Anasayfa | Tarih | Osmanlı Tarihi | Osmanlı Mimarisi

Osmanlı Mimarisi

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
Osmanlı Mimarisi

Osmanlı mimarisi, köklerini eski Türk mimari geleneğinden alır. Ancak, Osmanlılar eski Türk mimarîsini yeni buluşlarla geliştirdiler; diğer Türk devletleri mimarisinden çok farklı bir mimari meydana getirdiler, özellikle XIV. ve XVI. yy.larda yapılan eserlerde bu gelişme açıkça görülür. Osmanlı sanatı, Selçuklu sanatından daha sade ve aşırı süsten uzak, fakat çok daha estetik bir sanattır.

Osmanlı devri sanatının üslûp bakımından bölümleri: 1. Başlangıç devri (Erken Osmanlı devri veya İlk Osmanlı devri) [1300-1453]; 2. Klasik devir (1453-1720): Fatih Sultan Mehmed ve Bayezid II devirleri (1453-1520), Sinan devri (XVI. yy.), Sinan’ı devam ettirenler (XVI. yy. sonu-1720); 3. Dif Tesirler devri (1720-1890): Lâle devri (1720-1740), Türk Barok devri (1740-1810), Türk Ampir devri (1810-1860), Eklektik devir (1860-1890); 4. Neoklasik (Yeni-klasik) devir (1890-1930).

  Başlangıç (Erken Osmanlı) devri (1300-1453)

 
Bir hazırlık devri olan bu devirde osmanlı sanatı, kendine yeni sistemler aradı ve yeni denemelere girişti. Bu araştırmalar ve denemeler, klasik osmanlı cami mimarîsinin yaratılmasında esas oldu.
 
Erken Osmanlı devri camilerinde başlıca üç plan tipi görülür: 1. Payeli çok kubbeli Ulucami tipi; 2. tek kubbeli camiler; 3. zaviyeli (yan mekânlı veya tabhaneli) camiler. Payeli çok kubbeli camiler. Ulucami tipi, Anadolu’da eskiden beri yerleşmiş, özellikle Adanolu Selçukluları tarafından çok kullanılan bir plan tipidir. Ancak Osmanlılar bu tipi geliştirdiler, payeler ile ayrılan mekânların her birini kubbelerle örttüler. Bu tipin en tanınmış örneği Bursa’da Ulucami’dir. Murad I zamanında yapımına başlandı, Yıldırım Bayezid zamanında tamamlandı (1399). Dıştan 68x56 m ölçüsündedir; iç kısmı 12 büyük taş paye ile enine 4, boyuna 5 sahna ayrılır. Böylece meydana gelmiş olan kare planlı mekânların üzerini 20 kubbe örter. Kubbeler sekiz köşeli kasnaklar üzerine oturur, içeriye ışık vermek için kasnaklara pencereler açılmıştır. Caminin içinde, orta kısımda, on altı köşeli bir şadırvanı, kuzeybatı ve kuzeydoğu köşelerinde birer minaresi vardır.
 
Ulucami’den başka bu plan Gelibolu’da Büyükcami’ye (1385), Filibe’de Murad Hüdavendigâr veya Cuma camii'nde (1389), Edirne’de Eski cami'de de (1403-1414) uygulanmıştır.
 
Tek kubbeli camiler. Osmanlıların ilk önemli sanat merkezleri olan İznik’te Hacı özbek camii (1333) Osmanlılardan kalan en eski tarihî yapıdır ve önündeki son cemaat yeriyle tek kubbeli osmanlı camilerinin öncüsüdür. Yine İznik’te vezir Çandarlı Hayreddin Paşanın emriyle mimar Hacı Musa Ulema tarafından yapılan Yeşilcami (1378-1391). Erken Osmanlı devrinin karakteristik örneklerinden biridir. Kare planlı ve tek kubbeli bir yapı olan camide esas mekânın öne doğru uzatılarak genişletilmiş olması, önemli bir özelliktir. Tek kubbe ile örtülü iç mekân giriş duvarı önünde sıralanan ve kubbealtı mekânından iki sütunla ayrılan tonozlu üç bölümle uzatılmıştır. Camide kubbe geçişi diğer tek kubbeli camilerde de olduğu gibi türk üçgenleriyle sağlanmıştır. Bursa’da Alâeddinbey camii, Mudurnu’da Yıldırım camit, İnönü’de Hocayadigâr camii, bu devre ait diğer tek kubbeli cami örnekleridir.
 
Zaviyeli camiler. Erken Osmanlı devrinde (XIV. yy.) zaviyeli veya yan mekânlı camiler adı verilen bir plan tipi daha ortaya çıktı. Bir son cemaat yerinden sonra eksen üzerinde birbirini takip eden kubbeli iki salondan ve birinci salonun iki yanındaki yine kubbeli odalardan meydana gelen bu tip camilerin en eski örneklerinden biri Bursa’da Orhan camii'dir (1339). Cami ayrıca cephesindeki tuğla ve taş işçiliği bakımından da önemlidir. Zaviyeli veya yan mekânlı plan tipi, Osmanlı devletinin Filibe, Bursa, Amasya, Edirne ve Üsküp gibi büyük şehirlerinde geniş ölçüde kullanıldı. (İmaret camii [Filibe], Timurtaşpaşa camii, Yıldırım camii [Bursa], Beyazıtpaşa camii [Amasya], Gazimihal camii [Edirne]). Bu tipin en tanınmış ve muhteşem örneği Bursa’daki Yeşil cami'dir: Çelebi Sultan Mehmed’in emriyle mimar Hacı İvaz Paşa taıafından yapımına başlandı (1413), Murad II zamanında tamamlandı (1424). Erken Osmanlı devrinin en önemli eseridir. Dikdörtgen bir plana göre yapılmıştır. Merkezî sahnın ortasında mermerden yüksek bir havuz vardır. İki katlı olan yapının cephesi karakteristiktir. Cephe pencereleri çevresindeki silmelerin içi, aşırı süs ve yazılarla kaplıdır, ancak bunların bazısı işlenmemiş ve tamamen bitirilmemiştir. Camiler dışında, zaviyeli veya yan mekânlı tipin uygulandığı önemli bir yapı, İznik’te Murad Hüdavendigâr’ın annesi için yapılan Nilüferhatun imareti'dir (1388). İmaretin bir eyvan gibi uzun olan ibadete mahsus yeri, bir kemerle ortadan iki bölüme ayrılır; yan hücreler birer kubbe ile örtülüdür.
 
Erken Osmanlı devri mimarîsi ile klasik dönem mimarîsi arasında bir geçiş durumunda olan Üçşerefeli cami (Edirne), Murad II nin emriyle yapıldı (1438-1448). Bu cami İstanbul’da klasik devir mimarîsinin ilk önemli yapısı olan Beyazıt camii’nin örneğini teşkil eder. Burada en önemli yenilik o devre kadar görülmeyen iç avlu ve revaklar ile mekânın büyük bir kubbe ile örtülmesidir. Dört minaresi arasında, 3 şerefeli olanı ilgi çekicidir. Minarenin içinde ayrı ayrı üç merdiven vardır ve her biri ayrı şerefeye çıkar; minareye çıkanlar birbirini görmez.
 
Erken Osmanlı devri mimarîsinin diğer önemli camileri arasında Bursa Yıldırımbeyazıt camii, Edirne ve Bursa Muradiye camileri sayılabilir.
 

   Klasik devir'de (1453-1720) osmanlı mimarisi

 
Başlangıç devrinde edindiği bilgilerle yeni prensipler, yeni esaslar ortaya koydu. Klasik devrin ilk örnekleri Fatih Sultan Mehmed ve Bayezid II devirlerinde başlar. Bütün XVI. yy.ı kaplayan Mimar Sinan devrinde osmanlı sanatı, gerek mimarî, gerek süslemecilik (özellikle çini, mermer ve tahta ile sıva üzerine kalem işi v.b. iç süsleme) bakımından en yüksek noktaya erişir. Bu devirde mimarî ve süsleme bir bütün halindedir. Klasik mimarî, süslemeyi ancak gerekli olduğu yerde ve gereği kadar kullandı. Bu devir mimarîsinde nispetler uyumu çok iyi bir şekilde uygulandı. Klasik devir mimarîsi Beyazıt camii (İstanbul) ile başlar.
 
Erken Osmanlı devrinden beri uygulanan çok kubbeli ulucami planı, klasik devrin başlarında bir süre daha kullanıldı. İstanbul’da Atik Ali Paşa tarafından yaptırılan Zincirlikuyu camii ile Kasımpaşa’da Piyalepaşa camii çok kubbeli ulucami planındadır ve her ikisi de altı kubbe ile örtülüdür.
 
Zaviyeli veya yan mekânlı camiler bu devirde de kısa bir süre görülür. İstanbul’da Mahmutpaşa camii (1462), Murat paşa camii (1470) ile Üsküp’te İsabey camii (1475) ilk örneklerdir. XV. yy.da bu planın değişik şekilleri uygulandı: esas mekânın, üzeri tek kubbe ile örtülü şekilleri, Hatuniye camiinde (Tokat) ve Davutpaşa camiinde (İstanbul), esas mekânı kubbe ve mihrap kısmı yarım kubbe ile örtülü diğer şekli ise, Rummehmetpaşa camii ile Atikalipaşa camiinde (İstanbul) görülür.
 
İlk dönem sonunda Edirne’deki üçşerefeli camide görülen plan tipi, İstanbul’da ilk defa eski Fatih camii’nde, ve daha değişik şekilde Beşiktaş Sinanpaşa camii’nde uygulanmıştır.
 
Tek kubbeli camiler de klasik devir üslûbundadır. İstanbul’da Firuzağa camii (1491) bu tipin en zarif örneğidir. Edirne’de Beyazıt camii ile İstanbul’da Sultanselim camii aynı tipin büyük ölçüde uygulandığı selâtin camileridir.
 
XV.yy. sonunda osmanlı mimarîsinde yeni bir plan tipi ortaya çıktı. İlk defa aslı bir bizans kiûsesi olan ve fetihten sonra cami haline getirilen Kocamustafapaşa camii'nde uygulanan, daha sonra İstanbul’da Beyazıt camiinde (1500-1505) en anıtsal şeklini alan bu planda, eksen üzerinde sıralanan ana kubbe ile iki yarım kubbe ve yanlarında kubbealtı sahnından paye ve sütunlarla ayrılmış kubbeli bölümler görülür. Kubbe burada dört büyük paye üzerine inşa edilmiş kemerlerin meydana getirdiği kare bir kaideye oturmaktadır. Bu camide ilk defa geniş mekân fikrine yer verilir. Esas mekânı genişletmek için merkezî kubbenin önüne ve arkasına birer yarım kubbe eklenerek daha büyük bir mekân kazanılmıştır. Büyük kubbenin basıcı yanlardaki küçük kubbeler vasıtasıyle azaltılmıştır. Caminin iki zarif minaresi vardır. Gerek iç ve dış mimarî, gerek iç avlu revakları bakımından Mimar Sinan’a örnek olmuş bir yapıdır.
 
XVI. yy.da Mimar Sinan ile klasik devir mimarîsi en yüksek noktaya ulaştı. İstanbul’da Şehzade camii (1544-1548) bir merkezî kubbe etrafında 4 yarım kubbe ile merkezî planın en başarılı örneğini meydana getirir. Bu caminin bir özelliği de osmanlı mimarîsinin kubbelere verdiği önemi göstermesidir. Plan bakımından Beyazıt camii şemasına uyan ve gayet geniş bir külliyenin merkezini meydana getiren Süleymaniye camii (1557), klasik devrin bütün özelliklerini taşır. Cami bir bütün olarak piramit görünüşündedir. Edirne Selimiye camii (1575) ile klasik devir özellikleri olgunluğa ulaşır. Cami, mimar Sinan’ın merkezî planın son şeklini bulduğu bir eseridir. Yarım kubbeler ortadan kalkmış, bunların yerine köşelere 4 ufak yarım kubbe konmuştur. Bütün mekânı, 8 payeye oturan 31 m çaplı büyük tek kubbe örter. Caminin dört köşesinde bulunan ve 70, 89 m boyundaki 4 zarif minare, yapıya uzaktan bir yükseklik kazandırır. Caminin yapımında şehircilik prensipleri ön plandadır. Süleymaniye camiinde görülen piramidal şekil bu camide de uygulanmıştır.
 
Klasik devrin diğer önemli eserleri, Istanbul’da Edirnekapı ve Üsküdar’da Mihrlmah sultan camileri, Eminönü’nde Rüstem paşa camii, Tophane’de Kılıçalipaşa camii, Azapkapı ve Kadırga’da Sokullu mehmet paşa camileri, Üsküdar’da Eski Valide camii dir. Mimar Sinan ile en yüksek seviyesine erişen klasik devir osmanlı mimarîsi, XVII. yy.da da Sinan’ın yetiştirdiği büyük mimarların eserleriyle devam etti. Ahmed I tarafından yaptırılan Sultanahmet camii (1609-1616), mimar Mehmed Ağa’nın eseridir. Cami bir ana kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe ve köşelerdeki 4 küçük kubbeden meydana gelen bir plan gösterir. 1597 de mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan fakat ancak 1553’te mimar Mustafa Ağa tarafından tamamlanabilen Yenicamiide (Eminönü, İstanbul) Şehzade camiinin planı örnek tutulmuştur.

    Dış Tesirler döneminde (1720-1890) osmanlı mimarisi

 
Klasik devirdeki prensiplerinden yavaş yavaş uzaklaştı. XVIII. yy. başında Ahmed III zamanını kaplayan Lâle devrinde osmanlı sanatı geleneklerinin yanında, Batı’dan gelen etkilerle sanata aşırı süsleme unsuru girdi. Devrin sembolü halini alan lâle motifi bütün süsleme konularına hâkim oldu. Lâle devri üslûbu, mekân mimarîsiyle pek ilgili değildir. Yenilik daha çok mimarî süslemede görülür. Sebiller ve çeşmeler devrin karakteristik yapılarıdır. Ayrıca daha önceki devirde çok miktarda caminin yapılmış olması bu devirde kasr ve köşk yapımını ön plana çıkardı.
 
Lâle devrinde yapılan ilk camilerin planlarında, klasik devirde kullanılan planlar görülür: Üsküdar’da Yeni Valide camii (1708)Sinan okuluna bağlı mimarlar tarafından uygulanan 8 dayanaklı, Hekimoğlu ali paşa camii (1734) ise 6 dayanaklı plan tipine göre yapılmıştır. Lâle devrinin diğer önemli eserleri İstanbul’da Damat ibrahim paşa camii ile Zeynep sultan camii, Nevşehir’de Damat ibrahim paşa külliyesi’dir.
 
Türk Barok devri nde, mimarî ve süslemede artık hiç bir türk elemanı yoktur. Tamamen Avrupa’da görülen barok üslûp hâkimdir. Fakat türk zevki ve yerli etkiler dolayısıyla buna türk - borak üstûbu adı verilir. Aşırı süsün hâkim olduğu bu üslûpta, mimarîde plan olarak bir yenilik görülmez. İstanbul’da Lâleli camii ile Nuruosmaniye camii, barok üslûbun en önemli eserleridir. Dört büyük kemerin taşıdığı tek kubbeli Nuru osmaniye camii (1755) bütün elemanlarıyla barok üslûbun temsilcisidir. İstanbul’da bugünkü Fatih camii, Beylerbeyi camii, Selimiye camii, Sepsafa hatun camii, Bursa’da Emirsultan camii, bu üslûbun diğer örnekleridir.
 
Barok devirde saray, çeşme ve sebil yapımı Lâle devrinde olduğu gibi yine ön plandadır. Bu devirde barok ve ampir üslûbu karışımı tek eser Dolmabahçe sarayı dır.
 
Türk Ampir devrinde yapılan camiler tek kubbelidir. Karakteristik özellikleri aşın derecede ince olan minareleriyle son cemaat yeri üzerinde, padişahlara ait dairelerin bulunduğu kasrı hümayunlardır. İstanbul’da Nusretiye camii, Ortaköy camii, Dolmabahçe camii, Mahmud II türbesi, Cevrikalfa ilkokulu, Alay köşkü ampir üslûbun başta gelen örnekleridir.
 
Eklektik devirde çoğu yabancı olan mimarlar geçmişteki üslûpların karışımı olan eserler vermeye başladılar. Devrin en önemli eserlerinden olan Aksaray Valide camiinde eski türk sanatı ile gotik sanat unsurlan birarada kullanılmıştır. Pencerelerde gotik kemerler görülür. 1864’te yeniden yaptırılan Çırağan sarayının iç mimarîsinde ve özellikle süslemesinde türk, arap, rönesans ve gotik üslûpları tamamen karışmış bir haldedir.
 

   Neo-klasik devirde Osmanlı mimarisi (1890-1930)

 
Eski türk sanatına dönüştür. Türk mimarlan ilgilerini eski dinî ve klasik eserlere çevirerek, örnekleri hâlâ durmakta olan eserlerin çeşitli unsurlarını ve süslemesini kopya ve tatbik etmek suretiyle millî bir mimarî meydana getirmeye çalıştılar, öğrenimini Almanya’da yapmış olan mimar Kemaleddin Bey, İstanbul’da IV. Vakıf hanı’nı, Bostancı ve Bebek camilerini, Kamerhatun camiini, Lâleli Hava Kurumu apartmanları'nı, Ankara’da eski Büyük Millet Meclisi binası ile Gazi Eğitim enstitüsü'nü, öğrenimini Paris’te yapan mimar Vedat Bey Sirkeci’de Büyük postane’yi ve Haydarpaşa iskele binası’nı yaptı.
 
Bu çerçeve içinde osmanlı devri yapılan, karakterleri ve çeşitleri bakımından birtakım gruplara ayrılır: 1. dinî mimarî; 2. sivil mimarî; 3. askerî mimarî.
 

  Osmanlıda Dini mimari

 
Din ve ibadet ile ilgili yapılar bu gruba girer.Camiler, halkın toplu olarak ibadet etmesi için yapılan binalardır. Osmanlı devri camileri büyük, orta ve küçük olmak üzere üçe aynlır. Padişahlar tarafından yaptırılan büyük camilere selâtin cami (Süleymaniye camii v.b.), vezirler ve devlet adamları tarafından yaptırılan orta büyüklükteki camilere yaptıranın ismine izafeten sadece cami (Sokullu mehmet paşa camii v.b.) ve küçük olanlara da mescit adı verilir. Mescit günlük beş vakit namazların kılındığı yerdir. Cuma namazı kılınmadığından bunların mimberi yoktur. (İstanbul Tahtakale’de Timurtaş mescidi v.b.). 
 
Namazgâh, üstü açık namaz yeridir. Genellikle açıklıkta, yol kenarlarında bulunur. Yalnız kıbleyi gösteren mihrap taşı vardır. Bazen bu taşın yanında abdest alınması için kuyu bulunur. (İstanbul Okmeydanında bulunan namazgâh ve Gelibolu namazgâhı gibi).
 
Tarikat yapıları, tekke, dergâh, zaviye ve hankâhlardır.
 
Mezar yapıları. Türbeler, mezarlar, meşhedler bu gruba girer.
 
Türbeler. İlk osmanlı türbelerine Osmanlı devletinin ilk merkezleri olan İznik ve Bursa’da rastlanır. Selçuklular devrine ait kümbetlerin çoğu sekiz veya onikigen gövdeli ve üzeri içten kubbe, dıştan piramit veya konik çatıyla örtülüdür. XIV. yy.da gelişmeye başlayan osmanlı türbeleri dört, fakat daha çok altı veya sekiz köşelidir. Gövde ve kasnağında içeriye aydınlık vermek üzere birçok pencere vardır. Selçuklu kümbetlerinde kapıda bulunan ve taş üzerine yapılmış olan süsleme, osmanlı türbelerinde kapıdan ayrılarak çini üzerine işlenmiş veya boya ile yapılmış olarak yapının birçok yerine, özellikle iç duvarlarına geçmiştir. Fatih Sultan Mehmed’e kadar osmanlı sultanlarının hepsinin türbesi Bursa’da bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmed ve ondan sonra gelenlerin türbeleriyse İstanbul’dadır. En eski osmanlı türbesi İznik’te Çandarlı halil paşa türbesidir. Bu yapının özelliği, dışta, kümbet şekliyle yuvarlak kubbenin birleştirilmiş olmasıdır. Osman Bey ile Orhan Beyin ilk türbeleri bugün yoktur, şimdiki türbeleri daha sonraki devirlerde yapıldı. Murad I ile Yıldırım Bayezid’in türbeleri de son yıllardaki onarımlarla asıl şekillerini kaybetti. Bursa’daki türbelerin en güzeli ve gösterişlisi Çelebi Sultan Mehmed’in kendisi için yaptırdığı Yeşiltürbe’dir. İçinde ve dışında zengin bir çini dekoru bulunan türbede Çelebi Sultan Mehmed ve yakınlarına ait çini kaplı lahitler vardır. Bursa’da Muradiye camimin arkasında Murad II ve ailesinin, Cem Sultan ile diğer şehzadelerin türbe topluluğunda, dört, altı, sekiz köşeli gövdeler üzerine kubbeyle örtülü 11 türbe vardır. Üçünün içi çok zengin çiniler ve kalem işi dekorlarla süslüdür. Fatih Sultan Mehmed’den sonra İstanbul’da, Bursa’daki Yeşil türbe tipinde sekiz kenarlı birçok türbe yapıldı. Bunlar arasında Fatih’in sadrazamına ait olan Mahmutpaşa türbesi, ve Kanunî’nin oğlu şehzade Mustafa’nın türbesiyle, Mimar Sinan’ın eserleri olan Kanuni sultan süleyman, Hürrem sultan ve Şehzade mehmet türbeleri klasik osmanlı türbelerinin en güzel örnekleridir. Bunlardan Şehzade camimin yanında bulunan Şehzade mehmet türbesi, dış duvarlarındaki renkli taş kakmalar ve yivli kubbesiyle ilgi çekicidir. Ayrıca iç kısımda duvarları süsleyen sarı üzerine yeşil ve mavi çiniler de önemlidir. Süleymaniye camii arkasında bulunan Kanunî sultan süleyman ve Hürrem sultan türbeleri zengin çini dekorlarıyla osmanlı türbeleri arasında önemli bir yer tutar. Ayasofya haziresinde bulunan ikinci selim ve Üçüncü murat türbeleri ile Valide Hatice Sultanın Yenicami arkasındaki türbesi, zengin çini ve kalem işi dekorları bakımından önemlidir.
 
Barok devir türbeleri arasında en karakteristik olanı Fatih’te Nakşidil sultan türbesi’dir. Divanyolu’nda Sultan mehmet türbesi ampir üslûp, Fuatpaşa türbesi eklektik (veya melez) üslûp, Hürriyet tepesinde Mahmut şevket paşa türbesi de neo klasik üslûpta türbelere örnektir.
 

   Osmanlıda Sivil mimari

 
Medreseler, sıbyan mektepleri (ilkokul), bimarhaneler, dârüşşifalar, çeşmeler, sebiller, aşhaneler, imaretler, tabhaneler, hamamlar, bentler, su tesisleri, su kemerleri, selsebiller, kütüphaneler, muvakkıthaneler, arasta, kervansaray, han ve bedestenler, saraylar, konaklar, yalılar, köşkler, evler sivil mimarinin - konusu içine girer.
 

  Medreseler

 
Medreselerin osmanlı mimarîsinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı devri medreseleri plan ve tertip bakımından hemen hemen selçuklu medreselerinin aynıdır. Ancak osmanlı medreseleri 'avlulu-eyvanlı medreselerin biraz daha gelişerek yeni bir görünüş almasıyla meydana gelmiştir. Merzifon’da Çelebi sultan mehmet medresesi (1414), tamamen eski eyvanlı medrese planına uygundur. Osmanlı medreselerinde, çifte minareli, çok süslü cümle kapılarından (portal) vaz geçilmiştir, ön avluya açık dershane eyvanının yerini Osmanlılarda üzeri kubbeyle örtülü bir dershane -mescit alır. Avluyu çeviren revaklar ve bunların arkasındaki hücreler aynı büyüklükte kubbelerle örtülüdür, öğrenciler revakın arkasındaki küçük odalarda birer veya ikişer kişi olarak oturur, orada derslerini çalışır ve yatarlardı. Bu odalara revakların altından birer kapı ile girilir ve bu kapıların arkasında ayakkabı çıkarmak için birer aralık bulunurdu. İçeride bir ocak ile dolap ve kitap rafları yer alırdı. Ayrıca osmanlı medreselerinde, selçuklu medreselerinden farklı olarak, her hücrede pencere vardır. Medreseler genellikle tek katlıdır. Osmanlı medreseleri daima aynı ana tertibe uymakla birlikte, bazen (özellikle küçük medreselerde) değişiklikler yapılmıştır. Meselâ bilinen en eski osmanlı medresesi olan İznik’teki Süleymanpaşa medresesi’ nde (1331), bir avlunun etrafını 3 taraftan at nalı şeklinde saran 8 kubbeli revakın gerisinde üzerleri kubbeyle örtülü 11 hücre vardır, diğerlerinden daha büyük olan 12’nci hücre ise dershane-raescit olarak kullanılmaktadır. İstanbul’un fethinden önce, Erken Osmanlı devrinde, İznik, Bursa, Edime ve Anadolu'nun bazı şehirlerinde pek çok medrese yapıldı. İlk dönem medreselerinden Bursa Muradiye medresesi’nde tuğla işçiliğinin en güzel örneklerinden biri görülür. Edirne'de Murad II devrinde yaptırılmış olan Saatli medrese ile Fatih Sultan Mehmed devrine ait Peykler medresesi, osmanlı medrese mimarîsinin ilk anıtsal örnekleridir. İstanbul’da fetihten sonra yapılmış olan Fatih camiinin yanındaki Akdeniz ve Karadeniz medreseleri, İstanbul’un en önemli medreseleridir. Dârüşşifası, aşhanesi ve diğer binalanyle caminin külliyesini meydana getiren bu medreseler tetimme ve sahm medresesi adlarını alan on altı binadan oluşur. Caminin iki yanından her birinde dörder sahm medresesi ve dörder tetimme vardır. Bu sebeple bunlara, «sekiz sahm» anlamında semaniye denilmiştir. Bu medreselerin bir kısmı yangında harap oldu, bir kısmı da yol yapımı sırasında yıkıldı.
 
Osmanlı medreselerinden bazıları, Hüdavendigâr camii'inde (Bursa) olduğu gibi camiyle aynı binadadır. Bazı medreseler ise, Sinanpaşa, Sokullu mehmet paşa veya Üsküdar Şemsi paşa camileri’nde de olduğu gibi caminin bir parçası halindedir. Bu örneklerde medrese hücreleri şadırvan avlusunu çeviren revakların gerisinde sıralanır. Diğer bir grup medreseler de caminin yanında, fakat ayrı bir bina halinde bulunur. Bursa’da Yeşilcami medresesi ile Yıldırım beyazıt medresesi, İstanbul’da Mahmut paşa medresesi, Davut paşa medresesi ve Gebze’de Çoban mustafa paşa medresesi bu tiptedir. Bunlardan başka Osmanlı devrinde en çok İstanbul’da bir camiye bağlı olmayan bağımsız medreseler de yapıldı (Eminönü Rüstempaşa medresesi). Bu şekildeki bağımsız medreseler bazen yaptıranın türbesi, bir sebil, bir veya birkaç çeşme, bir cami veya bir mescit, bazen kütüphane binalarıyla birlikte bir külliye halinde de bulunur. Bunlar arasında İstanbul’da Kuyucu murat paşa, Köprülüler, Merzifonlu Kara mustafa paşa ve Damat ibrahim paşa medreseleri sayılabilir. Amasya’da Kapı ağası medresesi, İstanbul Süleymaniye medresesi ve Edirne Selimiye medresesi, osmanlı medreselerinin en önemlilerindendir. Osmanlılarda XVIII. yy. ortalarından itibaren medrese yapısı önemini kaybetti.
 

   Saraylar

 
OsmanlIlarda ilk saray Orhan Bey tarafından başlattırılan ve Yıldırım Bayezid zamanında bitirilen Bursa sarayı'dır. Bu saray Timur orduları tarafından yakıldı. Edirne’de 1365-1368 yılları arasında yaptırılan Eski Saray’dan, bugüne ancak birkaç küçük harabe kaldı.
 
Osmanlı sarayları içinde, Topkapı sarayından sonra, en büyüğü yine Edirne’de Tunca nehri kıyısındaki Sarayı Cedidi Âmire’dir. Bunun yapımına 1450’de başlandı, Fatih Sultan Mehmed zamanında devam edildi. Babıhümayun, Alay meydanı, Babüssaade, Arzodası, Cihannüma kasrı, Kum kasrı, harem ve enderunun bir kısmından meydana gelen saray, Sultan Bayezid II, Selim I ve özellikle Kanunî Sultan Süleyman devrinde yapılan eklemelerle çok genişletildi. Kanunî Sultan Süleyman devrinde bir köprü ile saraya su getirildi. Bu arada köprünün iki ucuna Terazi kasrı ve Adalet kasrı adı verilen iki oda yapıldı. Kanunî’den sonra gelen padişahlar devrinde de Sarayı Cedid’e devamlı olarak ilâve yapıldı. Bunlar arasında Mamak sarayı (Selim II), Alay köşkü, Bülbül kasrı, Değirmen kasrı, Sepetçi ve İftar kasırları (Mehmed IV devri) ile Şikâr kasrı ve Gülhane kasrı (Valide Turhan Sultan) sayılabilir. Aynca bütün bu kasır ve köşklerden başka sarayın birçok hamamı, mutfağı, fırını, zindan ve ahırı da vardı. Saray XIX. yüzyıl başında yıkıldı, 1869’da ise kalan bölümleri yandı.
 
İstanbul’daki Osmanlı saraylarının en eskisi, Fatih Sultan Mehmed tarafından fetihten hemen sonra Beyazıt meydanında yaptırılan Eski saray'dır. Bugün hiç bir izi kalmayan bu saray Kanunî Sultan Süleyman devrinde yandı. Bu ilk saraydan sonra Fatih Sultan Mehmed o zaman Zeytinlik adı verilen Sarayburnunda birkaç köşk yaptırdı. Zamanla bu köşkler bir mimarî birlik içinde toplanarak osmanlı saraylarının en büyüğü olan Topkapı sarayı'nı meydana getirdi (1478).
 
Sarayın ilk adı Yeni Saray’dır. «Topkapı» adı, Ahmed III zamanmda Saraybumu’nda yaptırılan Topkapı sarayından gelmektedir. Zamanla bu ad yerleşti, Yeni saray adı unutuldu. Edirne sarayı planına göre yapılan Topkapı sarayı, arka arkaya sıralanan köşkler, camiler, divanlar, çeşmeler, bahçeler, harem dairesi, mutfaklar v.b. birçok bölümden kurulu bir yapılar topluluğudur. 700 000 m2’lik geniş bir alanı kaplayan saray, hem padişahın oturduğu yer, hem de devletin yönetim yeri durumundaydı. Sarayın etrafı deniz tarafından deniz suları, kara tarafından da Surı Sultanî ile çevriliydi. Sarayın dördü karada, üçü de sahilde 7 büyük kapısı vardı. Babı hümayun’dan (padişah kapısı) sarayın birinci avlusuna, Bâbüsselâm’dan (Ortakapı) ikinci avluya girilirdi, burada resmî devlet işlerinin görüldüğü daireler bulunur. Osmanlı devletinin bütün işlerinin görüldüğü Kubbealtı da burada yer alır. İkinci avlunun sonunda Bâbüssaade adı verilen üçüncü kapıdan özel olarak padişaha ayrılan üçüncü avluya girilir. Sarayın dördüncü avlusu ise Boğaz a karşı bir set üzerindedir. Mustafapaşa köşkü, Revan köşkü, Mecidiye köşkü gibi padişahların özel köşkleri buradadır. Osmanlı mimarîsinin bütün devirlerini içinde toplayan Topkapı sarayı, ayrıca osmanlı çini, kalem işi, ahşap işçiliği, hat sanatı örneklerinin en zengin koleksiyonunu ihtiva eden tabiî bir müze olması bakımından da önemlidir.
 
Topkapı sarayının çekirdeği durumunda olan köşkler arasında en eskisi Çinili köşk’tür (esk. Sırçalı köşk). Gerek mimarî, gerek süsleme açısından önemli bir eserdir. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan ve 1472’de tamamlanan bu köşk iki katlıdır, üst kat padişahın, alt kat maiyetinindi. Başlı başına bir çini müzesi niteliğini taşıyan Çinili köşkün cephesini aralarında yer yer kahverengi ölan firuze, lâcivert, beyaz renkte mozaik çini süslemeler kaplar. Odaların duvarları yine firuze renkte çinilerle kaplıdır. En son odanm kubbesindeki kabartma işlemeli rumî ve palmet motifli dekorlar ilgi çekicidir. Topkapı sarayının öteki önemli köşklerinden 1633’te yapılan Bağdat köşkü de mimarî ve süsleme bakımından önemlidir. İçi baştan başa çini ve kalem işi dekorlarla süslüdür.
 
Osmanlı padişahları İstanbul’da Boğaziçi ve Haliç’te yazlan oturmak için saraylar yaptırdılar. Bunlar, Sultan Abdülaziz zamanında 1874’te Ortaköy’de yaptırılan Çırağan sarayı (1910’da yandı), 1853’te Hacı Emin Paşa ve mimar Serkis Balyan Efendi tarafından yapılan barok ve .ampir üslûbu karışımı Dolmabahçe sarayı, yine barok üslûpta Beylerbeyi sarayı ve Yıldız sarayı ile Göksu ve İhlamur kasırlaradır.
 
Osmanlı devri sarayları arasında Doğu Beyazıt’ta İshak paşa külliyesi arasında bulunan ishakpaşa sarayı’nın da önemli bir yeri vardır. XVIII. yy.dan kalan ve bir tepe üzerinde yükselen bu sarayda 360 oda bulunur. Beyaz renkli yontma taşlardan yapılan saray, iri, plastik bitki motifleriyle barok üslûbun bir örneğidir.
 

   Hamamlar

 
Hamamlar genellikle büyük camilerin külliyesi içinde veya ayrı yapılır. Osmanlı hamamlarında daima tekrar edilen bir mekân sırası vardır: a) soyunma yeri (veya camekân); b) soğukluk; c) «halvet» denen sıcaklık kısımları. Bütün bu kısımlar kubbelidir. Sıcaklık kubbelerine cam gözler konur, böylece iç kısmın aydınlanması sağlanır. Hamamlar bazen yalnız erkekler veya kadınlar için, bazen de her iki bölümü yan yana yapılır. Bizans devrinden kalan bazı harap kaplıcalar Osmanlı devrinde yeniden onarılarak kullanıldı. Bursa’da Eski kaplıca Murad I zamanında bizans kaplıcasının yerine yaptınldı (1389).
 
Fatihten sonra İstanbul’da hamam yapımı geniş ölçüde hızlandı. İstanbul’da Osmanlılar tarafından yaptırılan en eski hamam Samatya’da Ağa hamamı'dır. Fatih hamamı, Mahmut paşa hamamı ve Çukur hamam ilk hamamlar arasındadır. Bayezid II tarafından yaptınlan Beyazıt hamamı bir çifte hamamdır ye İstanbul’un ilk büyük hamamlarından biridir.
 
Bursa’da Yeni kaplıca, Kanunî Sultan Süleyman’ın emriyle damadı Rüstem Paşa tarafından yaptırıldı. Bu yapıda kaplıca ile hamam birleştirildi. Mimarî ve süsleme açısından, Bursa’nın en güzel kaplıcasıdır.
 
XVI. yy.dan kalma büyük hamamlar içinde en önemlisi Mimar Sinan tarafından yapılan Ayasofya veya Haseki hamamı’dır (Sultanahmet meydanı).
 
Bahçekapı’da Haseki hamamı, Edimekapı’da Mihrimah sultan hamamı ile Süleymaniye hamamı Mimar Sinan’ın İstanbul’da yaptığı hamamlar arasındadır. Ayrıca Lüleburgaz’da Sokullu hamamı ile Gebze’de Çoban mustafa paşa hamamı, İznik’te Hacı hamza hamamı ve ismail bey hamamı, İnegöl’de Sinan bey hamamı, Yenişehir’de Çifte hamam, Bursa’da Kükürtlü hamam ve Yeşilhamam, İstanbul dışındaki önemli osmanlı hamamlarıdır. Sağlık yapıları. Osmanlılarda mimarî özellikler taşıyan yapılar arasında sağlık kuramlarının önemli bir yeri vardır. Bunlar arasında Bursa dârüşşifası, İstanbul Fatih dârüşşifası, Edirne dârüşşifası ve Tıp medresesi, İstanbul Haseki bimarhanesi, Manisa bimarhanesi, en önemlileridir; Ayrıca tabhane ve kalenderhaneler de mimarî özellikler taşır.
 

   Hanlar ve kervansaraylar

 
Osmanlı devri kervansarayları veya hanları genellikle bir büyük avlu çevresinde iki katlı olarak yapılırdı. Mimar Sinan’ın Lüleburgaz’da yaptığı Sokullu mehmet paşa kervansarayı, Edirne’de Rüstem paşa kervansarayı, Ilgın’da Mustafapaşa kervansarayı, İstanbul’da Kanuni kervansarayı, Vefa’da Pertev paşa kervansarayı ve yine XVI. yy.dan kalma Gebze’de Çoban mustafa paşa kervansarayı, Edirne’de 1609 tarihli Ayşe kadın veya Ekmekçioğlu ahmet paşa kervansarayı ile Aydın Kuşadası ve Ulukışla’da öküz mehmet paşa kervansarayı en önemli osmanlı kervansaraylarıdır.
 
Osmanlı devrinde şehir içlerinde daha çok ticaret işlerine yarayan hanlar yapılırdı. Bu hanların odaları birer antrepo niteliğinde olduğu için malları depolamada kullanılırdı. Bursa’da Orhangazi zamanında yapılan Beyhanında 35 oda ve bir o kadar da depo olduğu bilinir. Yine Bursa’da Yeşilcami’ye gelir sağlamak için yapılan İpek hanı da 70 odalıydı. Murad Hüdavendigâr zamanında yapılan Kapan hanı ile Koza hanı ve Fidan hanı Bursa’nın önemli hanlarındandır.
 
İstanbul’da Osmanlı devrinden kalma oldukça çok sayıda han vardır. Bu hanların en önemlileri: Beyazıt camiine gelir sağlayan Sırmakeş hanı ile Pirinç hanı, Mahmutpaşa hanı, Vezir hanı, Elçi hanı, Kürkçüler hanı, çakmakçılar hanı dır.
 
Bunlar arasında sadrazam Mahmud Paşa tarafından 1467’de Mahmutpaşa ve Çıkrıkçılar yokuşlarının köşesinde yaptırılan Kürkçü hanı, ölçüleri ve oda sayısı bakımından yalnız İstanbul’un değil Türkiye’nin de en büyük hanlarından biridir (boyutları 130X65 m; iki katlı); iki avlusu ve kapıları revaklara açılan 167 odası vardır.
 

   Çarşılar, kapalıçarşılar

 
Bedestenler. Osmanlı devri kapalıçarşılannın en güzel ve önemli örnekleri İstanbul’da Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, Süleymaniye’de Tiryaki çarşısı, Bursa’da Kapalıçarşı, Sipahi çarşısı, Edirne’de Arasta ve Alipaşa çarşısı dır. Bedestenler ise mücevherat, kıymetli eşya, kumaş ve silâh gibi şeylerin alım satımı için yapılan, üzeri tonoz ve kubbeyle örtülü, içinde, birçok dükkân bulunan demir kapılı yapılardır. Kapalıçarşı görünümünde olan bedestenler, zamanla kıymetli mal ve antika eşya alım satımı için kullanılan yerler haline geldi, önceleri bezistan veya bezazistan olarak adlandırılan bu yapılar, önemli birer ticaret kurumudur. İstanbul’da Eski bedesten ve Sandal bedesteni, Ankara’da Mahmut paşa bedesteni, aynca Bursa ve Edirne bedestenleri, Osmanlı devrinin önemli bedestenleridir.
 

   Su mimarîsi

 
Osmanlılar şehirlerin su ihtiyacını karşılamak için bentler, su yolları ve bu su yollanyla gelen suları ev, saray, konak, hamam, çeşme ve sebillere dağıtmaya yarayan taksim veya maksem’ler yapmışlardır. Bunlar Uzunkemer, Güzelcekemer, Müderris kemeri, Aksaray kırkçeşme gibi eserlerdir.
 

   Çeşmeler

 
Osmanlı su mimarîsinin önemli yapıları çeşmelerdir. İstanbul’da Davut paşa çeşmesi en eski çeşmedir (veziriazam Davud Paşa tarafından 1485’te yaptırıldı). Tipik bir klasik devir eseridir. Yontma taştandır, üzeri kiremitle örtülüdür. Sivri bir kemerle çevrilir ve önünde mermer bir tekne vardır. Arkasında su haznesi bulunur.
 
Çeşmelerin çoğu Lâle devrinde yapıldı. Bu devirde yapılan çeşmelerde devrin süsleme anlayışı bütün özellikleriyle görülür. Ahmed III çeşmesi (Sultanahmet), Lâle devri üslûbunun en güzel örneğidir. Meydanın ortasında küçük bir köşk halinde yükselen çeşme 4 cephelidir, geniş saçağı ve üzerindeki beş kubbesiyle bir anıt görünüşündedir. Her cephede bir niş ve köşelerde sebiller vardır. Bütün cepheler altın yaldızlı kalem işi kabartmalarla ve çinilerle süslüdür. Galata’da Bereketzade çeşmesi, Lâle devrinden kalmadır. 4 m genişliğinde 3,75 m eninde tek cepheli bir çeşmedir. Devrin taş oymacılığını gösteren süslemesi lâle, gül ve kâseler içinde kabartma olarak mermere oyulu meyvelerdir. Mahmud I devrinde yaptırılan Üsküdar iskele çeşmesi ile Tophane çeşmesi de dört köşe planlıdır ve dört cephesinde çeşmeler bulunmaktadır. Bu örneklerden başka Lâle devrinin önemli çeşmelerinden biri de Sultan Mahmud I’in annesi tarafından yaptırılan Azapkapı çeşmesi' dir (Galata). Mermerden yapılan çeşmenin bütün cepheleri Lâle devri üslûbunda oyma çiçeklerle süslüdür. Sebili yuvarlakça ve altı köşelidir.
 
Barok ve Ampir devirlerinde de İstanbul.da çeşme yapımına devam edildi. Bunlardan bazıları: Fatih’te Yusuf efendi çeşmesi, Koska’da Ragıp paşa çeşmesi, Lâleli’de Lâleli çeşmesi, Eyüp’te Mihrimahsultan çeşmesi, Aksaray’da Pertevniyal valide sultan çeşmesi, Sirkeci’de Abdülhamid II çeşmesi v.b.dir. 
 

   Sebiller

 
Osmanb mimarîsinin en güzel eserleridir. Bunlar bazen tek, bazen de bir binaya bitişik olarak yapılırdı. Sebillerin suyu künkler veya sakalarla sağlanır, yapının içinde bulunan mermer su haznesinde toplanırdı. Süleyınaniye’de Mimar sinan sebili, Tophane’de Kılıç ali paşa sebili, Bahçekapı’da Yenicami sebili, Çarşamba’da Merzifonlu kara mustafa paşa sebili, Çarşıkapı’da Kocasinan sebili, Lâleli’de Mustafa III sebili, Şehzadebaşı’nda ibrahim paşa sebili, Üsküdar’da Yeni Valide sebili, Divanyolu’nda Mahmud II sebili İstanbul’un en gözde sanat eserleri arasındadır. 
 
Çeşme ve sebillerin yanında bahçe ve parkları süslemek üzere yapılan selsebiller vardır. Üzerlerinde zengin süslemeler bulunan selsebillerde su, birbiri üzerinde sıralanan mermer çanaklardan akar. Selsebillerin en güzel örnekleri yalı ve köşklerin bahçelerinde görülür.
 

   Şadırvanlar

 
Osmanlı devrinde bir de cami avlularında abdest almaya yarayan şadırvanlar yapılırdı. Camilerde avlunun ortasına yapılan bu şadırvanların üzeri, geniş saçaklı bir dam, bazen de kubbe ile örtülüdür. İstanbul Yenicami şadırvanı, Ayasofya’da Mahmud I tarafından yaptırılan şadırvan, Tophane’de Kılıç ali paşa camii şadırvanı en güzel örneklerdir.
 

   Köprüler

 
Gerek mimarîleri ve gerek biçimleri bakımından her biri ayrı bir sanat eseri olan köprülerin küçükleri tek gözlüdür. Büyüklerinin birçok ayağa oturan kemerleri, gözleri vardır. Osmanlılar Bursa ve Edirne yakınlarında pek çok köprü yaptırdılar. Bunların bazıları: Edirne’de Eski köprü, Saraçhane köprüsü, Sarayiçi köprüsü, Yeniköprü, Gazimihal köprüsü, Beyazıt köprüsü, Yıldırım köprüsü, Ergene köprüsü, Kırklareli’nde Babaeski köprüsü ve İstanbul’da Büyükçekmece köprüsüdür.
 

   Osmanlıda Askeri mimari

 
Kaleler, şehir surları ve kapıları, kışlalar, tophane, baruthane, köprü, askerî menzil kervansarayları, tersane ve limanlar askerî mimarî içine girer. Kaleler ve surlar, Osmanlılar Anadolu’da hâkimiyet kurmaya başladıkları sırada aldıkları şehirlerin bazılarında Bizans veya Selçuklulardan kalma surlar vardı. OsmanlIlar bu surları onardılar ve yeni kaleler yaptırdılar. Osmanlı devri kaleleri daha çok bir kışla niteliğindedir; surları ise yüksek bir sur tabanıyla dışarıya doğru taşan dört köşe veya silindir biçimli kulelerden meydana gelir. Bu kulelerin içinde kat kat ocaklı koğuşları, içeriye ışık ve hava girmesini sağlayan, gereğinde ok atmaya yarayan dar ve uzun mazgal delikleri bulunur. Kulelerin içinde, kulenin koni biçimli çatısına destek olarak yükselen bir kaim direk vardır. Surun kuleleri birbirine kaim sur duvarlarıyla bağlanır, üst kısımlarda, kalenin iç tarafına yapılan merdivenlerle çıkılan bir devriye yolu (seğirdim) bulunur. Sur kapıları sağlam yapılı kulelerle korunur. Ayrıca, surların önünde de duvarları korumak amacıyla yapılmış hendekler vardır. Osmanlı askerî mimarîsinin en güzel örnekleri, fetihten önce, İstanbul boğazının Anadolu yakasında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Anadolu hisarı (Güzelcehisar), Fatih Sultan Mehmed . tarafından Boğaz'ın Rumeli yakasında yaptırılan Rumeli hisarı (Boğazkesenhisarı), fetihten sonra Yedikule surları içinde yaptırılan Yedikulehisarı ve Topkapı sarayının kara surlarıdır. Bunlardan Rumelihisarı’nın birbirine kaim ve yüksek duvarlarla bağlanan üç büyük kulesi vardır. Eğimli bir arazide yapılan Rumeli hisarı, boyutları, kuzeyden güneye 250 m, doğudan batıya 125 m olan bir alanı kaplar. Moloz taştan yapılan hisarın beş kapısı vardır. Dünyanın sayılı kulelerinden olan üç büyük kulenin ikisi yuvarlak biri on iki kenarlıdır. Hisarın burçları içten kubbe, dıştan konik çatıyla örtülüdür. 1455’te bitirilen Yedikule içhisarı, Bizans devrinden kalma Altın kapı burçlarının yanındaki surların iki kulesine dayanarak eklenen dört sur parçasıyla üç büyük kuleden meydana gelir. Burada askerî mimarîde ilk defa görülen bir özellik, surların açılı oluşudur. Osmanlı askerî mimarîsi içinde kışlaların da önemli bir yeri vardır. Fetihten sonra İstanbul’da Şehzadebaşı’nda ve Aksaray’da yapılan kışlalar (Eski odalar ve Yeni odalar), ilk osmanlı kışlalarıdır. Selim III tarafından Nizamıcedit için yaptırılan Üsküdar’da Selimiye kışlası, en önemli osmanlı kışlasıdır. Rami, Gümüşsüyü, Maçka, Taşkışla ve Davutpaşa kışlaları bundan sonra yaptırılmıştır. Ayrıca Anadolu’da, Niksar, Van, Diyarbakır, Ankara, Erzurum, Sivas, Kütahya, Alanya, Mamuriye il ve ilçelerinde yapılan osmanlı kaleleri de vardır.
 
Bu sınıflandırmanın dışında külliye adı verilen yapılar topluluğu ile şehirciliğin de osmanlı sanatında önemli bir yeri vardır. Külliyeler, bir cami etrafında tertiplenen medrese, türbe, aşhane, dârüşşifa, kütüphane ve bunlara gelir temin eden bedesten, arasta, hamam, kervansaray gibi çeşitli yapılardan meydana gelir. Külliyeler şehrin dinî, sosyal ve kültürel bakımdan en önemli merkezini teşkil eder (Beyazıt II külliyesi [Edirne], Süleymaniye külliyesi [İstanbul] v.b.).
 
Ayrıca şehirlerarası yollarda ordugâh mahiyetinde menzil külliyeleri de kurulmuştur. (Çoban mustafa paşa külliyesi [Gebze], Sultan selim külliyesi [Karapınar]).
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Bu yazıyı oyla

3.45