Vincent van Gogh Kimdir,Hayatı | Ressam Biyografileri |

Vincent van gogh hakkında bilgi,Vincent van Gogh Kimdir,(Groot-Zundert, 1853-Auvers-sur-Oise, 1890) Hollandalı ressam.

Vincent van Gogh Hayatı

Basit bir rahibin oğlu, ama zengin tablo tacirlerinin yeğeniydi; 1869’da, Paris’in Goupil galerisi tarafından La Haye’de açılan şubeye satıcı olarak girdi.

1873’te buradan müessesenin Brüksel, daha sonra Londra şubesine nakledildi.

Ev sahibesinin kızı Ursula Loyer ile evlenmek istedi.

Bu teklifin reddedilmesi üzerine ilk ruhi buhranını geçirdi. Yerinin değiştirilmesini istedi ve Paris’e yerleşti (1875).

Meslekdaşı İngiliz Gladwell ile teması mistikliğini coşturdu ve çalışması düzensizleşti.

Aralıkta. Noel yortusunu geçirmek üzere Etten’de (Kuzey Brabant) ailesinin oturduğu rahip evine hareket etti ve işinden ayrıldı.

Nisan 1876’da Ramsgate’e gitti; orada özel bir öğretim kurumunda çalıştı. Babasının oturduğu rahip evine döndükten sonra, 1877 başında Dordrecht’te bir kitabevine girdi. Ama düzenli bir çalışma gösteremedi; çünkü rahip olmayı aklına koymuştu.

Bunun üzerine, amcalarından ikisi kendisine Amsterdam’a gelerek oradaki ilâhiyat okuluna hazırlanmak imkânını sağladılar.

Ama on beş ay boyunca büyük bir çaba gösterdiği inancıyla çalışmasına rağmen sonuç başarılı olmadı.

Brüksel’de bir rahip okuluna kabul edilen Van Gogh, Mons yakınlarındaki Borinage a gönderildi; orada kendisine çok acı veren bir olaya şahit oldu: maden işçilerinin sefaletini gördü ve onlar için varını yoğunu harcadı.

Gerçekle bu temas Van Gogh’a Tanrı inancını kaybettirmişti.

Bu umutsuzluk aylarının hatırasını muhafaza edebilmek için Belçika’nın güneyi ile Fransa’nın kuzeyinde yaya dolaşarak resim çizmeye başladı.

Bitkin düşmüştü; 1880 ilkbaharında kısa bir süre Etten’de kaldı.

Bu sıkıntı ve yalnızlık döneminde, Paris’teki Goupil galerisinde onun yerine geçmiş olan erkek kardeş Theo’ya uzun mektuplar yazmaya başladı.

Theo. Van Gogh’a yardım vaat etti ve desenlerinin kabiliyetini ortaya koyduğunu görerek, yolunu şaşırmak üzere olan kardeşini destekledi.

Theo’nun para yardımını kabul eden Van Gogh desen çalışmak üzere Brüksel’e gitti.

Sonra gene Etten’e döndü, ama hırçın karakteri yüzünden rahip evindeki hayat ona güç geldi, üstelik. Kate adındaki genç bir dul olan kuzenine âşık olmuştu.

Genç kadın La Haye’e çekildi. ama Van Gogh peşini bırakmadı ve Kate’i görmesine engel olunursa kendi elini yakacağını söyledi.

Bu ara, bir fahişeyle tanıştı. Sien adındaki bu kadının acınacak durumu Van Gogh’u duygulandırmıştı.

Bu kadın ve çocuklarıyla birlikle yaşadı, mutluluğu bulduğunu sandı ve resim yapmaya başladı.

İlişkisini uzun süre kardeşinden sakladı; ama Theo, 1883 eylülünde yaptığı bir ziyaret sırasında durumu gördü.

Van Gogh, istemeyerek Sien’den ayrıldı; Drenthe bölgesine gitti; orada birçok manzara resmi yaptı: sonra, artık Nuenen’de (Kuzey Brabant) olan baba evine döndü. 1885’te babası öldü.

Van Gogh o sırada en verimli çağındaydı. îlk büyük kompozisyonu olan Patates Yiyenleri (Kröller-Müller müzesi) bu dönemde yaptı Da ha önce ise birçok taslak çizmişti.

Tekniğini zayıf buluyordu; bunun için Anvers akademisine yazıldı; ama okul disiplinini kabul edemedi; 1886’da, kardeşine haber vermeden Paris’e gitti.

Van Gogh’un hayatı, kardeşi Theo’ya hemen her gün yazdığı uzun mektuplar dolayısıyla bilinir.

Ama Theo’nun Van Gogh ile birlikte Montmartre’da geçirdikleri iki yıl hakkın da elde çok az belge vardır.

Van Gogh’un evrimi sadece resim dolayısıyla bilinmektedir.

Başlangıçta ağır ve karanlık olan resmi, Theo’nun eserlerini sattığı izlenimcileri keşfetmesinden sonra aydınlandı.

Atelyede Cormon ile birlikte çalıştı; Emile Bernard, Toulouse-Lautrec ve Gauguin ile ilişki kurdu.

Paris’te, git gide daha serbest bir dokusu olan iki yüz kadar tuval hazırladı; Montmartre’dan.

Asnifere’den manzaralar ve kendi kendisinin yirmi üç portresini yaptı.

Haşin karakteri birlikte yaşamayı güçleştirdiği için kardeşi ona güneye gitmesini, o sıralar japon estamplarında aradığı yoğun ışığı güneyde bulabileceğini öğütledi.

Van Gogh 1888 şubatında Arles’a vardı ve çalışmaya koyuldu.

Ama yalnızlıktan rahatsız oldu, dostlarının yanında çalışacağı bir atelye hayal etmeye başladı; kardeşi Theo’nun Gauguin’in bir resmini satın almasını sağladı.

Gauguin böylece, Bretagne’dan ayrılarak Van Gogh’un Arles’daki evine yerleşebilecekti.

Ekimde Gauguin geldi; ama aralarındaki anlaşmazlıklar git gide arttı.

Sonunda, bir gün Van Gogh, Gauguin’in üstüne yürüdü, sonra kendi kulak memesini kesti.

Gauguin’in kaçmasından sonra Theo kardeşinin yanına döndü ve kendini Arles hastahanesine kaldırttı.

1889 Mayısında ise Van Gogh Saint-Remy yakınındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastahanesine yatmak istedi.

Burada, irsi bir sara çeşidinin yol açtığı nöbetlere rağmen çalışmasına hırsla devam etti.

Provence’ta iki yüz elliden çok portre (Kesik Kulaklı Kendi Portresi, Arles’lı Kadın, Postacı Roulin) ve manzara resmi (Arles’daki İngiliz Köprüsü, Zeytinlik, Sarı Buğdaylar). kamış kalemle birçok desen yaptı.

Ocak 1890’da, Mercure de France’ta yayımlanan ve hayatı boyunca kendisiyle ilgili tek makale olan, Albert Aurier imzalı bir yazı çıktı.

Mayıs’ta Paris’e döndü; sonra, Pontoise yakınında, Dr. Gachet’nin oturduğu ve Pissarro tarafından kardeşine tavsiye edilen Auvers-sur-Oise’a yerleşti.

Doktor kendisini iyi karşıladı; ama ilişkilerinin kısa zamanda bozulduğu sanılır.

27 Temmuz 1890’da Pontoise’dan aldığı bir tabanca ile intihara kalkıştı; kaldığı otelin sahibi.

Dr. Gachet’yi çağırttı; doktor Van Gogh’un durumunu umutsuz buldu.

Gerçekten de Van Gogh öldü.

Onun ölümünden altı ay sonra kardeşi Theo da öldü.

Theo, Van Gogh’un cenaze töreninde, kardeşinin o ateşli çalışma döneminde yaptığı yetmiş tablodan bazılarını törene gelenlere dağıtmıştı.

Böylece, ölümünden önce adı bilinmeyen Van Gogh, özellikle 1891’de Bağımsız sanatçılar salonunda düzenlenen sergi sayesinde kısa zamanda ün kazandı.

Beylik ve kaba gerçeklerin ressamı olan Van Gogh (meselâ natürmortları), bu gerçeklerde bütün bunalımlarını.

Tanrı ve ışık özlemini yansıtmayı bildi.

Hollanda resmiyle, özellikle de Rembrandt ile başlayan ve maddeye apayrı bir anlam getiren bu anlayış, Van Gogh’da renklerin büyük karşıtlıklar doğuracak şekilde kullanılışına bağlıdır.

Anvers döneminde bu karşıtlık en güçlü biçimine varmış ve gerçekten «insanoğlunun korkunç tutkularını anlatan yepyeni bir dil olmuştur.

Van Gogh, modern ressamlar arasında, çağdaşlarımızın duyarlığını şüphesiz en derin bir biçimde etkilemiş olan kimsedir.

Fov’lar ve izlenimciler üstündeki etkisi çok büyüktü.

Eserlerinin büyük bir kısmı Kröller-Müller müzesinde ve Hollanda devletine satılmış olan koleksiyondadır (Rijksmuseum).

Van Gogh’un, Theo’ya, ailesine ve dostlarına mektupları birçok defa yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın