Anasayfa | Tarih | Kurtuluş Savaşı | Batı Cephesinin Kurulması

Batı Cephesinin Kurulması

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Batı Cephesinin Kurulması Uzun süren bir savaştan sonra maddi ve manevi gücü tükenmiş olan halk, birbiri ardına devam eden savaşlardan bıkmış usanmıştı. Bu vaziyette, görünen oydu ki, binlerce aziz evladını toprağa gömen, yüzbinlerce öksüz çocuğa, sakat ve kötürüm insana şahit olan bu milleti, artık kimse savaşa sürükleyemezdi. Askeri birliklerde her gün silahlarıyla birlikte kaçan kaçaklar görülüyordu. Askerlerden disiplinden eser kalmamıştı. Esasen kırmızı fesli perişan kıyafetli bu insanlara asker adını vermek de zordu. Memleket dahilinde asker kaçaklarına ve eşkıya takibine hiç ehemmiyet verilmiyor, mahrumiyet ve sefalet içinde kalmış bulunan jandarmalar, yakalayabildikleri asker kaçaklarını ve suçluları birkaç kuruş mukabilinde salıveriyorlardı. Memleketin her tarafı asker kaçaklarıyla, hapishane kaçaklarıyla dolmuş, Anadolu eşkıya yatağı haline gelmiş idi.Çeşitli maksatlarla Anadolu’nun muhtelif yerlerine yerleştirilmiş ecnebi kontrol ve irtibat subayları amirane ve mütehakkimane tavır ve hareketleri, ve bunlardan cesaret alan gayrımüslimlerin küstahlık ve taşkınlıkları, bu vaziyete karşı Osmanlı hükümetinin kayıtsızlığı, mağlubiyetin elem verici neticeleri halinde gelmiş bulunuyordu. Ekseri kasabalar arasında geliş:gidiş durmuş, hiç kimse malından ve canından emin olamaz olmuştu. Sahipsiz Anadolu’da, hangi kuvvet ve nüfuzun hakim olduğunu takdir etmek pek müşkül idi.

Mondros Mütarekesi hükümlerinin her vesile ile İtilaf devletleri tarafından çiğnenmesi ve suistimale uğratılması, memleket ve millet aleyhinde gizli ihanetlerin tertip edilmekte olduğu endişesini doğurmakta idi. Millet, İstanbul hükümetinin acz ve meskenetini gördükçe, “Ne yapacağız?” sualini sormaya mecbur oluyordu. Bir çöküntüye doğru sürüklenmekte olan vatanın kurtarılması için Anadolu’nun geniş kucağına atılmaktan başka bir çare olmadığına inananlar olduğu gibi İngiliz veya Amerikan mandasını düşünenler de az değildi.

 İzmir valiliğinin beyanatı

Avrupa ve özellikle Yunan gazetelerinin İzmir işgali hakkında yaptıkları neşriyata karşı sükut eden Damad Ferid hükümeti, acaba İzmir’in işgaline veya İngiliz mandasına muvaffakat etmiş mi idi? Zihinlerde dolaşan sual bu idi. İzmir’in İslam ve Türk toprağı olduğunu, orada Yunan’ın hiçbir hakkı bulunmadığını ilan eden İzmir valiliğinin muazzam mitingi idareimaslahatçı İstanbul hükümetini herhalde memnun etmemişti. İzmir valisi Nureddin Paşa’nın İzmir’den kaldırılması. Kanbur İzzet’in İzmir valiliğine ve Ali Nadir Paşa’ın 17. Kolordu kumandanlığına tayini, şüphesiz hayırlı bir maksat için yapılmış olamazdı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal olunacağına kanaat getiren İzmir’in uyanık gençleri, İşgalden bir gün evvel toplanarak İzmir’in savunması hakkında uzun uzadıya müzakerelerde bulunmuş ve içlerinden bir merkez heyeti seçmişlerdi. Bu heyet hiçbir hazırlık yapmaya muvaffak olamadı. Çünkü ertesi gün İzmir’in işgali bir emrivaki olmuştu. 1919 Mayısının 13’ünde İngiliz amirali Calthorpe, Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine göre mir kale ve istihkamlarının 14 Mayıs 1919’da Müttefik devletler tarafından işgal olunacağını bir nota ile vali Kanbur İzzet’e bildirmişti. Bunun üzerine İzmir 17. Kolordusu Kumandanı Ali Nadir Paşa tarafından İzmir ve civarındaki askeri birliklere şöyle bir tamim yapıldı:

 “İzmir.

1919. Mayıs 14

1.         Mütarekenamenin 7. maddesi hükümlerine göre, İzmir ve civarında istihkamları Müttefiklerin askerleri işgal edecektir.

2.         İşgal bugün öğleden sonra icra edilecek ve bu maksatla Müttefik devletler, istihkamlara birer birlik göndereceklerdir.

3.         Müfrezelerin istihkamlara gelişlerinde, istihkam dahilindeki topların kamaları ve nişangahları vesair cümle aksamı (kısımları), müfreze kumandanına 

teslim edilecektir.

 Hadiseye meydan vermemek

4.      İstihkamların işgali esnasında katiyyen karşı koyma olmayacak ve kendilerine lazım gelen kolaylık gösterilecektir.” İstihkamları İtilaf devletlerine teslim eden Ali Nadir Paşa aynı gün bir günlük emirle de:

15 Mayıs 1919 sabahı İzmir şehrinin Yunan askerleri tarafından işgal edileceğini ve bir hadiseye meydan vermemek için subay ve eratın kışlada toplu bulundurulmasını* tebliğ etmişti. Bazı vatansever ve hamiyetli subaylar İzmir'in içinde ve dışında bulunan tekmil piyade ve topçu birliklerini şehir haricine çekmeyi teklif etmişlerse de paşaya kabul ettireme-mişlerdir. Ertesi gün Yunanlılar İzmir’i işgal ve her türlü fecaatı irtikab etmişlerdir. AvrupalIların gözü önünde vukua gelmiş olan İzmir faciası, beşeriyetin yüzünü ebediyyen kızartacak mahiyettedir. Yerli Rumlar da Su faciaya iştirak etmişlerdir. Kiliselerin bir kapısından sivil olarak giren ve diğer kapışınsan Yunan askeri kıyafetinde :ışarıya fırlayarak kudurmuş köpekler gibi Türklere saldıran yerli Rumların adedi, herhalde Yunan canavarlarının adedinden az değildi.

 İzmir Şehitleri

Yunanlıların ve yerli Rumların bu gayrı İnsani saldırı ve tecavüzlerine, milli hislerimizi ve dini duygularımızı rencide eden hareketlerine tahammül edemeyen birçok Türk Yunan süngüleri ve dipçikleriyle şehit edilmişlerdir. İzmir Kalem Reisi Albay Süleyman Fethi Bey de bu şehitler arasındadır. Köyleriyle beraber İzmir şehitlerinin sayısı altı bini bulmaktadır.

İzmir’in feci işgali memleket efkarı umumiyesinde derin bir teessür uyandırmıştı. İzmir’den kaçanlar veya muhaceret suretiyle memlekete dağılanlar, Yunan vahşet ve rezaletlerini müteessirane anlattıkça her Türk’ün ruhu isyan etmiş, memleket müdafaası için, namus müdafaası için isyana ve yeni bir savaşa karar vermişti. Her tarafta toplantılar yapılıyor, milli heyetler teşkil olunuyor, silahlı kuvvetler toplanıyordu. Bu suretle gelecekte görüleceği üzere Yunanlılarla fiilen mücadeleye ve İzmir etrafında milli cepheler kurulmasına başlandı.

 Emniyet ve asayiş

Milli galeyandan korkan İzmir Valisi Kambur İzzet, İzmir faciasının dışarıya olan tesirini azaltmak için civar vilayetlere şöyle bir tamim yazdı: “İzmir’deki hadisenin civar vilayetlere mübalağalı surette aksettiği anlaşılmıyor. Bu hal, Müttefik devletlerce vaki olan tensip üzerine İzmir’in Yunan askeri işgali altına alınmasından ibarettir. Herkes işiyle gücüyle meşguldür. Emniyet ve asayiş teminat altındadır. Cins ve mezhep ayırımı yapılmadan asayişin muhafazasına dikkat ve itina olunması ve tebligata mugayir hareket edenlerin cezalandırılması.... ile.” Yunanlılar yalnız İzmir’in işgaliyle iktifa etmeyerek bir kol ile Manisa’ya diğer bir kol ile de Aydın’a doğru işgal sahalarını genişletmeye başladılar ve Ayvalık’a asker çıkarmaya teşebbüs ettiler. İzmir’in işgali sonunda 17. Kolordu karargahı ve 56. Tümen bakiyeleri esarete uğradıkları saatten itibaren emir ve kumanda işlemez olmuştu.

 Cesur Ayvalıklılar

İstanbul hükümetinin ahvaline yakından vakıf bulunan ve bu işgallerin emrivakiler meydana getirerek toprak zaptetmekten başka bir mahiyeti bulunmadığına kanaat getiren Ayvalık mıntıkası kumandanı Yarbay Ali Bey sırf şahsi teşebbüsü eseri olarak Yunan çıkarmasına mani olmaya karar vermiş ve bu kararını Ayvalık’ta bulunan İngiliz yüzbaşısı Hadgis-ton’a kapalı bir surette hissettirmiş ve emrinde bulunan 172. Alay subay ve erleri dahi , Ali Bey’in bu fikrine tamamen iştirak ederek, çıkarmaya karşı lazım gelen tertibatı almışlardı. Ali Bey mıntıkasındaki nahiye ve köylerde süratle milli teşkilatın meydana getirilmesine gayret etmiş ve bu arzusunda muvaffak olmuştu. Milli teşkilatın kurulmasından çekinen kaza kaymakamlarının muhalefet ve entrikalarına rağmen Karesi Mutasarrıfı Hilmi Bey’in bu hususta gösterdiği gayret, kolaylık ve vatanperverlik takdire değer olmuştur.

 Uzun müddet tereddüt eden Yunanlılar nihayet 28 Mayıs 1919’da iki Yunan muhribinin himayesinde Ayvalık’a asker çıkarmaya başlamış ve Yarbay Ali (Çetinkaya) kuvvetleri de Ayvalık’ın 2 km. kadar doğusundaki mevzileri işgal ederek çarpışmayı kabul etmişlerdi.Bu suretle Yunana karşı ilk cephe kurulmuş oldu.

17. Kolordu’nun kumandan muavini olan ve birkaç gün evvel Salihli’ye gelen Albay Bekir Sami Bey Salihli’den yolladığı bir telgrafla Ali Bey’in hareketini tasvib etmiş ve mümkün mertebe zayiattan kaçınılmasını istemiştir. Diğer taraftan İçişleri Bakanı Aii Kemal ve onu takiben Harbiye Nezareti, 29 Mayıs 1919 tarihli Meclis-i Vükela (Vekiller Heyeti) kararını bildiren birer emirle askeri birliklerin Soma ve Balıkesir’e kadar çekilmelerini tebliğ ediyorlardı. 6 Haziran 1919 tarihinde de Balıkesir’deki 14. Kolordu kumandanı Yusuf İzzettin Paşa, Ayvalık harekatını takdir ve tasvib etti.

Yunanlılar, İzmir’den sonrada Ege Bölgesi topraklarında ilerlemeye devam ve Nazilli, Tire, Ödemiş ve Akhisar’a dayandılar. Bergama’nın işgali ile Ayvalık cephesinin yan ve gerisi tehlikeye düştüğünden Yarbay AH Bey’in hazırladığı askeri ve milli bir müfreze, 16 Haziran 1919’da Bergama’ya baskında bulunmuş ve bir taburla bir bataryadan ibaret olan Yunan birliğini perişan etmiştir. Bu suretle Bergama ve havalisinde de bir cephe kurulmuş oluyordu. Bu sırada, karargahı Bandırma’da bulunan 61. Tümen kumandanlığına tayin edilen Albay Köprülü Kazım Bey de (Kazım Özalp) Soma’ya gelerek Soma cephesinin emir ve kumandasını deruhte etmiş bulunuyordu.

İzmir’de Yunanlıların yaptığı mezalim ve katliam Aydın’da duyulur duyulmaz ahali galeyana gelerek bir miting yaptı. Öğretmen Sabri Bey’in söylediği nutuk ve Kızılay Başkanı Hoca Esad Efendi’nin okuduğu dua-lardan sonra memleketin her tarafına şu telgrafı çektiler.

“Bütün Milli Müdafaa Cemiyetlerine;

İzmir’in işgali malumunuzdur. İzmir’le irtibatımızda kesilmiştir. Sükun ve itidali muhafaza ediniz. Milli hukukumuzu temin edecek olan silahlı teşkilata vakit kaybetmeden himmet ve gayret ediniz. Cenabı Hakk bizimledir. Çünkü mağdur ve mazlumuz. Ümidinizi kesmeyiniz.

Aydın Milli Heyeti”

İzmir’in işgalinden birkaç gün sonra Kuşadası ve civarını işgal eden Italyan kumandanından Aydın’a gelen bir telgrafta Yunanlıların İzmir’i işgale hakkı bulunmadığı ve bu işgalin tasvib edilemeyeceği bildirildi. Vali Kambur Izzet’in civar vilayetlere, İzmir işgalinin muvakkat olduğuna ve jtilaf devletleri kararıyla vuku bulduğuna dair yolladığı tamim halkın heyecan ve telaşını bir miktar yatıştırır gibi olduysa da 28 Mayıs 1919’da Aydın’ın da işgal edilmesi Yunan’ın asıl maksadının ne olduğunu ve tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne bir kere daha sermiş bulundu. Birçok vatanperver, Aydın’ı terkederek Çine’ye geçti ve orada milli bir kuvvet teşkil etti.

Denizli’nin tepkisi

Aydın’ın da işgali ve Yunanlıların Nazilli’ye doğru ilerlemesi, Denizli halkının milli hislerini tahrik etti. Denizli mutasarrıfı Faik (Öztrak) Bey, Müftü Ahmed Hulusi Efendi, eşrafdan Yusuf Bey ve arkadaşlarının gayretleriyle kurulan Denizli Milli Hey’eti 10 Haziran 1919’da aşağıdaki beyannameyi neşretti:

“Güzel İzmir’imizi işgal eden Yunan canavarları vilayetimizin içine doğru ilerliyor. Ayak bastıkları yerde hadsiz hesabsız vahşetler, tüyler ürperten alçaklıklar yapıyorlar. Camilerimize Yunan bayrağı asıyorlar. Biz bu hain düşmana karşı ayaklandık. Bunları, Menderes’ken bu tarafa geçirmemeye ve sonra da vilayetten temizleme-.9 karar verdik. Allah’ın büyük-jğüne güvenen namuslu ve sert kardeşler, silahlarıyla birer birer gelip bize el uzatıyorar. Yarın, Yunanlıların pis ve çamurlu ayakları altında inleye inleye ölmektense, bugün ya merdane ölmeye, veyahut şerefle, namusla yaşamaya azmettik. Bugünkü gayreti, din ve namus borcu bilen kardeşleriz. seyirci vaziyetinde kalmamalı, vaktin nasıl olduğunu ve kaybedilecek zaman bulunmadığını düşünerek hareket etmeliyiz. Allah yardımcımızdır.

Denizli Milli Heyeti” Denizli polis komiseri Hamdi Bey ile Süvari Yüzbaşısı Ekrem Bey’in çalışmalarıyla mühim bir sayıya ulaşan Denizli Kuvayı Milliye grubu 21 Haziran 1919’da Nazilli’deki diğer kuvvetlere iltihak ettiler. Daha evvel Nazilli’de toplanmış olan Yörük Ali, Kuvayı Milliye’si ve 57. Tümen Topçu Kumandanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in emrindeki topçular, Denizli Kuvayı Milliye’siyle beraber Binbaşı Hacı Şükrü Bey’in kumandasına girdiler ve Aydın’ın kurtarılmasına karar verdiler. Evvela Aydın’la Nazilli arasındaki Malkaç köprüsü havaya uçuruldu. Aydın’a üç saat uzaklıkta bulunan Yunan ileri karakollarına baskın yapılarak geri atıldı. 28 Haziran 1919’da esas Yunan kuvvetlerine hücuma geçildi. 29 Haziranda devam eden çarpışmalar 30 Haziran da Aydın içinde yapılan sokak muharebesini takiben Aydın, Kuvayı Milliye’si tarafından geri alındı. Bunun üzerine Yunanlılar iki üç gün içinde İzmir’den getirdikleri büyük miktarda takviye kuvvetleriyle tekrar hücuma geçerek Aydın’ı yeniden işgal ettiler. Kuvayı Milliye müfrezeleri, Aydın Nazilli arasında bulunan Köşk mahalline çekilerek cephe tesis ettiler. Demirci Mehmed Efe de eşkıyalıktan vazgeçerek adamlarıyla beraber geldi ve Umum Kuvayı Milliye kumandanlığını deruhte etti. Yörük Ali Efe Menderes havalisi kumandanlığını, Hacı Şükrü Bey, cephe kumandanlığını, Yüzbaşı Fikri Bey, Aydın Alayı kumandanlığını, Binbaşı İsmail Hakkı Bey de bütün cephenin topçu kumandanlığını deruhte etmiş oldular. Aydın Alayı kumandanlığını Fikri Bey’den sonra Üsteğmen Zakai Bey yüklenmiştir. Nazilli’de genel bir merkez heyeti teşkil edildi. Aydın, Muğla, Denizli, İsparta, Burdur ve Antalya Kuvayı Milliye teşkilatı, Nazilli’deki Kuvayı Milliye merkez heyetine bağlandı. İzmir mebusu Mahmut Celal Bey (üçüncü Reisicumhurumuz) Galib Hoca müstear adıyla Kuvayı Milliye cephesinde çok mühim hizmetlerde bulundu.

Nasihat adamı

Nazilli’de umumi bir merkez heyeti teşkil edildiği sıralarda İstanbul’da Umum Jandarma Kumandanı Kemal Paşa, güya nasihat vermek üzere hükümet tarafından gönderilmişse de cephede Kuvayı Milliye tarafından tevkif edilmiş, yemin ederek verdiği sözler üzerine İstanbul’a dönmesine müsaade edilmiştir.

Hem İstanbul hükümetine hem de itilaf devletleri mümessillerine Yunanlıların zulüm ve vahşetini bildirmek hem de işgalin kaldırılmasını taleb etmek için Hoca Esad Efendi ile Aydın Belediye Reisi Reşat Bey, Rodos yoluyla İstanbul’a gönderilmiş bu suretle bir milletlerarası tahkik heyeti getirtilmiştir. Fakat bu heyetin lehimize verdiği raporlar da, Yunan zulmünün devamına mani olamamıştır. Yunanlılar 30 Mayısta Ödemiş’i ve 5 Haziranda da Ahmetli istasyonunu işgal ettiler.

Alaşehir’de Esad adında genç bir delikanlı 40-50 kişilik bir Kuvayı Milliye grubu toplayarak Ahmetli’ye girmiş ve Yunan askerlerini Urganlı’ya çekilmeye mecbur etmişse de yerli Rumların yardımıyla Yunanlılar tecrübesiz genci ve grubunu habersiz avlayarak bir kısım efradını şehit etmişler, bir kısmını da esir almışlardır.

Ertesi gün Salihli’den Halil Efe’nin topladığı bir milli müfreze Ahmetli’ye taarruz etmiş ve Yunanlıları buradan tekrar çıkarmıştır. Bu suretle Salihli cephesi de teşekkül etmiş oluyordu. Birkaç gün sonra Bandırma cihetinden bir miktar atlı ile Salihli’ye gelen Çerkez Ethem bu cephenin emir ve kumandasını üzerine almıştır. Daha sonra Parti Pehlivan ve Sarı Ebid Efe grublarının da katılmasıyla Salihli cephesi en kuvvetli milli cephe haline gelmiştir. Kuvayı Milliye’nin bu faaliyetleri ve düşmana karşı zaman zaman kazanılan başarıların memlekete yayılması, halkın milli hislerini, cengaverlik ruhunu ve azmini canlandırmış, millet maddi ve manevi bütün gücüyle, bu milli direnişe katılmaya başlamıştır. Henüz çocuk yaşta olanlardan tutunuz da ak sakallı dedelere kadar her hamiyet sahibi bu teşkilat içinde yer almıştır. Bu mücadelede, mücahitlere cephane ve yiyecek taşıyan kadınlar yanında elinde mavzerle çarpışmalara iştirak eden kadınlar da pek çok görülmüştür. Bu sebeple memleketin silahlı teşkilatlanmasını üzerine almış bulunan Müdafaa-i Milliye ve Red-i ilhak Cemiyetleri etrafında toplanan milli kahraman ve fedailerin adedi günden güne artmakta, milli cepheler takviye edilmekte ve toplanan yardımlarla mücahitlerin her türlü ihtiyacı temin edilmekte idi.

Bazı askeri birliklerin, bilhassa makineli tüfek ve topçu birliklerinin Kuvayı Milliye namı altında mücahitlere katılması bu müdafaa ve direniş cephelerini gerçek birer muharebe cephesi haline getirmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Image gallery

Bu yazıyı oyla

0