Yabancılaşma Kavramı Nedir

Yabancılaşma kavramı,diyalektik felsefeden ayrılmayan bir kavramdır. Nitekim, daha Eskiçağda varlık ile varolmayış, aynı ile başka (öteki) arasındaki ilişkiler meselesi ortaya atılmıştı. Herakleitos.

Elea’lı Zenon, Eflatun ve Aristoteles’in diyalektikleri şu meseleyi çözmeye yönelmiştir: Bir şey nasıl olur da olduğundan başka bir şey haline gelebilir? Değişimin özü nedir? Parmenides’in «Varlık vardır, varolmayan yoktur» sözleriyle dile getirdiği kesin ayırım kabul edilmezse varlığın kendinden başka bir şey olabileceğini göz önünde tumak gerekir.

O zaman şu soru karşımıza çıkar: «hakiki varlık nerededir; varlığın başka’sı nerededir?» Her ikisi de diyalektikçi olan Hegel ve Marx, modern felsefede bu meseleyi yeniden ele aldılar ama daha somut tarzda işlediler.

Onlara göre yabancılaşma, sadece fikirlerde değil, insanın öz varlığında da ortaya çıkar.

İnsanoğlu başlangıçtan beri bir «başka»nın karşısındadır, bu «başka» veya «öteki», tabiattır. İnsan tabiata hâkim olmak ister ve onunla mücadeleye girer.

Çözülmesi nispeten kolay olan bu ilk yabancılaşma, insan gücünün gelişmesi sonucunu doğurur.

Tabiattan başka bir şey olmayan bu ilk olumsuzlanma, yani «İnsani olanın olumsuzlanması» yüzyıllar boyunca yavaş yavaş ortadan kalkar.

Ama tabiata karşı giriştiği mücadelede insanoğlu, emek, toplum, zekâ, dil gibi silâhları kullanır.

Birincisinden çok daha tehlikeli bir başka yabancılaşma da işte bunlardan doğar.

İnsanoğlu, sözü geçen silâhlan kötüye kullandığı, mutlak, aldatıcı ve baskı altına alıcı bir kullanıma yöneldiği zaman bu yabancılaşma ortaya çıkar.

Meselâ her düşüncenin gelişmesi için yararlı olan dil, somut özünü kaybederse düşünceye ters düşebilir ve sadece katıksız soyutlamalar üretmekte kalır; kavram, metafizik ve yanıltıcı bir soyutlama haline gelebilir; toplum, üyelerinden bir kısmı için bir baskı aracı olabilir; emek, ezici ve adaletsiz bir görev durumuna girebilir; düşünce ve bilim de insanlığın felâketine yol açabilir.

Böylece diyalektik maddeciliğe göre, insanın bütün yaratışları ve başarılan elinden alınabilir ve onun kötülüğüne çalışan güçler haline dönüşebilir.

Aldatılmış, harcanmış, öz varlığından yoksun kılınmış ve büyüklüğünü meydana getiren her şeyde koparılmış olan insanoğlu, bu süreçten türeyen «fetişler»i zor kullanarak yıkmak, baskısı altında olduğu insanlık karşıtı gerçekleri ve yabancılaşmayı aşmak zorundadır.

Bu teori, marx’çılara göre ihtilâl kavramının hem felsefi, hem de ahlâkîi temelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir