Artuklu Beyliği,Tarihi,Sanatı

Artuklu Beyliği Artuk Bey oğullarının kurduğu beyliğin adı. Beylik üç kola ayrılır:

1) Hısn-ı Keyfa, 2) Mardin, 3) Harput. 1) Hısn-ı Keyfa Artukoğulları (Sökmeniler de denir). Merkez-: Hısn-ı Keyfa. Sokman (Sökmen) tarafından 1101 yılında kuruldu. 1183 Yılında başkent Diyarbakır oldu.

Hısn-ı Keyfa Artukluları, pek az bağımsız kalabildiler. Çevrelerinde bulunan devletlerin buyruğu altına girdiler. Nihayet Eyyubiler bu dala 1231 yılında son verdiler.

2) Mardin Artukoğulları Başkenti: Mardin. Artuk Beyin oğlu ilgazi tarafından 1108 yılında kuruldu.

Artuklu Beyliğinin en uzun ömürlüsü bu olmuştur. Halep ahalisinin isteği üzerine bu şehri de sınırları içine aldı. İlgazi, Haçlılara karşı başarılı savaşlar yaptı, ölünce oğulları bulundukları şehirleri ayrı ayrı idare ettiler.

Yeğeni Belek, llgazi’nin yolundan giderek Haçlılara karşı zaferler kazandı, İslâm dünyasında büyük bir ün yaptı.

Menbic’i kuşattığı sırada şehit düştü (1124). Selâhaddin Eyyubi, Devletini kurunca bunların iç işlerine karıştı, hattâ daha ileri giderek bazı şehirlerini ele geçirdi. Güçten düşen Mardin Artukoğulları sırasıyla Eyyubilerin, Anadolu Selçuklularının ve İlhanlıların buyruğu altına girdiler.

Son yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlular ile çarpışmak zorunda kaldılar. Bu arada Timur da ülkelerini zaptetti. Sonunda Karakoyunlular Mardin’i alarak bu beyliğe son verdiler (1408).

3) Harput Artukoğulları. Artukoğullarının en kısa ömürlüsü bu beylik olmuştur. Adını başkentlerinden almıştır. Kurucusu Mardin Artukoğulları beyi Melik Fahreddin Kara Arslan Bey oğlu Melik imadeddin Ebubekir’dir (1185).

Bunlar daha çok Hısn-ı Keyfa Artuklu Beyliği ile savaştılar, sonunda Anadolu Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubad I, Harput’u alarak Artukoğullarının bu dalına son verdi (1233).

Artukoğulları Beyliği

Artuklu Beyliği Sanatı

Türklerin Anadolu’ya giriş ve batıya doğru ilerleyiş yıllarında özellikle Güneydoğu Anadolu’da yerleşenler daha çok Diyarbakır, Mardin ve Hasankeyf (Hısn-ı Keyfa) dolaylarında yan bağımsız beylikler kurmaya başladılar ve kısa bir süre içinde değişik bir sanat anlayışı gösteren eserler verdiler.

Diyarbakır’da, Anadolu’nun ayakta duran, en eski yapılarından biri olan Ulu camii nin kökleri ve ilk yapım tarihleri Melikşah’a kadar gitmekle beraber genel biçimini alışı daha çok Artukoğulları beyliğinin hüküm sürdüğü yıllarda olmuştur. Bu yapının önemi yalnız erken bir tarih taşımasından gelmez.

Taşıdığı planın özellikleri uzun yıllar bu çevredeki yapılan etkiledi ve devamlı bir gelişmenin kaynağı oldu.

Ulu cami’den başka Diyarbakır’da Artukoğullarının yapı zenginliğini gösteren iki önemli eser daha vardır.

Bunlar aynı zamanda Anadolu’da yapılmış en erken tarihli iki açık medresedir, birincisi 1198 tarihli Zinciriye, İkincisi 1198-1223 tarihli Mesudiye medreseleri’ dir. Bu yapılar, orta avlu etrafına yerleştirilmiş eyvanlardan ve medrese odalarından meydana gelir. Zinciriye tek katlı, Mesudiye iki katlı olarak düşünülmüştür.

Çağın en önemli kültür merkezleri olarak beliren bu yapılar, Gazneliler ve Büyük Selçuklular devrinin ortaya koyduğu dört eyvanlı medrese geleneğinin Anadolu’ya iletilmesinin ilk örnekleridir. Bu geleneklere Güneydoğu Anadolu’nun zengin taş işçiliği de eklenmiş, yapılar bir kat daha zenginleştirilmiştir.

Diyarbakır’da bir de Artuklu Beyliği devrinden kalma saray vardır. İçkalesinde yapılan kazılar sonunda meydana çıkarılan bu saray, zengin bezemelerle süslenmiştir. Planı dört eyvanlı bir şekil gösterir ve böylece medrese mimarîsiyle aynı şemayı tekrarlar.

Kazının ortaya koyduğu önemli bir nokta da bezemeleri içinde cam mozaiklere rastlanmasıdır. Süslü bir havuzun zemininde kullanılan bu cam mozaikler, türk bezeme sanatında ilk defa burada görülür.

Çift başlı kartal armaları taşıyan çiniler Diyarbakır surlarında görülen kabartmalarla aynı devir özelliklerini taşır. 1206 Yıllarında yapıldığı anlaşılan bu saray, türk plastik sanatının sayılı güzel örnekleriyle süslüdür.

Artuklu Beyliğinin ikinci büyük merkezi olan Mardin’de de bu devrin yapıları çoktur. 1176 Tarihli Ulucami, 1312-1361 tarihli Babüssur camii, 1230-1260 tarihli Hatuniye ve Şehidiye medreseleri, 1385 tarihli Sultan îsa medresesi, ayakta kalabilen eserlerin başında gelir. Camiler daha önceki örneklerin planını tekrarlamakla beraber, dilimli taştan kubbeleriyle dış görünüşleri bakımından zengin ve farklıdır.

Türbe ve cami kısmında da dilimli kubbelerin kullanıldığı Sultan İsa medresesi iki katlıdır ve kapalı bir yapı topluluğu meydana getirir. Burada taş işçiliği büyük bir hamle yaparak çok zengin görünüşlere erişmiştir.

Ana eyvanlardan suların akarak orta avluya geldiği bu medrese, eğimli bir arazide yapılmasına rağmen bulunduğu yere ustaca yerleştirilmiştir. Bütün bu çevrenin genel özelliği olan bazı yenilikler bu yapıda da mevcuttur.

Mardin’in ilçesi Kızıltepe’deki Ulucami, türk mimarîsinin olduğu kadar Artuklu Beyliği devri mimarîsinin de en önemli yapılarından biridir.

1204 Yıllarına doğru yapılan bu bina, diğer Ulucamilerin planını tekrarlamakla beraber süsleme ve genel görünüşü bakımından dikkat çekicidir. Bugün yer yer yıkılmaya yüz tutmuştur, fakat mihrap süsleri ve ön cephesi eski durumu hakkında fikir verebilecek güçtedir. Son araştırmalar, önünde bir avlusu 2 minaresi bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bu yeni buluntularla yapının planı bütün olarak tespit edilebilmiştir. Silvan ilçesindeki Ulucami de Kızıltepe Ulucamii gibi bir Artukoğulları devri yapısıdır. Yapı mihrap önüne süslü bir kubbe kullanılması bakımından geleneksel bir özelliği sürdürür.

1166 Tarihli Harput Ulucamii de aynı devrin eseri olmakla beraber plan şemasında görülen bazı değişikliklerden dolayı bu gruptan biraz ayrılmaktadır. Bu ayrılık, minaresinde de görülür.

Genellikle tuğla, fakat yer yer sırlı tuğla ve çinilerin kullanıldığı (bugün biraz eğilmiş olan) bu minare diğer camilerin taştan yapılmış ve kare şeklinde olan minarelerinden çok farklıdır.

Bu devir sanatının ortak yanı, Türklerin daha önce eriştiği özellikleri Anadolu’ya aktarmak ve bulundukları yörenin iklim şartlarına uygun yeni üslûpları denemektir.

Bütün bu değerler Anadolu’ya ilk yerleşme yıllarından itibaren hızla oluştuğu için Artuklu Beyliğinin sanatı daha çok önem kazanmaktadır. Bu denemeler sürekli olarak geliştirilmiş ve olgunlaştırılmıştır.

Bir cevap yazın