Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey

 Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey,(1858-1930)- Ressam, yarbay, 47 yıllık resim öğretmenidir. İstanbul’da Üsküdar’da doğdu. Bu sebeble Üsküdarlı denir. Süvari Binbaşısı Rüştü Bey’in oğludur. İlk ve orta okulları Üsküdar’da bitirdi. 1879 yılında Kuleli Askerî Lisesine girdi.

Askeri Lisede iken resme meraklı arkadaşları ile Askerî okullar Nâzırı olan Ethem Paşaya okulda bir resimhâne açılması için dilekçe verdiler. Aletler alınarak ayrılan odada Ressam Osman Nuri Paşa öğretmenliğinde çalıştılar.

Bir yılda yaptıkları resimleri padişah II. Abdülhamid’e gösterilince ödüllendirildiler. Ressam Mir. alay Süleyman Seyyid ile Fransız ressamı Kes’den de ders aldı.

1883 yılında Harp Okulu’na Ressam Osman Nuri Paşa’nın yardımcısı olarak tayin edildi. Bir ara İtalya’ya resim öğrenimi için gönderileceği sırada Napoli’de çıkan kolera salgım sebebiyle gidemedi.

1911 yılına kadar 28 yıllık askerlik hayatında, Harp Okulu’nda zadegan sınıfında,Darüşşafaka Lisesi’nde resim öğretmenliği ve Harp Okulu Matbaasında baş ressamlık yaptı.

1911 yılında yarbay iken sağlık sebebiyle ve arzusu ile emekliye ayrıldı. 1911-1915 yılları arasında Kız Güzel Sanatlar Okulu’nda sonraları Çamlıca Kız Lisesi’nde, Üsküdar Kız Sanat Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı.

20 Mart 1930 tarihinde İstanbul’da Üsküdar’da 72 yaşında iken vefat etti. Mezarı Üsküdar’da Karacaahmed mezarlığında 1. adadadır.

Bir çok öğrenci yetiştirmiş 47 yıllık resim öğretmeni idi. Türk İstanbul’un ressamı olarak İstanbul’un, Üsküdar’ın ve Boğaziçi’nin eski durumunu gösteren tabloları ile bir Üsküdarlı ressam olarak tanınır. Meşrutiyet’in ilk yıllarında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyetı’ne Başkan oldu.

Bu cemiyetin çıkardığı ”Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası” nın 1 Temmuz 1330 (1914) tarihli ve 18’inci son sayısı Ressam Ali Rıza Bey’e ayrılmıştır.

1. Dünya Savaşı içinde kurulan Güzel Sanatlar Encümeni’ne üye oldu. Askerî okulların üç sınıfı için 30 örnekli üç model albümü hazırladı. Litoğrafya usulü ile Harp Okulu matbaasında basılan bu albümler uzun süre öğrencilere resim zevkini vermiştir.

Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey Portre ve natürmortları var ise de peyzaj ressamlığını daha çok benimsemiştir. Ömrüne sığdırdığı resimlerin adedi o kadar çoktur ki insanda bir ömre nasıl sığdığı kuşkusu doğar. Sulu ve yağlı boya çalışmaları yanında kara kalem eserleri pek çoktur. Eserlerinin çokluğu bir millî resim müzesi meydana getirebilir.

Haydarpaşa’da, Çamlıca’ da, Üsküdar’da, Karacaahmed’de, Paşabahçe’de, bağlar ve bahçeler ona birer konu olurdu. Çok sevdiği bu semtlerin dışına çıkmayı sevmezdi. Üsküdar’ına çok âşık bir ressamdı.

Eserlerinin çoğunu dostlarına armağan etmiş, pek azını satabilmiştir. Ağaçlar, kayalar, çayırlar ve dereler kara kaleminin ucundan kağıda çabuk dökülürlerdi.

Kendisinin ifadesine göre, Yegâne zevkim memleketimin tatlı semâları altında, zümrüt yeşil görüntüler üzerine serpilmiş, yerli ve millî bir yaşayışı anlatan Osmanlı aşiyânlarını, mahallelerini, manzaralarını, ağaçlıklarını tarihî ve değerleri eserlerini öldürmemek ve onlara uzun bir hayat vermek olduğu için kara kalem, suluboya, veya yağlı boya, resimlerinin sayısı her gün artmıştır.

Diğer tarzlardan da nasip almakla beraber, mesleğim, peyzaj ressamlığıdır.” demektedir. Sami Yetik, Nazmi Ziya Güran, Mehmed Ali Laga, Prof. Celâl Esad Arseven, Prof. Süheyl Ünver gibi ünlüler onun öğrencilerindendir.

Bir kaya parçasından estetik bir görünüş, bir fıstık ağacı silüetinden binbir renk demeti, yıkık bir Üsküdar evinden şaheserler yaratabilen Ali Rıza Bey, görünebilen bir şeyi kalem veya fırçası ile harekete geçirmiştir. Kısaca onun eserleri önünde koca bir tarih seyredilir.

Öğrencisi ressam Binbaşı Sami Yetik öğretmeni hakkında şöyle konuşur:

“Değerli hocam Ali Rıza Bey tahlili güç bir sanatçıdır. O başlı başına bir ekoldür. Kurşun kalemi (Kalam) mahdut tarama lisanı değildir. Tabiatla tekemmül etmiş daha beliğ, daha coşkun ve daha heyecanlı bir lisandır. Ağaçlar, kayalar, çayırlar, dereler, bütün eşya onun realist ruhuhun yaratıcı süzgeçlerinden geçerek kurşun kaleminin ucundan kağıda dökülürken, bu ellerin yaratıcı kudretini görenler, sade çalışmakla başarıya ulaşılamayacağına kani olmuşlardır.”

Diğer öğrencisi ressam Binbaşı Mehmed Ali Laga ise şöyle der:

“Bir davette hocamız Ali Rıza Bey kurşun kalemini almış, önceden hazırladığımız bir karton üzerine çalışmaya başlamıştı. Bizim elimizde yürümek istemeyen kalem, fırça, onun elinde diri ve çevik bir hal almıştı. Resim bittiği zaman Fransız ressamı Lagranj içten gelen samimi heyecanının sanat sermestîsi içinde hocamızın iki eline satılmış, saygı ile bu elleri öpmekten kendini alamamıştı.”

Ali Rıza Bey’den bir fıkra

Ömrü boyunca birçok ev değiştirmiş olan Ali Rıza Bey, Salacak ‘ta ahşap bir evi kiralayacağı zaman yakınları engel olmak istemişler. “Sakın Hoca! o ev fare doludur. Kimse üç aydan fazla barınamaz. Senin kağıdlarını, boyalarını yer, seni rahatsız ederler” demişler. Fakat Ali Rıza Bey o eve taşınmış. Aylar geçtiği halde Ali Rıza Bey evden çıkmadığı gibi şikâyetçi de olmamış. Soran meraklılara bir gün şu cevabı vermiş: “Yahu, fareler insanı niçin rahatsız etsin? Aç kalmıyorlar ki, yuvalarının ağzına yiyeceklerini ve sularını koyunca dışarı çıkarlar mı? Onlar halinden memnun, ben de. Gül gibi geçiniyoruz.”

Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey Eserleri

Ankara’da Millî Kütüphanede 441 parça sulu ve yağlı boya.
İstanbul Resim ve Heykel müzesindeki eserler.
İstanbul Cerrahpaşa Tıp Tarihi Enstitüsünde Prof. Süheyl Ünver ve öğrencileri tarafından toplanan eserleri ve kırk ambar” adlı defterleri (Şimdi Süleymaniye) Kütüphanesındedir.)
Arkadaşı Fuad Şemsi İnan Kolleksiyonu olan 70 eser.
Kemal Erhan Koleksiyonu olan 800 eser.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir