Varoluşçuluk Felsefesi Nedir,Özellikleri | Felsefe Bilgileri |

Varoluşçuluk hakkında bilgi,Varoluşçuluk Felsefesi Nedir,Varlıktan çok insan yaşantısına önem veren ve varoluşun özden önce geldiğini ileri süren felsefe öğretisi.

Varoluşçuluk Felsefesi, genellikle, fikirler felsefesindeki aşırılıklara karşı insan felsefesinin gösterdiği bir tepkidir ve eski çağlara uzanan bir geleneğe dayanır.

Varoluşçuluk Felsefesinin Özellikleri

Bu gelenek, tabiatı açıklamaya çalışan İonia’lı filozofların ortaya attığı hayal dolu evrendoğum (kozmogonia) teorilerinin karşısına bir iç buyruğunu («kendini bil») çıkaran Sokrates ile başlar.

Bütün çabalarını, bilimleri derinleştirmeye yönelten ve insanın tüm varlığına, hayatına ve ölümüne hemen hiç ilgi duymayan descartes’çıları tenkit eden Pascal’dan geçer ve mutlak sistemin (Hegel sistemi) karşısına mutlak varoluşu çıkaran Kierkegaard’da gelişir.

Kısacası, varoluşçuluk, bir «art-alemler» tenkididir.

Varoluşçuluk Felsefesi, insan ve insanlık durumu üstüne somut bir düşünme gibi görünür.

Her fert, özel bir «dünya sezgisi»nin temeli olan kendi öz duyarlığına sahip olduğundan, varoluşçuluk, her biri ayrı bir gerçek duygusuna dayanan çeşitli felsefeler halinde gelişmiştir: tanrıtanımaz varoluşçuluk (Heidegger, Sartre), dini varoluşçuluk (Kierkegaard, Jaspers, Gabriel Marcel).

Varoluşçuluğun ağırlık noktası, kimi zaman ilkçağ bilgesinin boğuntusu veya ruh durgunluğu, kimi zaman da hıristiyan bilincinin doğurduğu umut veya içine düştüğü acılı ve çelişmeli durumdur.

Varoluş felsefelerinin ortak noktası bir mutlak hürlük felsefesi olmalarıdır.

«Varoluş özden önce gelir» sözü, doğmadan önce belirlenmiş olmadığımızı, alın yazımızı kendi hür irademizle yarattığımızı, kendimizi ne duruma getirmişsek o durumdan bütünüyle sorumlu olduğumuzu belirtir.

Kant’çı «karakter» kavramında, bu görüş daha önce dile getirilmişti.

Demek ki, Varoluşçuluk Felsefesi, her şeyden önce bir ahlâk felsefesi, harekete geçme sebeplerini araştırmak bahanesiyle çekimserliğe ve hareketsizliğe yol açan soyut düşünceyi suçlayan ve bağımlanmayı savunan bir «hümanizm»dir.

Teorik açıdan, Varoluşçuluk Felsefesi, insanın akıllı bir varlık olmaktan önce tenleşmiş bir varlık olduğunu ileri sürer.

Biz «yola çıkmış» durumdayız ve ancak varoluş’tan hareket ederek düşünebiliriz.

Bize doğrudan doğruya verilmiş gerçek, varoluştur.

Varoluşçuluk, bu açıdan marx’çı düşünce geleneğine girer.

Çünkü Marx’çılık için de, bağımlanma, bütün düşüncelerimizin altyapısıdır.

Heidegger, bağımlanmayı soyut açıdan incelemiş, yani Dasein’ı analiz etmiş ve bir «varoluşsal felsefe» (ontoloji) ortaya koymuştur.

Varoluşçuluk, dünyanın bütün belirlenmelerini kendinin gerçek bilinci içinde düşünmek ve böylece insanın tüm varlığını eksiksiz olarak kavrayan bir nazariyeye, bir felsefi antropoloji sistemine ulaşmak amacını güden geniş kapsamlı bir çabadır.

Bir cevap yazın