Yunus Emre

Yunus Emre Kimdir,Türk şair,Alim.Hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur. Bütün bilinenler bazı söylenti ve yorumlardır, ölümünden yetmiş veya yüz yıl sonra düzenlendiği sanılan Divanı’ındaki şiirlerinin Yunus Emreincelenmesinden XIII. yy. ortaları ile XIV. yy. başlarında yaşadığı anlaşılıyor.

Şiirlerinin daha çok halk toplulukları tarafından benimsenmesi, tekkelerde, köy kahvelerinde, daha sonra mevlitlerde besteyle okunması, hayatının bir masal havasına bürünmesine yol açtı.

Şiirleri arasına zamanla, kendisinden sonra yaşadıkları sanılan fakat çağları kesinlikle bilinemeyen aynı adlı başka şairlerin de eserleri karıştı. Orta Anadolu’nun birçok yerinde Yunus Emre adına mezarlar, makamlar yapıldı. Yunus Emre, çağların akışı içinde değişik çevrelerin duygularını, düşüncelerini yansıtan, halkın sevgilisi bir ozan oldu.

Kişiliği çevresinde birtakım masallar oluştu; kendisine halk tarafından kutsal bir nitelik verildi. Yunus Emre’nin Risaletü’n Nushiye (öğüt Risalesi) adlı küçük mesnevisinin incelenmesinden 1307 yıllarında hayatta olduğu ve bu sıralarda oldukça yaşlandığı açıkça anlaşılıyor, ölümünden sonra düzenlenen Divanının en eski nüshalarında yer alan bazı şiirlerindeki kavramlardan, anlatılan olaylardan Mevlânâ Celâleddin’i tanıdığı, onun toplantılarına katıldığı, onun «görklü nazarı»ndan ilham aldığı ve Fakıh Abmed’in, Mevlânâ’nın ölümlerine üzüldüğü sonucu çıkıyor.

Hayatı, çağı hakkında yapılan bütün varsayımlar, yorumlar şiirlerinde adı geçen ve XIII. yy. ortalarında yaşayan bu kişilerin biyografileriyle ilgilidir.

Yunus Emre’nin şiirlerinde ele aldığı kavramlar, işlediği konular onun derin bir din ve tasavvuf bilgisi edindiğini, İslâm edebiyatını, hadis ve Kur’an’a dayanan İslâm bilimlerini iyi bildiğini gösterir. Bektaşî Velâyetname’sine göre Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli halifelerinden Tapduk Emre’nin dervişidir.

Tapduk Emre, Barak Baba’nın; Barak Baba da Sarı Saltuk’un dervişi olarak gösterildiğine göre tarikat zinciri geriye doğru giderek moğol saldırıları sırasında Anadolu’ya gelen, kısa bir süre içinde halk tarafından benimsenen alp erenlere kadar varır.

Ancak bu durum da kesin bilgilere dayanmaz; birtakım yorumlardan, söylentilerden çıkarılır. Yunus Emre’nin hayatı, çevresi, düşünceleri, dünya görüşü, inançları, ne gibi bilgiler edindiği yalnız şiirlerden çıkarılabilir. Yunus Emre’nin önemi masallara karışan, efsaneleşen yaşayışında değil, şiirlerinde dile gelen düşünce ve duygulardadır.

Sadece kişisel bir nitelik taşımayan, bütün insan varlığını kuşatan bu duyuş ve söyleyişler Yunus Emre’yi kısa bir süre içinde şahsi varlığından sıyırdı ve Anadolu’nun bütününe yayılan, herkes tarafından tutulan bir insan durumuna getirdi.

Hayatı, çevresi kesinlikle bilinmeyen Yunus Emre’nin biraraya toplanan şiirleri üstünde yapılan incelemeler, onun değişik açılardan ele alınmasını gerektiriyor.

Yunus Emre sadece bir şair olarak değil, diliyle, düşünceleriyle, işlediği konularla türk edebiyat tarihinin, özellikle Anadolu’da gelişen türk dilinin kurucusu, yaratıcısı durumundadır.

Yunus Emre Şiiri

Yunus Emre’de aruz vezninin hece kalıplarına da uyan şekillerine bağlılık görülür. Bu tutum eski türk şiiriyle müslüman türk şiiri geleneğini birleştirir. Ancak bu ölçülerin Yunus Emre’nin elinden çıktığı gibi kaldığı da söylenemez.

Çünkü Divan da bulunan bazı şiirlerin aruz ölçüsüne uymasına karşılık, halk tarafından hece ölçüsüne göre söylendiği olmuştur. Yunus Emre’nin şiirinde kolay bir söyleyiş, derin bir seziş ve duyuş ağır basar. Şiirinin bütününü kaplayan konu, Tanrı ve insan sevgisidir.

Bazı şiirlerinde görülen şeriat kurallarına, sünnî inançlarına derin bağlılık, şiir dokusunu etkileyecek ve yönünü, yapısını değiştirecek nitelikte değildir. Bu türden öğretici şiirleri, her zaman ötekiler gibi coşkun, insanı derinden etkileyen ve duyarlı olan bir nitelikte değildir.

Onun şiirdeki başarısı en karmaşık konuları, özellikle din düşüncelerini yalın, yumuşak bir anlatımla ortaya koymasında, şiiri sadece bir biçim olmaktan kurtararak bir ince duyuş ve bir sıcak söyleyişle donatmasındadır.

Genellikle bütün şiirlerinde bir anlam bütünlüğü ve duygu sürekliliği vardır. Seçtiği konuları şiirleştirmesindeki ustalık, duyduğunu yapmacıklara ve sanat oyunlarına kapılmadan içinden geldiği gibi söylemesindedir; şiirinde bütünlüğü sağlayan ses yumuşaklığı, iç uyum, dizeler arasındaki anlam bağlantılarıdır.

Bir beyitten veya bir dörtlükten ötekine geçerken, İslâm etkisi altında gelişen türk şiirinde görülen anlam kopmaları, atlamalar Yunus Emre’de yoktur. Bu nitelik, onun şiiri sürekli bir duyuş ve sezgi içinde söylemesinden dolayıdır. Yunus Emre’nin şiirinde genel konu insandır.

İnsan, üç boyutlu olarak zaman akışı içinde ele alınır; geçmişi, geleceği, yaşadığı süre içindeki durumu, acıları, sevinçleri, Tanrı karşısındaki davranışları, tutumları bir bütünlük içinde şiire girer. İnsan, ümit eden, gelecekten, özellikle ahretten mutluluk bekleyen, bu yüzden de Tanrı’ya sığınan bir varlıktır.

Yunus Emre’nin insanı, sevgiye ve ümide bağlanmıştır. Şiirin özünde sevgi, ümit ve inanç iç içedir. Bir yerde insan sevgisi ümit biçimine girer; bir yerde inanç, sevgiye dönüşür.

Bu dönüşme yumuşak bir söyleyişle olur ve şiirin yapısından ayrı yorumlanamaz. Şiir, insanı açıklayan, onun iç dünyasını ortaya koyan, yorumlayan bir sanat ürünü niteliğine bürünür.

Yunus Emre Dili

Yunus Emre, Türk dilinin ve şiirinin kurucusu sayılır; tasavvuf ve eski felsefe konularını işleyen sayılı şiirlerinin dışında. bütün şiirleri çok kolay, herkesin anlayabileceği, yalın ve açık seçik bir halk Türkçesiyle yazılmıştır. Onda Türkçenin, bugün için unutulmuş en açık, en derin ifadeli sözleri ve deyimleri vardır.

Şiirinin çatısını kuran kavramların karşılığı genellikle konuşulan dilden, halk Türkçesinden türetilmiştir. Şiirinin derinliği bu söyleyiş yumuşaklığındadır. Birçok halk deyimini, halk kavramını şiire başarıyla sokmuş, şiir dilinin alanını halk topluluklarına kadar genişletmiştir.

Anadolu’nun en uzak bucaklarında şiirlerinin okunması, bestelenmesi, belli amaçla düzenlenen toplantılarda söylenmesi bu yüzdendir. Yunus Emre’nin şiirleri türk dili tarihi bakımından ayrı bir önem taşır.

Bugün unutulmuş birçok türkçe kelimenin kullanılış biçimleri, yapıları, anlamları o nun eserlerinden öğreniliyor. Bu kelimeler, Türkçenin şiir dili olarak gelişmesinde de etkili oldu.

Yunus Emre Düşüncesi

Yunus Emre’nin şiirinde işlediği konular, savunduğu düşünceler genellikle tasavvuf ve İslâm felsefesiyle ilgilidir. Bunlar, insan ile Tanrı, insan ile insanlar ve insan ile «kendisi» arasındaki karşılıklı ilişkilerdir. Ölüm, doğum, Tanrı adaleti, insan sevgisi Yunus un temel konulandır.

Bunların yanı sıra Yunus Emre’de, dört ilke (anasırı erbaa) öğretisi denen ve varlığın özellikle insanın hava, ateş, su ve topraktan kurulduğunu savunan görüş, göklerin yedi kat olduğu sonra arş ile kürs denen sekiz ve dokuzuncu katların geldiği inancı, eski Babil gök gözlemlerinin belli bir sonucu olan «felekler» öğretisi, mevalidi selâse (doğurucu üç öz) denen, cansızlar (cemadat) bitkiler (nebatat) ve canlılar (hayvanat) anlayışı, evrenin oluş ve yok oluş konusu geniş bir yer tutar.

Ayrıca hadisler, ayetler ve onlarla ilgili yorumlar, İslâm inançları içinde yoğrulmuş daha eski düşünceler, Orpheus ve Phythagoras öğretilerinin, inançlarının etkisiyle Anadolu’da gelişen görüşler yer yer şiire girer. Bu görüşler, bütün İslâm düşüncesinin ortak konularıdır.

Fakat Yunus Emre bunları daha çok konuşulan dille, halk diliyle işler. Konunun ağırlığı, dilin yumuşaklığı ve söyleyişin akıcılığı içinde erir. Şiir bir söyleyiş tatlılığı olarak geliştirilir.

Yunus Emre’nin şiirlerinde kullanılan felsefe ve bilim kavramlarının hepsi kendinden önce yaşamış İran ve arap şairlerinde, İslâm düşünürlerinde, filozoflarında, mutasavvıflarında vardır.

Bunları olduğu gibi şiirine sokan şair bazılarını türkçeleştirir, bazılarını olduğu gibi alır; fakat onun gerçek şiir gücü, işlediği konularda değil, bu konular karşısındaki tutumunda ve şiirlerinin anlatımında kendini gösterir.

Düşüncenin ağır bastığı şiirler daha yoğun olmakla birlikte, daha kurudur, öteki şiirlerindeki taşkınlık, insanı sürükleyicilik bunlarda yoktur.

Çağdaşı Mevlânâ’dan, kendinden önce gelen İran şahı Sadii Şirazi’den etkilenen Yunus Emre’nin şiirlerindeki eski kavramlar. islânı düşüncesinin ortak ürünleri olduğu için bunları adı geçen şairler den olduğu gibi aldığı söylenemez.

Yunus Emre bu ortak kavramlara yeni bir öz ve yeni bir deyiş özelliği katmış, onları bir bakıma «türkçeleştirmiştir». Bu eski felsefe ve tasavvuf kavramlarının çoğu îbni-Sina, Farabî, Gazzalî, Muhiddin Arabî gibi İslâm filozof ve bilginlerinin eserlerinde geçer.

Yunus Emre’de bunlardan başka ve dolayısıyla da olsa Senaî’nin, Şeyh Attar’ın, Zünnunı Mısrî ve Hallacı Mansur gibi mutasavvıfların etkisi görülür. Bu etkiler ve Yunus Emre’nin şiirlerinde işlenen konular, onun Ali ve evlâdına karşı derin bir sevgi duyduğunu.

Ali’nin yolunda gidenlerin izinden yürüdüğünü gösterir. Bundan da Yunus Emre’nin alevî-bektaşî tarikatına bağlı olduğu sonucu çıkarılabilir. Yunus Emre’nin halk tarafından sevilen ve benimsenen şiirlerinin çoğu bu alevî-bektaşî inançlarını konu edinenlerdir.

Etkileri

Yunus Emre’nin etkisi genellikle türk halk şiiri ve tekke şiiri üstünde olmak üzere iki ayrı doğrultuda görülür. Türk halk şiiri üstündeki etkisi hem din bakımından, hem de âşıklık geleneğini sürdürme bakımındandır. Halk edebiyatında daha çok «Aşık Yunus», «Yunus Emrem» «Derviş Yunus» … diye anılan Yunus Emre’nin aşık türünü konu edinip işleyen halk şairlerini etkilediği açıkça göıülür. Onun şiirleri, halk şairlerinin tarikat geleneklerini sürdürenleri üstünde de etkili oldu.

Bunun dışında halkın dinî inançlarına uygun gelen tekke şiiri üstündeki etkisi daha açık ve kesindir, özellikle alevî-bektaşî tekkelerinde Yunus Emre’nin şiirleri belirli makamlarla ve topluca okunur, törenlerde söylenir.

Bektaşîlerce «yedi ulu»dan biri sayılan Yunus Emre’nin XVI. yy.dan bugüne kadar gelen etkisi, zamanla, tekke geleneğine bağlı kalan halk şairlerinde ve özellikle Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Viranî, Niyazîi Mısrî, Gevharî. Emrah, Ruhsatî, Gedayî, Sümmanî ve Âşık Veysel’de görülür.

Bunların dışında kalan ve yalnız âşık geleneğini sürdüren Karacaoğlan ve izinden gidenlerde de açık bir Yunus etkisi vardır.

Yunus Emre’nin Cumhuriyet döneminden sonra gelişen yeni türk şiiri üstünde de açık etkisi görülür. Yunus Emre’nin, türk divan şairleri üstünde de etkisi oldu, özellikle mevlevî şairlerde bunun açık izlerine rastlanır. Bu etki, onun İlâhilerinin tekkelerde okunması dolayısıyladır.

XVI. yy.da İlâhileri yasaklanan, onları okuyanların ölümle cezalandırılmalarını öngören şeyhülislâm fetvalarına (Ebussuud Efendinin fetvaları gibi) karşılık koyu sünnîler arasında bile Yunus Emre sevimli, içten bir mümin şair olarak saygı gördü. Uzun bir süre edebiyat tarihçilerinin ilgisinden uzak kalan Yunus Emre üstünde birçok araştırma yapıldı.

Bu konuda ilk bilimsel çalışmayı yapan Fuad Köprülü oldu. Ondan sonra Burhan ümit (Toprak), Abdülbaki Gölpınarlı, Cahit öztelli, Sabahattin Eyüboğlu değişik açılardan Yunus Emre’yi yorumlayan çalışmalar ve incelemeler yaptılar.

1972 Yılında İstanbul’da toplanan Milletlerarası Yunus Emre seminerinde Yunus Emre’nin sanatında ve düşüncesinde hümanizma anlayışının yeri, konusu üstünde duruldu.

Abdülbaki Gölpmarlı Yunus Emre’nin ve öteki Yunus’ların şiirlerini geniş bir incelemeden geçirerek biraraya topladı ve Yunus Emre Divanı adı altında yayımladı (1944).

Yunus Emre Divanı

Yunus Emre’nin şiirlerinin toplandığı eser. Yunus Emre’ye ve aynı adı taşıyan başka şairlere ait olduğu söylenen şiirler, değişik zamanlarda biraraya toplandı.

Bunlara Yunus Emre Divanı adı verildi. Bunların en eskisi, Yunus Emre’nin ölümünden yetmiş veya yüz yıl sonra düzenlendi. Divandaki şiirlerin hepsinin Yunus Emre’nin eseri olduğu kesinlikle bilinmiyor.

Efsanelere göre Yunus Emre’nin bir şiiri olduğu söylenirse de Divan’da yer alan şiirler 150-200 arasındadır. Yunus Emre’nin dinî-didaktik mesnevisi Risaletü’n-Nushiye de (öğüt Risalesi) Dıvan’da yer almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir