Arastalar Nedir,Arasta Çarşısı Tarihi

Arastalar Nedir, Büyük camilerin çevresini oluşturan medrese, hamam darüşşifa, sıbyan okulu gibi tesislerle birlikte, veya karşılıklı iki sıra halinde ahşap ya da kagir olarak inşa edilen dükkan topluluğundan oluşan büyük çarşılara “Arasta’’ adı verilirdi.

Arasta Çarşısı Tarihi

“Lugat-ı Ebüzziya” da arastaların ordu pazarı veya asker çarşısı olduğu belirtiliyor.

Arastalar genellikle medrese, darüşşifa,
imaret, hamam gibi hayır kuruluşlarına gelir sağlardı.

Fatih’in Türkçe vakfiyesinde:

Arastalar Nedir,Arasta Çarşısı Tarihi
Büyük camilerin çevresini oluşturan medrese, hamam darüşşifa, sıbyan okulu gibi tesislerle birlikte, veya karşılıklı iki sıra halinde ahşap ya da kagir olarak inşa edilen dükkan topluluğundan oluşan büyük çarşılara “Arasta’’ adı verilirdi.

“İnşa buyurdukları cami-i cedid kurbünde ve Medine-i Latifenin vasatında vaki pazar ki suk-i kebirdir.

Dekakin ve hucucatı
müştemil ve Sultanpazarı denilmekle maruf ve medarisi şerife etrafını muhitdir286 bab dükkan ve 32 bab hücuraü müştemildir. ”

Denilmektedir ki, bu da çevre halkının arastalardan her türlü ihtiyaçlarım sağlamaları amacıyla yapıldığım ortaya koymaktadır.

Bu dükkanlar ve hücreler bir sistem ve bir programla inşa edilmiş oldukları gibi, bulundukları yeri süslediklerinden dolayı Farsça’da süslemek anlamına gelen “Arasten” mastarından alınarak “Arasta” denilmiştir.

Arastaların önünden geçen sokakların genellikle üzeri açıktı.

Bazı yerlerde Direklerarası’nda olduğu gibi önlerinde Kemerli bir revak bulundurularak kısmen örtülürdü.

Eğer, üzerleri tamamıyla kubbelerle kapatılırsa o kürlere “Kapalıçarşı” denilmektedir.

Çift sıralı olup da üstleri tamamıyla kapatılmamış tek sıra halindeki dükkanların boydan boya uzanan ön cepheleri geniş bir saçakla örtülüdür.

Bunların arasında oldukça büyük bir çarşı meydana getirenler bulunurdu.

1918 yılında Fatih yangınından sonra, bu yörenin yeniden düzenlenmesi sırasında ortadan tümüyle kalkan Fatih Camii manzumesinin arastası “Haffaflar” ya da “Saraçlar” çarşısı olarak anılırdı (Süheyl Ünver, 140 sene önce İstanbul).

Mesela Mısırçarşısı, İstanbul’un en mükemmel bir arastasıydı.

Yenibahçe’de Mimar Sinan tarafından inşa edilen Hüsrev Paşa Türbesi yanında yer alan Hüsrev Paşa Çarşısı yine bu tip çarşılardandı.

Yine İstanbul’un ünlü Esirpazarı, Kapalıçarşı ile Çemberlitaş arasında yer almaktaydı. Cerrahpaşa’da bulunan eski Avratpazarı da Esirpazarı gibi arasta niteliğini taşımakla beraber, bu tip çarşılardandı.

Bu çarşıda satıcı ve alıcılar hep
kadındı.

Süleymaniye Medresesi’nin bitişiğinde sıralanan dükkanlardan oluşan arasta gibi çarşı bugün hala ayakta durmaktadır.

Süleymaniye Caddesi’ne yakın olanlar Tıryaki, Haliç tarafında bulunanlar Dökmeciler Çarşısı olarak adlandırılmaktadır.

Ayasofya’nın Marmara denizine bakan cephesinde de arasta kurulmuştu.

Bu çarşının 1948 yılında tamir sırasında büyük bir kısmı yıkılmıştır.

Birkaç tanesi bu sebeble Bizans stilinde ta’dil edildi.

Sonradan yine ta’dil edilerek bugün Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi ve deposu olarak kullanılmaktadır.

Laleli Camii altındaki mahzen çarşı da bu tipe girmesi gereken önemli bir yerdir.

Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nde bulunan Anzavur Pasajı bir camii manzumesi olmadığından arasta niteliği yoksa da yapı biçimi bakımından tipik bir arasta benzeri çarşıdır.

Sultanahmet’teki Arasta, Mozaik Müzesi’nin yanında ve bugün pek az bölümleri ortaya çıkarılan Bizans Sarayı’nın bulunduğu yerdeydi.

Arasta kazısı: Bizans Sarayı’nı bulmak için kazıyı 1935 yılında İskoçya St. Andrews Üniversitesi profesörlerinden J.H Baxter tarafından başlanmıştır.

1932 yılında İstanbul’a gelerek Bizans sarayları üzerinde araştırmalar ve incelemeler yapan Prof. Baxter, daha sonra David Russel’in yardımlarıyla kazı işlerine girişmiş ve kısa süre içinde eşine rastlanmayan Bizans mozaiklerini ortaya çıkarmıştır.

Bugün “Mozaik Müzesi”nde sergilenen bu mozaikler, o güne kadar rastlanan Bizans mozaiklerinden çok değişiktir.

Bunlar, avlar, hayvan, mücadelelerini anlatmakta, mitolojik bazı olaylar, ağaçlar, pastoral sahneler tasvir edilmektedir.

Arkeolog Baxter’in Arasta’da kazılar yaptığı sıralarda İstanbul gazetelerinde ve dünya basınında oldukça ilginç yazılar yayınlanmaktaydı.

Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu 30.6.1935 tarihli ve “Bizans Sarayı’nın İzleri Arasında” başlıklı yazısında bu kazı hakkında şu satırlara yer vermektedir:

-“Mağnora Sarayı, eski Bizans Sarayı’nın bin-bir gece efsanelerini hatırlatan “teşrifat” debdebelerine sahne olmuş bölümlerinden
biridir. Üzerine imparator oturduğu zaman güvercinli Bizans tahtının makaralar ile kubbesine yükseltildiği söylenilen Magora’dan
geçen zaman kafa tutarak arta kadar, kemerde ve hatta küçük parçalardan bugün yararlanılabilir… Kızgın güneş altında her gün
dokuz saat çalışan İskoçyalı Prof., şimdi Hrisotiriklinos’a yaklaşmış bulunuyor.

Bulunan mozaiklerin gösterdiği yön İmparator II. Jüstinyen ile İmparatoriçenin özel dairelerine yaklaşan kazma Hrisotiriklinos’tan bize nasıl bir iz bulabilecektir?

Küçük bir geçit yolunu bu kadar değerli bir mozaikle süsleyen savurgan Bizans Sarayı, İmparator dairesinin zemin katında bize çok büyük bir sürpriz saklamış olabilir.

Prof. Baxter en önemli çalışmasını şimdi yerinde bulunmayan “Pazar Tekkesi’nin içinde yaptı.

Bir zamanlar o tekkenin içinde oturanların sularını soğutan, yemeklerini kokmaktan kurtaran bir bodrum, yarın mukaddes Bizans Sarayı’nın bitişik üç kilisesinden biri olduğunu, yani Saint Demeter’e adanmış bir saray kilisesi olduğunu önemle göze vuracak bir özellik kazanabilir…”

Kazıların yapıldığı o günlerde, Avrupalı ilim adamları İstanbul’un tarih bakımından Eski Roma’dan çok daha önemli olduğunu belirtiyorlardı.

Bunlardan biri doktor J.B. Burey’di.

Nitekim profesör Baxter ve arkadaşlarının Bizans İmparatorlarına ait
sarayları bulmak için yaptıkları kazılar da bunu ispatlıyordu.

Bir cevap yazın