Anasayfa | Tarih | Medeniyetler | Hititler

Hititler

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

M.ö. H. binyıl başından M.ö. VIII. yy. sonuna kadar Anadolu’da devlet kuran bir halk topluluğu. Hitit adı Tevrat’ta birçok kere adı geçen Hit oğulları’na izafeten modern araştırıcılar tarafından verilmiştir. Ru ad Mısır metinlerinde de Heta olarak geçer.

Hitit Tarihi

M.ö. U. binyılın başında Anadolu’ya gelen Hititler, bu devrin sonlarına doğru, Kızılırmak kavsi içindeki bölgeye yerleştiler. Bu kavimlerin kimler olduğu, buraya nereden geldikleri konusunda değişik varsayımlar ileri sürüldü. Hititolojinin başlangıç dönemlerinde, bütün hint - avrupalı kavimler gibi, Hititler in de batıdan, Boğazlar üzerinden Anadolu’ya geldikleri kabul ediliyordu. Bilim adamlarının bu konuda ortaya attığı kanıtlar hitit göçlerini, daha yakın çağlarda bilinen Akalar, Frigler ve Galatların göçleriyle karşılaştırmaktan öteye geçemedi. Daha sonra yalnız filolojik araştırmalara dayanılarak, Hititlerin Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya geldikleri, bir süre Yeşilırmak havzasında oturdukları sonra, daha batıya, Kızılırmak kavsi içine göçtükleri ileri sürüldü. Bugün Hititlerin kaynağı kesin olarak açıklanamamakta, ancak bu halkın, batıdan çok doğudan geldiği daha akla yakın görünmektedir. 1968 Yılından beri Keban bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmaların bu meseleyi aydınlatacağı sanılmaktadır.Boğazköy’de Hitit devlet arşivinde bulunan belgeler, kazılarda çıkan arkeolojik buluntular ve Hititlerin siyasi ve kütürel ilişki kurduğu komşularının yazılı belgelerinden edinilen bilgiler hitit devletlerinin tarihi konusunda bilgi verecek niteliktedir. Bu belgeler daha çok Yeni devlet zamanından kalmadır. Geç hitit şehir devletleri kaynakları ise, özellikle hitit hiyeroglif yazılı büyük anıtlardır. Bu yazı iyice okunamadığı için, bu konuda çağdaş asur imparatorlarının Hititlerle ilgili belgelerinden ve bu şehirlerde çıkan arkeolojik buluntulardan yararlanılmaktadır.

Eski Hitit Devleti 

(M.ö. 1750-1490). Eski Hitit devletini Kuşşar şehrinden gelen bir hanedan kurdu. Tanınan ilk kral Pithana’dır. Yaklaşık olarak M.ö. 1850 yıllarında yaşadığı sanılan bu kralın adına Kappadokia tabletlerinde rastlanır. Fakat yaşadığı çağın siyasi olayları ve kendi hayatı hakkında kesin bilgi yoktur. Kendinden sonra kral olan oğlu Anitta’nın bir tabletinde Pithana’nın adı geçer. Yaklaşık olarak M.ö. 180Ö yıllarında yaşadığı sanılan Anitta, Kuşşar beyliğini genişletti, başka şehirleri ele geçirdi. Anitta’nın bıraktığı çivi yazısı hititçesiyle yazılı tablette, kendisinin Neşa şehrini aldığı ve Hattuş kralı Piyuşti’yi de bir gece baskınıyla yendiği anlatılır. Anitta’dan sonra Hitit tahtında üç kuşak süren bir boşluk görülür. Alişar’da, bulunan bir Kültepe tabletinde, Anitta’nın oğlu Peruva’ya veliaht denilmekteyse de Peruva’nın krallık edip etmediği bilinmemektedir. Yalnız daha sonraki devirlerde hitit krallarının «Kuşşaralıların» soyundan gelmekle övündükleri biliniyor. Anitta’dan sonra Eski devletin başına Tuthalya I (M.ö. 1740-1710) geçti. Bu kral hakkında da fazla bilgi yoktur. Ancak Tevrat’ın Hititlerle ilgili bölümünde geçen Tid’al adlı bir kralın Tuthalya I olabileceğini ileri sürenler vardır. Tuthalya’nın oğlu Puşaruma’nın da (M.ö. 1710-1680) yalnız adı bilinir.

Puşaruma’dan sonra tahta çıkan Pawatelmah (M.ö. 1710-1680) hakkında da hiç bir bilgi yoktur. Fakat Tuthalya I’in oğlu veya torunu olduğu sanılan Labarna I’in (M.ö. 1680-1650) Eski Hitit devletinin en büyük başkanlarından biri olduğu görülür. Eski Hitit devletinin gerçek kurucusu Labarna I’dir. Nitekim Telepinu fermanında da hitit kralı listesi Labarna I ile başlatılır, Lar barna adı kendisinden sonra gelen bütün hitit kralları tarafından unvan olarak kullanılır. Labarna’nın krallık süresini aydınlatacak nitelikte kendi zamanından kalma belge yoktur; Hitit arşivinde bulunan başka tabletler arasında bu devri anlatan bazı kayıtlar vardır. Bu belgelerde Labarna I’in ülkesini genişlettiği, Kızılırmak kavsi içindeki şehirlerin çoğunu ele geçirdiği anlatılır. Labarna’nın yerine oğlu Labarna II veya Hattuşil I (M.ö. 1650-1620) geçti. Bu devirden kalma hititçe ve akadça yazılmış iki ünlü belgede bu kralla ilgili bilgiler vardır. Belgelerden biri vasiyetname niteliğindedir. Eski devletin en önemli arşiv malzemesinden biri sayılan bu vasiyetnameden bir yandan Hitit devletinin ilk kralları, öte yandan bu kralın iş başında bulunduğu süreyle ilgili bilgi edinilmektedir.

ikinci belgeden Hattuşil Tin, Güneydoğu Anadolu’ya inerek önce Halep (Halpa) şehrini aldığı; sonra Amuk ovasındaki şehirleri birer birer ele geçirdiği; bu şehirler arasında Alalah (Tel Açana) şehrini yıktığı ve Fırat (Purattu) nehrine kadar uzandığı; babası Labarna I zamanındaki geniş toprakları küçültmediği, devletin dış siyasetine yeni bir yön vererek ülkeyi geliştirdiği anlaşılır. Böylece, Anadolu, Mezopotamyalılar tarafından uğradığı saldırılara ilk defa karşılık vermekte ve saldırıların geleceği geçitlere hâkim olarak o zamanların Avrupa’sı durumunda olan ön Asya dünyasına katılmaktadır. Ancak, Hattuşil I gibi güçlü bir kralın çağında bile Hitit devletinde iç kavgaları yapılmaktadır. Buna sebep, Kuşlar şehrinde hastalanan Hattusil I in açıklanmayan bir sebep yüzünden büyük oğlu Huzzia’nın yerine küçük oğlu Murşil I i (M. ö. 1620-1590) veliaht yapmasıdır. Bu olay kraliçe Haştayar’ın diretmesine, bazı saray ilerigelenleriyle işbirliği yaparak ayaklanmasına yolaçmış, sonunda, Hattuşil yine duruma hâkim olarak «yılan» diye nitelediği karısının ve oğlunun adını kim ağzına alırsa onu şiddetle cezalandıracağını ilân etmişti. Hattuşil I in nasıl ve nerede öldüğü bilinmemektedir. Yalnız, devletin çıkarlarını iyi koruduğu, bu çıkarların güney sınırlarıyle bağlantılı olduğunu kavradığı anlaşılıyor. Onun bu uzak görüşlü tutumu, yerine geçecek olanı seçmesinden de belli olmaktadır. Hattuşil I in küçük oğlu ve halefi Murşil I devrindeki olaylar, onun veliahtını değiştirmekte ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Murşil I, ilk iş olarak başkentini Neşa şehrinden daha müstahkem bir yer olan Hattuş şehrine nakletti. Hattuş, Hititlerden önce kurulmuş, Eski Bronz III çağında önemli bir medeniyet merkezi olan bir proto-hatti şehriydi. Oldukça sarp bir kaya üzerine kurulan şehir Hitit imparatorluğunun sonuna kadar başkent olarak kaldı. Murşil I, önce Halep’e saldırdı, şehri yıktı. Halkının bir bölümünü Hattuşaş’a getirdi. Böylece, kendisine, Babil yolunu açtı. Hitit tarihi bakımından çok önemli olan bu Babil seferi hakkında, hitit ve eski babil kaynaklarında yeterli nitelikte bilgi yoktur. Bu yüzden Babil kralı Şamşuditana ile yapılan savaşın ve Hitit zaferinin sonucu aydınlık değildir. Yalnız Babil seferinin kısa bir saldın niteliği taşıdığı bilinmektedir. Murşil I, hitit kralları geleneği üzere ele geçirdiği bu şehirde uzun süre kalmadı, aldığı ganimetlerle hemen Hattuşaş’a döndü. Hititlerin, Babil’i istilâsından sonra Hammurabi’nin bağlı bulunduğu I. Babil sülâlesi sona erdi, yönetim Kassit sülâlesinin eline geçti. Babil seferi dolayısıyla hitit kültürü, eski mezopotamya medeniyetiyle doğrudan doğruya temasa geldi. Hitit dininde, sanatında ve edebiyatında görülen Babil etkisinin kaynağı bu sefer sayılabilir. Murşil I, bundan başka Hurri (Hur) ülkesine de sefer açtı. Ama başkent Hattuşaş’ta ortaya çıkan iç karışıklıklar üzerine hemen başkente döndüyse de, eniştesi Hantili’nin kışkırtması sonucu, Zidan’da tarafından öldürüldü. Böylece Labarna I’den Murşil I e kadar geçen zaman içinde Hitit devleti büyük bir gelişme göstermiş, Kuzey Suriye’yi hâkimiyeti altına almıştır.

Murşil I’den sonra tahta geçen Hantili (M. ö. 1590-1560) Suriye’de genişleme siyasetine devam etti. Hititler Fırat nehri kıyısındaki Aştata ve Kargamış şehirlerinde savaşlar yaptılar, Hurrilerle de çarpıştılar. Yine bu kral zamanında Gaşka lar (Kaşkaş) kuzeyden güneye doğru uzandılar ve Fırtına tanrısının kutsal şehirlerinden biri olan Nerik (yeri bilinmemektedir) şehrini aldılar. Bu devirde başkent Hattuşaş’ın surları yoktu. Gaşka saldırılarını önlemek için Hantili zamanında şehrin etrafına sur çekildi. Hantili öldükten sonra veliaht prens Fisenis’in kral olması gerekiyordu. Fakat Zidanta adlı başka bir prens, Pisenes’i ve oğullarını öldürerek Zidanta I (M.ö. 1560-1550) adıyla tahta çıktı. Ancak saltanatı uzun sürmedi, öz oğlu Amunna (M.ö. 1550-1530) başkaldırarak hitit tahtını eline geçirdi. Amunna’nın saltanatı karışık olaylarla doludur. Bu devirde hitit ülkesinde büyük bir kıtlık çıktı, ayaklanmalar oldu. Bu olaylar Telepinu fermanında acıklı bir dille anlatılır. Hattuşaş sarayında meydana gelen bu iç huzursuzluklardan komşu düşman ülkeler faydalandılar. Telepinu fermanında âsi ülkeler arasında Arzava, Adaniya ve Şallapa gibi büyük ve önemli şehirlerin adı geçer. Bu isyanlar bastırılamadı, Amunna öldürüldü. Amunna’dan sonra tahta çıkan Huzziya (M.ö. 1530 -1525) devrinde yeni bir hanedan başa geçti. Huzziya tahtın gerçek sahibi olan ağabeyi Testis’i öldürerek tahta çıktı, kız kardeşi iştaparya’yı da Telepinu adlı biriyle evlendirdi. Kısa bir süre sonra kız kardeşini ve eniştesini rakip olarak görmeye başladı. Eniştesi Telepinu’yu da öldürtmek istedi ama suikast projesi fark edildi. Bunun üzerine Telepinu, Huzziya I’i bertaraf ederek tahtına oturdu. Eski Hitit devletinin kudretli ve teşkilâtçı krallarından biri olan Telepinu (M. o. 1525-1500), saltanatı eline geçirince karışıklıklara son verdi. Gaşkalarla savaştı, onları kuzeye doğru sürmeyi az çok başardı. Hitit konfederasyonuna bağlı küçük krallıklarla olan ilişkisini kuvvetlendirdi, bunların bazılarıyle antlaşmalar imzaladı. Telepinu’nun bize kadar gelen en önemli belgesi hitit çivi yazısıyla yazdırtmış olduğu fermanıdır. Telepinu bu fermanda kendinden önce gelen kralların bir listesini vermiş, bu krallar devrinde geçen olayları kısaca özetlemiş, aynı zamanda Hitit tahtındaki cinayetleri önlemek için tedbirler ortaya koymuştur. Fermanda aynen şöyle denmektedir: «Bundan sonra Hattuşaş’ta hiç kimse hanedandan bir prense ne bir fenalık edebilir ne de öldürme planları kurabilir. Yalnız birinci kadının oğlu kral olabilir. Birinci derecede prens yoksa, ikinci dereceden olan prens kral olacaktır. O da yoksa birinci dereceden kız evlenecek ve onun kocası kral olacaktır». Telepinu eski devlet hukukunda çok önemli bir adım attı ve kralın mutlak hâkimiyeti ve yetkilerini sınırladı, gerekirse kralı bile muhakeme etmek ilkesini koydu. Yüksek mahkeme niteliğindeki bu kurulun adı Pankuş meclisi'dir. Kralın yanında devletin yürütme görevini paylaşır. Pankuş meclisinin varlığıyla krallık kurumunun mutlak hâkimiyeti sarsılmıştır.

Telepinu’dan sonra 40 yıl kadar süren karanlık bir dönem başlar, bu dönemin sonunda da Yeni Hitit devleti krallarının ortaya çıktığı görülür.

Eski Hitit devleti zamanında meydana gelen iç karışıklıkların devletin dış siyasetini etkilediği, bazı çözülmelere yolaçtığı anlaşılır. Bu yüzden Murşil I zamanında Babil’e kadar yayılan hitit hâkimiyeti zayıflamış, sınırlar Telepinu devrinde Kızılırmak kavşağına kadar daralmıştır.Bütün bu genişleme ve daralmalar karşısında Eski devletin dış siyasetinde kesin bir ilkeye bağlı kalındığı görülür. Kuzey Suriye’nin elde tutulması bundan dolayıdır. O zamanlar için Anadolu ancak bu yoldan Mezopotamya ve Mısır medeniyet ürünlerinden yararlanabiliyor, kendisi için yeni bir kültür düzeni kuruyordu. Nitekim sonraları Yeni Hitit devleti de bu yolda yürüdü.

Yeni Hitit Devleti veya İmparatorluk Devri 

(M. ö. 1460-1190/1180). Bu devreye Büyük Hitit Devleti çağı da denir. Yeni dönemin ilk kralı olan Tuthalya II’nin (M.ö. 1460-1440) kimin oğlu olduğu, ne gibi bir yönetim uyguladığı kesinlikle bilinmemektedir. Yalnız Halep şehrini aldığı, Mitannilerle savaştığı kayıtlara geçmiştir. Tuthalya II’den sonra oğlu Arnuvanda I (M.ö. 1440-1420) tahta geçti. Bazı bilginler bu kralın Tuthalya III’ten sonra geldiğini ileri sürer. Devrinin olayları hakkında fazla bilgi yoktur. Arnuvanda I’den sonra yerine kardeşi Hattuşil II (M.ö. 1420-1400) geçti. Bu kral Suriye seferlerine yeniden başlamak zorunda kaldı; bu sıralarda oldukça genişlemiş olan Mitanni devletine bağlı bazı krallıkları ve Kizzuwatna ülkesini hitit hâkimiyeti altına aldı. Saltanatının sonlarına doğru ülkesinde çıkan karışıklıklar üzerine yerine oğlu Tuthalya III (M.ö. 1400-1380) tahta çıktı. Saltanatının ilk yıllarında bazı başarılar kazandı, Arzawa, Hayaşa (Doğu Anadolu) ve Gaşka ülkeleriyle savaştı. Fakat saltanatının son yıllarına doğru biraz da kendi gevşekliği yüzünden karışıklıklar yine başgösterdi, yer yer ayaklanmalar oldu. Hitit devleti Hattuşaş ve yakın çevre sınırlarına çekilecek kadar daraldı. Arzava konfederasyondan ayrıldı. Azziler yukarı ülkeyi sıkıştırmaya başladı. Işşuvva (Keban dolayları) ayaklandı. Gaşkalar imparatorluğun kuzey taraflarını ellerine geçirdiler, bir ara Hattuşaş’ı tahrip ettiler. Hitit devletinin siyasî durumu çok sarsıldı. Boğazköy’de bulunan Yeni devlet zamanından kalma bazı çivi yazılı belgelerde bu devrin karışık durumu anlatılır. Bu karışık devrede Tuthalya III’ün oğlu Şuppiluliuma I (M.ö. 1380-1340) gibi güçlü bir kralın tahta geçmesi Hitit devletinin durumunu değiştirdi. Şuppiluliuma I ile Hitit devleti tekrar ön Asya’da komşu ülkelere akınlar yapabilecek bir güç kazandı. Bu kraldan sonra hitit tarihi yeni bir döneme girdi. Gerçekten de Eski Hitit devleti sadece kendi varlığını korumak için savaşıyordu. Bu dönemde yeniden düzene konulan devlet başka ülkeleri ele geçirmek için çarpışmalara girişti. Yeni Hitit devletinin bu icraatçı ve fatih kralı, sarsılmış Hitit devletini yeniden toparladı, sınırlarını genişletti, bir bakıma imparatorluk kurdu. Bu kralın saltanat süresi üç döneme ayrılır:

I.Dönem 17 yıl kadar sürer. Bu dönem süresince Şuppiluliuma I Anadolu’daki Hitit birliğini yeniden sağladı, Hitit devletinin sınırlarını Suriye ve Kuzeybatı Mezopotamya’ya kadar genişletti. Sonra Suriye’yi. ele geçirmeğe çalıştı, Orta Suriye sınırlarına kadar indi. Suriye’deki Amurru prensiyle antlaşma yaptı. Hurri kralı Artatama ve Kizzuwatna prensliğiyle birleşti. Bu anlaşmaları düzene koyduktan sonra Mitannilerle savaşa başladı. İlk sıralar başarısızlığa uğradı, fakat savaşları sürdürdü. Sonunda Mitanni kralı Tuşratta’yı öldürttü. Fırat nehrini geçerek Suriye’ye girdi, Halep’i tekrar kendine bağladı. Sınırlarımnı Ugarit şehrine kadar uzattı. Fakat kendisinin uzakta olması, bu sırada Anadolu’da birtakım olayların gelişmesi yüzünden başkente dönmek zorunda kaldı.

II.Dönem 20 yıl kadar sürer. Şuppiluliuma I bu dönemde Anadolu işleriyle uğraştı. Bu çalışmaları sonucu Anadolu’daki Büyük Hitit birliğini yeniden kurdu. Hitit ülkesinin kuzey ve kuzeybatı sınırlarında olduğu anlaşılan Gaşka ve Pala’lan püskürttü. Kizzuwatna’yı Hitit konfederasyonuna aldı. Oğlu Tlepinu’yu Kizzuwatna’nın ruhani başkanlığına getirtti.

III.Dönem 3 yıl kadar sürer. Bu kısa dönemde Şuppiluliuma I tekrar Suriye işleriyle uğraşmağa başladı, öldürülen Mitanni kralı Tuşratta’nın oğlu Mattiwaza daha önce Şuppiluliuma I’e sığınmıştı. Şuppiluliuma I, Mattiwaza’yı damat yaparak onu Mitanni tahtına oturttu, öte yandan Kargamış şehrini de aldı, oğullarından Piyaşil’i Kargamış’a, öteki oğlu Telepinu’yu da Halep şehrine kral olarak gönderdi. Bu sırada ortaya çıkan siyasî bir olay eski ön asya milletlerinin karşılıklı ilişkilerinde önemli bir yer tutar. Mısır’da, yeni imparatorluk devri firavunlarından Tutankamon ölmüş, yerine geçecek bir erkek evlât bırakmamıştı. Şuppiluliuma I Kargamış önlerine geldiği zaman Mısır’ın dul kraliçesi Anhsnamon’dan bir mektup aldı. Kraliçe bu mektupta kendisine Şuppiluliuma’nın bir oğlunu eş olarak göndermesini istedi. Şuppiluliuma I durumun doğru olup olmadığını anlamak için Mısır’a bir elçi gönderdi. Hitit elçisinin olumlu haberi üzerine oğullarından birini Mısır’a yolladı. Ancak Mısır’a giden bu hitit prensinin sonu bilinmemekte, oraya varmadan yok edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü tam bu sırada Mısır’da Ai adlı bir vezir kraliçeyle evlenerek tahta geçmişti.

Şuppiluliuma I zamanında hitit hâkimiyeti bütün Kuzeydoğu Suriye’de, özellikle Ugarit’te oldukça güçlü bir duruma gelmişti. Şuppiluliuma I’in, bu savaşçı yeteneği ve başarısı yanında iyi bir diplomat olduğu da görülmektedir. Gerçekten de yendiği şehir beylerine hititli prensesler verme yoluyla siyasî evlenmelere dayanan bir barış siyaseti izledi. Hayaşa prensi Hukkanas’a kız kardeşini verdi, bir kızını Tusratta’nın oğlu Mattivaza’ya, başka bir kızını da Mira beyi Mashuiluva ile evlendirdi. Bu devletlerle yapılan anlaşmalarda hititli prenseslerin o ülkelerin tahtı üzerindeki hakları özellikle belirtilmekteydi, öte yandan Şuppiluliuma I’in eski hitit geleneklerine bağlı kalarak aldığı şehirlere oğullarını veya yakınlarını birer «kUçük kral» olarak gönderdi. Bu büyük kral bir salgın hastalık sonunda öldü, yerine oğlu Arnuvanda II çok hasta bir durumda tahta çıktı (M.ö. 1340-1339). Bu kralın dönemine ait bilgi yok gibidir. Ancak Hitit devletinin güçlü durumu ve Anadolu’daki Hitit konfederasyonunun sarsılmadan devam ettiği bilinmektedir. Bu kralın saltanatının sonlarına doğru Arzava ülkesi ayaklandı. Arnuvanda II’nin ölümünden sonra tahta Şuppiluliuma I'in oğlu ve Arnuvanda II’nin kardeşi Mursil II (M.ö. 1339-1306) geçti. Arnuvanda II’nin yerine Kargamış ve Halep kralları bulunan oğullarının değil de, çocuk yastaki Mursil II’nin tahta getirilmesini açıklamak güçtür. Mursil II devri olayları kendisinin bıraktığı yıllıklardan öğreniliyor. Bu belgelere göre Mursil II çocuk yasına rağmen babasına yaraşır bir evlât olduğunu gösterdi. İmparatorluğa bağlı şehirlerin hemen hepsi tahta bir çocuk kralın çıktığını duyunca ayaklandılar. Murşil II hitit ordularının başına geçerek bir sınırdan öbürüne koştu ve giriştiği her seferden başarıyla döndü. Mursil II, tahta çıkar çıkmaz, ayaklanan Arzava ülkelerini ele geçirdi. Hitit devletiyle Arzava arasında eskiden beri sürüp gelen çatışmalara son verdi. Bu yüzden tarihte Arzava fatihi diye anılır. Hitit tahtına bir çocuk kralın geçmesi, bütün düşman ülkelerde olduğu gibi, Arzava ülkelerinde de bağımsızlık için elverişli ortam ve zamanın gelmiş olduğu kanısını uyandırmıştı. Murşil II yıllıklarında savaş sebebi olarak, Arzava kralı Uhhaziti’nin Millawata şehrini Ahhiyava kralına vermesini ileri sürmektedir. Hitit çivi yazılı metinlerinde Milavanda dive geçen bu şehir, klasik Milethos şehriyse, Anadolu’nun tarihî coğrafyası bakımından gerçekten ilgi çekicidir. Şimdilik nerede olduğu kesinlikle bilinmeyen Ahhiyava krallığı Milavanda şehrine karşılık Arzava kralına askerî vardımda bulunmuş olmalıdır. Çünkü Mursil II. kendi kuvvetlerinden başka bir yandan kardeşi Kargamış kralı Pivaşil’den, öte yandan Mira beyi eniştesi Maşhuiluva’dan yardım istemişti. Bundan başka, gene Batı Anadolu’da bulunması gereken Attarimma, Şuruda ve Huvarsanaşşa şehirleri de Arzava kralıyla işbirliği yapmışlardı. Şeha (Büyük Menderes) nehri ülkesi prensi Manapa-Datta da bu birliğe girmişti.

Bunun üzerine Murşil II. Şallapa şehrinde Kargamış’tan gelen kuvvetleri aldıktan sonra. batıya doğru yürümeye başladı. Aura şehrinde de orduya Mira beyinin kuvvetleri katıldılar, ilk savaş Valma yakınındaki Astarpa nehri yanında yapıldı. Bu savaşta Arzavalılar yenildilerse de kesin sonuç alınamadı. Fakat düşman kuvvetleri üçe bölündü. Arzava kralı Uhhaziti’nin başkenti Apaşa'dan (Ephesos da olabilir) deniz voluvle kaçması üzerine, Arzavalıların bir bölümü Arinnanda dağına, öteki bölümü de Puranda şehrine sığındılar. Fakat bu sırada kış geldiğinden Mursil II kışı geçirmek icin Valma’ya dönmek zorunda kaldı, ilkbaharda savaş tekrar başladı, bütün Arzava ordusu ağır bir venilgiye uğradı. Esirler arasında Arzava kralının oğlu da vardı. Bu kesin başarıdan sonra gene kral. Arzava koalisyonuna giren bütün müttefikleri cezalandırmaya karar verdi. Fakat Şeha nehri ülkesi kralı Manapa-Datta. krala annesini ve yaşlıları göndererek af diledi, ricası hitit kralı tarafından kabul edildi. Böylece Batı Anadolu’da yeniden düzen sağlandı. Arzava ülkelerinin her biriyle ayrı avrı antlaşma yapıldı. Bu antlaşmalardaki sınır kesimlerine göre. Seha nehri ülkesi vine Manapa-Datta’ya. Hapalla Targasnalli’ye. Mira ve Kuvalya ülkeleri Mashuiluva’ya. küçük Arzava krallığı da esir düsen prens inara’ya verildi. Böylece Arzava beylikleri yeniden Hitit konfederasyonuna bağlandı.

Murşil II, Batı Anadolu seferlerini başariyla bitirdikten sonra Kuzey Anadolu’daki Gaşka ülkesine ve halkına karşı savaşa girişti. Fakat, Gaşkalara karşı kesin bir başarı elde edilemediğinden Hitit devleti Kuzey Anadolu’da tam anlamıyla bir güven sağlayamadı. Saltanatının yedinci yılında Murşil II Azzi-Hayaşa (Doğu Anadolu) beyliğiyle savaşmak, bu beyliğin topraklarını yeniden ele geçirmek ve bu savaşın yönetimini de kumandanlarından birine bırakmak zorunda kaldı. Çünkü tam bu sırada Murşil II Humanni (Klasik çağlardaki Gomana) şehrinde dinî bir töreni yönetirken Suriye’de ayaklanma başgösterdi. Kral isyanın patlak verdiği Kargamış şehrine geldi, şehri ve dolayısıyla de Kuzey Suriye’yi itaat altına aldı. Az sonra eniştesi Mira beyi Maşhuiluva ayaklandı, yenilince de kaçtı. Yerine Mira beyinin evlâtlığı Kupanta-İnara’yı tayin etti, onunla bir de antlaşma imzaladı. Bu olaylardan sonra yeniden Kuzey Anadolu seferine çıktı, Azzi-Hayaşa’ya yürüyerek ayaklanmaları bastırdı, öteki seferleri hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak Murşil II yıllıklarında bir Mısır seferiyle ilgili bazı belirtiler vardır. Kadeş yakınlarında Murşil II’nin çağdaşı olması gereken Mısır firavunu Sethos I ile ilgili bir stel bulundu. Firavun’un zafer anıtı olarak dikilen bu taşın hangi savaşlarla ilgili olduğu bilinmemektedir. Bu konuda mısır ve hitit kaynaklarında belge yoktur. Bu kral aynı zamanda Hitit konfederasyonuna bağlı küçük krallıklar antlaşmalar imzaladı, bu küçük krallıkları kendisine daha çok bağladı. Bu antlaşmalar Eski ön Asya’nın diplomasî tarihinde özel bir yer tutar.

Murşil II öldüğü zaman iki oğlu vardı. Bunlardan büyüğü olan Muvatalli (M.ö. 1306-1282), babasının yerine Hitit tahtına geçti. Kiİçük kardeşi Hattuşil’i de yukarı ülkenin yönetici ve kumandanı olarak görevlendirdi. Muvatalli'nin ilk zamanları, özellikle ilk 10 yılı karışıklık içinde geçti. Kuzeydeki Gaşkalar yeniden ayaklandılar, bu ayaklanma ülkenin başka bölgelerine de sıçradı. Bu olaylar üzerine Muvatalli başkent Hattuşaş şehrini boşaltmak zorunda kaldı, aşağı ülkedeki Dattaşa şehrini (yeri kesinlikle bilinmemektedir) bir süre için başkent yaptı, kardeşi Hattuşil’i de hitit ordusunun başkumandanlığına getirdi. Ayaklanmalar bastırıldı, ülkenin eski düzeni yeniden sağlandı. Muvatalli’nin tahta çıkışından az önce Mısır’da XIX. sülâle kurulmuştu. Bu sülâlenin firavunlarından Seti I (M.ö. 1318 -1297) Filistin ve Suriye’yi eline geçirmek istiyordu. Bu yüzden Suriye hâkimiyeti için Mısırlılarla Hitftler arasında yeniden çekişme başladı. Seti I ile Muvatalli arasında ilk ilişkinin ne yolla başladığı bilinmemektedir. Yalnız Seti I’in yerine geçenlerden Ramses II’nin (M.ö. 1297-1239) kral olduğu zaman Muvatalli ile aralarında karşılıklı hediye alıp verdikleri kaynaklarda yazılıdır. Bu sırada Asurlular, Mitanni krallığını sıkıştırmaya başlamışlar. Asur kralı Adad Nirâri I (M. ö. 1311-1281) Hititlere bağlı olan Mitanni prensi Warşa Şatta’yı yendi. Muvatalli, hitit ülkesiyle ilgili olan bu olayı önlemek için, Asurluları üzerlerine gönderdiği kuvvetlerle püskürttü. Bu olayların ardından Şuppiluliuma I zamanından beri Hititlerin müttefiki olan ve Hattuşaş’a belirli bir vergi ödeyen Amurru prensliğinin başındaki prens öldü, yerine de Benteşüıa adlı biri geçti. Benteşina, prens olur olmaz Mısır tarafını tutmaya başladı. Bu yüzden de hitit kralı tarafından görevinden alınarak Anadolu’ya çağrıldı. Yerine Şatili adlı biri prens olarak görevlendirildi. Fakat Amurrular bu olay üzerine Hititlerle olan antlaşmalarını bozarak, kendilerini koruması için Ramses II’ye başvurdular. Ramses II bundan yararlanarak 15-20 000 kişilik bir orduyle Orta Suriye’ye girdi. Bu durum karşısında Muvatalli de ordusunu hazırladı, Suriye yönünde yola çıktı.

Mısırlılara göre Hititlerin 3 500 harp arabası ve 20 000’den çok piyade kuvveti vardı. Yaklaşık olarak M.ö. 1292 yılında Kadeş (bugün Tel Nebi Mend) önünde hitit odusuyle mısır ordusu savaş nizamında karşılaştılar. Bu, Eskiçağın en büyük meydan savaşlarından biriydi. İlk çarpışmada harp arabaları yüzünden Hititler üstün geldi. Fakat Ramses II gerideki ihtiyat kuvvetlerini savaş alanına sürünce yağmaya başlayan hitit ordusu şaşırdı, böylece Mısırlılar yenilgiden kurtuldular. Bu savaşın kesin sonucu belli değildir.Her iki ordu yapılan antlaşma gereğince çekildi. Bu antlaşmaya göre Ramses II aldığı yerleri boşaltarak Suriye’nin güneyine döndü. Kuzey Suriye ve Kadeş şehri Hititlerde kaldı. Antlaşmadan sonra hitit ordusunda çıkan bir ayaklanma sırasında Muvatalli öldürüldü. Yerine gayrimeşru oğlu Urhi-Teşup (M.ö. 1282-1275) kral oldu. Gerçekte amcası Hattuşil’in kral olması gerekiyordu. Hitit tarihinde önemli bir yeri olmayan bu kral bazı karışıklıklara yolaçtı. Mısır ile bu dönemde barış yapılmadı. Savaş da durmadı. Asur kralı Adad-Nirari I, Mitanni ülkesini ele geçirmek istiyordu. Bu sırada Mitanni kralı olan Şuttarna II, daha önce davranarak Asurlular üzerine yürüdü. Yapılan savaşta yenilgiye uğrayınca Asurlulara belirli bir vergi ödemek zorunda kaldı. Hititlerin başkumandanı Hattuşil, devletinin bu olaylar karşısındaki siyasetini ustaca yürüttü. Genç ve devlet işlerine yabancı olan Urhi-Teşup, zadegan sınıfının kışkırtmalarıyla amcası Hattuşil’e karşı ayaklandı. Hattuşil’in yönetimi altında bulunan Doğu Anadolu’daki şehirlerin bazısını ele geçirdi. Hattuşil yedi yıl kadar yeğeninin bu hareketlerine dayandı, ancak Urhi-Teşup, elindeki son iki şehri de almak isteyince karşı koymak zorunda kaldı. Hitit devletinde bu genç kralı sevmeyen beyler de Hattuşil’e katıldı ve kral Urhi-Teşup, savaş yeri olan Şamuha (yeri kesinlikle bilinmemektedir) şehrinde kuşatılarak esir edildi. Hattuşil de bu olaydan sonra Hattuşil III (M.ö. 1275-.1250) adıyla büyük Hitit kralı ilân edildi. Urhi-Teşup öldürülmedi ve serbest bırakıldı.Hattuşil III 50 yaşında tahta çıktığı zaman, Hititlerle iyi geçinen komşu kralların kendisine birtakım hediyeler gönderdiğini, hediye göndermeyen Asur kralına bir ihtar yolladığını o çağdan kalma kaynaklar yazar. Bu da Hitit devletinin bu devirde epeyce güçlü olduğunu gösterir.Hattuşil III Kadeş savaşından döndükten sonra Kizzuwatna ruhanî başkanının kızı Pudu-Hepa ile evlendi. Kraliçe Pudu-Hepa, Hattuşil III’ün en yakın bir yardımcısıydı. Resmi belgelerde, ayrıca bir antlaşmanın altında kraliçenin de mührü vardır. Hattuşil III başkenti yeniden Dattaşa’dan Hattuşaş’a getirdi, iç ayaklanmalarla karşılaşmadı. Amurru prensi Benteşina’ya kızını vererek tekrar görevi başına gönderdi. Onun kızını da kendi oğluna aldı. Böylece Kuzey Suriye’yi kazandı, Gaşka ülkesiyle anlaşmalar yaptı.

Hattuşil III ile Urhi-Teşup’un çekişmelerinden yararlanalı Mısırlılar, Suriye’de biraz ilerlemiş ve Kuzey Suriye’nin bazı yerlerini almışlardı. Bu sırada Kassit (Kas) kralı Kadaşman Turgu ile bir antlaşma yaptı, kızıyla evlendi. Bu şekilde Asurlulara karşı da cephe alındı. Bu sırada Asur tahtında bulunan Adad Nirâri I, Hititlere bağlı bir devlet olan Mitannüer üzerine yürüdü, başkent Waşşükanni ve Kargamış’ı aldı. Mitanni kralı, bütün ailesiyle, esir edilerek Asur şehrine götürüldü ve orada Asurlulara bağlı kalacağını bildiren bir antlaşma imzaladı. Mısır ile savaş sürüp giderken ikinci bir cephe açmaktan çekinen Hattuşil III’ün Adad Nirâri’ye bir mektup yazdığı Boğazköy arşivindeki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu mektubunda asur kralının başarısını kabul ettiğini, fakat dileğini hoş karşılamadığını bildirir: Bu sırada Asur tahtında bir değişiklik oldu, Adad Nirâri I in ölümüyle boşalan yere Şulmanu - Aşaridu (Salmanassar I) geçti (M.ö. 1267-1243). Bu asur kralı tahta çıkar çıkmaz Hattuşil III’e bir mektup göndererek kendisinden demir istedi, yani kendisine tabi olmasını talep etti. Bu isteğe karşı Hattuşil III Asurlular a kendisiyle dostça geçinmek istediğini bildirdi. Fakat Salmanassar I saldırıdan vaz geçmedi. Hanigalbat ülkesini yeniden alarak Mitanni krallığını ortadan kaldırdı.

Mitanni devleti, uzun zamandan beri, Asurlularla Hititler arasında bir tampon devlet durumundaydı. Asurluların Akdeniz’den 200 km uzaklıkta bulunan Fırat nehrine hâkim olması, hem Hattuşil III’ü hem de Ramses II yi kaygıya düşürdü. Mısır-Hitit yakınlaşmasını sağlayan en önemli sebep te budur. Antlaşma yapılacağı sırada eski kral Urhi-Teşup’un bazı entrikaları görülür. Nitekim sürgün hayatında bulunan Urhi-Teşup BabiL’in yeni hükümdarı kassit kralı Kadaşman-Enlil II ile anlaşarak hükümeti devirmeğe çalışıyordu. Fakat bu düşüncesi anlaşılınca başka bir sürgün yerine gönderildi. Ancak orada da rahat durmadı, Mısır ile anlaşmak istedi. Bunu da başaramadı, çünkü bu sırada Ramses II Hattuşil III ile antlaşma imzalamak üzereydi. Bütün bu olaylardan ve Hattuşil III ile Ramses II arasında geçen uzun görüşmelerden sonra, diplomasi tarihinin en önemli antlaşmalarından biri olan Kadeş barışı imzalandı. Bu antlaşmanın bir nüshası Mısır hiyeroglifleriyle Karnak tapınağının duvarında, öteki nüshası da Akkadça olarak Boğazköy arşivinde bulundu. Mısır hiyeroglif metninde Ramses II’nin akkatça metni gümüş levha üzerine yazdırtarak Hattuşil III’e gönderdiği bildirilirse de bu gümüş levha Boğazköy’de bulunamadı. Eşit şartlar altında yapılan bu antlaşmanın belli başlı maddeleri şunlardır:

1.iki taraf da birbirini büyük devlet olarak tanıyacaktı;

2.Kuzey Suriye Hititlere, Kadeş’in güneyinden itibaren Suriye ve Filistin Mısırlılara kalacaktı. Fırat nehrinden Akdeniz’e kadar uzayan bölge Hitit hâkimiyetine bırakılıyordu;

3.Hitit ile Mısır’ın Suriye’deki sınırları her türlü saldırıdan korunacaktı;

4.her iki taraf ebediyen dost kalacak, iki taraftan biri düşman saldırısına uğradığı ve ötekinden yardım istediği vakit karşı taraf hemen yardıma koşacaktı;

5.her iki devlet de, birinden ötekine kaçan ve sığınan siyasi suçluların ve hainlerin istenildiğinde geri verilmelerini üstüne alıyordu.

Antlaşmada Hattuşil III’ün eşi kraliçe Pudu-Hepa’nın da mührü bulunmaktaydı. Hattuşil III bu antlaşmanın ardından, kızını Ramses II ye zevce olarak gönderdi. Hattuşil III, Anadolu’da kendisine bağlı daha birkaç prenslikle antlaşmalar yapmıştı. Kendisi dindar bir kraldı. Aynı zamanda erdemli bir insandı. Şahsî düşmanlarından öç almayı düşünmemişti.

Yeğenine başkaldırarak tahtı elinden alan Hattuşil III, devleti iyi yönetmek ve yıkılmaktan kurtarmak suretiyle gerekli bir iş yaptığını gösterdi. Urhi-Teşup olayı bir yana bırakılırsa, krallığı zamanında yurt içinde düzeni sağladığı gibi, hitit devletinin eski düşmanlarını bile dost yapmayı başardı. Hattuşil III’ün ölümünden sonra yerine çocuk yaştaki oğlu Tudhalya IV (M.ö. 1250-1220) geçti. Birçok belgede adının annesi Pudu-Hepa ile yanyana geçtiğine bakılırsa, kral Tudhalya IV, devleti yönetecek yaşta değildi.Kraliçe Pudu-Hepa, hitit tarihinin en saygıdeğer kadınıdır. Kraliçe özel yerini biraz da babasının ünlü bir başrahip olmasından almış olmalıdır. Fakat sağlam kişiliği yüzünden bu durumunu oğlu zamanında da korudu.

Boğazköy arşivinde Tudhalya IV devrinden kalan birçok belge bulundu. Bu belgelerin incelenmesi bu devirde Hitit devletinin doğuda Asur, batıda Ahhiyava devletleriyle, özellikle Ahhiyava kralından yardım gören Batı Anadolu küçük krallıklarıyle uğraşmak zorunda kaldığını gösterir. Tudhalya IV devri, önceleri kurulu düzenin korunduğu, fakat sonraları Hitit devletinin çökmeye başladığı bir dönemdir. Bu kral zamanında, Amurru prensliği bir süre Hitit devletine bağlı kaldı. Kısa bir süre sonra, Hitit devletinden ayrıldı. Anadolu’da da isyanlar başgösterdi, anlaşıldığına göre bu isyanlar Urhi-Teşup tarafından da körüklendi. Gaşkalar, hitit ülkesine saldırıya geçti, fakat püskürtüldüler. Asurlularla araları açıldı. Salmanassar I’den sonra Asur tahtına Tikulti-Ninurta (M.ö. 1243 -1221) geçti. Asur orduları yeniden Fırat bölgesine saldırmaya başladılar. Hitit ordusu Asurlularla Fırat önlerinde karşılaştı fakat yapılan savaşta yenilgiye uğradı. Bu kral zamanında Hitit ülkesinin Batı Anadolu ve Ahhiyava ile olan ilişkisi de ayrıca ilgi çekicidir. Assuva bölgesi (sonraları Romalılar devrinde Asia adını almıştır) bu devirde Hitit hâkimiyetine girdiyse de Tudhalya IV’ün saltanatının sonlarına doğru Ahhiyava hükümdarı ve yine Ahhiyava’lı Attarsiyaş Hitit devletine bağlı Batı Anadolu’daki bazı bölgelere saldırdı. Bu arada Madduvattaş adlı bir prens Ahhiyava’lı Attarsiyaş ile yaptığı savaşta yenilmiş, bütün ailesiyle hitit ülkesine sığınmıştı. Tudhalya IV, Madduvattaş’ı güler yüzle kabul etti ve kendisine Arzava ülkesinde küçük bir prenslik verdi. Fakat kısa süre sonra Madduvattaş Hititlere karşı bazı hareketlere girişerek öteki prenslikleri isyana kışkırttı. Madduvattaş’ı yola getiremeden ölen Tudhalya IV’ün yerine Hitit tahtına oğlu Arnuvanda III (M.ö. 1220-1190) geçti. Bu kralın zamanı Hitit imparatorluğunun çökmesini hazırlayan olaylarla doludur. Prens Madduvattaş Arzava bölgesinde Hitit devleti aleyhindeki kışkırtmaları sürdürmüş, bütün Güneybatı Anadolu’yu hitit hâkimiyetinden kurtarmıştı, öte yandan Hayaşa prensliğinin bulunduğu bölgede Mita adlı bir prens, bağımsızlık elde etmek için faaliyete geçti. Bu sırada «kavimler göçü» diye anılan birtakım istilâların ön Asya’nın çeşitli bölgelerinde, bu arada Anadolu’da da belirtileri, etkileri duyulmaya başlamıştı. Arnuvan’da III’ten sonra yerine kardeşi Şupiluliuma II (M.ö. 1190-1180) geçü. Bu son kralın saltanatı hakkında çok az bilgi yardır. Ondan sonraki dönem için ise Boğazköy arşivinde hiç bir belge yoktur. Bu olay Yeni Hitit imparatorluğu M.ö. 1190-1180 tarihlerinde kavimler göçü sonucunda çökmüş ve başkent Hattuşaş, Frigya tarafından ele geçirilip yıkılmıştır.

Gerek Boğazköy ve gerekse öteki hitit şehirleri kazılarında hitit kültürü ardından gelen kültürün frig tabakası olması Boğazköy’ü Friglerin ele geçirdiğini gösterir. Bu göçlerden sonra, Hitit devleti büsbütün ortadan kalkmadı. Hâkim sülâleden gelen küçük şehir beylikleri halinde daha yüzyıllarca varlığını korudu. Hitit kültürü «Geç Hitit» adı altında devam etti.

Geç Hitit Devletleri 

(M.ö. 1190/1180-750). Hitit imparatorluğu yaklaşık olarak M.ö. 1190-1180 tarihinde yıkıldıktan sonra, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de birtakım küçük krallıklar kuruldu. Hitit tarihinde bunlara Geç Hitit krallıkları veya Geç Hitit şehir devletleri adı da verilir.

Geç Hitit krallıklarının M.ö. XII. yy. başından M.ö. IX. yy. başlarına kadar geçen tarihi çok karanlıktır. Çünkü ön Asya’nın önce Ege göçlerine, sonra hemen arkasından Arami akınlarına uğraması, hemen bütün kültür hareketlerini aksattı. Bu dönem süresince yalnız asur krallarının yıllıklarında Geç Hitit krallıklarının sözü edilmektedir. XII.yy. sonlarında asur kralı Tiglatpleser I in (M.ö. 1116-1090) ilk beş yıllık çalışmalarını anlatan prizmasında, dördüncü saltanat yılının olayları arasında, Geç Hitit şehir devletlerinden yalnız Kargamış ve Meliddu (Malatya) hakkında bilgi vardır. Bu bilgilerden Ege göçlerinden hemen sonra Kargamış ve Meliddu’da Hititlerin oturdukları ve hitit kral sülâleleri tarafından yönetildikleri, fakat asur kralına haraç vermek zorunda kaldıkları anlaşılmaktadır.

Adad Nirâri II (M.ö. 911-391) zamanından kalma belgelerde de Geç Hitit devletleriyle ilgili bazı bilgiler vardır. Bu asur kralının «kırık obelisk» diye bilinen yazıtından, Asurlularm Kargamış’a girdiği öğrenilmektedir. Adad Nirâri II nin yerine geçen oğlu Tikulti-Ninurta (M.ö. 890-884) zamanında Geç Hitit şehir devletleriyle ilgili belge yoktur. Bu kral daha çok kuzey komşusu Nairi (Urartu) ülkeleriyle savaştı. Asurnasirpal II den (M. ö. 890-884) itibaren Geç Hitit devletleri hakkında bilgi veren kaynaklar çoktur. Asurnasirpal II, yıllıklarında Guzana ve Kargamış’ı haraca bağladığını söylemektedir. Ayrıca saltanatının beşinci yılında, Kutmukhi ülkesine sefer yaptığı, bit-adini kralı Akkuni’nin vergilerini kabul ettiği, sonra da Kargamış’a girerek, burada Hatti ülkesi kralı Sangara’dan haraç aldığı bilinir. Asurnasirpal II daha çok Arami savaşlarıyla uğraştı. Bu durumdan en çok yararlanan Urartular oldu. Urartular günden güne kuvvetlenen Asur devletine karşı birleşmek gereğini duymuşlardı. Bundan olayı, Salmanassar III (M.ö. 858-824) asur tahtına çıktığı zaman, bir yandan Aramilerle, bir yandan da Urartularla uğraşmak zorunda kaldı. Hattena’nın Asur devletine çok bağlı olan kralı Lubarna, Asur’a karşı Tabal ile Meliddu şehirleri arasında yapılan birliğe girmeyince ittifakçılar tarafından öldürüldü. Aynı ittifakı reddeden Sam’al (Zincirli) şehri de danuna kralı tarafından ele geçirilmiş olabilir. Bunun üzerine Salmanassar III, Hattena tahtını meşru vârislerine geri verdi Sam’al kralını yeniden haraca bağladı. Buradan Kue’ye, sonra Hilakku üzerinden Tabal’a geçerek, burada 24 Tabal kralının sunduğu haracı aldı. Tabal’dan dönüşünde de Meliddu üzerine yürüdü, Meliddu krallığına ağır vergiler yükledi (M.ö. 835). Salmanassar III’ün ölümünden sonra Tiglatpleser IH zamanına kadar süren bir duraklama dönemine girdi. Asur devletinin çekingen dış siyaseti sırasında Urartu krallığı gelişmeye başladı. Büyük urartu kralı Sardur III devrinde birçok Geç Hitit şehir devletini Halep’e kadar hâkimiyeti altına aldı, Kuzey Suriye’deki Geç Hitit şehir devletlerini de Asur'a karşı ayaklanmaları için kışkırttı. Böylece Güneydoğu Anadolu’daki Geç Hitit şehir devletleri Asur hâkimiyetinden kurtulur kurtulmaz, yeni bir büyük devletin hâkimiyeti altına giriyorlardı. Urartu devletinin M.ö. VIII. yy.da Malatya’ya ve Kuzey Suriye’de Halep’e kadar uzanan hâkimiyeti Tiglatpleser III’ün Asur tahtına geçişine kadar sürdü. Arkalarını urartu krallarına dayayan Meliddu, Kumukh, Kue ve Tabal şehir devletleri, Asur devletlerine karşı aralarında anlaşma yaptılar, bu anlaşmaya katılmayan Samal kralını öldürdüler. Tiglatpleser III Anadolu’ya yaptığı bir seferde bu şehir devletleri koalisyonunu dağıttı, urartu kralını kaçmak zorunda bıraktı (M.ö. 743), Sam’al’daki âsileri de cezalandırdıktan sonra, öldürülen kralın oğlu Panamu Il’yi tahta oturttu

Panamu II’den sonra Sam’al tahtına geçen oğlu Barrakkab da babasının yolunda yürüdü, hayatı süresince Asur’a bağlı kaldı. Tiglatpleser III, urartu kralıyla anlaşma yapan şehirlere gerekeni yaptıktan sonra, Geç Hitit şehir devletlerini haraca bağladı. Sargon II, kardeşi Salmanassar V’in yerine tahta çıkınca ayaklanmalar başgösterdi. Sargon II ancak saltanatının beşinci yılında (M.ö. 717) Anadolu ve Kuzey Suriye’deki isyanlarla uğraşmaya başladı; Kargamış kralı Pisiris’i, muşki kralı Mita’ya Asur hakkında düşmanca haberler gönderdiği için, ailesiyle birlikte bağlatarak Asur’a getirdi. Bütün Kargamış halkını sürgün ederek şehre Asurluları yerleştirdi. M.ö. 715’te de Tabal kralı Ambaris’in muşki kralı Mita ve urartu kralı Rusa III’ün, Asur’a karşı gönderdikleri orduların Tabal dağlarından‘geçmelerine izin verince Tabal’a yürüdü. Burayı daha önce Ambaris’in yönetimine bırakılan Hilakku ile birlikte bir Asur eyaleti yaptı. M.ö. 714 yılında yaptığı Sekizinci Urartu seferinden sonra Kıbrıs adası da alındı (M.ö. 713). Geç Hitit şehir devletlerinin en önemlilerinden biri olan Meliddu krallığı üzerine yürüdü (M.ö. 712). Bu şehrin kralı Tarhunazı’yi Tilgarimmu şehrinde yakaladı ve ailesiyle beraber esir ederek Asur’a götürdü. Meliddu şehrinin yönetimini de kendisine bağlı kalan Kumukh kralı Mutallu’ya verdi. Böylece Geç Hitit krallıklarının hepsi M.ö. VIII. yy. sonlarına doğru Asurlular tarafından ortadan kaldırıldı. Sargon II’nin yerine geçenler zamanında bu şehirlerden bazıları bağımsızlıklarını ilân etmişse de kısa bir süre sonra yeniden Asur boyunduruğuna girdiler.1 000 Yıl kadar süren Hitit devleti böylece sona erdi. 

Hitit Devleti Kralları: 

Pithana (yaklş. M.ö. 1850); Anitta (yaklş. M.ö. 1800); Tudhalya I (M.ö. 1740-1710); Puşa-ruma (M.ö. 1710-1680); Pawatelmah (M. ö. 1710-1680); Labarna I (M.ö. 1680-1650); Labarna n veya Hattuşil I (M.ö. 1650-1620); Mursil I (M.ö. 1620-1590); Hantili (M.ö. 1590-1560); Zidanta (M.ö. 1560-1550); Ammuna (M.ö. 1550-1530); Huzziya (M.ö. 1530-1525); Telepinu (M.ö. 1525-1500); kırk yıllık boşluk; Tudhalya n (M.ö. 1460-1440); Arnuvanda I (M.ö. 1440 -1420); Hattuşil n (M.ö. 1420-1400); Tudhalya m (M.ö. 1400-1380); Şuppiluliuma I (M.ö. 1380-1340); Arnuvanda O (M.ö. 1340-1339); Murşil II (M.ö. 1339-1306),Muvatalli (M.ö. 1306-1282); Urhi-Teşup (M.ö. 1282-1275); Hattuşil III (M.ö. 1275-1250); Tudhalya IV (M.ö. 1250-1220); Arnuvanda m (M.ö. 1220-1190); Şuppiluliuma n (M.ö. 1190-1180).

Hititlerde Devlet İdaresi ve Askerlik

Hitit krallığı başlangıça birçok beyliğin birleşir esinden doğmuş feodal bir devletti. Baştki hükümdar «büyük kral», beyliklerin başındakiler ise «kral» unvanını almaktaydılar. Zamanla imparatorluk kuvvetlenince feodal krallıklar ortadan kalktı, yerlerine valiler kondu. Bazı eski krallıklara hanedan prensleri gönderilmekte, eski gelenek yaşatılmaktaydı. İlk dönemlerde kralın soylular ve ileri gelenlerce belli hanedan prensleri arasından seçildiği anlaşılmaktadır. Sonraları kanlı olaylara yolaçtığı için bu gelenek bırakıldı. M.ö. XVI. yy. hitit krallarından Telepinu’nun fermanıyla bu iş düzene konuldu. Buna göre kralın sağlığında veliahtı seçme hakkı vardı. Bu veliaht adayının, prens ve asilzadelerden kurulan ve Pankuş adını alan bir meclisin onayından geçmesi gerekiyordu. Kral, hem dinî başkan, hem siyasî lider, hem de başkumandandı. Kral ülkenin en büyük hâkimi olduğu halde yetkileri sonsuz değildi. Büyük kral, hanedandan' gelen prenslere karşı kötü davranırsa, Pankuş meclisinde muhakeme edilir ve cezalandırılabilirdi. Büyük kralın kumandasında meşedi adı verilen bir çeşit hassa askeri vardı. Bunlar kralı dışa karşı korumakla görevliydiler. Meşediler görevlerine bağlı kalacakları üstüne ant içerlerdi.

Kraldan sonra kraliçe gelirdi. Telepinu kanunlarına göre hanedanın kız çocukları doğrudan doğruya kraliçe olamazdı, fakat kraliçeler, savaşa giden krallara veya çocuk yaştaki krallara naiplik edebilirlerdi;

Hitit kralları birden fazla kadınla evlenebilirlerdi. Ancak ilk kadın gerçek kraliçe sayılırdı. Kraliçenin unvanı «tavanna» idi. Kraliçe dinî törenlerde, büyük bayramlarda daima kralın yanında bulunurdu. Kral savaşa gittiği zaman dinî törenlere ve bayramlara kraliçe başkanlık ederdi. Veliahtlık birtakım kurallara bağlıydı. Telepinu fermanına göre veliaht olacak kimsenin kralın birinci ve gerçek karısından doğması gerekliydi. Eğer yoksa ikinci karısından olan oğlu seçilirdi. Kralın ikinci karısından da oğlu yoksa, o zaman birinci karısından olan kızının kocası veliaht adayı olurdu. Veliaht ülkenin yönetimine katılır, kral ve kraliçeyle beraber dinî törenlere giderdi. Bazen de küçük kral unvanı altında belirli bir bölgenin yönetimiyle görevlendirilirdi. Bazen kendisine başrahiplik görevi de verilirdi. Yetersiz kimselerin veliahtlık niteliği geri alınırdı.

Hitit toplumu üç ayrı bölümden kurulurdu: 1. yöneticiler (küçük krallar, valiler, ruhanî başkanlar, kumandanlar, memurlar); 2. yönetilenler; 3. esirler.Küçük krallar, büyük kral tarafından lugal unvanıyla, ülkenin belirli bir bölgesine gönderilen prenslerdi. Bazen veliahtlar da bu unvanla gönderilirdi. Küçük krallar iç işlerde bağımsızdılar, protokolda veliahttan sonra gelirlerdi.Hattuşil III kral olmadan önce kardeşi büyük kral Muvatalli tarafından Hakpiş şehri krallığına gönderilmişti. Bu krallar iç işlerinde muhtar iseler de hükümdarlık hak ve yetkileri yoktu.

Valiler, merkeziyetçi yönetim düzeninin genişlemiş olduğu Yeni Hitit devleti zamanında belirli bölgelere tayin edilirdi. Bunların dinî-adlî görevleri vardı.Ruhanî başkanlar, büyük tanrıların kutsal yeri olarak benimsenen Arinna, Nerik, Zippalanda gibi şehirlere büyük krallarca tayin edilirdi. Bunlar o şehrin mülkî idaresini de küçük kral, yetkisiyle ellerinde tutarlardı. Bazen bir bölgede küçük kral olan bir prens başka bir bölgede vali, kutsal şehirlerden birinde ruhanî reis olarak görülürdü. Hattuşil III, hem Hakpiş şehri kralı, hem Arinna şehri güneş tanrıçasının oğlu, fırtına tanrısının kutsal şehri Nerik’in başrahibiydi.

Bey diyebileceğimiz tımar sahibi asilzadeler yönetim kuruluşlarında çoğunluktaydılar. Kendilerine verilen arazi ve arpalık karşılığı birtakım görevleri vardı. Başlıca görevleri, giderleri kendilerine yüklenen piyade kuvvetleri ve harp arabaları hazırlamak, savaş zamanında bu birliklerle kralın buyruğu altına girmekti. Toplumun orta sınıfı, cengâverler, küçük tımar sahipleri, esnaf zümreleri ve küçük çiftçilerden kuruluydu. Bunlar yönetilen topluluklardı. Toplumun en alt sınıfını ise, ele geçirilen ülke ve şehirlerden getirilmiş esirler yani köleler meydana getiriyordu.Esirler, ele geçirilen ülkelerden getirilen sivil halktı. Belirli şehirlerde ve tapınakların çevresinde oturmak zorundaydılar. Büyük kral gerekli görürse bunları askere alabilirdi. Sayıları çok kabarık olan köleler arasında sahiplerine göre bir mertebe farkı vardı. Sığırtmaç ve sucu olan köleler en aşağı sınıf olarak kabul edilirlerdi. O zamanın başka devletleriyle karşılaştırılırsa hitit kanunlarında köleler için tanınan hakların daha çok olduğu görülür. Satın alınma bedellerini ödeyerek serbest kalabilen köleler her sınıftan kadınla evlenebilirlerdi.

Devlet Kavramı

Hitit anlayışına göre komşu devletler üç durumda olabilirdi: 1. müttefik devlet; 2. tabi devlet; 3. vasal devlet.1. Müttefik devlet. Yeni Hitit devleti zamanında, büyük hitit krallarının kendileriyle eş durumda olan ve eşit haklarla antlaşmalar imzalanan kralların devletleri. Şuppiluliuma Fden Tudhalya IV’e kadar müttefik sayılan devletlerle bir sıra karşılıklı antlaşmalar yapılmıştır. Bunlar arasında Hattuşil III ün Ramses II ile yaptığı Kadeş savaşına son veren antlaşma önemli sayılır: 2. tabi devlet. Hititler tarafından korunan yarı bağımsız devletler. Şuppiluliuma I devrinde, Mitanni, Kizzuwatna ve Arzava ülkeleri bu durumdaydılar; 3. vasal devletler de Büyük Hitit devletine antlaşmalarla sıkıca bağlanan prensliklerdi. Vasal olan prens, birtakım şartları yerine getirmekle yükümlüydü. Bunların dış siyasette bir rol ve yetkileri yoktu. Büyük kral İsterse askerî yardımda bulunmak zorundaydılar.

Askeri Teşkilât

Hititlerin her zaman savaşa hazır bir kuvveti, ayrıca ücretli askerlerden kurulu ordusu da vardı. Ordu iki bölüme ayrılıyordu: 1. piyadeler; 2. savaş arabası birlikleri. Savaş arabaları, özellikle, ova savaşlarında işe yarardı. Hitit askerleri uzun bir elbise giyer, silâh olarak da, ok, yay ve mızrak taşırlardı.Savaş ilânı. Savaş işleri belirli hukuk kurallarına göre düzenlenmişti. Komşu bir devlette anlaşmazlık bas gösterirse. hemen savaşa başlanmaz, önce bir çeşit nota gön derilir ona uyulmazsa o zaman «tanrı mahkemesine» yani savaşa başvurulurdu.Ordu bakımı. Ordu ülke içindeyken gerekli yiyecekler belirli yerlerde bulunan levazım ve. ekin ambarlarından sağlanırdı. Ordu düşmanın ülkesindeyse, o ülkenin yiyeceklerine elkonurdu.Savaş ilân edilince daimî ordu kâfi görülmez, daha fazla kuvvet toplamak gerekirdi. O zaman büyük kral yönetimi altında bulunan bölgelere emirler gönderir, oradan gelecek kuvvetlerin belirli bir yerde toplanmasını isterdi. Kutsal şehirler bile orduya yardımcı kuvvetler yollarlardı.

Hazırlıklar bittikten sonra büyük kral başa geçer ve düşman ülkesine yürürdü. Seferler Anadolu iklimi gereğince genellikle yazın yapılır, düşman ülkesinde kışlandığı da olurdu. Şuppiluliuma ve Murşil II çok kere düşman ülkesinde kışlamışlardı. Savaş başlamadan önce fala bakılırdı. Savaş devam ederken de çok kere kesilen kurbanların bağırsaklarına, karaciğerlerine bakılır, kuşların uçuşları incelenerek savaşın sonucu hakkında bilgi edinilmeğe çalışılırdı. Savaş sonucunun kesin olması gerekliydi, çete savaşı yapılmazdı. Müstahkem mevkiler kuşatılır, içeridekiler aç ve susuz bırakılarak ele geçirilmek istenirdi. Şuppiluliuma, Kargamış şehrini sekiz günde bu yolla ele geçirdi.Hititler, savaşı «tanrı mahkemesi» diye kabul ettikleri için, savaş sonunda, düşmana karşı savaşın verdiği bazı haklara göre davranırlardı. Hititlerde yenilen düşmanın daha önceki davranışları bunu etkilerdi. Bir şehri silâhla alan kralın, orasını yağma etme, canlı ve cansız mallara elkoyma hakkı vardı. Bu canlı ve cansız malların bir kısmı kralın, geri kalanlar savaşa katılan küçük kralların, vasallarm ve beylerindi. Cansız olan ganimet tamamen orduya bırakılırdı. Savaş açılan devlet yenileceğini anlayarak kendi kralını veya ihtiyarlarını büyük krala gönderir, merhamet dilerse, büyük kral çok defa bunu kabul eder, bu ülke yağmadan, yanıp yıkılmaktan kurtulur, prens yahut kral, yerinde bırakılarak himaye altına alınırdı. Hititlerin savaş kuralları çağdaşlarına göre daha İnsanîydi. Yenilen düşmanın bazı organlarını kesme, diri diri yakma, kralları işkenceyle öldürme Hititlerde yoktu.Hitit şehirleri düşmana karşı şehrin etrafını çeviren surlarla savunulurdu. En büyük tehlike kuzeyden Gaşka (veya Kaşka) denilen devletten geldiği için ülkenin kuzey bölgesi daha fazla tahkim edilir, bu bölgeye büyük yetkilerle beyler veya prensler gönderilirdi. Hitit kralı Hattuşil III, bundan dolayı henüz prens bulunduğu sırada kuzey bölgelerine vali (küçük kral) olarak gönderilmişti. Hitit savunma düzeninin en güzel örneğini başkent Hattuşaş vermektedir.

Geç Hitit Devrinde Devlet Teşkilâtı

M.ö. II. binyılın büyük devletler teşkilâtından farklıdır. M.ö. II. binyıldaki feodal teşkilâtlı büyük devletlerle, onların yönetimi altında yaşayan küçük krallıklar yerine küçük şehir devletleri kurulmuştu. Çeşitli şehirler arasındaki kavim beraberliği onları bir koalisyon halinde yaşamaya zorluyordu.Kralların eskiden olduğu gibi, savaşları yönetmek, bağlı olduğu büyük kralın maiyetinde savaşa gitmek zorunda oldukları yazıtlardan anlaşılıyor. Bundan başka, devletin resmî antlaşmalarını düzenlemek gibi görevleri yanında, din törenlerine başkanlık etmek görevleri de bulunduğu anıtlar üzerindeki tasvirlerden öğreniliyor.Geç Hitit devrindeki saraylar ve teşkilâtı hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Fakat askerlik teşkilâtı hakkında, özellikle Kargamış kabartmalarına bakılarak, bir fikir edinilebilir. Buna göre bu devirde ordular piyade, süvari ve savaş arabalı olmak üzere başlıca üç sınıfa ayrılıyordu. Böylece M.ö. II. binyılın ordularından farklı olarak süvari sınıfı ortaya çıkmış, süvarilik savaşların sonucu üzerinde etkili bir kuvvet haline gelmişti. Bundan dolayı, bu devirde asur kralları, at yetiştiren Tabal ve Hilakku ülkelerinden haraç olarak çok sayıda at alırlardı. Piyadeler ok, yay ve mızrakla donatılmıştı. Başlarına madenî ve tepesinde sorguç biçimli tüyler bulunan miğferler giyerlerdi. Asur kralı Salmanassar III e ait olan ve Balavat’da bulunan bronz kaplamalı kapılar üzerindeki tasvirler savaş araçlarıyle kuşatılmış şehirleri gösterir. Bundan sur yıkma âletlerinin de ilk defa bu devirde yeni bir silâh olarak ortaya çıktığı öğreniliyor. Geç Hitit şehir devletleri zamanından kalma belgeler bulunmadığı için bu konularla ilgili bilgi yoktur. Bu devirde şehirlerde hür insanlar ve köleler olmak üzere en az iki sınıf halk vardı. Hak ve hüriyetler de bu iki sosyal sınıfa göre farklıydı. Esirlik kurumunun varlığı, kabartmalar üzerindeki tasvirlerden anlaşılmaktadır.

Hititlerde Hukuk

Hitit toplumu gibi, yapısında değişik sınıflar bulunan bir devlette hak ve adalet kavramlarının çok sağlam ilkelere bağlanması gerekliydi. Eski mezopotamya ve mısır kavimleri gibi Hititler de adalet kavramını güneş ile sembolleştirmişti. Sümerlerde Babbar, Akkadlarda Şamaş, Mısırlılarda Aton-Ra’nın hem güneş tanrısı, hem de adaleti koruyan tanrı olduğu gibi, Hititlerde de güneş tanrıçası Arinna hak ve adaletin de koruyucuşuydu. Hammurabi ve asur kanunlarına göre çok daha İnsanî ve ılımlı olan hitit kanunları hür veya köle herkese mülkiyet hakkı tanımakta, bu hakkı devlet güvenliği altında bulundurmakta, ayrıca geniş halk kitlelerinin geçimini sağlayan hayvancılık ve tarımı koruyan maddeleri de kapsamaktaydı. Bu kanunların ilk defa hangi kral tarafından yazdırıldığı ve sonra hangi krallar zamanında birtakım eklemeler yapıldığı kesinlikle bilinmemektedir. Elde bulunan kanunların çoğunun Şu Şuppiluliuma I ve Hattuşil III zamanında yazıldığı anlaşılıyor. 

Tagged as:

Hititlerin Tarihi

Image gallery

Bu yazıyı oyla

3.00