Süryaniler Kimdir,Tarihi,Edebiyatı

Süryaniler Kimdir,Bugün Süryani adı özel bir unsuru değil, ancak bir mezhebi temsil eder. Süryanîler, Suriyeli Aramilerdir.

Süryani Tarihi

Bunlar, havarilerden Şemun Petrus (St. Pierre) ve arkadaşı Thomas’ın telkinleriyle Hıristiyanlığı kabul ederek Aramilerden ayrıldılar ve Süryani (Suriyeli) adı altında yeni bir mezhep kurdular (M.S.38).

İlk hıristiyan topluluğu olmalarından dolayı da kendilerine Süryani-i Kadim (Eski Süryaniler) adı verildi; ilk dini merkezleri de Antakya’dır.

Sonradan komşuları olan başka topluluklar bu mezhebe katılınca aynı adı kabul ederek kendilerini Süryani saydılar.

Bugün Hindistan’daki Süryani kilisesinin mensuplan da süryani sayılır.

Süryanilik I. yy.da bütün Suriye’ye yayıldı; sonra Urfa ve dolaylarına geçti. Urfa, zamanla Süryaniliğin genel gültür beşiği ve kaynağı oldu.

Daha sonra Diyarbakır’a yayılarak bu bölgede gelişti ve Süryani topluluğunun patriklik merkezi oldu.

Süryaniler, mezheplerini Anadolu ve Mezopotamya (Elcezire) sınırları dışına çıkararak batı ülkelerine ve Roma’ya kadar uzattılar; İstanbul’da, Antakya patrikliğine bağlı Süryani piskoposluğu kuruldu.

Pomaklar, bu piskoposluğu Antakya’ya rakip olarak patrikliğe yükseltmek için çalıştılar.

Bununla birlikte, ilk anlaşmazlık M.S. 451’de Kadıköy (Khalkedon) dini toplantısında ortaya çıktı; fakat, 518’e kadar Antakya Süryani patrikliği tek olarak kaldı.

Aynı tarihte Bizanslılar, İstanbul’daki Bizans ortodoks kilisesini tanıyarak, Antakya patriklik merkezinden ve kilisesinden ayrıldılar; ayrıca, Antakya Süryani-i Kadim kilisesine karşı sıkı tedbirler alarak onları tehdit ve baskı altında tuttular.

Bu yüzden Süryaniler, merkezlerini kaybederek gezici duruma geldiler. Arap fetihleri sırasında müslümanlarla işbirliği yaparak tekrar Antakya’ya döndüler.

Ancak sonradan yeni baskılarla karşılaştıkları için çeşitli yerlere dağıldılar; Halep, Harran, Rakka, Urfa ve Kınnesrin’de bulunan manastırlarda geçici merkezler kurdular; 969’da patrik Yuhanna VIII zamanında Malatya’da yerleştiler.

Fakat 1058’de Melkit (krallığa mensup) Rum ortodokslarının saldırıları yüzünden Diyarbakır’a gittiler.

Diyarbakır’da sürekli merkez kuran Süryani-i Kadîm patrikliğinin başında bulunan Patrik Diyonnosiyos Yahya VI Diyarbakır’da ve Mardin ilinin doğusunda bu dağın eteğinde bulunan Deyruzzafaran’da (Zâfaran manastırı) yaşadı.

Ondan sonra gelen patrikler de aynı bölgede oturdular ve 1293’te 86. patrik Ignatios bin Vehib V devrinde sürekli olarak bu manastıra yerleştiler.

1932’ye kadar bu manastırda kalan patriklik merkezi, bu tarihte Humus metropoliti musullu Afrem Barsom I’in patrikliği sırasında Şam’a nakledildi.

Bugünkü Süryani-i Kadim topluluğunun patriği Yakup III’tür. Dini merkezi, Suriye’nin başkenti olan Şam’dır.

1782’de kurallara aykırı olarak, patrik tayin edilen Halepli Mihayel Carve, kongreye katılmayan piskoposlar tarafından reddedilince, Suriye’ye giderek misyonerlerle anlaştı ve onların aracılığıyla Roma kilisesine katıldı; Süryani-i Kadim kilisesinden ayrılan Süryanilere ve kiliselerine papa tarafından patrik tayin edildi.

Bunlara Katolik Süryanîler denir. Fakat Osmanlı devleti başlangıçta bu ayrılığı tanımadı, 1845’te sayılarını resmen tespit ederek Katolik Süryaniler adıyla onayladı. Katolik Süryaniler bu tarihten itibaren bir kilise olarak tanınmış oldular.

Türkiye’de Katolik Süryanilerin ruhani reisliğini bir dönem Türk uyruklu Yusuf Sağ yaptı. Bu mezhebin merkezi. Mardin’de Meryemana kilisesidir.

Süryani Edebiyatı

Suriyeli hıristiyanların, XIV. yy.da Arapça üstün bir duruma gelinceye kadar Süryanice yazdıkları edebiyat.

Süryani edebiyatı, bugün asılları kaybolmuş olan Yunanca Hıristiyanlık kitaplarının tercümelerini yapması bakımından önemlidir.

Ayrıca bu edebiyat, eski yunan bilgileriyle İslam dünyası arasında aracı olması bakımından da önem taşır.

Suriye, Mezopotamya ve İran’daki hıristiyan topluluklarının kültür faaliyetleriyle Süryanice, bütün öteki arami edebiyatlarından daha zengin özellikler taşır.

Süryanice yazıtlar Hindistan ve Çin’e kadar uzanır. Kuzeyde Türkistan’da bu dilden yazıtlara rastlanmıştır.

Süryanice edebiyat eserleri, tarihi olaylardan büyük ölçüde etkilendi. V. yy.ın ortasındaki din anlaşmazlıkları Suriyeli Hıristiyanlarla Bizans imparatorluğunun hıristiyanlarını ve Batı dünyasını ayırdı.

İslamlık kuvvetlenince, özellikle Abbasiler döneminde hıristiyanlar büyük ölçüde etkilendiler ve Arapça yaygın bir duruma gelince suriyeli birçok yazar hem Arapça hem de Süryanice yazdı, özellikle Kutsal Kitap’tan etkilenen süryani edebiyatı, Tevrat ve Incil’in çeşitli şekillerini ortaya koydu.

Süryanicenin ilk İlahi yazarları olan Bardesanes (Bar Daysan) [II. yy.] ve Aswana’nın (IV. yy.) eserleri bugüne kadar gelmedi.

Ephraem Syrus’un eserleri (IV. yy.) süryani şiirinin benzeri olmayan örnekleridir.

Syrus, memra ve madrasa adı verilen iki şiir biçimi kullandı. Memra, kulağı bir şarkı gibi değil, konuşma dili gibi etkileyen vezinli bir şiir tarzıdır.

Madrasa da, daha hünerli bir bestedir; koro tarafından söylenir. Batı Süryanilerinin en güçlü şairi Suruçlu Mai Yakup’tur.

Doğu Süryanilerinin de (Nesturıler) Narsai adlı şairleri memralarıyla ün kazandı (VI. yy.).

XIII.yy.da Nizipli Abdişo Bar Beriha «Cennet Bahçesi» adlı eserinde 50 tane vezinli vaizi biraraya getirdi.

Yunanca birçok hıristiyanlık eseri’de Süryaniceye çevrildi. Bu alanda V. yy.da «mütercim» unvanıyla anılan Hiba ile Proba ve Kumi ün kazandı.

Ayrıca Aristoteles ve birçok eski yunan filozofu, tıp ve bilim yazarlarıyla birlikte Süryaniceye çevrildi.

Bu eserler İslam medeniyetinde de önem kazandı; Yunancadan Arapçaya çeviri yapmak, Süryaniceden Arapçaya çevirmekten daha güç olduğu için, islam yazarları Süryanice eserlerden yararlandılar, ilk Süryani tarih eseri 507’de urfalı bir keşiş tarafından yazıldı; 497-507 arasındaki olayları kapsar.

Tel Mahre’li Dionysios 582-842 yıllarını kapsayan 16 kitaplık bir tarih yazdı. Bugüne bu eserin çok az bir kısmı kalmıştır.

Ayrıca çok büyük bir kronolojik eser (21 kitap) yazan patrik Mikhael I (öl. 1199) ile arap edebiyatı için de önemli sayılan BarHebraeus sayılabilir.

Tarih yazarlarının bir kısmı, aynı zamanda dini eserler de verdiler.

Eski Yunanca birçok dini kanun kitabı da Süryaniceye çevrildi. Ayrıca, bizans imparatorları Constantinus I, Theodosius I ve Leon I’in iradelerini kapsayan bir Suriye-Roma kanunlar kitabının süryanice tercümesi yapıldı.

Böylece Suriyeliler, geleneklerini, Yunanlılardan aldıkları esaslar üstüne kurdular; fakat kendi özelliklerini de korudular.

Felsefede Reşaynalı Sergius (öl. 536), Aristoteles ve Porphyrios’un eserlerini Süryaniceye çevirdiği gibi kendisi de kitaplar yazdı.

Bunların en önemlisi Aristoteles mantığı üstüne yazdığı eseridir.

Severios Sabuht da Aristoteles’in kuralları hakkında bir risale yazdı. Arapların piskoposu Athanasios Gevergios da Aristoteles’in Organon’u ve öteki eserleri üstüne yorumları kapsayan eserler verdi.

Dionysios Thraks’ın yunan dilbilgisini çevirmesinden sonra bu konuda çalışmalar yoğunlaştı.

Batı Süryanileri arasında Urfalı Yakup’un çalışmalarının da bu alanda katkısı oldu. Dilbilgisi konusunda en üstün eserleri Bar-Hebraeus verdi.

Doğu Suriye bölümünde Hüneyn (öl. 876) ve başkalarından sonra Yuhanna bar Zobi değerli çalışmalar yaptı.

IX. yy.da Urfalı Eyüp felsefe ve doğal bilimler üstüne ansiklopediler yazdı. Bu konuda Yakup bar Şakko da eserler verdi (öl. 1241).

Batı Suriyeli Severios Sabuht, astronomide süryanilerin en önemli temsilcisidir.

Süryaniler tıpta Yunanlılardan çok şey öğrendiler. Yunanca yüzlerce tıp kitabı Sergius tarafından Süryaniceye çevrildi.

Huain de bu konuda çeviriler yaptı. Ayrıca tıp üstüne Reşaynalı Sergius, Simeon Taibuteh ve Hüneyn orijinal eserler verdiler.

X.yy.ın sonlarına doğru halifeliğin zayıflayarak çözülmesinin yarattığı karışık ortam, edebiyat çalışmalarının üzerinde olumsuz etkiler yaptı.

XIV. yy.daki moğol istilası da Suriye hıristiyanlığına büyük bir yıkım getirdiği gibi süryanî edebiyatının da sona ermesine sebep oldu. Bundan sonra süryani edebiyatı önemsiz sayılan bir ölçüde devam etti.

Süryani edebiyatı Batı ülkelerinde geniş incelemelere konu olmuştur, özellikle Kutsal Kitap üzerinde çalışanlar ilk ve orijinal metinlerin araştırılmasıyla ilgili olarak süryanice çevirilerden yararlanmaktadırlar.

Sami dillerinde ve eski yunanca yazılan birçok asıl metin kaybolduğu için bu çeviriler, özellikle son yıllarda Kutsal Kitap’ın ilk şekli hakkında yeni görüşlere ışık tutmaktadır.

Süryanice eserler sonraları başta Latince olmak üzere İngilizce. Almanca ve Fransızca gibi birçok batı diline çevrildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir