Anasayfa | Tarih | Osmanlı Tarihi | Osmanlıda Divan Teşkilatı

Osmanlıda Divan Teşkilatı

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Padişahın huzurunda davaların görüldüğü meclis. (Divanı Hümayun da denir.) Resmî kayıtların tutulduğu devlet daireleri: Divanı Beytülmal. Halifeler devrinde vergi ve maliye kurumlarına verilen genel ad. Osmanlı devletinde bir kısım köylerden kurulu küçük bir İdarî ve malî birim. Osmanlı imparatorluğunda devlet büyüklerinin toplantısı ve toplantı yeri.

 

Gördüğü işlerin önem ve özelliklerine göre çeşitli adlar alan divan’ın kuruluşu ile ilgili görüşler değişiktir. Sümer veya Asur kaynaklı olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, İran hükümdarı Anuşirvan veya halife Ömer zamanında kurulduğunu, sonradan Abbasîlere ve başka İslâm ülkelerine geçtiğini ileri sürenler de vardır. 

Abbasîlerden başlayarak Ortaçağ İslâm devletlerinde ve Büyük Selçuklu devletinde divan kelimesi, daha çok vergi ve maliye kurumlarını belirtirken, İslâm ortaçağı boyunca gelişerek devletin bütün yönetim kurumlarını kapsayan bir nitelik kazandı. İlk olarak halife Ömer Divan-ül-Cünd (Ordu divanı) adı altında asker maaşlarını düzenleyen bir divan kurdu. Iranlı Hurmuyan’ın tavsiyesine uyularak daha sonra Şam, İran ve Mısır’da da divanlar kuruldu. Divan defterleri İran’da pehlevî, Şam’da yunan, Mısır’da kopt dilinde yazıldı. Bu yüzden, divanların yabancılarca yönetildiğini gören ömer, defterlerin müslümanlar tarafından kendi dillerinde tutulmasını istedi. İslâm fütuhatının gelişmesi sonucu Basra ve Küfe illerinde de divanlar kuruldu. Daha sonra Sasanîlerde, Romalılarda görülenlere benzer haraç divanları kurulmaya başlandı. Muaviye zamanında üçüncü bir divan olarak Divan-ül-Hatem (Hilâfet mührünün bulunduğu özel kalem) ve gene Muaviye çağında Divan-ül-Berid (Posta divanı) adı verilen divanlar kuruldu. Emevî halifesi Abdülmelik zamanında Irak ve Şam’da bulunan bütün divan defterleri Arapçaya çevrildi. Abbasîler zamanında yönetim işlerini birarada yürüten Divanı İnşa ve Divanı Resail’in yanı sıra Sultaniyat adıyla yalnız halifenin özel mektuplarını yazan, gerekli yere gönderen bir divan daha kuruldu. Divan-ül-Âm (Genel İşler divanı), Divan-ül-Adl (Adalet divanı) adı verilen ve kaad*-il-kuzat, divittar, hacib, na-kîb gibi memurların katıldığı divanlar kuruldu. Bu divanlardan sonra halifenin uygun gördüğü işlere bakan Divan-üz-Ziya, saray memurlarının işlerini gören Divan-ül-Ahşam, denetim görevini yapan Divan-üz-Zaman, halkın devlet memurlarından olan şikâyetlerini dinleyen Divan-ül-Mezalim, valilerin hesaplarına bakan Divan-üt-Tevki, vakıf işlerini yürüten Divan-ül-Ber gibi kuruluşlar meydana getirildi.

Sasanîler devrinde ise, bir vezirin veya büyük hâcenin denetimi altında yönetilen, Divânı İnşat ve Divanı İstifa (vergi işleri), Divanı İsraf (giderlere bakan divan), Divanı Kaza (şeriat hükümlerini yerine getiren divan) gibi çeşitli görevleri yürüten divanlar kuruldu. Sasanîlerden sonra Gazneliler, Selçuklular, Harizmşahlar çağında da bu kuruluşlar yaşadı. Moğollarda Sahibi Divan adı ile görevlendirilen bir devlet adamı, bütün divanların yetkilerini elinde tutardı. Timur çağında divan sözünün anlamı değişti; yerini Danışma meclisi aldı. Daha sonraki yıllarda Divanhane adı resmî işlere, davalara bakan genel yönetim kurulu yerine geçti.

Osmanlılarda Divan

Osmanlı imparatorluğunda devlet işlerini yürütmek ve gerekli kararları almak için yetkili kimselerin toplandığı yüksek kurul anlamına gelen divan, devletin kuruluş yıllarında (1299-1326) ortaya çıktı. Kısa bir süre içinde görevleri, görev sınırları, üzerinde duracağı konular belirli hale gelen divan, bütün devlet kuruluşlarının üstünde ve onlardan ayrı özel bir nitelik kazanarak özel bir adla da anılmaya başlandı: Divanı Hümayun. Bu kuruluş devletin en yüksek rütbeli askerî ve sivil yöneticilerinin toplanmasıyla çalışmaya başladı. Fatih Sultan Mehmed bir kanunname ile Divanı Hümayun’un yetkilerini, görevlerini, kimlerden kurulacağını yeniden düzenledi. Günün en önemli siyasî, askerî, dinî, malî ve idarî konularının görüşüldüğü bu kurula Fatih Sultan Mehmed’e kadar hükümdar başkanlık ederdi. Sonradan bu gelenek bırakıldı. Hükümdar, Divanı Hümayun müzakerelerini perde veya kafes arkasından dinlemeye başladı. Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman, Divanı Hümayuna bir süre perde arkasına geçme gereği duymadan başkanlık ettilerse de, sonunda onlar da vaz geçtiler.

Veziriazamın başkanlık etmeye başladığı Divanı Hümayuna kubbe vezirleri, kaptanıderya, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, defterdarlar, nişancı ve yeniçeri ağası katılabilirdi. Reisülküttap, çavuşbaşı, kapucular kethüdası ve tezkireciler ayakta hizmet etmekle görevliydiler. Çavuşbaşı ile ona bağlı divan çavuşlarının görevleri divana başvuran kimselere yol göstermekti. Kapucular kethüdası ise hükümdarla sadrazam arasında teması sağlardı. Zabıta işlerini yürüten muhzir ağa, bostancılarbaşı, subaşı, asesbaşı ise tutuklama, idam gibi işlemlerle ilgili kararları uygulamak için Divanı Hümayunun çalışma süresince dışarıda beklerlerdi.

İdarî, siyasî, örf ve âdetle ilgili, memleketin herhangi bir tarafında haksızlığa uğrayan, zulüm gören veya mahallî kadılarca haklarında yanlış hüküm verilmiş olanlar, idare adamlarından ve askerî ümeradan şikâyeti bulunanlar, vakıf mütevellilerinin haksız muamelelerine uğrayanlar Divanı Hümayuna başvururlardı. Divan’da görüşülen İdarî, örfî işleri veziriazam, arazi işlerini nişancı, şer’î ve hukukî işleri kazaskerler, malî işleri de defterdarlar görürlerdi. Padişah nerede bulunursa divan orada kurulur, sadrazam seferde ise divan padişahın başkanlığı altında toplanırdı. Divan müzakereleri sabah namazından öğleye kadar devam eder, yemekten sonra kapanırdı. Fatih Sultan Mehmed devrine kadar padişahlar divandan sonra veziriazam ve vezirlerle birlikte yemek yerlerken, Fatih geleneğe uymadı ve bunu kanunnamesinde özellikle belirtti. Divanı Hümayunda müzakereler başlamadan önce divittar tarafından sadrazamın yanına konulan paradan islâmiyeti kabul edenlere, sünnet ve merhem parası olarak 50 akçe ve Müslümanlık alâmeti olarak da tülbent, sarık ve bir mintan verilirdi.

Divan toplantıları başlangıçta her gün yapılırken Fatih’ten sonra haftada dört güne (cumartesi, pazar, pazartesi, salı) indirildi.

Divanı Hümayun çalışmaları ile ilgili dört ayrı kuruluşun (Beylik, Tahvil, Rüus ve Amedî) özel görevleri vardı. Sonradan Divanı Hümayun ile bunlar da ortadan kalktı. Bütün görevler Babıâli adı verilen yeni teşkilâta bırakıldı.

Osmanlı imparatorluğu devrinde köylüler dağınık evlerde yaşadığından, 50-100 hane bir köy birimi sayılır, bunlara divan denir ve vergileri bir divan pusulası gereğince toplanırdı. Meselâ Bolu’da bir kaza bölgesi dört “divan, Akova bölgesi beş divan, Devrekâni bölgesi sekiz divan, Bartın bölgesi on iki divandı.

Divanı Asafi

Sadrazamın başkanlığında toplandığı için bu adı alan divan, XVII. yy.dan sonra önem kazandı. Sadrazam konağında ikindi zamanında toplandığı için «ikindi divanı» diye de anıldı, önceleri salı, XVII. yy.da salı ve perşembe, XVIII. yy.da pazartesi, perşembe günleri dışında her gün toplanırdı. Mehterin bazı parçaları çalmasından sonra görüşmeler başlar; divanda, çavuşbaşı, kazaskerler, vezirler ve tezkireciler, türkçe bilmeyenlerin işleri için tercümanlar bulunurdu. Cuma günleri sabah namazından sonra toplanan divana Huzur murafaası denir, hukukî işler Rumeli kazaskerince, bazı davalar da Anadolu kazaskerince görülürdü. Yine sadrazamın başkanlığında toplanan çarşamba divanına ise, İstanbul ve Bilâd-ı selâse denen Üsküdar, Galata, Eyüp kadıları katılır, başlıca şehir işleri görüşülürdü.

Divanı Hâs

Fâtımîler ve daha sonra Memlûklar devletinde rastlanan bu divanın reisine nâzır-ı hâs denirdi. Sultanın hâzinesi bu divana bağlıydı. Saray ve saltanat makamı giderleri bu divan tarafından karşılanır ve sultanın hâzinesine ait sayılan gelirler bu divan tarafından toplanırdı. Bu divanın en önemli görevlerinden biri Müstevfîi Hâs olarak denetleme ve yazışma işlerini yönetmekti. Divanı Hâs’a bağlı olan ikinci derecede bazı daireler de vardı.

Divanı Hümayun Çavuşları

Divanı Hümayunda çeşitli hizmetlerle mübaşirlik ve icra kuvvetlerine yardımcılık eden, ulûfeli, tımarlı veya zeametli sınıfa verilen ad. Ulûfeli olan Gedikli çavuşlar önemli fermanları eyaletlere ulaştırırlar ve devlet memurlarının idam, sürgün gibi cezalarını uygularlardı. Divanı Hümayun çavuşlarından elçilik görevi verilen ve yabancı devletlerle müzakereye gönderilenler de olurdu. Seferde hükümdarla savaşa giderlerdi. Sayıları Fatih Sultan Mehmed zamanında 200 kadar iken, XVIII. yy.da 1 000’e yükseldi. Hepsi çavuşbaşı kumandasında İS bölük olarak sayılırdı. Bunlara Dergâhı Âli çavuşları ve daha sonraları Deavi çavuşları adı verildi.

Divanı Hümayun Kâtipleri

Bir kısmı ulûfeli, bir kısmı tımar ve zeametli olurdu. Ulûfeliler daha muteber sayılırdı; bunlardan boşalan yerlere zeametlilerden biri geçerdi. îşe yeni başlayanlar tımarlı olur, zamanla «gedik» (belli sayıda, değişmez) zeamete yükselirlerdi. Sefer halinde tımar ve zeametli kâtipler hükümdar ve sadrazamın yanlarında bulunur, ulûfeliler emre göre hareket ederlerdi. Divanı Hümayun kâtipleri terfi edince halife ve hacegân olur; yaşlananalar 50-60 akçe ile, zeametliler zeametleriyle emekliye ayrılırlardı. Sayıları XVI. yy.da 15’ten 30’a yükselmiş, XVIII. yy.da 70’e varmıştır.

Divanı Hümayun Sakaları

Divanı Hümayun ocağı mensuplarıydı. Görevleri genellikle su taşımaktı. Suyu gümüş kaplar içinde taşıdıklarından kendilerine Sakayanı Simi Hassa (hassa gümüş sakaları) denildiği de olurdu. Bunlar XV. yy.da 12, XVI. yy. sonlarıyla XVII. yy. başlarında 26, XVII. yy. sonlarında ise 35 kişi kadardı. Başlarındaki görevliye bölükbaşı denirdi. Belirli gündelikleri ve her yıl ayrılan elbise bedelleri vardı. Bâbüssaade ağası denilen kapı ağasının genel yönetimi altında çalışırlardı. Divanın toplantı günlerinde sakabaşı, sadrazama, vezirlere ve diğer divan erkânına hizmet ederdi.

Padişahın yazlığa gidişinde sakaların bazılarına görev verilirdi. Sakabaşılar önceleri baltacılar arasından seçilirken Mahmud I’den sonra güvenilir hasekiler arasından ayrılmaya başlandı.

Divanı Hümayun Sicilleri

1649’dan sonra mühimme defterlerine yalnız devlet işleri yazılmış, şahsî davalara ait kayıtlar da şikâyet defterlerine işlenmiştir. 1742’dgn itibaren şikâyetler her eyaletin ayrı defterine yazıldı ve bunlara ahkâmı şikâyet veya ahkâm defterleri dendi. Memuriyetlere ve vakıflara ait yazılar rüus defterlerinde, ticaret ve zeamet tevcihatının kayıtları tahvil defterlerinde, anlaşmalar ve yabancı elçilerle yapılan müzakereler nâme defterlerinde bulunurdu ve bunlara da divan sicilleri denirdi. Tanzimatın ilânından sonra çıkan nizamlar için nizamat defterleri tutulmaya başlandı. Daha sonra mukavelât, imtiyaz ve muktaza defterleri divan sicillerine eklendi.

Divanı Sadakat

Bütün İslâm il ve ilçelerinde şubesi  bulunan Divanı Sadakat her ilde zenginlerden zekât toplayarak fakirlere dağıtmakta yetkiliydi, ancak imamın gerekli gördüğü durumlarda buyruğa uyar, aksi halde topladığı zekâtı hiç bir izin almaksızın fakirlere dağıtırdı.

 

 

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Image gallery

Bu yazıyı oyla

3.90