Bizans İmparatorluğu,Tarihi,Mimarisi

Bizans imparatorluğu, Romalıların doğuda sahip olduğu toprakları, Tuna’dan Germenlerin ve slavların; Fırat’tan da Perslerin ikili baskısına

Bizans İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1 justinyen yönetiminde ulaştı.
Bizans İmparatorluğu en geniş sınırlarına 1 justinyen yönetiminde ulaştı.

karşı koruma zorunluğundan doğdu.

Bu baskılara karşı imparatorluğa Roma’dan daha yakın ve daha kolay korunabilir bir siyasi ve askeri merkez lazımdı.

Constantinus, eski Bizantion’un yerine kendi adını verdiği yeni şehri (Konstantinopolis) böyle bir sebeple kurdu.

İki deniz yolunun birleştiği yerde bulunması ve biri Avrupa’dan, diğeri Küçük Asya ve Suriye’den gelen iki kara yolunun kavşağında olması yeni kurulan şehre büyük değer kazandırıyordu.

Bununla birlikte, Bizans imparatorluğu gerçek anlamıyla ancak Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra (395) doğdu ve Batı imparatorluğunun çöküşünden ve imparatorluk nişanelerini, Odoakar’ın Zeno’ya geri vermesinden sonra da büyük önem kazandı.

Doğu Roma imparatorluğu da denilen Bizans imparatorluğu üç büyük ülkeden meydana geliyordu: Balkan yarımadası.

Kuzeyi Tuna ile, kuzeybatısı Tuna’nın güneydoğusunda Sirmium’dan başlayan ve İşkodra’nın kuzeyine ulaşan Adriyatik kıyılarıyla sınırlıydı; Asya ülkesi.

Asya, Pontus ve Doğu piskoposluklarını, kuzeydoğuda Kafkas kıyılarını, Gürcistan ovasını, Ermenistan dağlarını ve Edessa bölgesiyle Fırat’ın geniş kıvrımını kapsıyordu.

Afrika ülkesi. Nil’in Akdeniz ağzından Sirt körfezine kadar olan kıyıları ve Mısır’ın özellikle zengin buğday ambarını içine alırdı, imparatorluğun savunması Suriye, Fırat ve Tuna’nın eski tahkimatı ve bu son bölgedeki Kırım ileri karakolu ile sağlanıyordu.

Batı Roma imparatorluğuna göre Doğu Roma imparatorluğunun daha uzun ömürlü olmasının sebeplerini coğrafi durumun korunmaya uygunluğunda ve mutlakiyetle yönetilmesinde aramak mümkündür.

Yerleşmiş bir bürokrasinin, güçlü bir ordunun ve ihtiyatlı bir siyasetin de yardımıyla Bizans, Latin dünyası ile Yunan dünyasının birbirinden farklı siyasi birliğini böylece sürdürebildi.

Bizans İmparatorluğunun Siyasi Tarihi

Bizans imparatorluğunun tarihi, gelip geçen imparatorların başarılarına ve karşılaştıkları güçlüklere göre yükselme ve gerileme devrelerine ayrılır.

Başlangıçta eski Roma’da olduğu gibi imparator sülâleleri kısa ömürlü oldu, imparatorluğun son sekiz yüzyılında ise uzun ömürlü sülâleler başa geçti.

Bizans’ı yöneten imparator sülâleleri şunlardır:

1. Theodosius hanedanı (379-457).

2. Leo hanedanı (457-518).

3. Justinus hanedanı (518-602).

4. Herakleios hanedanı (610-711).

5. isauria hanedanı (717-802).

6. Phrygia hanedanı (820 -867).

7. Makedonya hanedanı (867-1056).

7. Dukas hanedanı (1056-1081).

9. Komnenos hanedanı (1081-1185).

10. Angelos hanedanı (1185-1204).

11. Laskaris ve Batatzes hanedanı (1204-1261).

12. Palaiologos hanedanı (1261-1453).

Bizans İmparatorluğu

Bizans Tarihi

330-527 Yıllan arası. Bizans imparatorluğu Roma imparatoru Diocletianus’un çok geniş olan ülkesinin yönetimini kolaylaştırmak için imparatorluğunu doğu ve batı diye iki bölüme ayırmasından doğdu.

Diocletianus (284-305), roma Anayasasını yeniden düzenlerken, iktidarın iki imparator arasında paylaştırılmasını uygun görmüş, imparatorluğu batı ve doğu olarak iki kısma ayırmıştı.

Batı bölümünü kendisine ortak seçtiği Maximianus’a bıraktı; kendisi de doğu kısmını aldı.

Hükümet merkezini Nikomedia’da (İzmit) kurdu.

Diocletianus’un yerine geçen Büyük Constantinus (306-337), Doğu imparatorluğunda birliği sağladı ve hükümet merkezini Bizantion’a taşıdı.

Anlaşıldığına göre, imparator batı ile doğuyu birleştiren noktada büyük bir Latin merkezi kurmak ve imparatorluğu tehdit eden iç ve dış düşmanlara karşı savunmayı kolaylaştırmak istiyordu.

Bizantion, 11 mayıs 330’da törenle başşehir ilan edildi ve Konstantinopolis adını aldı.

İmparator Bizans’ı, doğu eyaletlerini ve Roma’yı örnek tutarak yeniden teşkilâtlandırdı.

Konstantinopolis’teki putperest tapmınakları yıkıldı, devlet dini olarak kabul edilen (313) Hıristiyanlığın anıtları, yapıldı.

Latincenin resmi dil olması emredildi.

Constantinus’tan sonra yerine geçen imparatorlar, Roma imparatorluğu birliğini koruma fikrinden vaz geçmediler.

Büyük Theodosius ölünce (395) imparatorluk Theodosius’un iki oğlu arasında bölündü ve merkezi Bizans olmak üzere batı bölgesi Arcadius’a, merkezi Ravenna olmak üzere batı bölgesi Honorius’a düştü.

Böylece Doğu Roma imparatorluğu, kesin olarak kurulmuş oldu (395).

Yeni kurulan Bizans imparatorluğu için kavimler göçü büyük bir tehlike değildi.

Makedonya ve Yunanistan’da yerleşmiş olan Gotlar (395-408) ise, Arcadius zamanında batıya gönderildiler.

Ancak Hun Türkleri Bizans imparatorluğu için Theodosius II (408-450) zamanında yeni ve çok tehlikeli bir düşman olarak ortaya çıktı; ama Bizanslılar para karşılığında Hunlarla barışı sağladılar.

Bizans İmparatorluğu

Bu sıralarda din kavgaları da imparatorluğu iyice sarsıyordu.

Bir kısım Hıristiyanlar İsa’nın Tanrılığını ileri sürmüştü.

Nikaia (İznik) ruhani meclisi ise buna karşı Baba, Oğul ve Ruhulkudüs’ten ibaret üçlü bir kutsal sistem kabul ediyordu (325).

İstanbul patriklerinden Nestorius ise, İsa’daki Tanrılık ve insanlık cevherinin birbirinden ayrı iki varlık olduğunu ileri sürerek İsa’nın insanlık cevherine Tanrılığından fazla değer verdi.

Nestorius’a önce İskenderiye patriği Kyrillos ile papa Coelestinus karşı çıktılar.

Büyümek istidadında görünen din kavgalarına son vermek için imparator Theodosius, Ephesosta yeni bir ruhani meclis topladı ve burada Nestorius ile taraftarlarını afaroz ettirdi.

Fakat az sonra, İsa’da yalnız bir Tanrı tabiatının var olduğunu ileri süren monofisizm mezhebi ortaya çıktı.

İstanbul patriği ve papa monofisizmi reddettiler, ama Theodosius bunu ortodoks bir doktrin olarak kabul etti (449).

Bu arada İstanbul hıristiyan yüksek okulunu kuran ve İstanbul’un yeni surlar ile çevrilmesini sağlayan II. Theodosius çocuk bırakmadan öldü ve kız kardeşi Pulcheria, Trak asıllı bir general olan Marcianus ile evlendi ve onu imparator ilan ettirdi (450-457).

Tahta çıkar çıkmaz Attila’nın vergi isteğiyle karşılaşan Marcianus bunu reddetti.

Ancak Attila’nın ölümü ve Hun imparatorluğunun” dağılması.

Bizanslıları Hun tehlikesinden kurtardı. Marcianus, Theodosius zamanından beri devam eden dini anlaşmazlıklara son vermek istiyordu.

Bunun için 451’de Khalkedon’da (Kadıköy) topladığı ruhani meclis, monofisizmi kötüleyerek, taraftarlarını mahkum etti. Khalkedon kararı adını alan bu karar bizans tarihinde çok önemlidir.

Çünkü Bizans hükümeti monofisizme cephe almakla büyük bir kısmı bu inancı benimsemiş olan doğu eyaletlerini, kendinden uzaklaştırmış oluyordu.

Suriye ve Mısır’daki kargaşalıklar, yerli halkın Bizans’tan nefreti, bu zengin ve medeni ülkelerin, VII. yy.da, önce Sasanilerin, sonra Arapların eline geçmesini kolaylaştırdı.

Marcianus’un son günlerinde ve onun yerine gelen illiryalı Leo I zamanında (457-474) Gotlar problemi ortaya çıktı.

Leo I bizans sarayında got hakimiyetini yeniden kurmaya çalıştı, got kumandanlarından Aspar’ı İsauria’lıların (Suriye) yardımıyla öldürtmüş, Aspar ve yakınlarının bizans sarayındaki nüfuzuna böylece son vermişti.

Leo I 474’te öldü, yerine torunu Leo II (474) geçti.

Leo II o sırada altı yaşında olduğu için babası Zeno ile ortaklaşa saltanat sürdü. Fakat çocuk hükümdar ölünce, Zeno tek başına imparator oldu ve çok geçmeden tahtta hak iddia ederek İstanbul’u alan Basiliscus’u (475-477) devirdi.

Zeno zamanında İtalya’da germen ordu kumandanlarının nüfuzu son derece artmıştı.

Bunlardan Odoakar, 476’da son Batı Roma imparatoru Romulus Augustulus’u devirdi, sonra Senatus adına Bizans’a bir heyet göndererek, Zeno’dan İtalya idaresinin kendisine bırakılmasını istedi.

Odoakar, bu isteği kabul edilince, bağımsız bir hükümdar gibi davranmaya başladı.

Buna karşı çıkan Zeno, Odoakar üzerine doğu kralı Theodoricus’u gönderdi.

Theodoricus Odoakar’ı yendi ve Zeno’nun ölümünden sonra, merkezi Ravenna olmak üzere, Doğu Got krallığını kurdu.

Zeno, din anlaşmazlığını ortadan kaldırmak için, Henotikon adlı bir ferman yayınladı (482).

Fakat bu ferman hem ortodokslar, hem monofisizm taraftarlarınca reddedildi; bununla kalmayarak papanın da protestosuna uğradı.

Böylece bir uzlaşma fermanı sayılan Henotikon sadece gerginliği bir kat daha arttırdı.

Batı ile doğu kiliseleri arasında ayrılığa sebep oldu Bu ayrılık 518’e kadar sürdü. Zeno’nun ölümünden sonra karısı Ariadna saray muhafızlarından Anastasius ile evlendi ve onu tahta çıkardı.

Anastasius I (491-518) zamanında, Bulgar Türkleri ve slavlar Makedonya, Tesalya ve Trakya’ya akınlar yaptılar.

Doğuda Sasaniler 502’de Erzurum’u (Theodosiopolis) [502] ve Amida’yı (Diyarbakır) zaptettiler fakat Bizanslılar bu yerleri kısa zamanda geri aldı.

Din kavgaları Anastatanbul patriğine verdiği söze rağmen, monofisizmi tutan bir siyaset güttü ve bu yüzden büyük karışıklıklara yol açtı.

Anastasius’tan sonra yine tahta, saray muhafız kıtası kumandanı olan Justinus I çıktı (518-527).

Justinus, ortodoks idi, papa ile barıştı ve böylece doğu Ve batı kiliseleri arasındaki anlaşmazlığa son verdi (518).

Bizans İmparatorluğu

527-610 Yılları Arası

Justinus’un yeğeni Justinianus I’in uzun süren hükümdarlığı (527-565) bizans tarihinin ilk parlak devridir.

O, eski Roma imparatorluğunu yeniden kurmak istiyordu, önce İstanbul’da çıkan Nika ayaklanmasını bastırdı (532), sonra Sasanilerle «ebedi barış» yapıldı (532).

Kuzey Afrika’da Vandal krallığı fethedildi (533-548).

İtalya’da Ostrogot (Doğu Got) krallığına son verildi (535-554).

Bütün bunlardan sonra Justinianus Ispanya’yı da almak için bir deniz seferi açtı, ama bu ülkeyi ellerinde tutan Batı Gotların (Batı Gotları) direnmesi karşısında yalnız İber yarımadasının Akdeniz kıyısında küçük bir parçasını alabildi (550).Justinianus’un açtığı savaşlarla Bizans imparatorluğu çok genişledi.

Sicilya, İtalya, Dalmaçya, Balear adaları, Sardinya, Korsika, Güneydoğu İspanya ve Kuzey Afrika’nın bir kısmı imparatorluğa katıldı ve Akdeniz yeniden bir roma gölü oldu.

Buna rağmen imparatorluk eski Roma imparatorluğunun önemli parçalarını içine almıyordu.

Aynı zamanda hem kuzeyden gelen Türk ve slavlara, hem de İranlılara karşı çetin savunma savaşları yapmak gerekiyordu.

Nitekim, sasani hükümdarı Hüsrev I (531-579) «ebedi barış»a rağmen, Ostrogotlarla anlaşarak Suriye’yi aldı ve Antakya’yı yakıp yıktı (540). Justinianus, Hüsrev ile para karşılığında beş yıllık bir ateşkes anlaşması yapmayı (545) ve barışı sağlayabilmek için, vergi ödemeyi kabul etmek zorunda kaldı (562).

slavlar ise hemen her yıl Tuna’yı geçerek Bizans topraklarına saldırıyorlardı.

Bizans orduları bu akınlara kesinlikle son veremedikleri için, slavların bir kısmı Balkan yarımadasında yerleştiler. slavlardan başka, Gepidler ve Kuturgurlar da Balkan yarımadasının kuzeyini ele geçirdiler.

558-559 Kışında Kuturgur’ların Bizans’a karşı yaptıkları büyük akın püskürtüldü.

Bu olaylar sırasında Doğu Avrupa’da yeni bir türk kavmi olan Avarlar ortaya çıktı.

Justinianus, Avarları Kuturgurlara karşı kullanmak ümidiyle, bir anlaşma yaptı (558).

Öte yandan kiliseyi hükmü altına almak, aynı zamanda devlet ve kilise başkanı olarak, din meselelerini de devlet işleriymiş gibi kararnamelerle yürütmek üzere planlar yaptı.

Her şeyden önce papayı kazanmak için Henotikon’dan vaz geçti.

Karısı Theodora’nın koruduğu monofisizm taraftarlarını memnun etmek için de Khalkedon ruhani meclisinin monofisizme karşı olan kararlarını hükümsüz saydırdı.

İstanbul ruhani meclisi (553) imparatorun görüşlerini Ortodoks doktrini olarak kabul edince papa da bunlara boyun eğdi.

Bununla beraber beklenilen sonuç yine elde edilemedi; Suriye-Filistin ve Mısır’daki monofisizm taraftarları, Justinianus doktrinine karşı birleştiler.

Justinianus, putatapanları, Yahudileri ve batıl sayılan mezheplere mensup kimseleri ya zorla hıristiyan yaptı veya yok etti.

529’da putataparlığın son kalesi olan Atina felsefe okulunu kapattı ve hocalarını kovdu.

Justinianus Ülkesinin imarıyla da çok uğraştı.

İstanbul’daki Ayasofya kilisesi onun en önemli eseridir.

Justinianus’un devri uzun sürmedi.

Yerine Justinus II (565-578) geçti, onun zamanında Longobardlar İtalya’nın büyük bir kısmını aldılar (568).

Sadece Güney İtalya, Napoli, Sicilya, Roma ve Ravenna elde kaldı.

Hazar denizi yakınlarında yaşayan Göktürklerden Bizans’a bir heyet geldi. Bunlar İran’ı en büyük düşman sayıyorlardı.

Çin-Bizans ipek ticaretinde iki ülke arasında aracı olmak ve bu ticaretten İran’ı faydalandırmamak için Bizanslılara yeni teklifler getirdiler. İran’a karşı bir göktürk-bizans antlaşması da düşünüldü.

Bu görüşmelerde tam bir sonuç alınamadı ve iran-bizans münasebetleri daha da gerginleşti.

Tiberus’un yardımını istedi.

Tiberus I (578-582) İranlılara karşı başarıyla savaştı, kumandan Justinus, Melitene’de (Malatya) Hüsrev’i yendi, İran’a girdi ve Sasani başşehri Ktesiphon’a (Medain) «yaklaştığı sırada Hüsrev öldü (579).

Mauricius da (582-602) Sasanilere karşı başarılı seferler yaptı ve Sasani ülkesinin batı kısmını Bizans imparatorluğuna kattı (591), sonra Avarlara karşı yürüyerek Macaristan’da Tisa nehri kıyısında avar kağanı Bayan’ı yenilgiye uğrattı (601).

Batıda iki eksarklığın kurulması da Mauricius zamanında yapılan en önemli işlerden biri oldu.

Eksark bizans idaresini temsil eden askeri valiye verilen addı, gerek askeri, gerek sivil kudret eksarkın elindeydi. Eksark Ravenna’da oturduğu için bizans idaresinde bulunan İtalya «Ravenna eksarklığı» adını aldı.

Aynı zamanda Afrika’da da «Afrika eksarklığı» veya «Kartaca eksarklığı» kuruldu.

Mauricius’un saltanatına askeri bir isyan son verdi.

Yüzbaşı Phocas (602-610) âsiler tarafından imparator ilân edildi. İstanbul’a girerek Mauricius ile taraftarlarını idam ettirdi.

İran kralı Hüsrev II Mauricius’un öcünü almak bahanesiyle, Suriye ve Mezopotamya’yı işgal etti, Sasaniler Kadıköy’e kadar sokuldu.

Avarlar da imparatorluğa saldırdılar.

Phocas’ın başarısız siyaseti ve kanlı şiddet hareketleri, Afrika eksarkı Herakleios’un ayaklanmasına sebep oldu.

Mısır da Herakleios’a katıldı, vali bir donanmayla İstanbul’a yürüdü.

İstanbul halkı Herakleios tarafına geçti, Phocas idam edildi ve Herakleios tahta çıkarıldı (610-711).

Bizans İmparatorluğu

610-717 Yılları Arası

Bu sırada imparatorluk son derece kötü bir durumdaydı.

Bütün ülkede anarşi hüküm sürüyordu.

Kuzeyde avar ve slav, doğuda sasani tehlikesi imparatorluğu tehdit ediyordu.

611’de Sasaniler Suriye’yi fethetmeye giriştiler, Antakya, Şam, Kaisareia, Apameia şehirlerini, 614’te de Kudüs’ü aldılar, şehri yakıp yıktılar, İsa’nın haçını zafer âlameti olarak Ktesiphon’a götürdüler ve Kadıköy’e kadar sokuldular.

619’da Mısır istilâ edildi, Herakleios, Sasanilere vergi vermeyi kabul etti.

Bunun üzerine Sasaniler geri çekildiler.

622’de savaş yeniden başladı.

Herakleios, İstanbul’a saldıran birleşik İran ve avar kuvvetlerini geri püskürttü (626), Sasanileri Ninive’de yenilgiye uğrattı (627).

Barışı Hüsrev II’nin ölümü (628) ve bundan sonra İran’da çıkan karışıklıklar sağlayabildi.

Bizanslılar, elden giden eyaletleri geri aldılar, İsa’nın haçını da törenle Kudüs’e geri götürdüler.

Buna karşılık batı eyaletlerini korumak mümkün olmadı.

Balkanlarda, Tuna’nın güneyinde bazı topraklar slavların, Ispanya’daki topraklar ise yeniden Vizigotların eline geçti, İtalya’da da Longobardlar ilerledi.

Fakat Bizans için en büyük tehlike Araplardı.

Arap orduları bizans topraklarına yürüyerek Suriye, Fenike (634-639) ve Mısır’ı ele geçirdiler (640).

Herakleios’tan sonra oğlu Konstantinos III yalnız birkaç ay hükümdarlık etti (641) ve öldü, taht oğlu Konstas’a kaldı.

Konstas II’nin ise (641-668) bütün iktidarı Araplarla yapılan savaşlarla geçti.

Fakat onları durdurmak mümkün olmadı.

Doğu Anadolu, Kyrenaika, Afrika eyaleti, Kıbrıs elden gitti, bizans filosu Lykia açıklarında yok edildi (655).

Araplar arasında çıkan hilâfet kavgaları olmasaydı İstanbul’u kurtarmak çok güç olacaktı.

Bizans topraklarında thema adı verilen ve eksarklıklara benzeyen askeri idare bölgeleri kuruldu.

Strategos (askeri vali) thema’nın bütün askeri ve İktisadi kuvvetine hükmetme hakkını aldı, böylece düşman bir themaya saldırdığı zaman, İstanbul’dan yardım gelmesini beklemeden, bir eyaletin bütün kuvvetini toplayarak savunmayı teşkilâtlandırmak mümkün oldu.

Bizans imparatorluğu emevi ordularına ancak bu yeni kuruluşla karşı koyabildi.

673’te İstanbul ilk defa olarak Araplar tarafından kuşatıldı.

Kyzikos limanını üs olarak kullandılar ve daha çok yaz aylarında, birkaç yıl üstüste İstanbul’a saldırdılar, fakat surlar ve rum ateşi yüzünden bir sonuç alamadılar.

677’de arap filosu geri çekildi ve Antalya açıklarında şiddetli bir fırtınaya tutularak yok oldu.

Emevi Halifesi Muaviye, Anadolu savaşlarından, da büyük bir başarı elde edilemeyince Bizanslılarla otuz yıllık bir barış yaptı (678).

Azak denizinin doğu kıyısıyla Kuban arasında kurulmuş olan Bulgar devleti, 642’de, Hazar devletinin baskısı altında dağılmıştı.

Bulgarların bir kısmı Asparuh’un önderliği altında Don ve Dnieper’i aşarak Aşağı Tuna’ya indiler, sonra biraz daha güneye ilerleyerek, Bizans’ın Scythia Minor (Dobruca) eyaletine yerleştiler (679).

İmparator, Bulgarlara karşı bir sefer açtı (679), fakat yenilince Bulgarlara vergi vermek ve yerleşmeleri için Tuna ile Balkan sıradağı arasındaki bölgeyi bırakmak zorunda kaldı.

Böylece imparator Bizans için çok tehlikeli bir komşu olan yeni Bulgar devletini tanımış oluyordu.

Herakleios sülâlesi lustinianos II’nin (685-695 ve 705-711) general Leontios tarafından devrilmesiyle sona erdi.

Bizans imparatorluğu bu olaydan sonra 717 tarihine kadar bir ara devrine girdi.

Leontios’un imparatorluğu zamanında (695-698) Kartaca ve Afrika eyaletleri Arapların eline geçti.

Leontios da Tiberios II (698-705) tarafından tahttan indirildi.

Tiberios kısa süren saltanatının sonuna doğru Bulgarların yardımıyla geri dönen lustinianos tarafından tahttan indirildi.

Kısa zaman sonra lustinianos da öldürüldü.

Bardanes veya Philippikos (711-713), Anastasios II (713-715) ve Theodosios III (715-717) devirlerinde Arapların ileri hareketleri arttı.

Bunun üzerine Anatolikon thema’sı askeri valisi Pergamon’a kadar ilerleyen Arapları püskürttü ve sonra İstanbul’a girip Leon III adıyla imparator oldu.

717-867 Yılları Arası

Leon tahta çıktığı zaman ülkede karışıklık hüküm sürüyordu.

Halk sefalet içindeydi. Manastırlar gün geçtikçe çoğalıyor, zenginleşiyor ve halk üzerinde sonsuz bir otorite kuruyordu.

Hıristiyanlık iyiden iyiye bozulmuştu, ne yapacağını bilemeyen halk, dini âdeta putataparlığa dönüştürmüşlerdi.

Leon, İstanbul’u kuşatan arap akınlarını Önledikten (718) sonra, iç meselelerde reformu ele aldı, thema’ları küçülterek askeri valilerin gücünü azalttı, orduyu disipline soktu, küçük mülk sahiplerini zenginlere karşı korudu ve yeni bir kanunname yayınladı ve 726’da çok önemli bir ferman çıkardı.

Bu fermanla dini resimlere taparcasına saygı göstermeyi yasak ediyor, kiliselerde ve umumi yerlerde bulunan kutsal resimleri kaldırıyordu.

Bundan başka bu ferman kilisenin çok artmış olan gücünü ve baskısına karşı devlet – imparator otoritesini galip getirdi. Böylece manastırların nüfuzu önlenmiş, buradaki binlerce hazıryiyicinin yaşamasına engel olunmuş ve manastırlara servet akımına set çekilmiştir.

Bu ferman yüzünden Bizanslılar ikonoklast (resim kıran) ve ikonodul (resimlere saygı gösteren) diye ikiye ayrıldı. Devleti ve tahtı sarsan resim kırma savaşı böylece başlamış oluyordu.

Bu ferman yüzünden papa ile imparatorun arası açıldı, bundan faydalanan Longobardlar Ravenna eksarklığına saldırarak Ravenna’yı aldılar (751). İkonodullar tarafından Kopronymos (Adı Pis) diye adlandırılan Konstantinos V (741-775) ve oğlu Leon IV (775-780) zamanında resim savaşı sürdü.

Leon’dan sonra oğlu Konstantinos VI (780-797) imparator oldu, fakat devleti onun yerine annesi Eirene (780-802) idare etti.

Eirene, yedinci Nikaia ruhani meclisinde (787) resimlere saygıya izin verdi ve kilise mensuplarını memnun etti.

Sonra oğlunun gözlerine mil çektirdi (797). Eirene 802’de başhazinedar Nikephoros tarafından tahttan indirildi. Yeni imparator Nikephoros (802-811) Araplarla yaptığı başarısız savaşlardan (802-807) sonra 811’de bulgar savaşı sırasında Öldürüldü.

Nikephoros’un yerine tahta çıkan Mikhael Rhangabe I (811-813), Çar Krum’un kumandasında İstanbul’a kadar sokulan Bulgarları yenerek barışa zorladı (814), resimleri tekrar yasakladı, manastırları kapattı.

Sonunda bir isyan sırasında öldürüldü.

Bu isyanı idare eden ve Mikhael Traulos II Kekeme adıyla tahta çıktı (820-829) ve Phrygia sülâlesini kurdu.

Mikhael, din resimlerine saygı gösterenleri hoş görürdü.

Eski kumandanlarından Nikephoros’un ayaklanmasını bastırdı, fakat Arapların Girit’i zaptetmelerine ve Sicilya’ya yerleşmelerine engel olamadı (827). Oğlu Theophilos (829-842) ikonodullara karşı yeni bir ferman çıkardı (832).

Zamanında ticaret, sanayi, bilim ve sanat çok gelişti, ölümünden sonra karısı Theodora (842-856) küçük yaştaki oğlu Mikhael III’ün yerine hükümdarlık etti ve resim ibadetini serbest bıraktı (842).

Kardeşi Bardas, Mikhael III’ün (856-867) yerine idareyi ele aldı.

Bu arada Arapların baskısı kuvvetlendi. Bu sırada Ruslar da İstanbul’a kadar ilerlediler fakat bir fırtınada rus filosu yok oldu (865).

Mikhael’in gözdesi makedonyalı Basileios 866’da Caesar Bardas’ı öldürdükten sonra 867’de de Mikhael’i öldürttü ve kendini imparator ilân ettirerek Makedonya sülâlesini kurdu.

867-1081 Yılları Arası

Bu dönemde Bizans imparatorluğu ikinci parlak devrini yaşamıştır.

Makedonya hanedanının hüküm sürdüğü bu devirde bilim ve sanat hareketleri gelişmiş, bizans kültürü bütün çizgileriyle belli olmuş, devlet hem askeri, hem İktisadi bakımdan kuvvetlenmişti.

Basileios I (867-886) siyasi amaçlarını gerçekleştirmesini bilen bir hükümdardı.

Kendinden evvelkilerden ayrılarak Araplara karşı bir saldırma siyaseti güttü ve bizans topraklarını doğuya doğru genişletti.

Oğlu Leon VI’nın (886-912) ilme karşı büyük bir sevgisi vardı.

Bu sevgi kendisine Sophos (hâkim) lakabını kazandırdı.

Fakat Çar Simeon’un idaresindeki Bulgarların ve diğer taraftan Arapların saldırışlarını durduramadı.

Araplar 904’te Selânik’i zapt ve yağma ettiler. Leon VI’nın kardeşi Aleksandros yalnız bir yıl hükümdarlık yaptı (912-913).

Leon’un oğlu Konstantinos VII Porphyrogennetos (913-959) iyi bir tarihçi ve ilim hareketlerini destekliyen yazar bir hükümdardı. Pekçok eser bırakmıştır. İdareyi uzun zaman kayın pederi Romanos I Lekapenos’a (920-944) bıraktı, fakat oğulları onu tahttan indirdiler ve idareyi yeniden Konstantinos VII’ye verdiler (945).

Konstantinos’un oğlu Romanos II’nin (959-969) ölümünden sonra, dul karısı Theophano’nun evlendiği Nikephoros II Phokas (963-969) Romanos’un küçük yaştaki çocukları Basileios ve Konstantinos yerine saltanatı eline aldı.

Kuvvetli bir general olan Nikephoros Phokas.

Suriye bölgesinde Hamdanilere karşı birçok zaferler kazandı, Girit’i zaptetti (961), Halep’i ve diğer birçok şehirleri geri aldı, fakat bir isyan sırasında öldürüldü.

Ondan sonra tahta geçen İoannes I Tsimiskes’in (969-976) saltanatı, Arap, Bulgar ve Ruslarla yapılan başarılı savaşlarla geçti, loannes I’den sonra Romanos II’nin oğlu Basileios II (976-1025) tahta çıktı.

Kardeşi Konstantinos VIII (976-1028) saltanat ortağı olmakla beraber, devletin idaresine karışmadı.

Bizans imparatorlarının en kuvvetlilerinden biri olan Basileios’un en büyük başarısı, Bulgar devletini ortadan kaldırmasıdır (1014-1018).

Saltanatı sırasında, Bizans imparatorluğu, İstria’yı, bütün Balkan yarımadasını, Suriye’nin kuzey kısmını, Anadolu’yu, Armenia’yı, Kıbrıs’ı, Girit’i ve Güney İtalya’yı içine alıyordu. ölümünden sonra Bizans için gerileme başladı.

Konstantinos VIII’in kızı Zoe (1042) üç kocasını, yani Romanos III Argyros (1028 -1034), Mikhael IV Paphlagon (1034-1041), Konstantinos IX Monomakhos (1042-1055) ve oğlu Mikhael V Kalaphates’i (Kalafatçı)[1041-1042] tahta çıkardı.

Bu imparatorlar zamanında Normanlar Güney İtalya’yı aldı, Tuna yönünden Peçenekler saldırdılar, Doğu Anadolu’da ise, Oğuz Türkleri Bizans imparatorluğu üzerine akınlara başladılar.

Resmi savaşı sona erdikten ve Makedonya sülâlesi başa geçtikten sonra devlet ve kilise sıkı bir şekilde birleşti, imparator kilisenin mutlak başkanı, İstanbul patriği de din işleri vekili sayıldı.

İmparatorların papa ile İtalya eyaletleri bakımından önemli olan münasebetleri, İtalya elden gidince değerini kaybetti.

Bu durum Doğu ve Batı kiliselerinin büsbütün ayrılmasına sebep oldu (1054).

Toprak sahibi aristokratlar ve ordu mensupları bu devirde bürokratik idareye karşı savaş açtılar.

Zoe’nin kız kardeşi Theodora (1042 ve 1055-1056) 1056’da saray partisi adayı Mikhael Stratiotikos’u kendine bir halef seçmeye zorlandı.

Theodora’nın ölümüyle Makedonya sülâlesinin parlak devri sona erdi ve Mikhael VI Stratiotikos (1056 -1057) tahta çıktı, fakat bir yıl sonra anadolu ordusu, Isaakios I Komnenos’u (1057 -1058) tahta geçirdi.

Bu imparator devlet hâzinesini düzeltti fakat iki yıl kadar sonra saltanatı Konstantinos X Dukas’a (1059-1067) bıraktı.

Konstantinos askeri meselelerle ilgili değildi.

Bu sırada kuzeyde Peçenek ve Uzlara,Doğuda da Selçuklulara karşı imparatorluğu savunabilecek bir hükümdara ihtiyaç vardı.

Konstantinos ölünce, siyasi parti, dul imparatoriçe Eudokia’yı kappadokialı general Romanos Diogenes ile evlenmeğe zorladı.

Romanos VI Diogenes (1068-1071) tahta çıktığı sırada Selçuklu orduları bütün Anadolu’yu tehdid ediyordu.

Romanos Diogenes, imparatorluğun bütün kuvvetini doğuda Selçuklularla yapılacak savaş için topladı, fakat Malazgirt’te Alp Arslan’a yenildi ve esir düştü (26 ağustos 1071).

Selçuklu sultanının serbest bıraktığı imparator, İstanbul’a dönerken taht başkası tarafından ele geçirilmiş ve Romanos’un gözlerine mil çekilmişti.

İstanbul’da adalardaki bir manastıra kapatılan Romanos, kısa süre sonra burada öldü.

Yerini almış olan Mikhael VII Parapinakes (1071-1078) bilgin, edebiyatı sever bir hükümdardı, askerliğe karşı hiç bir eyilimi yoktu.

Bu sebeple askeri parti onu istemedi, yerine Anatolikon thema’sı askeri valisi Nikephoros III Botaneiates’i (1078-1081) tahta çıkardı.

Fakat o da Mikhael gibi tahtan indirildi.

Bu arada eski imparator İsaakios Komnenos’un yeğeni yine bir kumandan Aleksios Kommenos tahtı ele geçirdi ve 30 yıldır süren karışıklığa ve kumandanlar arasında tahtı ele geçirmek için sürüp giden mücadelelere son verdi.

1081-1204 Yılları Arası

Komnenos’lar devrinde Bizans imparatorluğu itibar ve nüfuzunu bir yüzyıl daha korudu.

Bu devir dünya politikasında Bizans’ın bir «dünya devleti» olduğu son safhadır.

Aleksios I Komnenos’un (1081-1118) tahta çıkışından kısa süre sonra batıda norman tehlikesi baş gösterdi.

Normanlardan Robert Guiscard ve oğlu Bohemonde, Epeiros’a bir çıkartma yaparak Dyrrakhion’u (Dıraç) aldılar ve Aleksios kumandasındaki bizans ordusunu bozguna uğrattılar.

Aleksios, daha çok Venediklilerin yardımıyla Normanları Balkanlardan geri attı (1085), sonra Peçenekleri yendi (1091).

Bu yardıma karşılık Bizanslılar venedik tüccarlarına geniş imtiyazlar verdiler.

Bunun sonucu olarak İstanbul’da ayrı bir Venedikli mahallesi kuruldu.

Kıyıda birkaç tahkimli yer dışında bütün Anadolu, Selçukluların eline geçti.

Ancak Haçlı seferleri sayesinde Bizans imparatorluğu bu kötü durumdan kurtulabildi.

İstanbul önüne gelen Birinci Haçlı ordusu reisiyle bir antlaşma yapan Aleksios’a Haçlılar zaptettikleri Nikaia yı verdiler (1097).

Kılıç Arslan I’i Eskişehir’de (Dorileion) yendikten sonra Anadolu üzerinden Suriye’ye ilerlediler.

Bizans’ın düşmanı olan Bohemonde, antlaşmaya aykırı olarak Haçlıların zaptettikleri Antiokheia’da (Antakya) bir Latin devleti kurdu.

Batı Anadolu’ya giren Aleksios, Selçuklulardan Bithynia ve Pamphylia bölgelerinin büyük bir kısmını geri aldı (1116) Oğlu loannes II Komnenos ise (1118-1143), Anadolu’nun güneydoğu bölgesini zaptetti.

Peçeneklere kesin bir darbe indirdi (1122).

Kilikia’da Haçlılar tarafından kurulan Ermeni devletini işgal etti (1137) ve Antakya hıristiyan prensiyle savaştı.

Oğlu Manuel I Komnenos (1143-1180) bu savaşa devam etti ve bizans topraklarını doğuya doğru genişletti (1147).

Bu sıralarda Bizans’ın en tehlikeli düşmanı Normanlardı. Bunlar Korfu adasını zaptettiler ve bir çıkarma yaparak Korinthos ile Thebai’yi yakıp yıktılar.

Manuel, Normanlar ile uğraştığı için, İkinci Haçlı ordusunun bizans topraklarından geçmesine izin verdiyse de Haçlıların savaşlarına katılmadı. Onlarla dostluk münasebetlerini devam ettirdi, alman imparatoru Konrad III ile Normanlara karşı bir antlaşma yaptı (1148).

Venedik’in yardımıyla Normanları Yunanistan’dan atıp Korfu adasını geri aldı (1149) fakat Brindisi’de bozguna uğradı (1156).

Sonra Anadolu’ya dönerek Kilikia Ermenilerinin ayaklanmasını bastırdı (1158-1159), Halep emiri Nureddin Zengi (1159) ve Kılıç Arslan II ile barış yaptı (1161) Hakimiyetini Macarlara da kabul ettirmeye çalışarak Dalmaçya’yı ve Güney Macaristan’ın Zseremseg (Tuna-Sava köşesi) bölgesini zaptetti (1162-1165), sırbistan kralı Stepan Nemanja’yı kendisine bağladı (1172).

Manuel I kendini yeterli derecede kuvvetli hissedince, türk dostluğunu bozdu ve Anadolu’ya saldırmaya kalkıştı, fakat Myriokephalon’da (Düzbel) bozguna uğradı (1176).

Bundan sonra Bizanslıların Anadolu’yu ele geçirme ümitleri suya düştü.

Bizans’ın son büyük hükümdarı olan Manuel I’in saltanatının sonuna doğru Bizans imparatorluğu, Bosna, Dalmaçya, Balkanlar, Anadolu’nun batı kısmiyle kuzey ve güney kıyı bölgesini, Girit ve Kıbrıs’ı içine alıyordu.

Manuel’in ölümünden sonra tahta geçen küçük yaştaki oğlu Aleksios II Komnenos’u (1180-1183) saltanat ortağı Andronikos I Komnenos (1183-1185) öldürttü, bunu da İsaakios II Angelos (1185-1195) tahttan indirerek Angelos sülâlesini kurdu.

İsaakios, Selçukluların saldırışlarına karşı koydu.

Normanların Yunanistan’da işgal ettikleri toprakları geri aldı, fakat Petir Asen’in kurduğu ikinci bağımsız Bulgar devletini tanımak zorunda kaldı (1188).

Kardeşi Aleksios III (1195-1203) bir isyan çıkardı ve onun saltanatına son verdi, isaakios’un oğlu Aleksios, batıda Haçlılara baş vurdu ve babası adına yardım istedi.

Haçlılar Aleksios ile birlikte 24 haziran 1203’te İstanbul önüne vardılar, 18 temmuzda şehre girerek İsaakios’u ve Aleksios IV (1203-1204) adıyla oğlunu tahta çıkardılar.

Ancak Aleksios IV, Haçlılara verebileceğinin çok üstünde vaatlerde bulunmuştu.

Bunları yerine getiremedi. Latinlerin baskısı arasında şehirde de kargaşalık çıktı.

İdareyi, silik bir kişi olan Aleksios V Murtzuphios adı ile imparator ilân edilen şahıs aldı (1204).

Bunun üzerine Haçlılar İstanbul’u zaptettiler (13 haziran 1204) ve yağmaladılar. Aleksios V kaçmak zorunda kaldı.

1204-1261 Yılları Arası

İstanbul alınıp yağma edildikten sonra şehir ve imparatorluk toprakları Haçlılar arasında paylaşıldı.

Merkez İstanbul olmak üzere bir Latin imparatorluğu kuruldu ve imparator seçilen Flandria kontu Baudouin, İstanbul’un sekizde beşini, Sisam, Sakız ve Midilli adalarıyla Güney Trakya’yı, İstanbul boğazı, Marmara ve Çanakkale boğazı kıyı bölgesini aldı.

İstanbul’un alınmasında büyük emeği geçen Venedik docu Enrico Dandolo’ya şehrin sekizde üçü, Dyrrhakhion (Dıraç) ve birkaç liman, lon adaları, Ege adalarının çoğu, Trakya’da birkaç şehir ve liman, Gelibolu yarımadasında bazı yerler verildi.

Böylece Venedik geniş bir sömürge imparatorluğu kurmuş oluyordu.

Ayrıca Bonifacio di Monferrato, Selânik kralı adını aldı; onun krallığı Selânik ve civarından başka Tesalya’yı, Makedonya’yı ve Kuzey Yunanistan’ı içine alıyordu.

Selânik krallığının güneyinde Atina- Thebai baronluğu ve Mora’da Akhaia prensliği kuruldu.

Bizans imparatorluğunun geri kalan kısımlarında da birtakım Rum devletleri meydana geldi.

Andronikos I Angelos’un Gürcistan’a sığınan torunu Aleksios, 1204 nisanında Trabzon’u işgal etti ve Karadeniz kıyısında küçük bir devlet kurdu. Sonraları Trabzon imparatorluğu adını alan bu devlet Türklerle sık sık savaşmak zorunda kaldı.

Balkanların batı kısmında Mikhael Angelos, başşehri Arta olan Epeiros despotluğunu kurdu.

Kardeşi ve halefi Thenodoros Angelos, Selânik’i (1222) ve Edirne’yi zaptederek (1225) devletini Adriya denizinden bu bölgeye kadar genişletti, fakat bulgar çarı ivan Asen II’ye yenilerek esir düştü (1230). Devleti Bulgar hâkimiyeti altına girdi, fakat Selânik ve Tesalya Theodoros’un kardeşi Manuel’in elinde kaldı.

Bu Rum devletleri içinde, Bizans’ı devam ettiren tek devlet İznik imparatorluğu oldu.

Bu yüzden de bu döneme İznik prensliği devri adı verildi. Kurucusu Theodoros I Laskaris (1204-1222) ustaca bir siyasetle devletini Marmara denizinden güneyde Sakarya ve Menderes nehirlerine kadar genişletti.

Damadı ve yerine geçen İoannes III Dukas Batatzes (1222-1254), Batı Anadolu kıyısı önündeki adaları Latinlerden aldı, sonra, ordusuyla Avrupa kıyısına ayak bastı ve Bulgarlarm ele geçirdikleri toprakları ve Selânik devletini işgal etti (1246).

ölümünden sonra Bulgarlar kaybettikleri toprakları geri aldılar; fakat Batatzes’in oğlu Theodoros II Laskaris (1254-1258), Bulgarlara ağır bir darbe indirerek, eski sınırı korudu.

Yerine geçen küçük yaştaki oğlu İoannes IV Laskaris’i (1258-1261) general Mikhael Palaiologos bir hükümet darbesiyle uzaklaştırdı, 1259’da müttefik Akhaia latin ve Epeiros rum kuvvetlerini Palagonia’da yenerek, Efeiros despotluğunu tabiiyeti altına aldı, 1261’deyse İstanbul’a girerek Latin imparatorluğuna son verdi.

1261-1453 Yılları Arası

Bu dönemde Mikhael VIII Palaiologos’un (1261-1282) kurduğu Palaiologos sülâlesi son bizans sülâlesidir.

Mikhael, İstanbul’u Latinlerden geri aldığı zaman, Bizans imparatorluğu, yalnız İstanbul ve Trakya’yı, Selânik ile Makedonya’nın bir kısmını, birkaç adayı ve Anadolu’da eski İznik prensliği topraklarını içine alıyordu.

Devletini Avrupa’da genişletmeye çalışan Mikhael, Pelagonia savaşında esir aldığı Akhaia prensini serbest bırakması karşılığında Mora’da Mistra, Monembasia, Maina ve Hierakion’u aldı (1262).

Bu arada Napoli ve Sicilya krallığını elde eden Charles d’Anjou Bizans için yeni ve çok tehlikeli bir düşman olarak ortaya çıktı (1262).

Mikhael, Charles’ı Berat’ta (Arnavutluk) yendiyse de (1281) Bizans’ı tehlikeden ancak Sicilya’da çıkan ayaklanma kurtardı (1282).

Mikhael zamanında Bizans imparatorluğunu doğudan bir tehlike tehdit etmiyordu.

Kösedağ Meydan savaşında (1243) Moğollara yenilen Anadolu Selçukluları, İlhanlıların hükmü altına girmişlerdi.

Mikhael, ilhanlı-moğol hükümdarıyla iyi münasebetler kurmayı başardı, fakat bu dostluk Mısır – Memlûk imparatorluğu yüzünden devam etmedi. İlhanlılar, Mısır ve Altınordu’nun düşmanı oldukları için, bu iki ülke arasındaki yolu kapattılar.

Mısır sultanı Baybars, mısır gemilerinin Boğazlardan geçmesi için izin istediği zaman Mikhael, İlhanlılarla dostluğunu bozmak istemediği için, geciktirici cevaplar verdi, bunun üzerine altınordu hanı Berke’nin generali Nogay, Bulgarlarla birleşerek, Bizans üzerine yürüdü.

Bizans ordusunun yenilmesi üzerine Mikhael, Mısır-Altınordu ittifakına katılmak zorunda kaldı, sonra bir kızını Nogay ile evlendirerek, Nogay’ın yardımını sağladıktan sonra Bulgarları yendi.

Bu sırada devletin mali durumu çok bozuldu, bütün ticaret Cenevizlilerin eline geçti.

Mikhael, Cenevizlilerin yardımı karşılığında bunlara eski geniş ticari imtiyazlarını geri verdi ve ceneviz tüccarlarına Galata mahallesini ayırdı.

Cenevizliler bu imtiyazlarını daha sonraki imparator zamanında da arttırarak Bizans’ı İktisadi hâkimiyetleri altında tuttular.

Mikhael’in oğlu Andronikos II (1282 – 1328) ve bunun torunu Andronikos III (1328 – 1341) zamanında Bizans, Anadolu’da Osmanlı Türkleri ve Balkanlar’da Sırplar olmak üzere iki yeni ve kuvvetli düşmanla karşılaştı.

Bir taraftan da dede ile torun arasında devamlı iç savaşlar sürüp gidiyordu.

Bunlar da Bizans’ı ortadan kaldırmak istiyorlardı.

Fakat bu planlar suya düştü, XIV. yy.da sırp kralı Stepan Dusan büyük bir İslav devleti kurmak için çalıştıysa da, sonunda bu planın gerçekleştirilmesini XV. yy. ortasında, Türkler başardı.

Osmanlı devleti kuruluşundan itibaren (1299) topraklarını Bizans aleyhine genişletiyordu.

Anadolu’ya gönderilen bizans kuvvetleri onlara karşı daima yenildi.

Andronikos II’nin oğlu ve saltanat ortağı Mikhael IX (1293 – 1320) Türkler üzerine bizzat yürüdü (1302), fakat yenildi ve Bizanslılar Kyzikos, Biga ve Bergama’ya çekilmek zorunda kaldılar.

Bunun üzerine Andronikos II, Roger de Flor’un kumanda ettiği on bin kişilik Almogavar (Katalan) ücretli kıtasını bizans hizmetine aldı.

Almogavarlar, Germiyanoğullarınin kuşattıkları Alaşehir’i (Philadelphia) kurtardı ve birkaç yeri aldı, fakat Roger’in Bizanslılar tarafından öldürülmesi üzerine memleketi yağma ederek, Yunanistan’a çekildi ve Atina – Thebai dükalığı yerinde bir Almogavar devleti kurdu (1311 – 1379).

Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi bu sırada birçok bizans şehrini zaptettiler.

Prusa (Bursa) Osmanlı devletinin başşehri oldu (1326). Andronikos III öldüğü zaman (1341) Bizanslıların Anadolu’daki toprakları artık tamamıyla OsmanlIların eline geçmişti.

XIII. yy. sonlarında Bizanslıların elinde Balkanlarda sadece Trakya ve Selânik ile birlikte Güney Makedonya vardı.

Buna karşılık Mora’da Mikhael VIII, Lakonia ve Arkadia’yı Frenklerden geri aldı, fakat Pale (Maltepe) savaşında Orhan Bey tarafından bozguna uğratıldı.

Mora’nın geri kalan bölgelerinde ve Orta Yunanistan’da Latinler hüküm sürüyorlardı.

Ege adalarından yalnız kuzeyde ve kuzeydoğuda birkaç tanesi Bizans elindeydi.

Osmanlı tehlikesiyle aynı zamanda Balkanlarda sırp tehlikesi büyüdü, Latin imparatorluğunun çöküşünden sonra Sırp devleti Balkanlar’da en önemli kuvvet oldu.

İhtiyar ve genç Andronikos arasında çıkan iç savaşta Sırplar Andronikos II’nin

Bulgarlar da Andronikos III’ün tarafını tuttular.

Sırpların 1330’da Velbuzd’ta (bugünkü Köstendil) Bulgarlar üzerinde kazandıkları zaferden sonra, Sırbistan tahtına çıkan Stepan Dusan da (1331 – 1355) Osmanlıların başarılarından faydalanarak, daha Andronikos III’ün ölümünden (1341) önce, Kuzey Makedonya’yı ve Arnavutluk’un büyük bir kısmını topraklarına katmıştı.

Andronikos III ölümünden az önce İoannes Kantakuzenos’u küçük yastaki oğlu loannes V’in (1341 – 1391) vasiliğine tayin etti.

Fakat ana imparatoriçe Savoie’lı Anna, ioannes’i uzaklaştırmaya çalıştı.

Bu yüzden Palaiologoslar ve loannes Kantakuzenos’un taraftarları arasında çıkan iç savaş, devleti çok hırpaladı.

Kantakuzenos 1347’de İstanbul’a girince loannes V’in saltanat ortağı olarak loannes VI Kantakuzenos (1347 – 1354) adıyla tahta çıktı.

Bu sırada sırp kralı Stepan Dusan. hemen hemen bütün Makedonya’yı alıp, İstanbul’u ele geçirmek için büyük gayretler sarfetti. Kantakuzenos, bunun üzerine türklerden yardım istedi.

Bir türk ordusu Balkanlar’a geçti ve sırpları yendi (1353).

Fakat bu olaydan sonra Bizans imparatorluğu üzerine bir çeşit türk himayesi kuruldu.

Kantakuzenos, kısa zaman sonra, genel hoşnutsuzluk karşısında tahttan ayrıldı ve keşiş olarak Aynaroz’a çekildi.

Balkan fetihleri sırasında türkler Gelibolu’ya yerleşip orayı basamak yaparak İstanbul etrafında birçok kaleyi aldılar, merkezi Bursa’dan Edirne’ye getirdiler.

Böylece İstanbul’un etrafı ağır ağır sarıldı.

İoannes V İtalya ve Fransa’ya giderek batı hükümdarlarından yardım istedi, hükümdarlığının sonlarına doğru türklere vergi ve gereğince asker vermeye razı oldu.

Yerine geçen oğlu Manuel, Anadolu seferlerinde maiyetinde bulunduğu Yıldırım Bayezid’ten izin almadan İstanbul’a geldi. Bu bahaneyle şehir ilk defa Osmanlı Türkleri tarafından kuşatıldı (1391). Yedi ay devam eden bu kuşatma sonunda Manuel eskisinden daha fazla vergi vermeyi ve İstanbul’da bir türk mahallesi kurulmasını kabul etti.

Manuel (1391 – 1425), babasının yaptığı gibi, yine batıdan yardım istedi, macar kralı Zsigmond’un idaresinde yardımına koşan büyük Haçlı ordusu, Niğbolu’da Yıldırım Bayezid tarafından yenildi (1396).

Bayezid Haçlı seferinin Manuel’in kışkırtmasıyla yapıldığını anlayınca İstanbul’u ikinci defa kuşattı {1399), fakat Timur’un Anadolu’ya hücumu şehrin alınmasına engel oldu.

Ankara savaşından sonra osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarından faydalanan Manuel, birtakım önemli yerleri geri almayı ve Mora’nın da bizans hâkimiyetini sağlamayı başardıysa da Murad II ile bozuşması Türklerin İstanbul’a yaptıkları yeni ve büyük bir hücuma sebep oldu (1422).

Şehrin surları bu sefer dayandı.

Manuel’in ölümünden sonra, oğlu loannes VIII (1425 – 1448) Murad II ile barış yaptığı zaman, Bizans imparatorluğu yalnız İstanbul ve yakınlarında Karadeniz kıyısında Ankhialos (Ahyolu) ve Mesembria (Misevri) şehirlerinden ve Mora’da Mistra despotluğundan ibaretti.

Selânik kısa bir süre için Venediklilerin eline geçti, fakat orası da Türkler tarafından alındı (1430).

Ortodoks ve katolik kiliselerinin birleştirilmesini bildiren antlaşmayı imzalamak için imparator İoannes, Floransa ruhani meclisine kendisi gitti (1439).

Bu sırada papa Eugenius IV, hıristiyan devletlerini Türklere karşı yeni bir haçlı seferine davet ediyordu.

Macar kralı Ulazalo bir haçlı ordusu başında Türkler üzerine yürüdü, böylece Türklerin Balkanlarda hızla yerleşmesine engel olmak istiyordu, fakat Varna’da yenildi, savaşta öldü (1444).

Bundan sonra Bizanslılar Batının yardımından tamamen ümidi kestiler.

İoannes VIII’in ölümünden sonra kardeşi Konstantinos XI (1448 – 1453) iktidarı ele aldı.

Artık Bizans imparatorluğu diye sadace İstanbul ile civarı ve Mora’nın bir kısmı kalmıştı.

Mehmed II Osmanlı tahtına çıkar çıkmaz İstanbul’un alınması için kesin kararını verdi, Karadeniz’den Bizans’a yardıma gelebilecek gemilere yolu kapatmak için Rumelihisarını yaptırdı (1452).

Diğer taraftan Konstantinos da karşı koymak için hazırlanıyor, papanın ve batının yapacağı yardıma güveniyordu.

Fakat Bizans’a askeri yardım yerine, ortadoks ve katolik kiliselerinin birleşmesini kutlamak üzere rum menşeli bir katolik kardinali geldi.

Şehirde yaşayan Venedikli ve Cenevizliler “de savunmaya katıldılar, özellikle 7 nisan 1453’te başlayan kuşatma 29 mayıs 1453’te şehrin düşmesiyle sona erdi ve son bizans imparatoru Konstantinos surlarda savaşırken öldü.

İstanbul’un fethiyle Bizans imparatorluğu ortadan kalktı. 1460’ta Mistra despotluğu, 1461’de ise Trabzon Rum imparatorluğu da Osmanlı devletine katıldı.

Bizans İmparatorları

Büyük Theodosius I (379 – 395).

Arcadius (395 -408).

Theodosius II (408 – 450).

Pulkheria (450 – 453).

Marcianus (453 – 457).

Leo I (457 – 474).

Leo II (474).

Zeno (474-491).

Basiliscus (475 – 477).

Anastasius I (491 – 518).

Justinus I (518-527).

Justinianus I (527 – 565).

Justinus II (565 – 578).

Tiberius I Constantinus (578 – 582).

Mauricius (582 – 602).

Phocas (602-610).

Herakleios (610-641).

Konstantinos III (641).

Herakleionas veya Heraklonas (641).

Konstas II (641 – 668).

Konstantinos IV Pogonatos (668 – 685).

iustinianos II Rhinotmetos (685 – 695).

Leontios (695 – 698).

Tiberios II (698 -705).

iustinianos II Rhinotmetos (ikinci defa) [705 – 7111; Philippikos veya Bardanes (711 – 713).

Anastasios II (713 -715).

Theodosios III (715 – 717).

Leon III İsauros (717 – 741).

Konstantinosn V Kopronymos (741 – 775).

Leon IV (775 – 780).

Konstantinos VI (780-797).

Eirene (780 – 802).

Nikephoros I (802-811).

Staurakios (811).

Mikhael I Rhangabe (811 – 813).

Leon V (813 – 820).

Mikhael II Traulos (820 – 829).

Theophilos (829 – 842).

Theodora (842-856).

Mikhael III (856 – 867).

Basileios I Makedon (867 – 886).

Leon VI Şophos (886 – 912).

Aleksandros (912 -913).

Konstantinos VII Porphyrogennetos (913 – 959).

Romanos I Lekapenos (920 – 944).

Stephanos ve Konstantinos (Romanos İ’in oğulları) [944 – 945].

Romanos II (959 – 963).

Nikephoros II Phokas (963 – 969).

loannes I Tsimiskes (969 – 976).

Basileios II Bulgaroktonos (976 – 1025).

Konstantinos VIII (1025 -1028).

Romanos III Argyros (1028 – 1034).

Mikhael IV Paphlagon (1034 – 1041).

Mikhael V Kalaphates (1041 – 1042).

Theodora ve Zoe (1042).

Konstantinos IX Monomakhos (1042 – 1055).

Theodora (ikinci defa) [1055 – 1056].

Mikhael VI Stratiotikos (1056 – 1057).

İsaakios I Komnenos (1057 – 1059).

Konstantinos X Dukas (1059 – 1067).

Romanos IV Diogenes (1067 – 1071).

Mikhael VII Dukas Parapinakes (1071 – 1078).

Nikephoros III Botaneiates (1078 – 1081).

Aleksios I Komnenos (1081 – 1118).

loannes II Komnenos (1118 – 1143).

Manuel I Komnenos (1143 – 1180).

Aleksios II Komnenos (1180 – 1183).

Andronikos I Komnenos (1183 J 1185).

İsaakios II Angelos (1185 – 1195).

Aleksios III Angelos (1195-1203).

isaikos II (ikinci defa) ve Aleksios IV Angelos (1203 – 1204).

Aleksios V Dukas Murtzuphlos (1204).

Theodoros I Laskaris (1204 – 1222).

ioannes III Dukas Batatzes (1222 – 1254).

Theodoros II Dukas Batatzes Laskaris (1254-1258).

İoannes IV Dukas Batatzes Laskaris (1258 – 1261).

Mikhael vIII Palaioiogos (1261 – 1282).

Andronikos II Palaiologos (1282 – 1328).

Mikhael IX Palaiologos (1293 – 1320).

Andronikos III Palaiologos (1328 – 1341).

ioannes V Palaiologos (1341 – 1391).

ioannes VI Kantakuzenos (1347-1354).

Andronikos IV Palaiologos (1376 – 1379).

ioannes VII Palaiologos (1390).

Manuel II Palaiologos (1391 – 1425).

İoannes VIII Palaiologos (1425 – 1448).

Konstantinos XI Palaiologos (1448 – 1453).

Bizans Ordusu

Bizans’ın temeli, teşkilâtlandırılmış olan orduydu.

Bizans’ın askeri müesseselerinin temelleri sarsılmaya başlayınca devlet de gerilemeğe başladı, sonunda yıkıldı.

Diocletianus ve Büyük Constantinus’un reformlarına göre ordu iki kısımdan meydana geliyordu:

1. Sınır muhafaza kıtaları.

2. Hareketli ordu. Bizans ordusu hemen her zaman gönüllü ücretlilerden, en çok da yabancı ücretlilerden meydana gelirdi.

VII. yy.da Bizans imparatorluğunun askeri eyaletlerde bölünmesiyle ordu teşkilâtında da esaslı değişiklikler yapıldı.

Suriye, Mısır ve Afrika elden gittikten sonra, bu eyaletleri savunacak kuvvette olmayan sınır muhafaza kıtaları da ortadan kalktı.

Düzenli ordu yanında çeteler de vardı.

Çoğu zaman sınır halkından toplanan çeteciler düşmanın hareketlerini yoklayarak küçük düşman gruplarına saldırırlardı.

Silah olarak yay, mızrak, kılıç ve çeşitli savaş baltaları kullanılırdı, önce yalnız deniz savaşlarında kullanılan rum ateşinden şehir kuşatmalarında da başarıyla faydalanılırdı.

Ayrıca taş fırlatma makineleri de (mancınıklar) büyük gelişmeler göstermiştir.

Yaralılar atlı sıhhiye erleri tarafından toplanırlar, bunlara askeri hekimler bakardı.

Her birliğin, asker azizlerin figürleri veya imparatorun atlı resmiyle süslenmiş bayrakları vardı.

Bizans Devlet Yönetimi

Bizans’ta bugünkü hükümetlere benzer bir teşkilât yoktu.

Merkez idare, saray memurlarıyla sivil ve askeri memurlardan toplanma bir memur aristokrasinin elindeydi.

Saray memurlarıyla en yüksek sivil ve asker memurları, imparator, kendisi tayin ederdi.

İmparator yanında danışma organları olarak şu müesseseler vardı:

1. Senato. Roma senatosu örnek tutularak Büyük Constantinus’un İstanbul’da meydana getirdiği senato, devlet hayatında önemli bir rol oynadı. Bazı kanunlar, yayınlanmadan önce, senatoda okunurdu.

Fakat senatonun da kanun tasarıları hazırlamak ve imparatora sunmak hakkı vardı. Senatonun en önemli bir yetkisi de, yeni imparatoru seçmek ve tanımak hakkıydı.

2. Senatodan başka, imparatora daha yakın olan Kutsal şûra bir çeşit saray şurası vazifesini görmüştür.

Daimi üyeleri merkez idarenin en yüksek memurlarmdandı. 3. Genel toplantılar.

Bütün halkın veya yalnız temsilcilerin bulundukları toplantılarda imparator doğrudan doğruya halkla temas ederdi.

Bu toplantıların yeri bazen Hippodromos idi. (At meydanı).

Başlıca amaç, imparatorun istediklerini halka bildirmek veya propaganda yapmaktı. Aynı zamanda imparator halkın dertlerini öğrenmek, halk da şikâyetlerini, dertlerini imparatora bildirmek fırsatını bulurdu.

Merkez idarenin en nüfuzlu memuru, Daireler âmiri idi.

Aşağı yukarı bugünkü içişleri ve dışişleri bakanlarının vazifesini gören bu başmemurun, bütün resmi daireler, saray muhafız kıtaları, sınıf muhafaza kıtaları, emniyet ve posta üzerinde kontrol hakkı vardı.

Yabancı elçilerin kabulü ve genellikle yabancı memleketlerle olan münasebetlerin idaresi de onun vazifelerindendi.

Emrinde çalışan memurlardan bazıları, ulak ve hafiye olarak eyaletleri gezer, memurların çalışmasını denetler ve halk efkârını yoklardı.

Daireler amirinden sonra en önemli memur olan kutsal saray idare âmiri adalet işlerine bakar, imparator fermanlarını hazırlardı.

Maliye işlerinin idaresi hazine müdürüyle devlet arazileri müdürü arasında bölünmüştü. Hâzineye para olarak ödenen vergi ve resimler, ticaret, endüstri ve darphane, hazine müdürünün kontrolü altındaydı.

Devlet arazileri müdürü devletin büyük mülkleriyle imparatorun özel hazinesini idare ederdi.

Saray memurları başında başmabeyinci bulunuyordu. Daima hadımlardan seçilen bu baş memur, hükümdarla çok sıkı’bir münasebette bulunduğundan büyük bir nüfuza sahipti.

Herakleios zamanında başlayan reformlarla idare teşkilâtında önemli değişiklikler yapıldı.

O zamana kadar birkaç büyük memur tarafından görülen işler, bölünerek, doğrudan doğruya imparatora karşı sorumlu olan daha çok sayıda memura verildi.

İmparatorluğun son zamanında sivil idarede merkezileştirmeye doğru gidildi.

Bu devir memurlarından en yüksek olanı bütün maliye işleri ve sivil idare reisi olan daireler müfettişiydi.

Bu memur isaakios Angelos’tan itibaren imparatorluğun sonuna kadar bir başbakan rolünü oynadı.

Bizans Sanatı Mimarisi

Yüksek sivil memurlara ve ordu şeflerine, rütbelerine göre, şeref unvanları vermek âdetti.

Aslında nezaketen verilen bu unvanlar, IV. yy.dan itibaren memurluklara bağlandı.

Bizans Sanatı

Bizans sanatının kökü kısmen helenistik sanata dayanır.

Bir yandan da, ön Asya ülkelerinin binlerce yıllık gelenekleriyle beslenmiştir.

III.-V. yy.lar arasında helenistik sanat bozulmaya yüz tuttu, buna karşılık doğu sanatı yeniden parlamaya başladı.

Doğu sanatı insanüstü öğelere yöneliyor, salt süsleme ile yetiniyordu.

Ona değer kazandıran özellikler malzeme zenginliği, renk bolluğu ve kompozisyonlardaki kalıplaşmış ruhani nitelikti.

Dura Europos anıtları helenistik geleneğine, yabancı sanat öğelerine yer verir; bu yüzden bizans sanatına benzer özellikler taşır.

Konstantinopolis (İstanbul) kurulduğu sıralarda, bu doğu çeşnili helenistik sanat bütün Roma alemine yayılmıştı.

Constantinus zamanında, hemen her yerde saraylar, kilise olarak yapılmamış bazilikalar, zafer takları, kiliseler yükseldi.

İmprator kendi eserlerine zenginlik katmak için, eski anıtların parçalarını kullandı.

Yerine geçen hükümdarlar da aynı davranışı sürdürdü.

Ancak VI. yy .da, Justinianus’un çabalan ile, Konstantinopolis bağımsız bir sanat okulunun merkezi haline geldi ve bizans sanatı belirginlik kazandı.

Bizans İmparatorluğu Mimarisi

Mimarlar bazilikaların düz çizgileri yerine, yuvarlak kiliselerin eğik çizgilerine başvurdu ve bingiler üstünde oturan kubbe türünü benimsedi.

Duvar ressamları tarihi konulara hıristiyanlık simgelerinden daha çok yer verdi; eski resimlerin sadeliğini bir yana iterek, daha gerçekçi bir anlatımla, gösterişli mozaikler yaptı.

Bu sanat kısa sürede imparatorluğun sınırlarını aştı.

Üç dönemde en parlak seviyesine ulaştı; Justinianus dönemi, Makedonya dönemi ve Palaiologos dönemi.

Bir cevap yazın