Lonca

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Aynı meslekten kimselerin, bir pirin yönetimi altında meydana getirdiği özel dernek.

Lonca, adının Osmanlı devletinde, doğu ülkeleriyle yapılan ticaret geriledikten sonra İtalyan ticaret merkezleriyle ilişkilerin kurulması üzerine ortaya çıktığı kabul edilmektedir, önceleri hammaddenin ihtiyaç sahiplerine verildiği yer, lonca adıyla anılıyordu. Zamanla esnaf kuruluşlarına bağlı bulunanların özel toplantılarını yaptıkları yerlere, daha sonra da bu kuruluşların kendisine lonca adı verildi. Fütüvvet ve Ahilik ile yakın ilgisi bulunan esnaf loncalarının VII. ve VIII. yy. lara kadar inen bir geçmişi vardır.

Başlangıçta tarikat inançlanrıyla İktisadî niteliği birleştiren bu kurum, Osmanlı devletinde tasavvufî yönünü gitgide kaybetti ve bir meslek teşkilâtı haline geldi. Osmanlılarda esnaf loncalarıyla ilgili en eski kaynaklar XV. yy.a ait bulunmaktadır. Bu eserlerde esnaf loncalarının İktisadî yönünden çok, loncalarda meydana gelen birlik ve bu birliğin töreleri, gelenekleri üzerinde durulur. Meslek gruplarından meydana gelen eski Ahilik teşkilâtına ait birçok özellikler loncalarda devam etmiştir. Seyyid Mehmed bin Şeyyid Alaeddin’in Fütüvvetname-i Kebir’inden (yazılışı 1524), loncalarda fütüvvet kaynağına dayanan hangi niteliklerin devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu eserden öğrenildiğine göre lonca fütüvvetinde Ahiliğin üç kademesine (yiğit, ahi, şeyh) karşılık dokuz derece yer almaktadır: nazil (çırak), nim tarik (kalfa), meyan beste (usta); nakip vekili (tören yöneticisi), nakip, baş nakip; şeyh halifesi (ahi de denir), şeyh, şeyhüssüyuh. Lonca üyeleri, ahilerin kavlî (söz vererek Ahiliğin amaçlarını benimseyenler) ve şeyfî (tam hukuka sahip üyeler) şeklinde ikiye ayrılmasına karşılık kavlî, şürbî (özel toplantıda fütüvvet kadehinden törenle tuzlu su içmiş olanlar) ve seyfî adıyla üçe ayrılır. Acemi veya çırak, birliğe alınırken kendisine fütüvvette olduğu gibi kılavuzluk edecek bir yol atası ile birlikte naziller arasından iki de yol kardeşi bulması istenir. Bu kuruluşun şiîliğ' ve özellikle oniki imama bağlı imamî inançları benimsediği anlaşılmaktadır.

Loncaların Bektaşîlikle ilgili yönleri de bulunmaktadır. Selim I in şiî İran devletine karşı kazandığı Çaldıran zaferinden sonra (1514) loncaların gitgide artan ölçüde sünnî nitelik kazandığı görülür. Bu gelişmenin sonucu olarak meselâ Belgradlı Münirî’nin Nisab-ül-intisab ve Âdab-ül-iktisab’ında (Bağlanmanın Esası ve Kazanmanın Yolları) Loncalara ait töreler tamamıyla sünnî inanış açısından ele alınmıştır. Bazı töreler ve inançlar bütün loncalarda ortaktır. Fakat loncaların kendi gelenek ve yapılarına göre farklı töreleri de vardır. Debbağlar, saraçlar ve kunduracılar gibi deri işleriyle uğraşanların loncası öteki loncalar arasında özel bir yer tutar. Bu lonca, pir olarak kendisinin de debbağ olduğu kabul edilen Kırşehirli Ahi Evren’e bağlıdır. Kırşehir’de tekkesi bulunan ve Ahi Evren soyundan geldiği kabul edilen Ahi babalar Osmanlı devletinde Bosna’ya ve Kırım’a kadar uzanan esnaf teşkilâtları üzerinde geniş bir etkiye sahipti. Zamanla Ahi Evren, debbağların dışında bütün türk lonca kuruluşlarının piri durumuna geldi. Kırşehir Ahi babalarının yetkileri birçok defa padişah fermanlarıyla tasdik edildi. Osmanlı devletinde sefer sırasında ordu ihtiyaçlarının, loncalar tarafından imal edilmesi, bazı loncaların ordu içinde görev alması gibi hizmetleri dolayısiyla loncalar bütün teşkilâtlarıyla birlikte geniş ölçüde himaye gördü.

Büyük şehirlerde bütün tacirler, zanaatkârlar, esnaf ve işçiler loncalar çevresinde teşkilâtlanmıştı. Evliya Çelebi Seyahatnamesindeki kayıtlardan ve çağın batı kaynaklarından yararlanan Robert Matran XVII. yy. İstanbul’unda 1109 lonca teşkilâtı bulunduğunu, bu teşkilâtlara 126 000 kişinin bağlı olduğunu belirtir. Yeniçeriler, sipahiler, hükümet ve saray görevlileri v.d. dışında kalan erkek nüfusun tümü bu teşkilâtlarda yer almaktaydı. İstanbul’da hıristiyan ve yahudi esnaf, başlarında kendi yiğitbaşları ve kethüdalarıyle türklerden ayrı loncalar kurmuştu. Loncalar sıkı bir disiplinle yönetiliyordu. Bu disiplinli teşkilâtlanma bir yandan düzenli ve verimli üretim yapılmasını, öte yandan ds devletin ekonomiyi denetlemesini sağlıyordu. Loncalar aracılığıyla fiyatlar ve kalite denetlenebiliyordu. Lonca içinde rekabet yasaklandığından İktisadî kaynaklar, ihtiyaca uygun şekilde kullanılabiliyordu. Hammadde, loncalar yardımıyla sağlanıyor, spekülasyon, karaborsa, fiyat artışı böylece önleniyordu. Şeyh, kethüda, yiğitbaşı ve iki ehl-i hibreden meydana gelen lonca heyeti kendilerine bağlı esnaf işlerine bakıyorlar ve hükümetle esnaf arasında aracılık yapıyorlardı. Devlet, gerektiği zaman lonca esnafını denetler, onların durumlarını genel kurallara göre davranıp davranmadıklarını araştırırdı.

1680 Yılında, bir kanunname ile tartıların; 1725 tarihli bir fermanla bıçakların; gene aynı yıla ait bir fermanla, satılan mallardaki kalitenin; 1726 tarihli başka bir fermanla genel satış fiyatının (narh); 1727 tarihli fermanla, gemiciler kethüdası aracılığıyla kerestenin; 1754 tarihli fermanla, Beyazıt ve Fatih camilerinin onarımları için gereken iyi taşların; 1766 tarihli bir fermanla debbağların denetimi için kethüda ve yiğitbaşılar görevlendirildi. Loncaların gördükleri işlerin türüne göre belli yerleri, iskeleleri, kapan veya kabban denen büyük terazileri vardı. Dışarıdan gelen mallar bir kadı tarafından tayin edilen görevlinin denetimi altında tartılır, istenen nitelikte olup olmadığına bakılır, gerekli denetim yapıldıktan sonra ilgililere dağıtılırdı. Loncalar bu malları, sonradan çeşitlerine göre görevli esnafa dağıtır; satış sırasında, halka en kısa yoldan ulaştırılmasını sağlardı. Devlet görevlileri tarafından konan narhta loncanın, satışı yapacak esnafın kârı hesaplanır, onun dışında satış yapanlar, fazla kâr sağlamaya, bozuk mal satmaya kalkanlar yetkili kurullarca cezalandırılırdı. Türk lonca kuruluşları XDC. yy.da Avrupa sanayiinin etkileri sonucunda işlevini yitirdi. 1913’te loncalar kapatıldı. Türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra bu loncaların yerine Esnaf Odaları teşkilâtı meydana getirildi.

Loncanın iç yapısı. Loncalar dış görünüş bakımından birer İktisadî kuruluş niteliği taşır. Fakat, onlara gerçek varlıklarını, özelliklerini kazandıran iç yapılarıdır. Fütüvvet ve Ahiliğin biçim değiştirmesi sonucu ortaya çıkan loncalar aynı zamanda inanca dayanan, kendi aralarında bazı genel kurallara göre davranan ahlâkî kuruluşlardı. Loncalarda ortaçağın iş ahlâkı değişmez kurallara bağlanmış olarak geniş ölçüde kendini gösterir. Loncanın iş ahlâkı şöyle özetlenebilir: kanaatkârlık, el işçiliğine özel bir değer vermek, durgun ve kapalı iş hayatına bağlı bulunmak, meslekte yüz ağartıcı başarıyı önemsemek, görenek ve otoriteye bağlılık, sanat kıskançlığı gözetmek, meslek sırrını saklamak. Bir loncaya bağlı olan bütün sanatkârlar, kendi aralarında meslekteki kıdemlerine, başarı derecelerine göre sıralanırlar. Bu sıralanış küçükten büyüğe, acemiden ustaya doğru yükselen saygı kuralına dayanır. Lonca üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların son çözüm yeri pirin huzurudur.

Loncanın genel inanç ilkelerine, ahlâk kurallarına uymayanlar, yasaklara, buyruklara karşı gelenler loncadan çıkarılır, ellerinden meslek belgesi alınır. Her sanatkâr kendi mesleğinin loncasına yazılmak, ona belli bir ödenek vermek zorundadır. Toplanan ödenekler, hiç bir zaman gereksiz yere harcanamaz. Paranın harcanacağı yer ve zaman bellidir. Loncada çıraklık, kalfalık, ustalık gibi ayrı ayrı meslek basamakları vardır. Birinden ötekine yükselmek için belli ölçüde başarı göstermek gerekir. Bu başarı basamaklarını aşmak yetkili kimsenin, özellikle pirin veya ustanın vereceği izne bağlıdır. Loncaya bağlı bir meslek sahibi usta olduktan sonra, pirden ayrı dükkân açma, bağımsız iş yapma yetkisi alır. Pir, bu yetkiyi bir törenle verir. Dükkân açacak parası olmayana lonca para ve sermaye verir, dükkân bulur. Evlenmek isteyenleri evlendirir, masraflarını görür. Hastalananlara yardım, parası olmayan, yoksul cenaze sahiplerinin cenazelerini kaldırma, evi veya dükkânı yıkılanların elinden tutma lonca kuruluşlarının başlıca görevleri arasındadır.

Mesleğin en saygıdeğer kutsal yeri, sanatkârın, işçinin yetiştiği, ekmeğini kazandığı yerdir. Bu yer demirciyse örs, kunduracıysa çalıştığı, üzerinde âletlerinin bulunduğu kütükten yapılan masa, başka meslektense tezgâhtır. Ona ayrı bir saygı ve bağlılık gösterir. Loncanın kurallarına uymayanlar, pir tarafından suçun önemine göre loncadan kovulmaya kadar varan cezalara çarptırılır. Loncada yalan, hile, kural dışı kazanç sağlama, hırsızlık, adam öldürme, başkalarının kazancını baltalama, namusa göz koyma, inançların gerektirdiklerini yapmama kesin olarak yasaktır.

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Image gallery

Bu yazıyı oyla

0