Yahudiler Kimlerdir?,Tarihi Geçmişi,Aramca

Yahudiler Kimlerdir,Musa dinine bağlı kimse.Yahudi’ler antropolojik anlamda bir ırk değil, her şeyden önce etnik ve kültürel, tarihi bir topluluktur.

Yahudilerin Tarihi Geçmişi

Aşkenazim denilen Kuzey Yahudileri armenoyid ırktan, Sefardim denilen Güney Yahudileri ise güneydoğu ırkındandır.

Dünyaya dağılmış olan yahudi azınlıkları (diaspora). üç bin yıldır süregelen gönüllü veya zorunlu göçlerin etkisıyla oluşmuştur; öyle ki, siyonist gruplaşmalara rağmen Yahudilerin çoğunluğu hâlâ geleneksel İsrail toprağının dışında yaşar.

Bir «Samî» tipinin dışında kalan (bu tip bile daima benzerlik göstermez) Batı ve Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Çin, Kafkasya, Ortadoğu Yahudileri yaşadıkları memleketteki ırklara tıpatıp benzerler.

Yahudi Almancası

Yahudi Almancası bir frankça ağzına dayanır, ama ibranice kelimeler ve ibraniceden gelme özelliklerle doludur. Yahudi Almancası Doğu Avrupa’daki (Polonya, Litvanya, Macaristan, Yugoslavya ve Romanya) yahudi toplulukları tarafından kullanıldı.

XIX. yy.da Almanya’da konuşulmaz oldu. Bu dili kullananlar sadece Amerika’da Almanya’dan gelme yahudi aileleriydi. Yahudi Almancası XVI. yy.da Polonya ve Almanya’da edebiyat dili haline bile geldi: İncil, Talmud, Binbir Gece Masalları v.b. bu lehçeye çevrildi. Yahudi Almancasıyla gazete ve kitaplar hala yayımlanmaktadır.

Yahudi Aramcası

Yahudi Aramcası (Doğu), bazı bölümler (Nedarim, Nazir Y.b.) dışında Babil Talmud’unun Gemara (M.ö. VI. yy. başında yazıldı) bölümlerinin yazıldığı dildir. M.S.IV.yy.dan IX. yy.a kadar Yukarı Babil ülkesinin halk diliydi; sonra yerini Arapçaya bıraktı.

M.S. I. yy.da Filistin’de Yahudilerin yerli dili olan Batı Yahudi Aramcası, İncil Aramcasından gelmedir. M.S. II.V. yy.larda bu dilde şu eserler verildi; 1. çok arı bir dille yazılmış Onkelos ve peygamberlerin targum’ları (genişletilmiş tercümeler); 2. daha sonra yazılan ve dili Batı ile Doğu Aramcasının karışımı olan «Kudüs» targum’ları; 3. en eskileri olan midraşim’ler; 4. Kudüs Talmud’unun Gemara’sı.

Yahudi İspanyolcası

Yahudi İspanyolcası. 1492’de Ispanya’dan sürülen yahudiler Portekiz’e, Kuzey Afrika’ya ve özellikle Yakındoğu’ya sığındılar. Bugünkü sefardim topluluklarında XVI. yy.daki dilin niteliklerini taşıyan birçok dil özelliği vardır; bu özelliklere Yahudilerin oturdukları yeni ülkenin dilindeki özellikler de karışmıştır.

Meselâ, Ortaçağın sonun da olduğu gibi dixo (ş) ve hijo (i), podsu veya podzo (castila lehçesinde pozo) biçimlerine i astlanır. Bu kalıntılar dünyanın siyasi evrimi sonucunda yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.

Yahudi meselesi terimi genel olarak. Yahudilerin varlığı yüzünden ortaya çıkan güçlükleri, önyargıları veya yanlış anlamaları belirtir. Bu yüzden yahudi halkı var olalı beri bir yahudi meselesi olduğu düşünülebilir. Oysa bu doğru değildir.

Yahudi halkının kendi toprağı olan Filistin’deki varlığı eski çağlarda, bir devletle komşuları arasında meydana gelen, siyasi düzeydeki meselelerin dışında başka bir meseleye yolaçmamıştır.

Yahudilerin tek tanrıcılığı, çevrelerindeki paganların dinleriyle kesin bir ayrılık gösteriyordu. Ama yine de Yahudilere oldukça iyi davranıldı ve özellikle Romalılar, son derece hoşgörülü bazı kanunlarla onları korudular.

Hıristiyanlığın yaygmlaşmasıyla iş değişti. Eski çağda zulme uğrayan Hıristiyanlık, M. S. IV. yy.dan sonra Roma imparatorluğunun resmi dini oldu. O tarihten sonra karışıklıkların, önyargıların, yanlışlıkların ardından gerçek bir yahudi efsanesi doğdu; yahudi meselesinin kaynağı bu efsanedir.

Daha o tarihte başlıca iki iddia vardı: yahudi halkının tümü İsa’nın ölümünden sorumludur, yahudilerin yurtsuz kalıp bütün dünyaya yayılması da bu suçun cezasıdır.

Bu iki iddia tarihî gerçeği hiçe sayar. Çünkü İsa’nın ölümünde yalnız bir avuç yahudi rol oynamış, İsa’nın yargılanması bir roma yetkilisi tarafından yönetilmiş ve pek çok yahudi, kendisi de yahudi olan İsa’nın yanında yer alarak ona son nefesine kadar yardım etmeye çalışmışlardı. Yahudilerin dünyaya dağılması İsa’dan birkaç yüzyıl önce başlamıştı.

Hıristiyanlardaki yahudi düşmanlığının temelinde yatan bu efsane Fransız devrimine kadar sürdü. Hıristiyan olmayan ülkelerde yahudi düşmanlığı ya Hindistan ve Çin’de olduğu gibi hiç görülmez, ya da İslâm dünyasındaki gibi, müslümanların öbür «kâfir»lere karşı aldıkları genel tutumun çerçevesinde kalır.

Bu efsanenin siyasi, İktisadi ve sosyal etkilerinin XI. yy.a kadar önemli sonuçlar vermemesi ilgi çekici bir olaydır İlk haçlı seferiyle yahudi düşmanlığı yolunda kuvvetli bir adım atıldı.

O tarihten sonra Yahudiler, hıristiyan toplumunda kanun dışı sayıldılar; ghetto’lara tıkıldılar, göğüslerinde sarı kumaştan değirmi bir işaret taşımaya ve sivri bir şapka giymeye zorlandılar; ticarette yalnız sarraflık yapmalarına izin verildi. Artık bütün felâketlerden (savaşlar, salgınlar, İktisadi veya sosyal bunalımlar) Yahudiler sorumlu tutuluyordu.

Ortaçağda, belirli dönemlerdeki «büyük korkuşlar (özellikle XIV. yy.da büyük veba salgını sırasında) bu olayı artık son haddine vardırdı.

Yahudiler XVI. – XVIII. yy. arasında katolik, protestan veya ortodoks toplumları tarafından yer yer Ortaçağdaki kadar kanlı bir şekilde (özellikle Polonya’da), ezildiler.

XVIII.yy. sonunda yahudi meselesinin verileri değişti. Birçok aydın düşünceli kimse, yüzyıllardır süregelen bu haksızlığın bilincine vardı. Birçok ülkede (Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya, Rusya v.b.) Yahudilere yurttaşlık hakkı tanındı ve onları toplumun dışında tutan engellerin kaldırılması yolunda olumlu adımlar atıldı.

Bununla birlikte, artık her ne kadar Hıristiyanlıktaki yahudi düşmanlığına rastlanmıyorsa da, gelenekleri derinden etkileyen yahudi düşmanlığı büsbütün ortadan kalkmış değildi, halkların her kabahati yükleyebilecekleri bir şamar oğlanına ihtiyaçları vardı.

Fakat bu, dini özellikteki yahudi düşmanlığının milli bir özelliğe bürünmesine yol açtı. Yahudiler bir ülkenin yurttaşı olunca, yurtseverlikleri kamuoyunca kuşkuyla karşılandı ve yurttaş sayılmalarına karşı çıkıldı. Aşırı milliyetçilik XIX. yy. insanlarını yabancılara düşman etmişti.

Fransa’da XIX.yy. sonlarındaki Dreyfus olayı bunun en iyi örneklerindendir. Bu milliyetçi yahudi düşmanlığı da XX. yy. başlarında hafifledi. Fakat, bu sefer de Almanya’da yeni bir yahudi düşmanlığı baş gösterdi: insanlık tarihinin en korkunç cinayetlerine yol açan ırkçı yahudi düşmanlığı.

Naziler Almanya’daki ve dünyadaki felâketlerden Yahudileri sorumlu tuttular; soylu bir ırk olan «arî» ırkın ancak Yahudiliğin kökünden kazınmasıyla yeniden kalkınabileceğine inandılar.

1948’de İsrail devletinin yeniden canlanması yahudi meselesine bir bakıma eski çağlardaki görünümünü kazandırdı ve Filistin’in bir kesimi ortadoğu devletleri arasında bağımsız bir ülke haline geldi.

İkinci Dünya Savaşında Yahudilerin Durumu

Nümberg’de yayımlanan kanunların yürürlüğe girmesiyle (1935) Yahudiler yavaş yavaş kamu hizmetlerinden ve serbest mesleklerden uzaklaştırıldılar, özel vergilerle yükümlü kılındılar ve kışkırtılan ayak takımının şiddetli saldırılarına uğratıldılar.

Birçok yahudi intihar etti. 200 000 kadarı mülklerinin büyük bir kısmını kaybetme pahasına başka ülkelere göç etti. Fakat öbür ülkeler, nazilerin tutumunu kınamakla birlikte Yahudileri kabule pek hevesli görünmüyorlardı: İngiliz hükümeti de onların ülkeye girmelerine izin vermedi.

Böylelikle mutsuz insanlarla dolu vapurlar sığınacak bir liman arayarak denizlerde dolaşıyor, nazilerin hışmına uğrayan Polonyalı Yahudiler de Almanya-Polonya sınırında konaklıyordu (Polonya hükümeti onların bu sınırı aşmalarını yasaklamıştı).

Nazilerin zaferleri ve fetihleri bu tedbirleri gitgide işgal altındaki bütün Avrupa’ya yaydı. Yahudiler birtakım ayırt edici ve ezici hükümlere tabi tutuldular: göğüslerinde bir işaret (sarı yıldız) taşımak zorunda bırakılmaları, kimlik kartlarına özel bir damga vurulması, lokantalara, sinemalara girmelerinin yasaklanması, evlerinden ancak belirli saatlerde dışan çıkmalarına izin verilmesi v.b. Aynı zamanda «İktisadi teşkilâtlanma» tedbirleri adı altında yahudi mallarına el konuyor, sanat eserleri yağma ediliyordu.

Bütünüyle S.S.’lere teslim edilen Doğu Avrupa Yahudilerinin durumu daha da korkunçtu. 1940 Sonlarından itibaren Polonya’da ülkelerinden kovulan yahudiler bazı şehirlerde toplandılar ve ghetto’lara kapatıldılar.

Giriştikleri hareketin mantığı gereği naziler, Doğu Yahudilerini Lublin’de bir kampa topladıktan. Batı Yahudilerini de Madagaskar’a sürdükten sonra, Yahudileri 1942’den itibaren sistemli bir şekilde yok etme kararını aldılar; buna «son çözüm yolu» adı verildi.

İşgal altındaki bütün Avrupa’da Yahudiler kitle halinde, önce gelişigüzel hapishanelere tıkılıyor, sonra Auschwitz Birkenau’daki kamplara gönderiliyorlardı; bu kamplarda, kürek cezası ve toplama kampı sisteminin ezici şartları en sağlam olanları bile yavaş yavaş ölüme sürüklerken, ihtiyarlar, çocuklar ve hastalar da gaz odalarında ve fırınlarda can veriyorlardı.

Bu tedbirler, Mussolini’nin îtalyasında hiç bir zaman bütünüyle ve sıkı bir şekilde uygulanmadı. Fransa’da işgal edilmemiş bölge 1942’ye kadar Yahudilerin sığınağı oldu.

Fakat, Vichy hükümeti de Yahudilere karşı birtakım tedbirler aldı: Cezayir Yahudilerinin, otomatik olarak fransız vatandaşlığını elde etmelerini öngören Cremieux kararnamesini kaldırdı, ayrıca çıkardığı bir nizamnameyle, Yahudilerin birçok kamu görevine alınmalarını yasakladı ve bazı mesleklerde sayılarını kısıtladı, özellikle Vichy hükümeti yabancı yahudileri jandarma ve polise yakalatarak hapsetti veya Alınanlara teslim etti. Fakat Fransız Yahudilerinin Almanya’daki kamplara gönderilmelerini de önleyemedi.

Yahudilerin bu dehşet verici durumu bütün Avrupa’da büyük bir nefret uyandırdığı gibi bir dayanışma hareketine de yol açtı. Yahudilere sahte kimlikler sağlayarak onları kurtarmaya çalışmak direnme kuruluşlarının başlıca görevlerinden biri olmuştu.

Yahudiler ise, sefalet içindeki hayatlarını yönetmeye çağırıldıkları zaman alınacak tutum üstünde anlaşmaya varamadılar. Olayların zoruyla savunmasız bir sürü durumuna düşmüşlerdi. Fakat direnme grupları halinde teşkilâtlanarak, ümitsizce savaşa atıldıkları da oldu (özellikle Varşova ghetto’sunda).

Felâketlerin korkunçluğu bir yandan Yahudilerle ilgili değerli edebi eserlerin doğmasına, öte yandan da sağ kalan yahudilerin çoğunun Filistin’e gitmesine yol açtı; böylece Doğu Avrupa’daki orijinal bir medeniyet hemen hemen ortadan kalktı.

Nazilerle suç ortaklarına kurban giden yahudilerin sayısı 6 milyon olarak hesaplanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir