Yanardağ,Oluşumu,Özellikleri

Yanardağ Yeryuvarlağının içinden püsküren lavlar ve  yüksek sıcaklıkla ergimiş ya da erimiş kayalarda oluşan yüzey şekli.

Milletlerarası Yanardağbilim kurumunun katalogunda tarih boyunca faaliyet göstermiş 600 kadar yanardağ kabul edilmiştir. Ama bu sayı çok azdır; durum başlıca iki sebeple açıklanır.

Yanardağların Özellikleri

Birincisi, tarih devri süresince bilinen, hiç bir faaliyet göstermemiş olan yanardağları sönmüş olarak kabul etme yanlışlığıdır; oysa ikinci dereceden jeoloji olayları olan yanardağlar, yüzlerce, hattâ binlerce yıl uykuya dalabilir.

İkinci sebep, deniz altındaki püskürme faaliyetinin, su basıncının suyun kritik basıncından hızlı olduğu derinliklerde meydana gelmesi yüzünden günümüze kadar farkedilememesidir; ayrıca okyanusların büyüklüğü bu kritik derinlikten daha sığ yerlerdeki püskürmelerin bile farkedilmesine engel olabilir.

Yalnız tarih zamanlarındaki püskürmeleri ve bugünkü solfatarları ele alan resmi katalogun istatistikleri her ne kadar hatalıysa da, denizin altındakiler dışında, yeryuvarlağındaki yanardağların topluca ele alınmasına imkân verir.

Yanardağların Oluşumu

Dar anlamıyla volkanizma, yerkabuğunun içinde ve altında meydana gelen önemli ve karmaşık olayların yüzeyde ortaya çıkışıdır.

Daha geniş anlamıyla terim, bu yüzeysel belirtilere yol açan yeraltı süreçlerini de kapsar.

Volkanizma büyük tektonik olaylara sıkı sıkıya bağlıdır ve ıraksak güçlerin yerkabuğunda kırıklar ve geniş yarıklar meydana getirdiği her yerde görülür.

Bazik lavların büyük ölçüde yayılması, jeosenklinal tortullaşmaya katkıda bulunur.

Şiddetle patlayan yoğun bir volkanizma, okyanus karıklarına ve dağ yaylarına bağlı gerilim kuşaklan belirtir;.

Özellikle taşmalı bir volka nizma, kıtadaki veya deniz altındaki büyük çöküntü çukurlarını (Afrika, Atlas okyanusu v.b.) niteler.

Yakın bir jeoloji çağında, kıtaların yüzeyinde 2 milyon kilometre kareyi aşan bir alan, 500 – 3 000 m kalınlığında lavlarla örtülmüş ve büyük ölçüde lav, denizlerin dibine akmıştır.

Yeryuvarlağının yüzeydeki kabuğu altında bulunan erimiş magmayı etkileyen akıntıların yeryuvarlağı kabuğunu kırmak için gerekli gerilimi sağladığı sanılır.

Bu derinliklerdeki yüksek hidrostatik basınçlar (yaklaşık olarak 20 000 atmosfer), magmanın ağdalılığını 10°° puvaza kadar (normal basınç ve sıcaklıktaki kurşunun ağdalılığından 1 milyon kat yüksek) çıkarır.

Ağdalılıktaki bu artış ergimiş silikata 1012 oranında katılık sağlar.

Bu durum, magmanın kısa süreli güçlere (mesela deprem dalgaları) karşı katı, uzun süreli güçlere karşıysa sıvı (mesela, dördüncü zaman buzul takkesinin erimesinden sonra o döneme kadar buzun ağırlığı yüzünden alt magmaya gömülmüş olan magma, yük kalkınca İskandinavya’nın yükselmeye başlamasının da tanıtladığı gibi akar) özellikleri göstermesinin sebebini açıklar.

Bu zayıf, ama yeteri kadar uzun güçlerin etkisiyle kazandığı akma yeteneği, her denge bozuluşunda magmada yatay, düşey ve eğik akıntılara yol açar.

Bu şekilde harekete geçen maddenin çok ağdalı olması yüzünden ve bu akıntıların çok yavaş ilerlemesine rağmen (yılda 10 sm).

Yeryuvarlağının katı kabuğunun tabanını etkileyen güçler kabukta yer yer kopmalara yol açan sünmeler meydana getirmeye yeterlidir.

Bu büyük kırılmaların yerel olarak yol açtığı ani ayrışma yüzünden birdenbire daha akışkan hale gelen magma, yarığın içine girer ve yüzeye doğru yükselir.

Basınç etkisiyle bu döneme kadar eriyik halinde kalan uçucu bileşikler hemen kabarcıklar haline gelir.

Magma sütunu yükseldikçe hidrostatik basınç eksildiği için bu kabarcıklar büyür.

Gerçekten gazlar püskürmenin itici güçleridir ve Rittmann’a göre magmanın gazlarını kaybetmesi volkanizmanm başlıca sebebidir.

Faal bir yanardağda dört şekle rastlanır: tam faaliyetsizlik, solfatar evresi, sürekli ve az faaliyet, püskürme.

Magmanın akışkanlığı az olduğu zaman gazın düzenli ve sürekli olarak çıkışı bozulur ve kesikli hale gelir.

Lavın yüzeysel serilimini yenmek için yeterli buhar basıncının birikmesi gerekir; bu birikme, birkaç yüz metre uzağa kor parçaları, curuflar (Stromboli, Eina, izalco, Mihara, Vezüv, Yahue) savuran patlamalara yol açar. Sürekli faaliyet, magması çok ağdalı olan yanardağlarda da görülebilir.

Şiddetli ve en güçlü püskürmeler çok değişik aralıklarla meydana gelir ve akışkan lavlı yanardağlarda da, ağdalı lavlı yanardağlarda da patlamalar arasındaki süre düzenli değildir. Püskürmenin şiddeti ve süresi de çok değişiktir.

Yayılan lavların hacmi birkaç bin metre küple 30-40 milyar metre küp arasında değişir. Magmanın yapısına göre püskürmeler taşmalı, patlayıcı ve ikisi ortası olabilir.

Püskürme yanardağın tepesindeki kraterden olursa buna iç merkezli (Vezüv, Stromboli, Asama, Sakuracima), bir ek kraterden veya yanardağın yanındaki bir yarıktan olursa yan merkezli (Etna), yanardağ konisinin dışında, yanardağın eteklerinin ötesinde olursa dış merkezli (Nyamla-gira) püskürme adı verilir.

Akıntılar her zaman yarıklardan çıkar; lavın krater kanatları üstünden aşmasına ender rastlanır. Püskürme yarığı bir yanardağ bölgesinin herhangi bir yerinde (İzlanda’da Threngslaborgir ve Laki, Kongo’da Kituro, Hawaii kıyısı), yanardağın eteğinde veya yanında (Etna 1669, 1928 ve 1950; Mauna Loa, Asama, Sakuracima, Nyamlagira) veya kraterin çeperinde (Vezüv, izalco, Calbuco) açılabilir.

Lavın ağdalılığına göre akıntılar, kilometrelerce uzağa kadar akar veya kaynaklarından birkaç yüz metre sonra donar.

Jaggar’a göre hipomagma, hidrostatik basınç sayesinde eriyik halinde su buharı ve gazlar kapsayan ergimiş silikat karışımıdır; yani hipomagma bir sıvı magma evresidir.

Dış basınç belli bir seviyenin altına düşünce uçucu cisimler yükselerek kabarcıklar meydana getirir: piromagma, sıvı silikatlı evreyle bu gazlı evrenin karışımıdır; gazların atmosfere karışmasından sonra fakirleşen lava epimagma denir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir