Babiller,Tarihi,Babil Ülkesi,Babil Sanatı | Tarih Bilgileri |

Babiller Hakkında Bilgi,Babiller Kimdir BABİL veya BABYLON, Irak’ta Fırat’ın doğu kıyısında eski Mezopotamya’nın en büyük şehirlerinden biri; babilli sülâlelerin idare merkezi.

Babiller
BABİL veya BABYLON, Irak’ta Fırat’ın doğu kıyısında eski Mezopotamya’nın en büyük şehirlerinden biri; babilli sülâlelerin idare merkezi.

Bugün harabeler Kasr, Merkez, Amran İbn-Ali, İsn-il Esved ve Cum-cumah adlı tepelerin üzerinde görülmektedir.

Tevrat’taki, Babel adı, sümerce «tanrı’nın kapısı» anlamına gelen kelimenin Babili şeklinde akkadca tercümesidir.

Çivi yazılı metinlerde şehrin birçok takma adına rastlanmıştır.

Şehrin kimin tarafından kurulduğu kesinlikle bilinmemekle beraber Babil isminin aslında sümerce olması şehri kuranların Sümerler olduğunu göstermektedir, idare merkezi olarak önem kazanması I. Babil sülâlesi zamanındadır.

Kutsal Kitap yazarları ve grek tarihçileri bize ancak Nabukodonosor II devrinde (M.ö. Vl.yy.) altın çağını yaşayan büyük Babiller’i anlatırlar.

Şehir, dörtgen bir plana göre kurulmuştur.

Biri iç, diğeri dış olmak üzere 16,5 km uzunluğunda iki surla çevrilmiştir.

Surların dışında bütün şehri çevreleyen geniş bir su hendeği bulunmaktadır.

Şehrin doğu tarafında iki surun arasında üçüncü bir duvar daha vardır.

Surların üzerinde belirli aralıklarla kuleler yer alır.

Şehir biri eski, diğeri yeni olmak üzere iki kısımdan ibarettir.

Çivi yazılı metinlere göre şehrin Uraş, Zabaka, Marduk, Iştar, Enlil, Sin, Adad ve Şamaş adlarını taşıyan sekiz kapısı vardır.

Kazılar sonucunda bu kapılardan ancak 12 m yüksekliğindeki Iştar kapısı restore edilebilmiştir.

Kapının duvarları renkli tuğlalardan yapılmış hayvan tasvirleriyle süslüdür.

Aslanı, boğayı ve bir ejderi gösteren bu frizlerin bir kısmı bugün İstanbul Arkeoloji müzesinin Eski şark eserleri bölümündedir.

Bu kapı, arslanlarla süslü bir şeçitle (30 m) dinî tören yolu’na varmakladır.

Bu yol, tanrı Marduk’un büyük tapınağı Esagila’ya giderdi.

20 m yükseklikteki bu tapınak 550X450 m’lik bir alanı kaplamaktadır.

Bunun yanında 90 m’lik (ziggurat) veya Babil kulesi yükselmektedir.

Antik yazarlar tarafından dünyanın yedi harikasından biri olarak gösterilen Asına Bahçeleri de Koldewey’in kazıları sonucu ortaya çıkarılmıştır.

Ayrıca şehrin birçok kanal ve köprülerle birbirine bağlanan mahallelerden meydana gelmiş olduğu, her mahallede ayrı bir tapınak ile birkaç sunak bulunduğu bu kazılarla anlaşılmıştır.

A.H. Layard’ın bulduğu Ninova’daki Asurbanipal kitaplığında ele geçen ve Babiller Şehrinin Tarihi adını taşıyan çivi yazılı bir metinde, Babil’de, 53 büyük tapınak, 650 küçük tapınak, 360 sunak, 2 âyin yolu, 24 büyük cadde, 3 kanal’ın varlığı bildirilmektedir.

Bu metin bize şehrin büyüklüğü hakkında iyi bir fikir vermektedir.

Abidevî bir aslan heykelinin bulunmasıyle ortaya çıkan Babil kalıntıları 1583’ten beri seyyahlar ve araştırıcılar tarafından incelenmiştir.

İlk defa C.S. Rich (1811-1817), sonra A.H. Layard (1850) Bahirde kazı yapma işine girişmişlerdir.

Büyük bir heyetle yapılan ilk çalışmalar ise Fransızlar tarafından Oppert’in idaresinde (1851-1854) yapılmıştır.

Daha sonra Alman Şarkiyat cemiyeti tarafından Koldewey’in başkanlığında sistemli kazılara başlanmış (1899-1917), Birinci Dünya savaşından sonra ise Amerikalılar ve İngilizler adına çeşitli bilim kurumlan tarafından kazılara devam edilmiştir.

Babil, tutsaklık döneminin 70 yılını burada geçiren Yahudi halkı ile sık sık savaştı; Yahudiler Babil’den sefahat ve putperestlik yuvası diye söz ederler, ona «Büyük Fahişe» adını verirler.
Protestanlar eskiden bazen Roma’ya da Babil adını verirlerdi.

Babil Esareti

Yahudilerin Babilliler tarafından sürgünde tutuldukları dönem.
Yahudilerin Mısırlılarla birlikte çevirdikleri entrikalar üzerine Babil kralı Nabukodonosor II, M.ö. 597 ve 586’da Kudüs’ü ele geçirdi ve Yahudilerin büyük bir kısmını Babil’e sürdü.
538’de Keyhüsrev Babil kralı oldu ve sürgünlerin yurtlarına dönmelerine izin verdi.
Küçük bir grup bu imtiyazdan yararlandı, ama çoğunluk Babil’e yerleşti ve cemaatler meydana getirdi.
Babil Talmud’unu bu cemaatler hazırlamıştır.
Bazen romalı katolikler de, papazların Avignon’da 70 yıl kadar (1309-1378) süren ikamet devresine «Babil esareti» adını verirler.

Babil Kulesi

Tevrat’a göre Nuh’un torunlarının gökyüzüne ulaşmak amacıyla yaptıkları kule; Babil’in ziggurat’ma tekabül eder.
Tevrat (XI, 3-4) bu yapı için şöyle der: «Ve birbirine, geliniz kerpiç keselim ve onları ateşte pişirelim, dediler ve kerpiç onlara taş yerine ve yer katranı dahi kireç yerine oldu ve sonra geliniz bütün yeryüzüne dağılmamak için kendimize bir şehir ile tepesi semaya kadar bir kule bina edip kendimize nam kazanalım dediler.» Babil kulesi büyük teraslar halinde yükseliyordu.
Heredot, her biri ötekinden küçük olarak üst üste yapılmış, en küçüğünün üstünde de tapınak bulunan sekiz kuleyi anlatır (aslında yedi kule vardı). Ziggurat, zigura ve ziggurah.
Sümer-Babil basamaklı piramit veya kulelerine verilen adın çeşitli yazılışlarıdır.
Babil kulesinin temeli 90 m genişlikteydi.
Yüksekliği de 90 m idi. Birinci kat 33 m, ikinci kat 18 m, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı katlar 6’şar m yüksekliğindeydi.
En yukarıda Babil’in tanrısı olan Marduk’un tapınağı 15 m yükseklikteydi.
Tevrat’ta Yahudilerin insan küstahlığının en üstün örneği olarak saydıkları kulenin dev gibi kütlesi etrafında, rahip sarayları, geniş ambarlar, misafir odaları yer almaktaydı.
Kulenin üstündeki tapmakta heykel yoktu.
Orada iyi hazırlanmış bir yemek yatağı (bütün kibar Doğulular, Yunanlılar ve Romalılar gibi yatarak yemek yerlerdi), yatağın önünde bir altın kaplama masa vardı.
Bu en kutsal yere halk giremezdi. Çünkü bizzat Marduk burada görünürdü.
Onun görünüşüne alelâde ölümlüler dayanamazdı.
Sadece, seçme bir kadın geceden geceye Orada kalır, tanrının zevkine hazır olarak beklerdi. Tikulti-Ninurta, Sargon, Sanherip ve Asurbanipal, Babil’i almış ve Babil kulesini tahrip etmişlerdi.
Nabopolassar ve Nabukodonosor onu yeniden kurdular.
Keyhüsrev M.ö. 539’da şehri zaptettiği zaman kuleyi yıkmayan ilk fatih oldu.
Kule Keyhüsrev’i o kadar büyüledi ki, kendi mezarını da küçük bir babil kulesi olarak yaptırdı.
Kule Kserkses tarafından son defa tahrip edildi (M.ö. 479). Büyük İskender Hint seferinden Babil’e geldiği zaman harabenin kargısında büyülendi; iki ay, 10 bin kişiyi molozları temizletmek için çalıştırdı.

Babil Ülkesi

Başkenti Babil olan ön Asya bölgesi Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki çok verimli bir sahadır.
Başlıca şehirleri Babil, Seleukeia ve Ktesiphon idi.
Çivi yazılı Büyük Babil kral listesinde, 9 babil sülâlesinden bahsedilmektedir.
Fakat, diğer bazı listelerde Babil şehrinin kurulmasından önceye ait olan 21 sülâle daha gösterilir.
Böylece sayısı otuza Çıkan babil sülâlelerine bir de «Yeni Babil» sülâlesi eklenirse Mezopotamya’da da 31 kral sülâlesinin hâkim olduğu anlaşılır.
Bunlardan 1-19. sülâleler daha çok Sümer krallarının mensup oldukları hanedanlardır.
Çivi yazılı kroniklerde 22. sülâle olarak gösterilen sülâleye modern tarihçiler tarafından «I. Babil sülâlesi» adı verilmektedir.
M.ö. II. binyılda, Mezopotamya’da görülen en büyük ve en iyi teşkilâtlanmış bir devlet olan I. Babil devleti (M.ö. 1830-1530) burada kurulmuştur.
Bu devleti Samîlerin bir kolu olan Amurrular kurmuştur.
Sülâlenin ilk kralı ve kurucusu olarak Şumu Abum’u görmekteyiz (M.ö. 1830-1817).
Bundan sonra sırasıyla Şumu Lailu (M.ö. 1817-1781), Sabum (M.ö. 1781-1767), Awilsiu (M.ö. 1766-1749), Sinmuballit (M.ö. 1749-1729) adlı krallar tahta geçmiştir.
Bu sülâlenin en büyük kralı Hammurabi’dir (M.ö. 1728-1686). [Hammu, reis; Rabi, büyük anlamına gelmektedir.] Hammurabi özellikle ülkenin dinî ve İktisadî hayatının düzenleyicisi ve kanun koyucu olarak ün kazandı.
Amurru sülâlesi Mezopotamya’yı Elâmlılardan temizledi ve hattâ Elâm’ı nüfuzları altına aldı.
Hammurabi. askerî seferlerden çok, iç işlere önem verdi.
Bu kral zamanında Mezopotamya’da ilk defa gerçek anlamda merkezileştirilmiş bir birleşik devlet kurulmuştur.
Hammurabi’nin asıl şöhreti, toplamış olduğu kanunları bir araya getirmesidir.
Bu kanunlar topluluğuna Kodex (bütün, külliyat) adı verilir.
Bu Kodex’te bütün medenî hukuk ve ceza hukuku ile ilgili 300 kadar madde vardır.
I. Babil devletinin ömrü uzun olmadı.
Hammurabi’den sonra gelen krallar devrinde yer yer isyanlar patlak verdi.
Dıştan komşu devletlerin taarruzları başladı.
Bu devrin silik kralları şunlardır: Şamşu iluna (M.ö. 1685-1648), Abi Eşuk (M.ö. 1648-1620), Ammu Ditana (M.ö. 1620-1583), Ammu Arnika (M.ö. 1583-1562).
Bu devirde, önce güney kıyı eyaletleri Babil’den ayrıldı.
Kuzeyden, doğudan ve batıdan gelen istilâ dalgaları Babil devletinin kendisini toplamasına imkân vermedi.
Bu istilâlar arasında kuzeyden gelen bir akım çok şiddetli oldu.
Anadolu’da büyük bir medeniyet ve devlet kurmuş olan Hititler M.ö. 1530’a doğru Fırat’tan güneye inerek son kral .
Şamşu Ditana’yı (M.ö. 1562-1530) yendiler ve Babil şehrini alıp, bu sülâleyi ortadan kaldırdılar.
Her ne kadar bu istilâ gelip geçici olduysa da, bu darbeden sonra Babil devleti kendisini toparlayamadı.
Ancak 1000 yıl sonra II. Babil devleti zamanında tekrar parlak bir devreye kavuştular.
Hitit akımından sonra ülkeyi Kassitler ele geçirdi ve M.ö. 1160 tarihine kadar yönetti.
Kuzeydoğudaki Zağnos dağlarından gelen Kassitler Babil’in yüksek kültürünün tesiri altında kaldılar ve onların medeniyetini benimsediler.
Bundan sonra da Babil bir süre mahallî hükümdarlar tarafından yönetildi.
Babil ülkesi bundan sonra M.ö. 625’e kadar Asur hâkimiyeti altında kalmıştır.
Fakat bu siyasî üstünlüğe rağmen Asur krallığı da kültür bakımından Babil’in tesirinden kurtulamamıştır.
Buna en güzel örnek olarak Asur resmî yazıtlarının Babilce olarak kaleme alınmış olması gösterilebilir.
Yeni Babil devri (Kaideliler). Asurbanipal’ın ölümüyle (M.ö. 626) Asur devleti zayıfladı.
Neticede Babilliler ile Medler birleşip Ninova şehrine yürüdüler. Asur devleti de fiilen ortadan kalkmış oldu.
Ninova’nın düşüşünden sonra Aşşur-Uballit II (M.ö. 612-605) Harran’da kendisini Asur kralı ilân etti.
Fakat bu sıralarda kurulmuş olan Yeni Babil devleti kralı Nabukodonosor Harran’daki Asur devleti kalıntısını tamamen ortadan kaldırdı.
Yeni Babil devri M.ö. 625-539 arasında devam etmiştir.
Bu süre içinde 5 kral gelmiştir.
Bunlar sırasıyla, Nabupolassar (M.ö. 625-605), Nabukodonosor (M.ö. 605-562), Evil Merodak (Avil-Marduk M.ö. 562-560).
Nergal-Şar-Uşur (Neriglisser M.ö. 560-556), Nabunaid’dir (Nabonid M.ö. 556-539).
Nabupolassar’ın oğlu Nabukodonosor Asur devletinin yıkılışında önemli rol oynamıştır.
Devrinin en önemli kralıdır.
Babil’e bütün eski parlaklığını kazandırmak için babası tarafından başlanan çalışmalara devam etti; büyük surlar yaptırdı ve bir istilâya karşı şehrin etrafında kanallar açtırdı.
Bütün emeli Kudüs’ü ele geçirmekti.
Bunun için önce yerlileri ayaklandırmak istedi.
Kudüs kralı bunun üzerine Babil’e verdiği yıllık haracı kesti.
Bu olaya kızan Nabukodonosor M.ö. 593’te Kudüs’e bir orduyle yürüdü.
Kudüs kralını esir etti ve Kudüs halkından esirler alarak Babil ülkesine götürdü.
Fakat Kudüs’ün bağımsızlığına dokunmadı.
Başka bir kralı Kudüs’ün başına getirdi.
Ancak bu yeni kral da Babil’e düşmanca davranıp Mısır’a yanaşınca, Nabukodonosor ikinci defa Kudüs’e yürüdü.
Çok mukavemet eden şehri M.ö. 586’da zaptetti, Kralın gözlerini oydurdu ve Babil’e götürdü, oğullarını idam etti.
Kudüs halkını da Babilliler ile değiştirdi.
Nabukodonosor zamanı Babil’in parlak devri olmuş, fakat bu kralın ölümünden sonra Babil devleti gittikçe zayıflamıştır.
Nabukodonosor’un oğlu ve halefi Evil-Merodak kendisini dinsizlikle suçlayan din adamları tarafından öldürülmüş; eniştesi Nergalşar-Uşur’un ölmesi ve oğlunun dokuz aylık saltanattan sonra M.ö. 556’da öldürülmesi üzerine, Harran’lı bir rahip ailesinden olan yaşlı biri, Babil tahtına çıktı.
Nabunaid adını alan bu yabancı kralı Babilliler bir türlü sevmediler.
Bu sırada ön Asya’da başka bir devlet güç kazanmıştı.
Keyhüsrev idaresindeki Pers devleti güçlenmişti.
Lidya devletini ortadan kaldıran (M.ö. 546) Keyhüsrev, Nabunaid’in üzerine yürüdü.
Persler Bağdat’ın güneyindeki Upi mevkünde ilk defa Babillileri yendiler.
Nabunaid, Borsippa şehrine kaçtı, fakat orası da kuşatıldı.
Bunun üzerine Nabunaid, Babil’e dönerek Perslere teslim oldu (M.ö. 539). Bu suretle Babil hâkimiyeti de sona erdi.
Yahudiler de yeniden Kudüs’e iade edilmiş oldular.
Ama önemli bir Yahudi topluluğu Babil’de yaşamağa devam etti. Daha sonraları burası Yahudiliğin kültür merkezi oldu.
Keyhüsrev’in oğlu ve halefi Kambyses’nin (M.ö. 529-522) vâris bırakmadan ölmesi üzerine, Dara iktidara geçti (M.ö. 521-486) ilk işi, Nabunaid’in torunlarından olduğunu iddia eden Nabukodonosor IIl’ün başında bulunduğu Bahiri kuşatmak oldu.
Dara I’in oğlu Kserkses I (M.ö. 486-465) babasının yumuşak siyasetine son verdi.
Bu devirde, Babil’de Şamaşirba adında biri kendini kral ilân edince, şehir tahrip ve yağma edildi.
Artakserkses II Mnemon’un (M.ö. 404-358) krallığı zamanında, Ezra ile Nehemya, Babil Yahudilerinin bir kısmını tekrar Kudüs’e götürdüler.
İskender ve Dara III (M.ö. 335-330) arasında yapılan Gaugamela savaşından (M.ö. 331) sonra, Dara III, Ekbatan’a kaçtı ve Büyük İskender Babil’e girdi.
İskender, Hindistan seferinden dönüşünde, Marduk tapınağını onartmayı, Babil’e eski ihtişamını kazandırmayı tasarladı, fakat M.ö. 323’te Nabukodonosor’un eski sarayında, malaryadan öldü.
Babil bundan sonra Selefkilerin eline geçti ve gerileme çağına girdi.
İsa’nın doğumuna doğru, Partların hâkimiyeti sırasında Babil ıssızlaşmağa başladı.
Binalar çöktü. Sasanîler zamanında (M.S. 226-636) vaktiyle sarayların yükseldiği yerlerde tek tük evler kalmış olsa gerektir.

Babil Sanatı

Güzel sanatlar. Coğrafî muhit ve yaşama şartları değişik olduğundan sanatta da bazı değişiklikler göze çarpar.
Aşağı Mezopotamya’da taş olmadığından binalar kerpiçten ve tuğladandır.
Mezopotamyalılar öbür dünya ile pek ilgilenmediklerinden mezarlara fazla önem vermemişlerdir.
Buna karşılık tapınaklar, saraylar ve evler inşa etmişlerdir.
Tapınakların en dikkate değerleri arasında üst üste oturtulmuş kerpiç teraslarla yapılan ziggurat’lardır.
Ziggurat’ın en üst tabakasında bir tapınak veya sunak bulunurdu.
Tevrat’ta görülen Babil kulesi menkıbesi ise hiç şüphesiz bu tarz bir kule tapınağıdır.
Saray ve tapınaklara gelince, bunlar genellikle resmî, dinî ve özel hayata ait daireler şeklinde gruplandırılmıştır.
Duvarlar kalındır. Odaların üzerleri tahta, tuğla kemer veya kubbe ile örtülüdür.
Bunların da yüzleri genellikle boyalıdır.
Bazen de tuğla sıraları çeşitli renklerde yapılır.
Değişik renkte, başlı tuğla çivilerle süslenir.
Bu bir çeşit mozaiktir.
Heykelcilik sanatı da çok gelişmiş bir durumdadır.
En eski kabartma parçalarından biri Ur şehri yakınındaki El-Obeyd tapınağında bulunmuştur.
Bir kır sahnesini tasvir eder.
Burada tapmaya ait ineklerden süt sağılması ve sütten tereyağı yapılması çok gerçekçi bir şekilde gösterilmiştir.
Çok sayıda kral ve efsanevî hayvan heykelleri yapılmıştır.
Madencilik ve dokumacılık da çok ileri gitmiştir.
Babil sanatı, Yenisümer sanatının vârisidir.
Bu sanat M.ö. II. binyılın başından M.S. VI.yy. a kadar uzanır.
I. Babil sülâlesinden itibaren babil sanatı adını alır.
Hammurabi kanunu, tipik bir babil kanunu olarak bu devirde karşımıza çıkar.
Gerçi Hammurabi’den çok önce Sümerler sosyal ve İktisadî hayatın düzenlenmesi amacıyla birtakım kanunlar ve nizamnameler yapmışlardır.
Fakat bunlar belirli bir siteye veya bölgeye bağlı kalmaktaydı.
Hammurabi ise bütün devlete şamil kanunlar ortaya koymuş ve bunun için önceden yapılmış kanunları toplattırarak bunları çağının ihtiyaçlarına göre değiştirmiştir.
Hammurabi bu kanun kodexini 2 m yüksekliğinde bir taş stel üzerine yazdırtmış ve stelin üst kısmına kendisini Güneş tanrısından ilham aldığı bir sırada tasvir ettirmiştir.
Yeni-Babiller sanatı siyasî gücün canlandığı devirde ortaya çıktı.
Nabukodonosor II devrinde doruğuna ulaştı.
Nabukodonosor II’nin sarayı ve İştar kapısı kabartmaları bu devrin mimarlığı ve süslemesi hakkında en iyi bilgiyi verirler.

Bir cevap yazın