Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Nedir?

Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Nedir,Mesela, A,B ile yapmış olduğu bir satım sözleşmesi sonucu, satılan şeyin mülkiyetini B’ye değil, üçüncü bir kişi olan C’ye devretmeyi taahhüt etmişse, üçüncü kişi yararına sözleşme vardır. Bu sözleşme iki türlü olabilir: 1. eksik veya gerçek olmayan üçüncü kişi yararına sözleşme; 2. gerçek veya tam üçüncü kişi yararına sözleşme.

1.Eksik üçüncü kişi yararına sözleşme. Burada, vaat eden, vaat ettirene, sadece üçüncü kişiye ifada bulunacağını taahhüt eder.

Bu durumda üçüncü kişi yararına bir hak doğmaz; üçüncü kişi sadece yapılan ifayı kabule yetkilidir. Borçlunun, borcundan kurtulabilmesi için, üçüncü kişiye ifada bulunması gerekir. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmenin geçerli olması için, vaat ettiren kimsenin bir çıkarının bulunması gerekli değildir.

Vaat eden borcunu yerine getirmediği için icra ile takip edilecek olursa icra memuru tahsil ettiği parayı vaat ettirene değil üçüncü kişiye teslim etmek zorundadır.

Edim kusurlu imkânsızlık sonucu yok olursa vaat ettiren kendisinin bir kişisel çıkarının bulunmadığı durumlarda tazminat olarak üçüncü kişinin uğradığı zararı ister.

Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede alacaklı, alacak üstünde tasarruf yetkisini devam ettirdiği için, alacağı başka bir kişiye devredebilir veya borçluyu ibra edebilir.

2.Gerçek başkası yararına sözleşme. Burada, eksik üçüncü kişi yararına sözleşmeden farklı olarak, üçüncü kişi, sadece yapılan ifayı kabule değil, aynı zamanda, bunu talep etmeye de hak kazanmıştır; doğrudan doğruya hak sahibi olmuştur.

Bu sözleşmelerin en önemlileri şunlardır: başkası yararına yapılan hayat sigortaları, başkası yararına yapılan kaydı hayatla irat veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, başkası yararına edimle sınırlanmış bağışlama, başkası hesabına bankada hesap açtırma veya var olan bir hesaba para yatırma.

Gerçek veya tam başkası yararına sözleşmenin hükümlerini, vaat ettiren, vaat eden ve lehine sözleşme yapılan üçüncü kişi yönünden ayrı ayrı incelemek gerekir:

A. vaat ettirenin hukuki durumu. Gerçek başkası yararına sözleşmede, üçüncü kişi, alacak hakkı sahibi olur. Bu yüzden, vaat ettiren, gerçek alacaklı olarak kabul edilemez.

Ancak şüphe halinde, vaat ettirenin, üçüncü kişiye ifada bulunulmasını istemeye yetkili olduğunun kabulü gerekir. İki tarafa borç yükleyen bir sözleşme söz konusuysa, borç altına giren üçüncü kişi değil, vaat ettirendir.

B. vaat edenin hukuki durumu. Gerçek başkası yararına sözleşmede vaat eden, borçlu durumundadır. Onun borcunu doğuran hukuki sebep, vaat ettirenle yapmış olduğu sözleşmedir.

Borçlu, bu sözleşmeden doğan her türlü itiraz ve defileri, ifayı isteyen üçüncü kişiye karşı ileri sürebilir. Meselâ, sözleşmenin hata veya hile sebebiyle sakat olduğunu, borçlu üçüncü kişiye karşı ileri sürebilir. Bunun sonucunda, borcu ifa etmekten kurtulur. İki taraflı bir sözleşme söz konusuysa ve vaat ettiren, kendi borcunu yerine getirmemişse, vaat eden, ifayı isteyen üçüncü kişiye karşı ödemezlik defini ileri sürebilir.

C. Üçüncü kişinin hukuki durumu. Üçüncü kişinin bir talep hakkının bulunup bulunmadığı, sözleşmenin yorumuna bağlıdır. Sözleşmenin yorumu sonucu, üçüncü kişinin bir talep hakkının olduğu anlaşılırsa, gerçek üçüncü kişi yararına sözleşmenin bulunduğu kabul edilir.

Yorum sonucu, üçüncü kişinin talep hakkı olmadığı, sadece ifayı kabule yetkili olduğu sonucuna varılırsa, eksik iki taraflı sözleşmenin varlığı kabul edilir, özellikle, vaat edilen edimin, yalnız üçüncü kişi çıkarına olduğu durumlarda, üçüncü kişinin bir talep hakkı vardır; bu durumda, gerçek iki taraflı sözleşmenin varlığı kabul edilir.

Kanuna göre örf ve âdet, üçüncü kişiye bağımsız bir talep hakkı tanıyorsa, gerçek üçüncü kişi yararına sözleşme vardır.

Üçüncü kişi yararına hak, vaat edenle vaat ettiren arasındaki sözleşmeden doğduğu için, onun, iradesini açıklaması gerekli değildir. Bu yüzden, fiil ehliyetinin bulunması gerekmez. üçüncü kişinin, sözleşme yapılırken kesin olarak bilinmesi gerekmez.

İfâ anında onun tespit edilmiş olması yeterlidir. Meselâ, sözleşme yapılırken tespit edilmemiş olan üçüncü kişinin, ifa anında alacaklı tarafından belirtilmesi yeterlidir. Üçüncü kişinin cenin olmasına bile engel yoktur. Edim üstünde bir alacak hakkı kazanmış olma, üçüncü kişiyi, sözleşmenin tarafı haline getirmez. Bu yüzden, üçüncü kişi borç altına girmez.

Gerçek başkası yararına sözleşmeden doğan hak, doğrudan doğruya üçüncü kişinin şahsında doğar. Üçüncü kişi, borçluya yönelteceği bir irade beyanıyle, alacak hakkını geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir. Ancak, üçüncü kişinin alacak hakkını kabul etmiş olması halinde, bu hakkı yoktur. Bu durumda, borçluyu borcundan kurtarabilmesi için, onunla ibra sözleşmesi yapması gerekir.

Kural olarak taraflar üçüncü kişi yararına yapılan sözleşmeyi, anlaşarak değiştirebilir veya tamamen ortadan kaldırabilirler.

Ancak, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, üçüncü kişi, hakkını kullanmak istediğini, borçluya bildirdiği andan itibaren, artık tarafların edim üstündeki tasarruf hakları sona erer. Üçüncü kişinin, hakkını kullanmak istediğini borçluya bildirmesi, yenilik doğuran bir haktır.

Bu hakkın kullanılmasıyla birlikte, taraflar arasındaki ilişki değişikliğe uğrar ve onların alacak üstünde tasarruf hakları kalmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir