Yahya Kemal Beyatlı Kimdir,Hayatı

Yahya Kemal Beyatlı Kimdir Türk şairi (Üsküp 1884-İstanbul 1958).

Yahya Kemal Beyatlının Hayatı

Mustafa III devri sancakbeylerinden Şehsüvar Paşa ve Nişli Hafız Mehmed Paşa soyundan, Üsküp Belediye reisi İbrahim Naci Beyin oğlu.

Annesi Leskofçalı Galib’in yeğeni Nakiye Hanım, Leskofçalı İsmail Paşazade Yahya Kemal BeyatlıDilâver Beyin kızıdır.

Asıl adı Ahmed Agâh olan Yahya Kemal Üsküp’te Gani Hocanın sıbyan mektebinde, Mektebi.

Edeb adlı özel okulda (1892-1895), Üsküp ve Selânik idadilerinde ve 1902’öt geldiği İstanbul’da Vefa idadisinde okudu.

İstanbul’da tanıştığı Şekib Bey isimli, Paris’ten gelmiş ve zabitlikten ayrılmış bir gencin teşvikiyle Paris’e gitti. Paris’te Jön Türklerle yakınlıkları oldu.

Ahmed Rıza, Samipaşazade Sezai, Prens Sabahaddin, Abdullah Cevdet’i burada tanıdı.

Abdullah Cevdet’in tavsiyesiyle Meaux kolejinde yatılı öğrenci olarak bir vıl okudu.

Ecole Libre des Sciences Politiques’e (Siyasal Bilgiler fakültesi) girdi. 1912’de İstanbul’a döndü.

Dârüşşafakada tarih ve edebiyat, Medresetülvâizînde medeniyet tarihi okuttu.

İstanbul dârülfünununda medeniyet tarihi, batı edebiyatı tarihi, türk edebiyatı dersleri verdi (1915-1923).

Barış antlaşması için Lozan’a giden delegeler kurulunda görev aldı. Urfa milletvekili oldu (1923). Suriye Tashihi Hudûd komisyonu murahhası olarak çalıştı (1925).

Varşova (1926), Madrid (1929) or-taelçiliklerine tayin edildi, Madrid’deki görevine ek olarak Lizbon elçiliği işlerini de yönetti (1931).

Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliğinde, Halkevleri sanat müşavirliğinde bulundu. Pakistan büyükelçiliğinden (1947-1948) sonra 1949’da emekliye ayrıldı.

1 Kasım 1958 cumartesi günü Cerrahpaşa hastahanesinde öldü, ertesi gün Rumelihisarı mezarlığına gömüldü.

Hiç evlenmeyen Yahya Kemal son yıllarını İstanbul’da Park otelde yalnız başına geçirdi.

Bu otelde yaşadığını anan bir plaka, Yahya Kemal müzesinde bir büstü, Maçka’da da bir heykeli vardır.

Şiire küçük yaşlardan itibaren ilgi duydu, ilk gençlik şiirleri Âgâh Kemal adıyla Mâlûmat ve lrtika dergilerinde yayınlandı.

1912’de İstanbul’a döndükten sonra tamamlanmamış birtakım şiirleri elden ele dolaşmaya başladı.

Bazı mısraları okul kitaplarında yer aldı. Sonradan Yenimecmua’da «Bulunmuş Sahifeler» adı altında çıkan şiirleriyle (1918) daha geniş çevrelerce tanındı. Şiirleri uzun aralıklarla Dergâh,

Şair, Büyük Mecmua, Tavus, inci, Nedim, insan, Akademi, İstanbul, Aile, Fotomagazin, İstanbul Haftası gibi dergilerle Akşam, Cumhuriyet, Hürriyet gazetelerinde yayınlandı. Hürriyet’te 1956-1957 arası 65 hafta boyunca her pazar bir şiiri çıktı.

Yahya Kemal Beyatlı Eserleri ve Özellikleri

Bazı şiirleri kendisinden habersiz olarak 24 Şiir ve Leyla adıyla basılmıştı (1932).

Bütün eserleri kendi yaptığı ayrıma uygun olarak ölümünden sonra Nihad Sami Banarlı yönetimindeki Yahya Kemal enstitüsünce yayınlandı.

İstanbul Fetih cemiyeti tarafından kurulan (1958) Yahya Kemal enstitüsünde (Çarşıkapı’da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa medresesi), sanatçının eşyaları ve elyazısıyla eserlerini sergileyen Yahya Kemal müzesi açıldı (1961).

Şiirde önce Muallim Naci’yi örnek aldı, onun şiirlerine nazireler söyledi. İlk şiirleri, o sıralarda en parlak zamanını yaşayan.

Edebiyatıcedide nazmının da izlerini taşır; özellikle Tevfik Fikret ile Cenab Şahabeddin, bir de bu dönemde öz şiirin başarılı temsilcisi saydığı A. Hâmid’in etkisi.

Paris’te, çağının bazı fransız şairleriyle tanışma fırsatını buldu. Jean Moreas, Charles Baudelaire, Paul Verlaine gibi sanatçıların eserlerinde gördüğü ölçü ve biçim titizlikleri, kişiliğinin gelişmesini sağladı.

Fransız sembolistlerinin «öz şiir» anlayışına uygun düşen «halis şiir» düşüncesine bağlandı. «Derunî ahenk» üzerinde titizlikle durdu.

Fransız şiiriyle ilk elden yakın temasları onun türk şiirine yeni bir gözle bakmasına yaradı.

Mazmunlara bağlanan ve bütünlükten uzak kalan divan şiirinin bu eksiklerini gideren örnekler verdi.

Eski şiirin Neşâtî, Nailî, Nazım gibi yeni zevke açık temsilcilerinin mısra işçiliğini örnek edindi.

Seiimnâme, Taştir gibi eserlerinde Baki’nin; Perestiş, Şerefâbâd, Bir Sâki, Mâhurdan Gazel, Çubuklu Gazeli v.b. de Nedim’in; Tahmis’de Neşâtî’nin sanatlarından gelen etkileri batının sanat anlayışıyla birleştirdi.

Kendisinden önceki edebiyat neslinin fransız şiirindeki çağdaş büyük sanatçılar yerine François Coppee, Sully Prudhomme ve benzerlerinin etkisine girmesini eleştirdi. Dillerini yapmacıklı buldu.

Kendi şiirlerini «mısra, haysiyetimdir!» anlayışıyla sürekli bir çalışma ile işledi, mısralarını tam bir musikî cümlesi haline getirmeye çalıştı ve bu ölçüye erişmeden şiirini tamamlanmış saymadı.

Yenileşme hamleleri sırasında gelenekten uzaklaşan Tanzimat ve Servetifünun nazmına karşı batı taklidi olmayan, yerli şiirler yazdı, öz şiirin müziğini, iç ahengini aradı.

Şiirin konusundan çok, söyleyiş tarzına dikkat etti. Batı sanatı ve düşüncesini ana kaynaklarına inerek tanıyıp benimsemek düşüncesini savundu.

Akdeniz medeniyetinin malı saydığı süssüz, yalın, sağlam sanat anlayışını ve dünya görüşünü benimsedi. Nev-Yunanî anlayışa uygun Biblos Kadınları, Sicilya Kızları gibi şiirleri yazdı.

Paris’te okurken devrin tanınmış tarihçilerinden Albert Sorel’in derslerinden, Emile Bourgeois ve Albert Vandal’dan tarih zevkini ve duygusunu kazandı. «Fransız milletini, bin yıl içinde Fransa’nın toprağı yarattı» diyen Camille Jullien’in etkisiyle Anadolu coğrafyasında bin yıl boyunca meydana gelen türk medeniyetinin zenginlikleri üzerinde durdu.

Türkçenin, mimarînin, musikinin, hat sanatının Anadolu’da Selçuklulardan sonraki gelişmelerini bu gözle yakından izledi. Coğrafyanın belirlediği bir milliyetçilik düşüncesine bağlı kaldı.

Tarihle ilgili çalışmaları arasında Türk İstanbul adlı incelemesi, İstanbul Fethi makalesi, Siyasi Portreler’i v.b. ile sadece olayları sıralayan eski tarih anlayışından uzaklaştığını ispat etti.

Selçuklu ve osmanlı çağlarına, türk toplumuna, dine ve yerli hayata ait kitabî olmaktan kurtulmuş canlı teklifler getirdi.

1912’den sonraki yıllarda bazıları Süleyman Sa’dî imzalı makaleler yazdı, özellikle Mütareke’de öncü türk aydınları üzerinde büyük etkisi oldu.

Dergâh Mecmuası etrafında belli başlı bir sanat okulu meydana getirdi. Batı sanatını ilk defa gerektigi gibi kavramayı ve taklitten öteye geçerek batılı bir türk şiiri anlayışı kurmayı başardı.

Konuşma diliyle, geniş topluluklar tarafından benimsenen şiirler verdi. Divan şiiri yolundaki çalışmalarına da batı şiiri havasını ustaca kattı.

Türk şiirine, yenileşme sırasında elden kaçırılan biçim kaygısını yeniden kazandırdı.

Neoklasik yolda yazdığı ilk gazel ve şarkılarda çıkış noktası osmanlı tarih ve şiiri oldu.

Sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da genellikle osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldı.

Onda vatan, millet ve İstanbul sevgisi tarih anlayişıyla birlikte gelişti. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en büyük eserlerini İstanbul’da yarattığı için, İstanbul, Boğaziçi ve türk musikisi sevgisinde tabiat güzellikleri kadar tarihi dile getirdi.

Şiirlerinde millî tarihin medeniyet servetlerini ve hatıralarını konu edindi. Varlık, ölüm, sonsuzluk gibi temalar üzerinde duran felsefî şiirler ve rubaîler de yazdı.

Vuslat, Erenköyünde Bahar, Geçmiş Yaz gibi eserleri XX. yy. türkçesiyle yazılmış en güzel sevgi şiirlerindendir.

Millî edebiyat akımının dil sadeleşmesi yıllarında eser vermeye başlayan Yahya Kemal, dili halkın söyleyişine dayanan bir kelime kadrosu ve söz dizimiyle kullandı. Milleti meydana getiren unsurların başında saydığı dile özel bir dikkat gösterdi.

Klasik edebiyatımızın söyleyiş tarzı ve dile verdiği olgunluk üzerinde önemle durdu. Fransız pamasyen ve sembolistlerinden gelen etkiyle dili dikkate değer bir musiki zevki içinde kullandı.

Yahya Kemal aynı zamanda başarılı bir nesir yazarıydı. Üslûbunda sohbet rahatlığı görülür. Fransa’dan döndükten sonra İstanbul’da Türk ocağının çalışmalarına katıldı.

O yıllardan başlayarak türk tarihi, türk sanatı, İstanbul semtleri, vatan ve milliyetçilik konularıyla ilgili konferanslar verdi; makaleler yazdı. Mütareke yıllarında Mustafa Nihat (özön), Necmettin Halil (Onan), Ahmet Hamdi (Tanpınar), Yunus Kâzım (Köni), Haşan Âli (Yücel), Nurullah Ata (Ataç) gibi, bazıları Dârülfünunda öğrencisi olan arkadaşlarıyla Dergâh Mecmuası’ nı yayınladı.

Bu dergide sanat yazıları, tenkitleri, denemeleri çıktı. İleri, Tevhid-i Efkâr, Hâkimiyet-i Milliye gazetelerinde Kurtuluş savaşı sırasında Ankara hükümetini destekleyen yazılar yazdı.

Edebiyat hatıraları ve Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Süleyman Nazif, Halide Edib, Yakup Kadri, Ali Kemal v.b. hakkındaki yazıları ölümünden sonra kitap halinde yayınlandı.

Hikâye türünde de bazı eserler verdi. İki tanesi sağlığında yayınlanan bu çalışmaları, ölümünden sonra kitap haline getirildi.

Bu eserde Ahmed III, Mahmud II, Abdülaziz devrinin saray çevresi ve devlet adamlarının entrikalarını gerçekçi bir görüşle anlattı. Olaylardan çok zihniyet ve karakterler üzerinde durdu.

Yahya Kemal Yaşarken (1959), Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası (1959-1969), Yahya Kemalle Sohbetler (1959), Yahya Kemal’in Hatıraları (1960), Yahya Kemal-Kendi Ağzından Fikirleri ve Sanat Görüşü (1962) gibi eserler onun sanat anlayışını ve düşüncelerini dile getirir.

Yahya Kemal 40 yılı aşan bir süre boyunca düşünceleri ve eseriyle türk sanatına hâkim oldu. 1948’de Hayal Şehir adlı şiiriyle İnönü Sanat ödülünü kazandı.

Şiirleri ölümünden sonra Yahya Kemal enstitüsü tarafından «Yahya Kemal Külliyatı» içinde yayınlandı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962), Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963).

Makale ve denemeleri de aynı dizi içinde yer aldı: Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikâyeler (1968), Siyası ve Edebi Portreler (1968).

Bir cevap yazın