iç ve dış kötülüklerden korunmak kaygısıyla devlet kurmalarının şart olduğunu yazar.

Cevdet Paşaya göre halk, kişisel ve kamu haklarını devlete bırakarak onun hükmüne razı olur. Toplum hayatının ilerlemesi ve karmaşıklaşmasıyla, yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar; devlet yönetimi, yetenekli devlet adamlarına verilir. Bundan dolayı, tarihi bilmek, olayların sebeplerine inmekle mümkün olur.

Türkiye’de sosyolojinin ikinci habercisi yine bir tarihçi olan Mizancı Murad Beydir. Bir devlet kurulurken veya yıkılırken hangi sosyal, siyasi ve ekonomik sebeplerin rol oynadığını araştırmak gerektiğini söyler.

Tarihi, toplumun bütün olaylarını kuşatan, tenkit eden, sebep ve sonuçlarını tartışan bir bilim olarak düşünür. İlk defa siyasi tarih anlayışının yerine sosyal tarih görüşünü getirmek ister.

1908’de çıkan Ulumu İktisadiye ve İçtimaiye mecmuasında Mehmed Cavid, Rıza Tevfik, Ahmed Şuayip gibi yazarlar Batı’daki büyük tarihçileri ve onlann toplum ve devlet görüşlerini tanıtmaya çalıştılar. Sosyolojiden de söz etmelerine rağmen bu yazarların, türk düşünce hayatma etkileri olmadı.

İkinci Meşrutiyet döneminde iki sosyoloji akımı ortaya çıktı. Bunlardan biri Durkheim sosyolojisini benimseyen Ziya Gökalp, öteki Leplay sosyolojisini savunan Prens Sabahattin’in temsil ettiği akımlardır.

Sosyoloji, 1915’te üniversite programlarına resmen girdi; mütareke yıllarında kaldırıldı. 1923’te tekrar konuldu; İ.H. Baltacıoğlu ve İzzet Bey sosyoloji dersleri okuttu.

1933’te üniversite reformuyla sosyoloji kürsüsü kaldırıldı; bunun yerine birçok fakültede ders programlarına alındı. Bu arada Durkheim sosyolojisini, Ziya Gökalp’in Türk kültür hayatındaki etkisiyle tek sosyolojik görüş olarak ortaöğretim programlanna girdi. İkinci Dünya savaşından sonra da amerikan sosyolojisinin etkisiyle «mikro sosyoloji» Türkiye’de yayıldı.

Yabancı uzmanların da teşvik ve yardımlarıyla çeşitli sosyal araştırmalar yapıldı ve sosyal yapı çalışmaları ön plana geçti. Ülkeyi bir yabancı gözüyle gören ve düzeydeki ekonomik ve sosyal olayları araştıran bu sosyoloji akımı henüz milli bir karakter kazanmış değildir. Hilmi Ziya Ülken de Türkiye’ye «sistematik sosyoloji»yi yerleştirmek istemiştir.

Bütün bunların dışında kendileri sosyolog olmamakla birlikte, Türk toplum tarihinin tabanına inerek araştırmalar yapan Prof. Ömer Lütfi Barkan, Prof. Mustafa Akdağ, Prof. Cengiz Orhonlu ve Prof. Halil inalçık gibi bir tarihçiler grubu vardır. Bunların çalışmaları türk sosyolojisinin gelişmesine yardımcı olmaktadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir