Bâb-ı Hümayun Hazinesi

Bâb-ı Hümayun Hazinesi Osmanlılarda saraya mensup bir kişinin ölümünden sonra devlete intikal eden mal ve parasının saklandığı yerin adıdır.

Hazinedarbaşının gözetim ve yönetiminde olan bu hazine, Bab-ı Hümayun’da bulunduğundan bu adı aldı.

Ayrıca, “Taşra Saray Hazinesi” ve “Enderun Hazinesi” de denilirdi.

Devlet gelirlerinin toplandığı “Bab-ı Hümayun Hazinesi” Topkapı Sarayı’nın üçüncü kapısından sonra harem dairesine kadar olan bölümüydü.

Burası “İç Hazine” ve “Dış Hazine” olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı.

Bunlara bakmakla görevli bulunan Hazine Kethüdaları ve Hazinedarbaşılar hünkarın en güvendikleri kişilerden seçilirdi.

Hazinedarbaşı her zaman Padişahın yanında bulunurdu.

Bunlar Babüssaade ağalığına da getirilirdi.

“Bab-ı Hümayun Hazinesi”nde saklanan eşyalar genellikle padişahlara ait olup, bunlar değerli taşlar, mücevherler, altın, gümüşten hediyeler, hançerler, kılıçlar, çok değerli kumaşlar gibi eşya idi.

Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferi dönüşünde kulandığı bir mühür Hazine Kapısı’nda bulunan Hazine kethüdasında dururdu.

Eğer Hazine kethüdası başka bir göreve atanacak olursa, geleneklere göre kendi yerine gelene bu mührü teslim ederdi.

Yavuz Sultan Selim’in bu mühür ve “Bab-ı Hümayun Hazinesi” için şöyle vasiyette bulunduğu bazı tarihçiler tarafından belirtilmektedir:

“Benim altınla doldurduğum bu hazineyi benden sonra gelenlerden kim mangırla doldurursa hazine onun mühürü ile mühürlensin.

Aksi halde benim mührümle mühürlenmekte devam edilsin… ”

Bir cevap yazın