Anasayfa | Tarih | Osmanlı Tarihi | Osmanlı Ordusu

Osmanlı Ordusu

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Osmanlı devleti ilk kuruluş günlerinden başlayarak askerî teşkilâta önem verdi. Osman Gazi zamanında eli silâh tutan bütün erkekler askerî kuvveti meydana getiriyordu. Ayrıca gaziyanı Rum, ahiyanı Rum, abdalanı Rum, bacıyam Rum gibi tarikat mensuplan da savaşlara katılıyorlardı. Bu basit askerî teşkilât, fetihler ilerledikçe ihtiyaca yetmemeye başladı.

 

Osmanlı devleti ilk kuruluş günlerinden başlayarak askerî teşkilâta önem verdi. Osman Gazi zamanında eli silâh tutan bütün erkekler askerî kuvveti meydana getiriyordu. Ayrıca gaziyanı Rum, ahiyanı Rum, abdalanı Rum, bacıyam Rum gibi tarikat mensuplan da savaşlara katılıyorlardı. Bu basit askerî teşkilât, fetihler ilerledikçe ihtiyaca yetmemeye başladı.

Orhan Gazi, Murad I ve daha sonraki padişahlar zamanında yapılan ekler ve yeniliklerle geliştirilen osmanlı ordusu ve askerî teşkilâtı Fatih devrinde son ve en mükemmel şeklini aldı.Osmanlı silâhlı kuvvetleri kara ve deniz ordusu olarak iki kısma ayrılıyordu:

     Osmanlıda Kara Ordusu

Osmanlı devletinde kurulan ilk muntazam kara kuvveti yaya ve müsellemlerdir. Bu teşkilât, Orhan Gazinin veziri Alâeddin Paşa ile kadı Çandarlı Kara Halil’in teşebbüsüyle kuruldu. Piyade (yaya) ve süvari (müsellem) olmak üzere iki kısımdan ibaretti. Ancak fetihlerle osmanlı toprakları genişleyince ve güçlü balkan devletleriyle temasa geçilince bu kuvvet ihtiyaca yetmedi, yeni bir teşkilâta ihtiyaç duyuldu ve kapıkulu askerî teşkilâtı meydana getirildi.

 Kapıkulu ocakları, piyade ve süvari olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Piyadeler: 1. Acemi ocağı; 2. Yeniçeri ocağı; 3. Cebeci ocağı; 4. Topçu ocağı; 5. Top Arabacıları ocağı; 6. Lağımcı ocağı; 7. Humbaracı ocağı olmak üzere yedi ocağa ayrılırdı.

Süvariler: 1. Sipahi bölüğü; 2. Silâhtar bölüğü; 3. Sağ Ulufeciler bölüğü; 4. Sol Ulufeciler bölüğü; 5. Sağ Garipler bölüğü; 6. Sol Garipler bölüğü olmak üzere altı bölük şeklinde teşkilâtlanmıştı.

    Osmanlıda Piyadeler

1.İlk Acemi ocağı, Gelibolu’da (daha sonra Edirne ve İstanbul’da) Çandarlı Kara Halil ile Molla Rüstem’in önayak olmasıyla Murad I zamanında kuruldu. Acemi ocağına savaş esirlerinin beşte biri ile osmanlı ülkelerinde yaşayan hıristiyanların çocukları (devşirme) alınırdı. Bu esirlerle devşirmeler önce Anadolu’da türk ailelerinin yanında Türkçeyi, türk âdet ve geleneklerini öğrenirler, sonra Acemi ocağına alınırlardı. Acemi ocağı mensuplarına torba oğlanları veya şâdiler denirdi. Küçükleri oda hizmetlerinde, büyükleri ise hükümdar ve hanedan mensuplannın ve devlet ileri getenlerinin çeşitli işlerinde çalıştıktan sonra, yer açıldıkça Yeniçeri ocağına, bir kısmı da Bostancı ocağına geçerlerdi.

2.Yeniçeri ocağı, kapıkulu ocaklarının en önemlisiydi. Mevcudu devamlı olarak değişmekle birlikte orta sayısı hiç bir zaman değişmemiş, sonuna kadar 196 orta olarak kalmıştı. Bu 196 orta üç kısma ayrılmıştı:

a) yaya (veya cemaat) ortaları (1. - 101. ortaların tamamı), en eski yeniçeri ortalarıydı. Bunlann her biri Deveci ortaları, Tekke ortası, Katrancılar ortası, imam ortası, Haseki ortası, Solak ortaları Zağarcılar ortası, Turnacılar ortası, Seksoncu ortası, Zemberekçi ortası, Tüfenkçi ortaları gibi adlar alırdı.Orta başlarına yayabaşı denirdi. Bu ortalar, yeniçeri ortalarının ilk kurulanlanndan olduğu için, Ağa ve Sekban bölüklerine göre bazı imtiyazları vardı. En önemli hudut kalelerine muhafız olarak bu ortalar tayin edilirdi; kumandanları yeniçeri ağasının karşısında ata binebilir ve sarı çizme giyebilirdi;

b) Sekban bölükleri (65. cemaat ortası), yaya ve atlı olmak üzere iki kısımdı; 33. bölüğüne Avcı; kumandanlarına da serşikârî denirdi. Ortanın en büyük kumandanı sekbanbaşı idi. 1451 Yılına kadar Yeniçeri ocağından ayrı bir ocaktı. Bu tarihte Yeniçeri ocağına girdi ve yeniçeri ağalarının sekbanbaşılardan olması kural haline geldi. Bu bakımdan, cemaat ortalarında olmalarına rağmen onlardan ayrı olarak ele alınmaları âdet oldu. Piyade ve süvari sekbanlar padişahla beraber ava çıkarlardı. Sekbanlann sayısı zamanla aitti (34 orta) ve Sekban bölükleri olarak adlandırıldı;

c) Ağa bölükleri, Bayezid II devrinde bir yeniçeri ayaklanması sonunda kuruldu. Bayezid II’nin cülusu sırasında yeniçerilerin isyankâr hareketleri üzerine sekbanbaşıların yeniçeri ağası olmaları usulü kaldırıldı. Saraydan, padişaha bağlı biri ağa oldu. Bu yeni usulle beraber 61. orta da doğrudan doğruya yeniçeri ağasına bağlandı. Bu bakımdan Ağa bölükleri yeniçeri ağasının maiyetini meydana getirirdi. Yeniçeri ocağının en büyük kumandanı yeniçeri ağasıdır. Padişahların tahtta oturabilmeleri çok defa yeniçerilerin onlara olan itaatine bağlı olduğundan, padişahlar yeniçeri ağalığına en güvenilir kimseleri tayin ederlerdi. Yeniçeriler padişahın hassa askeri durumunda olduğundan, seferlere de padişahla beraber katılırlardı. Padişah sefere katılmazsa yeniçeriler de katılmazlardı. Yürüyüşlerde padişahın önünde giderler, konaklandığı zaman da çadırlarını otağı hümayunun etrafına kurarak otağa herhangi bir yabancının girmesini engellerlerdi. Savaşlarda da ordunun merkezinde bulunurlardı. Silâhlar,ok,yay,fitilli tüfenk,kılıç,kalkan, hançer, atağan ve balta idi. Ender olarak zırh giyerlerdi. Yeniçeri ocağı Kapıkulu ocaklarının yaya askerini teşkil ederdi. Cebeci ocağı, Topçu ocağı, Top Arabacıları ocağı, Lağımcı ocağı, Humbaracı ocağıysa ordunun teknik sınıflarıydı.

 

3.Cebeci ocağı, yalnız zırh değil yeniçerilerin ok, yay, kılıç, kalkan, zırh, tulga, tüfek, kurşun, harbe, kazma, kürek, barut gibi savaş silâh ve gereçlerinin yapımı, muhafazası ve harp sahasına nakledilmesiyle görevliydi. Aynı zamanda kale ve palangalarda muhafız olarak görevli diğer kapıkulu askerlerinin ihtiyaçlarını da bunlar karşılardı. Bu silâhlar savaş sahasına kadar nakledilir, çarpışmaya girileceği sırada yeniçerilere dağıtılır, savaştan sonra bakım ve tamirleri yapılarak depolara yerleştirilirdi. Bu ocaktan olanlar da yeniçeriler gibi Acemi ocağından yetişirdi. Ocak kumandanına cebecibaşı denirdi. Cebeci ocağının Sultanahmet meydanında depo ve kışlaları vardı. Cebeci ocağı da bütün Kapıkulu gibi 1826 yılında kaldırıldı.

4.Topçu ocağı, osmanlı ordusunda top, Murad I devrinden beri kullanılıyordu, fakat Topçu ocağının ne zaman kurulduğu kesin olaıak bilinmemektedir. Osmanlı topçuluğu Fatih devrinden itibaren gelişme safhasına girdi, XVI. yy.da en mükemmel seviyesine ulaştı. XV. yy. ortalarında bir buçuk yüzyıl süreyle Osmanlıların kazandığı zaferlerde topun önemli yeri oldu. Topçu ocağı kışlalarıyle top dökümhanesi, şimdi Tophane denilen semtteydi. Burada top dökümcüleri (rihtegânı top) tarafından top dökümü yapılırdı. Dökümhane Selim III zamanında yeni binalar eklenmesiyle daha da gelişti. Top dökümhanesinin şefi dökümcübaşıydı, bunun ve yardımcısının emrinde tamirci, burgucu, yamacı kefçegir, çırakçı, dökümcü, haddad, neccar adı verilen ustalar vardı. İmparatorluğun gelişmesiyle beraber İstanbul’da dökülen top ve gülle, ihtiyaca yetmez hale geldi. Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde top ve top mermisi dökümhaneleri kuruldu. Sınırlara yakın yerlerde yapılan ambarlarda top ve top gülleleri hazır olarak bulundurulmaya başlandı,

a) Topçular ve Topçu ortaları:Bu orta mensuplan İstanbul’da ve sınır kalelerinde bulunurdu. Bunların başlarına topçular ağası, topçubaşı veya sertopi denirdi. Topçu ortalan Nizamıcedit devrine kadar Ağa bölüğü ve Cemaat olmak üzere iki kısımdı. Osmanlı topçuluğunun savaş düzeni. Savaş zamanında toplar deve, beygir veya arabalarla savaş alanına taşınır, orduda mevcut topların bir kısmı zincirlerle bağlı olarak merkezde pâdişâhı muhafaza eden ve merkez kuvvetini meydana getiren yeniçerilerin önlerinde, öbür kısmı da sağ ve sol cenahlarda yerleştirilirdi. Düşman, merkezdeki topların önüne çekilir, burada bulunan toplara ateş verilerek düşman kuvvetleri imha edilirdi. Kale dövmeye yarayan toplar ya geride bulunur veya hiç getirilmezdi,

b) Sürat topçulan:Osmanlı topçuluğu XV. yy. ortalanndan XVI. yy. sonlarına kadar avrupa topçuluğuna üstün durumdaydı. Bu üstünlük XVI. yy.dan itibaren Avrupalılara geçti, XVIII. yy.da osmanlı topçuluğu avrupa topçuluğunun çok gerisinde kaldı. Bu geriliğin etkisi yüzünden, baron de Tot’un yardımıyia Sürat Topçulan ocağı kuruldu (1774). Sayıları 250 kadar olan sürat topçuları için Fransa’dan topçu subaylan getirildi. Kâğıthane’de talimlere başlandı; ancak bü teşebbüs Mustafa III’ün ölümüyle yarım kaldı. Sadrazam Halil Hamid Paşa zamanında yeniden kuruldu (1782), sayılan 2 000’e çıkarıldı, yeni kışlalar yapıldı, haftada 3 gün talim yapma esası kabul edildi; sonra İstanbul dışında Bosna da da bir ocak kuruldu.

 

5. Top Arabacıları ocağı, büyük topların taşınmasıyla görevliydi. Osmanlıların kullandığı ilk toplar beygir, katır ve develerle taşınabiliyordu. Büyük toplar kullanılmaya başlanınca, bunların taşınması için top arabaları gerekti. Bu işle görevli Top Arabacıları ocağı mensupları da diğer Kapıkulu ocaklarında olduğu gibi Acemi ocağından yetişirdi. Bunların Tophane’de top arabaları imalâthanesi, İstanbul’un çeşitli semtlerinde kışlaları ve arabaları çeken hayvanlar için ahırları bulunmaktaydı. Ocağa top arabacılanbaşı kumanda ederdi.
 
6.Lağımcı ocağı. Lağımcılar kale kuşatmalarında, yeraltmda yollar açarak fitil ve barutla kale duvarlarını yıkmak için çalışan teknik bir sınıftı. Bir kısmı Cebeci ocağına bağlı, diğerleri tımar ve zeamet sahibiydi. Tımarlı lağımcıların başlarına lağımcıbaşı denirdi. Ulufeli olanlar cebecibaşıya bağlıydı. Bütün Kapıkulu ocakları gibi Lağımcı ocağı da XVII. yy.dan itibaren devrin ihtiyaçlarına cevap veremez oldu. Küçük Kaynarca antlaşmasından (1774) sonra ve Halil Hamid Paşanın sadrazamlığında bu ocak da yenilikler yapılarak devrin gereklerine göre tanzim edilmek istendi.
 
7.Humbaracı ocağı. Humbaracılar savaş sırasında humbara (demirden veya tunçtan, içi patlayıcı madde ile dolu top veya elle atılan bir savaş âleti) kullanmakla görevliydi. Humbaracılar Cebeci ve Topçu ocağına bağlı olmakla birlikte kale muhafazasında görevli tımarlı humbaracılar da vardı. Cebeci ocağına bağlı olan humbaracdar daha çok humbara yapımıyla uğraşırdı. Topçu ocağına bağlı humbaracılar ise savaşlarda bu savaş aracını kullanmakla görevliydiler. Humbaracı ocağı Osmanlı devleti hizmetine giren Humbaracı Ahmed Paşanın önderliğinde devrin icaplarına göre yeniden düzenlendi. Selim III de humbaracılara gereken önemi verdi; humbaracılar için kışlalar yapıldı.

      Osmanlıda Süvariler

Kapıkulu Süvari ocağının temeli Murad I zamanında, sipahi ve silâhtar bölüklerinin kurulmasiyla atıldı. Sonra Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler, Sağ Garipler ve Sol Garipler bölükleriyle kuruluş tamamlandı. Kapıkulu süvarileri de yeniçeriler gibi padişahın atlı askerleriydi. Derece ve maaş bakımından yeniçerilere üstün olmakla beraber, devlet üstündeki nüfuzları ve savaşlardaki rolleri bakımından yeniçeriler onlardan üstün durumdaydı. Yeniçeriler Acemi ocağından gelirdi; süvariler ise yeniçeriler, topçular, cebeciler ve saraylarda hizmet görenlerin başarı gösterenleri ve terfîye hak kazananları arasından seçilirdi:
 
1.Sipahi bölüğü, Fatih Sultan Mehmed zamanında kuruldu. Devlet ilerigelenlerinin ve kumandanların çocukları, bu bölüğe alınırdı. Bu bölük mensupları barış zamanı cizye, adedi ağnam, mukataa gibi vergilerin toplanmasıyla görevliydiler. (Ayrıca, padişah camiye giderken ona eşlik ederlerdi.) Savaşta başlıca görevleri padişahın çadırını korumak, ordunun geçeceği yollarda «sancak tepesi» denilen tepeler yaparak yol göstermek, siper kazdırmak ve kuşatılan kalelere toprak sürdürmekti.
 
2. Silâhtar bölüğü’ne Haremi Hümayundan çıkan iç oğlanlarıyle Galatasaray ve İbrahimpaşa sarayından çıkanlar alınırdı (Sipahi ve Silâhtar bölükleri için . 3 ve 4. Ulufeciyanı Yesar (Sol Ulufeciler) ve Ulufeciyanı Yemin (Sağ Ulufeciler) bölükleri mensupları da savaşta ve barışta padişahın hizmetinde bulunurlar, savaşta hâzineyi ve padişah sancağını beklerlerdi. 5 ve 6. Gurebayı Yemin (Sağ Garipler) ve Gurebayı Yesar (Sol Garipler) bölükleri’nin en önemli görevleri padişahın sancağım korümaktı. Bu bölüklere Galata, İbrahimpaşa ve Edirne sarayından çıkanlarla, savaşlarda çok büyük kahramanlık gösterenler alınırdı. Atları için büyük çayır ve otlaklara ihtiyaç duyulduğundan, süvariler toplu halde İstanbul’da değil, Anadolu ve Rumeli’nin muhtelif yerlerinde bulunurlardı. Ok, yay, kalkan, harbi, mızrak, balta, pala, hançer ve bozdoğan (bir çeşit topuz) kullanırlardı.
 

        Osmanlıda Eyalet Askerleri

Osmanlı ordusunun asıl büyük kısmıydı. Tımarlı sipahiler ve Yerli Kulu teşkilâtı olmak üzere ikiye ayrılırdı.Tımarlı sipahiler, eyalet askerlerinin, dolayısıyla osmanlı ordusunun en önemli kesimiydi. Tımarlı sipahiler tımar sahipleriyle, bunların beslemek ve yetiştirmek zorunda oldukları cebelilerden meydana gelirdi. XVI. yy.in sonlarıyla XVII. yy başlarında tımarlı sipahilerin sayısı 100 000 civarındaydı. Bir savaş için harekete geçilmeden 2-3 ay önce beylerbeyleri vasıtasıyla tımarlı sipahilerin hazır olmaları emredilir ve toplanma yerleri bildirilirdi. Beylerbeyleri sancakbeylerine, onlar da sipahileıe emri iletirler, sipahiler ve cebeciler noksansız olarak emredilen yerde ve tarihte hazır olurlardı. Bütün sipahilerin sefere katılması kanundu. Mazeretsiz olarak sefere gelmeyen sipahilerin tımarları ellerinden alınırdı. Sipahilerin subaylarına alay beyi ve subaşı denirdi. Her alaybeyi 1 000 sipahiye kumanda eder, emrinde 3-4 subaşı bulunurdu. Sipahilerin silâhlan kılıç, ok, kalkan, mızrak idi; başlarında miğfer, üstlerinde zırh bulunurdu.
 
Yerli Kulu teşkilâtı, Yurt içi teşkilâtı. Geri Hizmet teşkilâtı ve Kale kuvvetleri teşkilâtı olarak bölümlere ayrılırdı:
 
a) Yurt içi teşkilâtı, voynuklar, cerahorlar, martalozlar, derbentçiler, belderanlar, menzilciler gibi gruplardan meydana gelirdi.
 
b) Geri Hizmet teşkilâtı. Yayalar ve müsellemler, osmanlı ordusunun geri hizmet sınıflamadandı. Yaya ve müsellem teşkilâtı Yeniçeri ocağı kurulmadan önce Osmanlı beyliğinin daimî ve ücretli ordusunu teşkil ederdi. Yeniçeri teşkilâtı kurulduktan sonra bunlar, yol açmak, köprü yapmak, kale tamir etmek, zahire nakli v.b. geri hizmetler ve kalelerin muhafazasıyla görevlendirildi. (Yürükler [anadolu yörükleri] Rumeli’de yerleştirilmişlerdi. Bunlar da yaya ve müsellemler gibi geri hizmetlerde kullanılırdı. Yörük beyi veya miri yörükan denilen kumandanları vardı.)
 
c) Kale kuvvetleri teşkilâtı. Sınırda ve stratejik yerlerde muhafızlıkla görevli askerler, azablar, gönüllü ve beşlilerden meydana gelir: azablar, başlangıçta hafif piyade askeri durumundaydı, XVI. yy.da kale muhafızlığıyla görevlendirildi. Kalelerde oda veya bölük şeklinde bir kuruluşları vardı; 18 neferle, bir odabaşıdan ibaret azab topluluğu bir oda meydana getirirdi. Azablar kale muhafızlığından başka köprücülük ve lağımcılık işlerinde de kullanılırlardı; gönüllü ve beşliler, sınır bölgelerindeki kasaba, şehir ve kalelerin muhafazasıyla görevliydiler. Bunlar çoğunlukla yerli halktan ve Müslümanlığı kabul edenlerden seçilirlerdi. Gönüllüler süvari ve maaşlı olurlardı. Maaşları bulundukları bölgenin maliyesince ödenirdi. Kethüda, kâtip, alemdar ve çavuş unvanlı kumandan-ları vardı. Beşliler sınır bölgelerindeki köylerden bir mükellefiyet (beş evden bir kişi) şeklinde toplanırlardı. Beşli ağası denilen kumandanları vardı.
 

       Osmanlıda Akıncılar

Akıncılar, hafif süvari kuvvetiydi Rumeli’de hudutlara yakın yerlerde bulunurlar, yaz ve kış devamlı olarak düşman memleketlerine akın yaparlar, mal, para ve esir elde ederlerdi. Bu arada düşman hakkında elde ettikleri bilgileri de devlet merkezine gönderirlerdi. Savaş zamanlarında 3-4 günlük bir mesafe ile ordunun önünde giderler, keşif hareketlerinde bulunurlar, ordunun geçeceği yol ve köprüleri emniyete alırlar, yakaladıkları esirlerden haber toplarlardı. Akıncılar onarlı bir kuruluşa sahipti. On kişiye onbaşı, yüz kişiye yüzbaşı, bin kişiye de binbaşı kumanda ederdi; hepsi birden ise akıncı beyine bağlıydı. Akıncılar bağlı oldukları beylerin adlanyla anılırlardı. (Turhanlı, Mihalli, Malkoçlu v.b.). XVI. yy. sonlarında akıncıların sayısı 40 000 civarındaydı. Bunlar 1595 yılında Eflak voyvodası Mihal’in bir baskınıyla tamamıyle yok edildi. Bu baskında 100 000 akın atının da yok olması yüzünden akıncılar önemini kaybetti ve görevleri kırım askerlerine verildi. Akıncıların silâhları pala, mızrak, kılıç, kalkan ve «bozdoğan» denen topuzdu.
 

        Osmanlı Kara Ordusunun Savaş Düzeni

Osmanlı ordusu yürüyüşlerde ve savaş alanında merkez, sağ kol ve sol kol şeklinde bir düzen alırdı. Ordu yürüyüş halindeyken bir baskını önlemek için önde akıncılar giderdi; bunlar hem ordunun gidiş yolunu emniyette bulundururlar, hem de düşman hakkında bilgi toplarlardı. Akıncıların gerisinde ise yol açan, köprüleri tamir eden, yol göstermek için kazık çakan kazmacılar yürürdü, onların gerisinden azablar ve karakol kuvvetleri gelirdi. Osmanlı ordusu genellikle yürüyüşe gece yansı geçer ve ertesi gün öğle vaktine kadar yürüyüş devam ederdi. Geceleyin yolu ve Ordugâhı aydınlatmak için büyük fenerler ve meşaleler kullanılırdı. (Meşaleciler Halep ve Şam Araplanndan seçilirdi ve bunlara meşalecibaşı kumanda ederdi. Savaş meydanında da merkez, sağ kol ve sol kol düzeninde, hilâl veya at nalı şeklinde bir düzen alınırdı. Merkezde (hilâl’in ortası) yeniçeriler, onların önünde toplar, topların önünde ise azablar yer alırdı. Sağ ve sol kollarda ise eyalet askerleri bulunurdu. Savaş Rumeli’de olursa rumeli askeri, Anadolu’da olursa anadolu askeri bulunurdu. Sağ kolda, düşman hilâlin merkezine yani topların bulunduğu yere çekilir, hilâlin iki ucu kapatılarak yok edilirdi.
 

        Osmanlıda Deniz Kuvvetleri

Osmanlı devleti ilk kuruluşu sıralarında bir deniz gücüne sahip değildi; ancak deniz kıyısı olan ülkelerin ele geçmesi, Osmanlıların Rumeli’de kesin olarak yerleşmesi, Rumeli ile Anadolu arasındaki bağıntının ancak deniz yoluyla sağlanabilmesi gibi sebepler, bir deniz gücünü zorunlu kıldı. Osmanlılar hâkimiyetleri altına aldıkları Karesi, Menteşe, Aydın gibi denizci türk beyliklerinin donanmalarından ve Akdeniz’deki türk korsanlarından faydalanmakla beraber gemi yapımına da gereken önemi verdiler.
 
Tersaneler. Osmanlıların ilk zamanlarında Karamürsel, Edincik ve İzmit’te gemi yapım tezgâhları kurulmuştu; ancak en önemli tersaneler Gelibolu’daydı.
Gelibolu tersanesi, Yıldırım Bayezid zamanında Saruca Paşanın nezaretinde kuruldu. Burada meydana getirilen 60 parça gemiyle Yıldırım Bayezid İstanbul’u kuşattı. İstanbul’da ilk tersane Fatih Sultan Mehmet tarafından Haliç’te Aynalıkavak semtinde yaptırıldı. Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul tersanesi gemi yapacak ve seferden dönen gemileri çekebilecek şekilde üstleri kapalı kızaklar inşa edilerek genişletildi; Kanunî Sultan Süleyman devrinde daha da geliştirilerek kızak sayısı iki yüze çıkarıldı. Böylece Gelibolu’dan sonra en büyük tersane İstanbul’da kurulmuş oldu. Süveyş tersanesi, Mısır ve Kızıldeniz sahilleri osmanlı devleti hâkimiyetine geçtikten sonra Osmanlı devleti Hint okyanusu hâkimiyeti için Portekizlilerle çarpışmak zorunda kalmıştı. Akdeniz’deki donanma Kızıldeniz’e geçemediğinden Kızıldeniz’de ayrı bir donanma meydana getirilmesi gerekti. Hadım Süleyman Paşa zamanında burada 80 parça gemi yapıldı. Osmanlı devletinin bu tersanelerinden başka Rusçuk’ta, Tuna nehrinde ve Birecik’te Fırat nehrinde işleyen gemilerin yapıldığı tersaneleri de vardı.
 
Tersane halkı. Osmanlı tersanelerinde ve donanmasında çalışanlara «tersane halkı» denirdi. Bunlar her üç ayda bir maaş alan azablar, kalafatçılar, humbaracılardı:
 
1. azablar, kara ordusu azabları gibi eyaletlerden toplanırdı; tersane azabları (azabanı tersanei âmire) ve donanma azabları (azabanı donanmayı hümayun) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Donanma azabları gemilerde okçu ve tüfekendaz olarak hizmet ederlerdi. Tersane azabları ise tersanelerde kaptanpaşa, tersane emini, tersane kethüdası ve tersane ağasının emrinde muhafızlık, dümencilik, yelkencilik ve vardiyanlık ederlerdi. 
 
2. kalafatçılar, tersane halkı içinde ayrı bir bölük meydana getirirlerdi. Sayıları 600 kadardı. Bunlar genellikle acemi oğlanlarından seçilirdi. İstanbul’da biri tersanedeki Kurşunlu mahzen’de, diğeri de Galata’da Kürekçi kapısında olmak üzere iki kışlaları vardı.
 
3. humbaracılar, acemi oğlanlarından alınırdı. Sayıları 500-600 kadardı (XVI. yy.) XVII. yy. ortalarında 40-50 nefer kaldı.
 

       Tersane Memurları

1. Kaptanpaşa (veya kaptanıderya), osmanlı tersanelerinin ve donanmasının en büyük âmiriydi. Barbaros Hayreddin Paşanın osmanlı donanmasının başına geçmesine kadar, Gelibolu sancakbeyi olanlara kaptanıderyalık görevi de verilirdi. Barbaros’tan sonra beylerbeyi ve vezir rütbesinde olanlar arasından tayin edilmeye başlandı. Donanma ve tersaneyle ilgili tayinlerden kaptanpaşalar sorumluydu. Kaptanıderya unvanı 1867 başlarına kadar devam etti (bu tarihten sonra «bahriye nazırı» terimi kullanıldı). Kaptanpaşa eyaleti. Barbaros Hayreddin Paşa Osmanlı devleti hizmetine girdiği zaman Cezayir gene onun idaresine bırakıldı; ayrıca osmanlı topraklarında bazı yerler bu eyalete bağlandı. Eyaletin merkezi Gelibolu’ydu. Bu eyalete Eğriboz, İnebahtı, Midilli, Sığacık, Kocaeli, Karlıeli, Rodos, Biga, Mezistre sancaklarıyla Sakız, Nakşe, Mehdiye, Baf, Lefkoşe, Girne de dahildi. Bir savaş sırasında Kaptanpaşa eyaletinden 4 500 tımarlı ile 1 890 azab neferi çıkardı Eyalete bağlı sancakların sancakbeyleri de kendi gemileriyle donanmaya katılırdı. Kaptanpaşa eyaletine bağlı sancak ve tımar kayıtları ve hesapları derya kaleminde tutulurdu.
 
2. Tersane emini, birinci sınıf hacegân rütbesindeydi; tersanenin gelir ve gider defterlerini tutar, inşaat, onarım ve alım satım işleriyle uğraşırdı. Tersane eminliği 1830’da kaldırıldı, tersane eminlerinin görevleri kaptanpaşalara verildi. Bu işte kaptanpaşaya bir de yardımcı tayin edildi. 3. Tersane kethüdası, tersanenin ve tersanede çalışanların disipliniyle uğraşırdı. Tersane kethüdası, kaptanpaşadan sonra tersanenin en büyük âmiriydi. Kaptanpaşa eyaletinde Sığla sancağı bunun dirliğiydi.
 
4. Liman reisi (veya kaptanı), tersanede karaya çekilmiş olan gemilerin korunmasıyle sorumluydu; emrinde «mandacı» denilen muhafızlar vardı.
 
5. Tersane kâtibi, Tersane Emini dairesinde tutulan tersane hesaplarını deftere kaydederdi, emrinde iki kâtip vardı.
 
6. Tersane reisi, tersaneye ait zeamet ve tımarların defter kethüdasıyle tersane defter emini buna bağlıydı.
 
7. Tersane defter emini, Kaptanpaşa eyaletine bağlı sancakların tımarlı sipahileriyle ilgili hesapları tutar, yapılan tayinleri defterhaneye ve Rüus kalemine bildirirdi.
 
8. Tersane defter kethüdası, tersaneye ait zeametlerin defterini tutar, bunlarla ilgili işlemleri idare ederdi.
 
9. Tersane ruznamçecisi, tersane kâtipliğine bağlıydı. Tersanenin günlük gelir ve giderlerinin kaydını tutardı.
 
10. İcare kâtibi, ücretli tersane işçilerinin hesabını tutardı.
 
11. Mahzeni cûb (kereste ambarı) ve mahzeni sürb (levazım ambarı) emin ve kâtipleri, bu iki mahzende bulunan bütün eşyayı kayıt ve muhafaza ederlerdi. Donanma denize açılırken gereken malzeme ve mühimmat, defter karşılığında teslim edilir, donanma döndüğü zaman teslim alınırdı.
 
12. Kalyon kâtibi, kalyoncuların kayıtlan, ücretleri, bütün kalyon malzemesinin hesabını tutardı.
 
Gemi yapımı. Osmanlı savaş gemileri Gelibolu ve İstanbul tersanelerinden başka Karadeniz, Marmara ve Akdeniz kıyılarındaki tersanelerde yapılırdı. Yapılacak gemilerin miktar ve çeşitleri hükümet tarafından o yerin kadılarına bildirilirdi; gemi yapımı için gerekli malzeme ve eleman oraya gönderilirdi. XVII. yy. ortalarına kadar, her yıl 40 tane kadırga yapmak şartı vardı. Sonraki yıllarda kadırga yapımı önemini kaybetti. XVI. yy. ikinci yarısında Inebahtı (Lepant) yenilgisinden sonra beş ay içinde İstanbul, Gelibolu, Varna, Burgaz, Vize, Semendire v.d. tersanelerde yapılan gemilerden bir donanma kuruldu.
 
İmparatorluğun yükselme devrinde osmanlı gemilerinin bütün malzemeleri imparatorluk sınırları içinden temin edilirdi. Yapılacak gemilerin malzemesi için imparatorluğun belirli yerlerinde ocaklık’lar ayrılmıştı. Hükümet tersane ocaklığı olan yerlere fermanlar göndererek gemi yapımı için gerekli kereste, zift, tente, yelken bezi, kürek, demir, urgan, halat v.d. malzemenin hazırlanmasını emrederdi. Meselâ, Sinop’ta yapılacak gemiler için Samsun ve Kastamonu, İstanbul tersanesi için Kocaeli sancağıyla Bursa kazalarından kereste getirirtilirdi. Kocaeli sancağı İstanbul tersanesinin ocaklığıydı. Gemi yapımı için çalışan işçiler geri hizmetlerden (yaya, müsellem, yörük, cambaz v.b.) sağlanırdı. Gemiler Rumeli’de yapılacaksa, rumeli müsellemleriyle yörük, cambaz ve tatarlardan, Anadolu kıyılarında ise yaya ve müsellemlerden faydalandırdı.
 
Bunlar nöbetleşe altışar ay görev alırlardı. Gemi çeşitleri. Osmanlı donanmasında kullanılan gemiler, kürekli ve yelkenli gemiler olmak üzere ikiye ayrılırdı. Kürekli gemilere genel olarak çektiri denirdi. Bunların en küçüğü karamürsel, en büyüğü baştarda idi. Savaşlarda, kürekli gemilerden en çok mavna, kadırga ve baştarda tipindekiler kullanılırdı.
 
Kürekli gemiler:
 
1. uçurma, ince donanmadandı ve süratli bir kayıktı.
 
2. varna beş çifteleri.
 
3. karamürsel, çektiri çeşitindendi.
 
4. aktarma, Tuna muhafazasında bulunan nehir gemilerindendi, gereğinde donanmaya katılabilirdi.
 
5. üstü açık, Tuna gemilerindendi. 1 Dümenci, 8 kürekçisi vardı. Bunlar taşıma için de kullanılırdı.
 
6. çete kayığı, top çeken kayıklardandı.
 
7. brolik, hafif donanmadandı, 7 levendi vardı.
 
8. celiyye, ince donanma gemileıindendi, nehirlerde kullanılırdı.
 
9. çamlıca, Tuna’da kullanılan nakliye gemilerindendi.
 
10. şayka, altı düzdü, 3 topu vardı.
 
11. firkate, 10 veya 17 oturaklıydı. İnce donanma gemisiydi ve nehirlerde kullanılırdı.
 
12. mavna, 44 m. boyunda ve 26 oturaklıydı; 24 topu, 364 kürekçisiyle birlikte 600 kişilik bir mürettebatı vardı.
 
13. kadırga, kürekli gemiler devrinde osmanlı donanmasının en önemli gemilerinden biriydi. Kalyonlar kullanılmaya başlanınca ortadan kalktı.
 
13 topu, 196 kürekçisi, 100’ü savaşçı olmak üzere 330 mürettebatı vardı.
 
Yelkenli gemiler:
 
1. ates gemisi, savaşta düşman donanmasını yakmak için kullanılırdı. İçleri yakıcı maddelerle doluydu. Hedefe ulaşılınca içindeki gemiciler ateş gemisinin arkasına bağlı olan kayıkla uzaklaşırlardı.
 
2. ağrıpar, büyük tip savaş gemilerindendi. 13 Şayka topu, 6 baş topu, 4 büyük zarbazen ve 16 tane de pranki topu vardı.
 
3. barça, hem nakliye, hem de harp gemisi olarak kullanılırdı; 2 veya 3 direkli olurdu, 4 şayka topu, 12 baş topu, 12 zarbazen, 35 tane de pranki topu vardı; 4. brik, 2 direkli bir yelkenli gemi, devrinin en hızlı gemilerindendi. 70 Kişilik bir mürettebatı vardı.
 
5. uşkuna, 16 topu, 90 mürettebatı vardı.
 
6. korvet, yelkenli gemilerin büyüklerindendi, boyu 30 metreye yakındı. 174 -Kişilik mürettebatı ve savaşçısı vardı.
 
7. kalyon, 3 direkli büyük savaş gemileriydi. 2 ve 3 ambarlıklarında 80 -110 top bulunurdu. Kalyonlar ilk defa Bayezid II zamanında yapıldı. Kanunî zamanında Venedik, «karaka»ları örnek alınarak kalyonlar yapıldıysa da, bu tip gemiler rüzgârsız havalarda işe yaramadığından hem kürek, hem de yelkenle hareket eden çektirilere önem verildi. Girit savaşları sırasında Çanakkale boğazının Venedikliler tarafından kapatılması üzerine tekrar kalyon tipi gemi yapımına başlandıysa da, Köprülü Fazıl Ahmed Paşanın sadrazamlığında yine bırakıldı. 1682’de kalyon tipi gemilerin kullanılması kesin olarak yerleşti. Cezayirden kalyon kullanmada usta kaptanlar getirildi. Kasımpaşa’da kalyonların mürettebatı için kalyoncu kışlası yapıldı;
 
8. firkateyn, 3 direkli yelkenli gemilerdendi. Hem güvertesi, hem ambarlarında topları vardı. Boyları 40 - 50 m arasında olurdu; 9. kapak (veya kaypak), kalyon cinsinden 2 ambarlı bir gemiydi, hem güvertesi, hem ambarlarında topları vardı. 80 - 110 Topu ve savaşçılarıyle birlikte 800 - 1 000 mürettebatı vardı; 10. üç ambarlı, kalyon cinsi gemilerin en büyüklerindendi. Bu cins gemilerin hem güverteleri, hem ambarlarında topları (110 - 120 kadar) vardı; mürettebat sayısı 800 ile 1 000 kişi arasında değişirdi.
 

         Osmanlı Donanmasının Yüksek Dereceli Subayları

Osmanlı donanmasındaki subayların derece ve unvanları ilk devirlerde kara ordusu subaylannmki gibi kesin olarak bilinmez. Hükümet tarafından yaptırılan gemilerin kumandanlarına hassa reisi veya kaptan denirdi. Kaptanpaşa eyaletinin sancakbeylerince yaptırılan gemilere bey gemileri, kumandanlarına da kaptan denirdi. Donanma kumandanlarının isimleri ve dereceleri kalyonların kullanılmaya başlanmasından sonra belirlendi.
 
Donanmanın en büyük kumandanı kaptanpaşaydı; ayrıca kapudane, patrone ve riyale denilen görevliler de vardı. Kapudane terimi, 1682’den itibaren kullanılmaya başlandı. Kaptanpaşadan sonra donanmanın en büyük kumandanıydı. Yıllık geliri 4 500 kuruştu; beylerbeyi veya sancakbeyi derecesinde olurdu. Bindiği gemiye kapudanei hümayun denirdi. Patrone, kapudaneden sonra gelirdi. Bindiği gemiye patronei hümayun denirdi; yıllık geliri 3 500 kuruştu. Riyale, patroneden sonra gelirdi; bindiği gemiye riyalei hümayun denirdi. Geliri yılda 3 000 kuruştu.
 
Donanmada çalışan denizciler, azablar, leventler, kürekçiler, aylakçılar, kalyoncular, gabyarlar ve sudagabolar gibi isimler alırlardı: leventler. Levent terimi XV. yy. son yarısından itibaren yayılmaya başladı. Leventler gemilerin savaşçı kadrolarını teşkil ederlerdi. Silâhlan, kılıç, mızrak, tüfek veya tabancaydı. Sahillerde oturan türklerle rumlar arasından toplanırlardı. Rum olan leventlere levendi rumî denirdi; kürekçiler, kürekle işleyen gemilerde bulunurlar (bunlar genellikle savaş esirleri, kürek mahkûmları ve gerektiğinde belli yerlerden toplanan [20 haneden 1 kişi] kimselerdi); aylakçılar da gemilerin savaşçı kadrosu arasındaydı. Yelkenli gemilerde belli bir miktar aylakçı bulunurdu (üç ambarlılarda 200 kadar). Aylakçılar donanmanın devamlı askerlerinden değildi, donanma sefere çıkacağı zamanlar 6 ay için toplanırlardı. Kumandanlarına seraylakçı denirdi; kalyoncular, kalyonlarda hizmet ederlerdi; donanmada hizmet ettikleri sürece aylık alırlar, deniz mevsimi geçince memleketlerine dönerlerdi (bu kesim 1827’de kaldırıldı; yerlerine tersanede yeni bir askerî smıf [tüfekçi neferatı] kuruldu); gabyarlar, gemilerin direkleriyle yelkenlerine bakan, yelkenleri kullanırlardı; ortaya çıkışı 1774 yılından sonradır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Image gallery

Bu yazıyı oyla

4.34