Anasayfa | Tarih | Osmanlı Tarihi | Osmanlıda Eğitim Kurumları

Osmanlıda Eğitim Kurumları

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
Osmanlıda Eğitim Kurumları

Osmanlı devletinde en önemli öğretim kurumu medresedir. Burada yalnız islam diniyle ilgili bilgiler öğretilirdi. Selçuklu medreselerinin daha geliştirilmiş şekli olan Osmanlı öğretim kurumlarının ilki Orhan Bey tarafından İznik’te yaptırılan İznik Orhaniyesi adlı medresedir (1331). İznik’te ikinci medrese Süleyman Paşa tarafından yaptırıldı (1337). Bunların ikisi de yalnız dini bilgiler veren öğretim kurumlarıydı. Daha sonra Bursa’da Orhan Gazi, Bayezid, Çelebi Mehmed ve Murad II tarafından İznik’tekiler gibi islâm ilimleri okulu niteliğinde öğretim kurumlan açıldı. Bu öğretim kurumlarının sultanlar tarafından yaptırılanlarına sultanî, devlet büyükleri, bilginler ve varlıklı kimseler tarafından yaptırılanlarına hususî denirdi. Yalnız din bilgileri vermekle yetinen bu öğretim kurumlarında telvih, miftah ve haşiyei tecrid adı altında Uç dereceli bir öğrenim yapılırdı. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u aldıktan sonra, ilk defa bütün bilgilerin okutulduğu bir medrese yaptırdı. Sekizli medreseler (medarisi semaniye) denen bu kuramlarda haşiyei tecrid, miftah, kırklı (telvih), hariç ve dahil olmak üzere beş dereceli öğretim yapılmaya başlandı.

Daha sonra Bayezid II ve Kanunî Sultan Süleyman zamanlarında yeni öğretim kurumlan açıldı, önceden okutulan tefsir, fıkıh, kelim, hadis ve tıp derslerine riyaziye, hey’et, coğrafya ve tarih eklendi, öğretim kuramlarının programları genişletildi. Osmanlı öğretim kurumlan başlangıçta yalnız din bilgileri vermek, özellikle islâm dinini bütün aynntılarıyle öğretmek için açılmışken, sonralan devletin yönetim düzenine uysun bir duruma getirildi. Kanunî Sultan Süleyman zamanında açılan Süleymaniye medreseleri orduya yönetici uzman yetiştirme amacını da güden öğretim kuramları haline geldi. Bu kuramlarda zamanın bütün bilgileri öğretiliyordu.

Osmanlı öğretim kurumlarında, daha çok nazarî bilgiler verilir, bunların hayatla bağlantısı üstünde pek durulmazdı. Sonraları bu durum değişti, öğretim kuramlarının amacı devlettin ihtiyaç duyduğu elemanları yetiştirmek oldu. Gerek İstanbul’da oturan, gerek Anadolu’nun uzak köy veya kasabalarından gelen öğrenciler bu öğretim kurumlarında parasız yatılı okurlardı. Bu kuramlarda öğrencilerin yatıp kalkmaları ve çalışmaları için ayrı ayrı hücreler vardı. Devletin malî imkânlarının genişlemesi, okumak isteyenlerin çoğalması yüzünden Sivas, Erzurum, Konya, Edirne gibi başlıca illerde birçok yeni öğretim kurumu açıldı (XVI.-XVII. yy. arası). Uygulanan öğretim programları bakımından, bunlann hepsi birer ortaçağ öğretim kurumu niteliği taşıyordu. Bu öğretim kurumlannda okutulan dersler sonralan Uç ana bölüme aynldı: cüziyat, ulûm-i âliye, ulûm-i alîye. Bunlardan cüziyatın içine hikmet, hesap ve hendese, u-lûm-i âliyenin içine belâgat (maani, bedî ve beyan), kelâm, mantık, sarf, nahiv, ulûm-i aliyenin içine de tefsir, hadis ve fıkıh giriyordu.

Zamanın doğurduğu ihtiyaçlar karşısında okutulan ilimlerin sayıları ve türleri çoğaltıldı. Bazı öğretim kuramlarında yalnız din, bazı öğretim kuramlarında da yalnız deney ilimleri okutulmaya başlandı. XVII. yy. sonlanna kadar osmanlı öğretim kurumlarında uygulanan bu program sonraki yıllarda değiştirildi. Ordunun gelişmesi, avrupa devletleriyle olan ilişkiler dolayısıyle Avrupa’daki yeni buluşların, özellikle savaş araçlarının geliştirilmesi Osmanlıları etkiledi. XVIII. yy. ortalarında teknik okulların açılmasına ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple Muhendishanei Bahrîi Hümayun ve Mühendishanei Berrîi Hümayun adlı iki muhendis mektebi açıldı. Bu öğretim kuramlarında riyaziye, mekanik, hey’et, fizik ilimleri okutuluyor, öğrencilere teknik bilgiler veriliyordu. Kısa bir süre sonra bu derslere coğrafya, tarih eklendi. Bu öğretim kuıumlan, ordunun subay ve teknisyen ihtiyacını karşılamak amacıyla açılmıştı. Aynı yüzyılın sonlarına doğru bunlar daha geliştirildi. MUhendishanelerde uygulamalı bir öğretim düzenine gidildi. Daha önce Humbaracı Ahmed Paşa tarafından başlatılan topçulukla ilgili eğitim ve öğretime önem verildi. Böylece nazarî bilgiler okutan medresenin karşısında teknik bilgilerin öğretimini amaç edinen mektepler de gelişmeğe başladı. Avrupa’dan teknik uzmanlar getirildi. Programlara fransızca, trigonometri, kimya dersleri kondu, aynca Avrupa’ya öğrenci gönderildi. Askerlik alanında yapılan bu çalışmalar sonradan öteki öğretim kuramlarını da etkiledi.

Osmanlı devletinde medrese ve mühendishaneler dışında üçüncü bir öğretim kurumu da mahalle mektepleridir. Başlangıçta mescitlerde veya camilerin birer köşesinde öğretim yapan bu kurumların amacı, Kur’an okumayı çocuklara öğretmek, islâm diniyle ilgili önbilgileri vermekti, önce Fatih camii yanında açılan bu mektepler sonradan geliştirildi. Büyük şehirlerin kıyı semtlerinden köylere kadar birçok yerde mahalle mektepleri açıldı. Bu kuramlarda mahalle imamları veya müftülükler tarafından görevlendirilen yetkililer öğretim yaparlardı. Bu görevlilere devlet tarafından ayn bir ücret verilmezdi. Hocaların ücretleri halk arasında toplanan para ile karşılanırdı.
 
Osmanlı devleti sınırlan içinde bulunan azınlıkların da (ekalliyet) kendi dillerinde öğretim yapan okulları vardı. Bunların bazısı dini bilgileri, bazısı çağdaş ilimleri okuturdu. İzmir, İstanbul gibi büyük illerde hıristiyanlarm ruhban mektepleri olduğu gibi manastırlar da yalnız din bilgileri veren birer öğretim kurumu niteliğindeydi. Türkiye’de rum, yahudi, ermeni öğretim kurumlan vardı. Bunlar daha çok orta dereceli okullardı.
 
Tekkeler, zaviyeler de birer öğretim kurumu niteliğindeydi. Bu tarikat kuramlarında tasavvuf ve tarikatla ilgili bilgiler öğretilirdi. Tarikatlar arasında özellikle mevlevi tekkelerinde Mesnevi okutulur, musiki dersleri verilirdi. Medreselerde okutulan dersler tekkelere pek girmezdi. Tekkelerin belli birer ders programı yoktu. Medreselerde ilim dili Arapça, mevlevî tekkelerinde Farsçaydı. Tanzimata gelinceye kadar İlim dili olarak öğretilen Arapçanın yanında daha sonra Farsçanın da yer aldığı görülür.
 
Tanzimattan biraz önce başlayan ve kısa bil süre içinde gelişen yeni öğretim kuramları açma çabalan etkisini gösterdi. Arapça ve Farsçanın yanı sıra İngilizce, Fransızca, Almanca gibi batı dilleri de mekteplerde okutulmaya başlandı. Tanzimatın ilânıyle Türkiye’de öğretim kurumlan yeni bir döneme girdi.
 
XIX yy .ın başına kadar Osmanlı İmparatorluğundaki öğretim kurumları sıbyan mektepleri, medreseler ve Topkapı sarayı içindeki Enderun mektebinden ibaretti. Garplılaşma hareketleri sırasında, Avrupa ülkelerindeki örneklere dayanılarak yeni öğretim kurumlan açıldı: Mühendishanei Berrîi Hümayun (1795), Mektebi Tıbbiye (1827) , Mektebi Harbiye (1837), öğretimdeki yenileşmeler, özellikle medrese mensuplarının tepkileriyle karşılandı. Meselâ 1832’de enderun öğrencilerinden 150’si Avrupa’da öğrenim yapmaya gönderilmiş fakat bu karar, direnmeler yüzünden gerçekleştirilememişti. Gulhane Hattı Humayunu’nun ilânından sonra devlet teşkilâtında uygulanan değişikliklerle birlikte öğretimde de yenilikler gerçekleştirildi.
 
1838’de rüştiye adı verilen ortaokullar açıldı. Aynı yıl kurulan mektebi ulumu edebiyeler, devlet dairelerine memur yetiştiriyordu; Mektebi Maarifi Adliye’den de Babıâli ve Babı Defterdarı memurları yetişiyordu. 1845 Yılında öğretim konusunu ele almak üzere Muvakkat Meclisi Maarif açıldı. Bu kurul sıbyan ve rüştiye mektepleri konusunu ele aldı. Daimî Meclisi Maarif (1846), Dârülfünun kurulmasıyla ilgili lâyiha üstünde durdu. 1846’da Mekâtibi Umumiye nezareti kuruldu. 1849’da devlet memuru yetiştirmek amacıyla 3 yıllık Dârülmaarif açıldı. 1858’de kız çocukların okutulması için inas rüştiyeleri açıldı. Mülkiye görevlilerini yetiştirmek amacıyle Mektebi Mülkiye açıldı. 1868’de Galatasaray sultanîsi, fransız örneklerine dayanan bir ortaöğrenim kurumu olarak çalışmaya başladı. Maarifi Umumiye nizamnamesiyle (1869), öğretim kurumlan bir devlet hizmeti olarak şekillendirildi: İstanbul dışında 31 rüştiye açıldı. Mektebi Mül-kiyeye vilâyet maiyet memura yetiştirmek üzere Sabah mektebi eklendi. Dâriilmaa-rif’ten yetişenlerin devam etmesi için bilim esaslarına göre kurulmuş olan Dârülfünun açıldı. 1871’de Dâralfünun’da serbest dersler başladı. 1872’de rüştiyelerin devamı olmak üzere bugünkü liseler seviyesinde idadiyeler kuruldu. Meslekî öğrenim vermek üzere Tanzimat devrinde Ebe mektebi (1842), Ziraat mektebi (1847), Dârülmuallimîn (1847), Orman mektebi (1858), Telgraf mektebi (1860), Mektebi Sanayi (1864), Maadin mektebi v.d. açıldı. İkinci Meşrutiyetten sonra Tahsili İptidaî Kanunu Muvakkati (1912) çıkanlarak ilkokul seviyesindeki eğitim düzene sokuldu, idadiyeler Fransız öğretim sistemi göz önünde tutularak yeniden şekillendirildi. Birinci Dünya savaşı içinde Almanya’dan gelen profesörlerle İstanbul Dârülfununu güçlendirildi. Kızlar için İnas dârülfünunu açıldı.
 
 
 

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Bu yazıyı oyla

3.20