Vitray Sanatı Nedir,Tarihçesi

Vitray Sanatı Nedir,(fr. vitre, cam’dan vitrail). Birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçalarından meydana gelen saydam pencere süslemesi.

Vitray Sanatının Tarihçesi

Vitray yapımında ilk işlem örneğin hazırlanması, yani konunun gerçek büyüklükte çizilmesi ve boyanmasıdır.

Bu örnek, cam ustasının modelidir; usta bunun bir kopyasını çıkarır ve sert bir kâğıda, meselâ bir kartona geçirir, karton saydam bir çerçeveye konur ve ne kadar renk varsa o kadar parçaya kesilir.

Bunlara kalibreler veya mastarlar denir. Bu mastarlarla camcı, örnekteki renklere uygun renkte camlardan düzgün parçalar keser ve bu parçaları oluklu kurşun çubuklarla çerçeveler.

Kesilmiş camlar iki tür olur: kendinden renkli, yani bütün kalınlığınca renkli cam ve bazen bir yanı, bazen iki yanı sadece yüzeyden boyalı cam.

Birinci tür bütün renkler için kullanılır; ikinci tür cam, özellikle kırmızılar içindir.Camcı, mastarlara uygun şekilde kestiği bütün camları geçici olarak kurşun bir çerçeveye yerleştirir ve cam ressamı bu camların üzerine fırça ile örnekteki çizgileri aktarır.

Cam ressamı işini tamamlayınca, camlar kurşun çerçeveden çıkarılır ve boyanın cama işlemesi için fırına verilir. Bundan sonra yapılacak iş, camlan fırından almak, çerçevede yerli yerine oturtmak ve kurşun çubukları birbirine lehimlemektir.

Çift cam kullanıldığı zaman, camlor fluoridrik asit buharına tutulur ve bütün ara tonlar elde edilir.

Güzel Sanatlar

Vitray, yan saydam pencere bölmeleri olarak Eskiçağ’da bile bilinirdi; vitrayın kullanılışı, cam yapımının çok eski olduğu Doğu Akdeniz’den gelir.

Pompei ve Herculanum kazıları, Alesia, Strasbourg. Mainz, Trier ve Roma kazıları vitrayın I. yy.dan beri kullanıldığını gösteriyor.

Bu devirde kalın ve nispeten küçük camlar bronz, mermer, yalancı mermer, tahta çerçevelere konurdu. Kilise babaları, yazılarında ilk hıristiyan kiliselerindeki (Lactantius, Aziz Hieronymus Prudentius) bu yan saydam camlar üstüne bilgi vardır.

Vitray tekniği, gelişmesini özellikle Bizans’a borçludur (Aziz Paulus Sileitiarios’un İstanbul Ayasofya vitrayları üzerindeki metinleri). V. ve VI. yy.lardan sonra İtalya (Roma’da ve Ravenna’da) ve Galya’da da (Gregoire de Tours) vitraylar kullanıldı.

Araplar bu tekniği VIT. yy.da Bizanslılardan aldılar.veya X. yy.a ait olduğu sanılan, bir diğeri de Magdeburg’da bulunan başlar.

Aynı devirde Werden (Rheinland Vestfalya), Dijon’da, Saint-Benigne’de, Reim katedrali En eski renkli vitray kalıntılarına Almanya’da rastlanır: biri Lorsch’ta (Hessen) IX. de küçük şekillerle süsleyen cam eşyalar vardı.

Camlar kurşunla çerçevelenmiş, killerin içinde renklendirilmiş, birçok «gri-Zay» tabakasıyla boyanmıştır, XVI. yy.a kadar taslak çıkarmaya yarayan bu siyah boya kullanıldı.

Camları sağlam bir şekilde birleştirmek için kurşunlar lehimlenirdi. Böylece hazırlanan panolar demir çubuklar arasına yerleştirilirdi.

Almanya’da (Augsburg, Soest, Frankfurt müzesi), Avusturya’da (Klangenfurt), İsviçre’de (Flums), İngiltere’de (York, Canterbury) ve özellikle Fransa’da XII. yy.a ait birçok vitray vardır.

Minyatüre benzer roman üslûbundaki vitraylar Mans katedralinde, Poitiers katedralinde ve Angers’te, Gargilesse-Dampeirre’de, Vendöme’da v.b. bulunmaktadır. île-de-France’ta Saint-Denis’in XII. yy.ın ortasında büyük bir vitray merkezi olduğu sanılmaktadır.

XIII. yy.da Chartres katedrali atelyeleriyle vitray sanatı olgunluk çağına ulaştı. İki tür vitray yapılıyordu: alçak pencerelerde bölmeler halinde dağılmış küçük sahneli vitraylar; yüksek pencerelerde genellikle doğal olandan büyük tek figürlü vitraylar.

XIII.yy. tekniği XII. yy. tekniğiyle aynıdır; fakat pencerelerin büyütülmesi, işin çabuk yapılması, özen eksikliğine yol açar. Renkler genellikle daha koyudur; hakim renkler mavi ve kırmızıdır.

XIII. yy.ın başından kalan ve zamanla bozulmayan en ünlü vitraylar Chartres katedralinde görülür. Aynı üslupta eserlere Bourges, Sens, Laon, Soissons, Poitieıs, Rouen, Coutances v.b de de rastlanır.

Champagne’da, Reims’te, Saint-Remi’de Troyes katedralinde, Orbais kilisesinde, Chartres’daki vitraylarda ayrı özellikler vardır.

1260’a doğru yeni bir vitray devri başlar, kiliseleri daha çok ışıklandırmak için renkli camlarla birlikte renksiz camlar da kullanılır.

XIII. yy.ın ikinci yarısına ait vitraylarda beyaz cam büyük rol oynar: bu vitrayların en ünlüleri Troyes’da, Saint-Urbain’de, Sees katedralinde. Poitiers’de Sainte-Radegonde’dadır.

XIV.yy. başında vitray tekniğinde yeni bir değişim görüldü. Gümüş sarısının bulunması hafif, çok parlak ve geleneksel siyah boyayı tamamlayan bir boyama biçimi getirdi. Vitrayların üslubu inceldi ve genellikle minyatür üslubuna yaklaştı.

Bunun ünlü örneklerine Saint-Pierre’de, Chartres katedralinde. Rouen’de Saint-Ouen’de, Evreux katedralinde, Poitiers’de, Sainte – Radegonde’da v.b. rastlanır.

Çok incelen XIV. yy. vitray sanatı resim sanatıyla birlikte gelişti ve yüzyılın sonlarına doğru Broederlam’ın oymalı mihrap arkalığıyla veya Berry dükünün dua kitaplarındaki minyatürlerle karşılaştırılabilecek eserler verir.

Bu devrin örnekleri arasında, Evreux katedrali, Paris’te Saint-Severin, Bourges katedrali vitraylarını sayabiliriz. Ortaçağın sonunda, Bourges’da, Moulins’de, Alsace’da (özellikle Strasbourglu usta Pierre Hemmel’in eserleri) ve özellikle Normandiya’da (Rouen’de Saint Ouen, Evreux’de Saint-Taurin katedralleri) cam üzerine yapılan resimler daha canlanmış, parlak renklere ve kontrastlara yer verilmiş, pano resimlerinin etkisi gittikçe daha ağır basmıştır.

Bu etki Rönesansla birlikte daha çok belirir. XVI. yy.ın ilk ustaları (Rouen’da Von Ort, Auch’ta Arnaud de Moles, Beauvais ve Rouen’de Engrand Leprince) kompozisyonlarında, süslemelerinde, İtalyan üslubuna özendiler.

Böylece Fransa’da ikinci bir latin çağ başladı. Gerçekten de eski fransız vitraylarının yarısına yakını XVI. yy.da yapılmıştır.

En güzelleri Montmorency, Saint-Vincent (Rouen), Ecouen, Estampes. Saint-Germain-l’Auxerrois (Paris), Brou kiliselerinin vitraylarıdır.

XVII. yy.ın ilk yarısında Saint-Eustache’ta (Paris) Saint-Pantateon (Troyes), Clery-Saint-Andre’de belli değerli eserler yapıldı.

Fakat gerileme çok hızlı oldu; çünkü bu devrin roma ve klasik mimari ideali, Ortaçağda ve fransız rönesansına has renkli vitraylarla bağdaşmıyordu. İnvalides, Versailles, Saint-Sulpice (Paris) kiliseleri gibi yapılarda ancak kenarları emaylı arma veya tek renkli sahnelerle süslenmiş gümüş sarısı ve beyaz camlar vardır. XVIII. yy.da İngiltere ve Almanya gibi vitray zevkinin yaşadığı ülkeler dışında renkli cam tekniği bırakıldı.

XIX. yy.da Orlaçağa dönüş, eski tekniklerin ele alınmasına ve büyük gotik geleneğinin canlanmasına yol açtı.

Eski vitrayları restore eden camcılar Ortaçağ tekniğini yeniden canlandırdılar.

Fakat Fransa’da akademili ressamlar, vitray sanatına yabancı kalırken, İngiltere’de Burne-Jones veya William Morris gibi Raffaello öncesi sanatçılar güzel eserler verdiler.

XIX. yy. sonu ve XX. yy. başında, Ruskin, William Morris, Maurice Deniş gibi sanatçıların çalışmaları sayesinde gerçek vitray yeniden doğdu.

1900 Yılına doğru Krakow’da Wyspianski’nin, Paris’te Grasset’nin vitrayları ve az sonra Cingria, Denis veya Desvallieres’in vitrayları ortaya çıktı. Hebert – Stevens’in teşvikiyle Almanya’da, İsviçre’de ve başka yerlerde, modern sanatın eğilimlerine uygun bir vitray sanatı doğdu.

1820 Yılına doğru Avrupa resim sanatının kübizme, sonra soyut sanata yönelmesi vitraya elverişli bir ortam hazırladı.

Teknik de «cam karo» sayesinde yenilendi, kalın camlar betonarme çerçevelere yerleştirildi (Fernand-Leger’nin Audincourt’daki vitrayları).

Bir cevap yazın