Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş,Ermeni Sorunu

 

Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş I. Dünya Harbi’nin sonlarına doğru milliyetler ilkesine dayanan umut verici sözlerin üzerine Osmanlı hükümeti adil bir barışa kavuşmak için mütareke istedi.
 
Bağımsızlığı ve namusu için kahramanca savaşan Türk milleti, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi ile silahlarını elinden bıraktı.
 
Osmanlı uyruklu olan Rum ve Ermeni unsurlar, gördükleri dış yardım ve teşvik sonucu milli namusumuzu yaralayacak taşkınlıklardan başlayarak kanlı eylemlerini akıl almaz boyutlara varıncaya kadar götürdüler, küstahça saldırılara başladılar.
 
Bu durum Osmanlı hükümetinin çaresizliği nedeniyle gittikçe büyüdü.
 
Bunun sonucu yabancı devletler, Türkiye’yi parçalamaya başladılar.
 
Bir istila amacı güden Ermeniler, Navcihan’dan (Doğubeyazıt’ın 140 km. kadar doğusunda) Oltu’ya kadar bütün Türk halkını öldürüyorlar, mallarını yağma ediyorlardı.
 
 Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş
 

Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş

 

Kurtuluş Savaşı Doğu Cephesi Ermeni Sorunu

 
Çoğunluğu sağlamak
 
 
Türkleri bu bölgeden kaçırmak veya yok etmekle çoğunluğu sağlamak ve böylece de Doğu Anadolu vilayetleri üzerindeki amaçlarına yaklaşmak İstiyorlardı.
 
Diğer taraftan 400.000 kişi olduğunu iddia ettikleri Osman Devleti tebası Ermeniyi, bir tedbir olarak yurdumuza sokmak istiyorlardı.
 
Şurası da gerçekti ki, o zaman yurdumuzda Türkiye ve Türkler zararına gönderilmiş pek çok yabancı parası bulunmakta ve bununla propagandalar yapılmaktaydı.
 
Bunun amacının millî hareketimizi sonuçsuz bırakmak olduğu açıktır.
 
Yine Atatürk, Sivas Kongresi’nde bu konuda şöyle diyordu: “Doğu’da Ermeniler, Kızılırmak’a kadar genişleme hazırlıklarına ve sınırlarımıza kadar Müslüman halkı toptan öldürme siyasetini uygulamaya başladılar.”
 
11 Eylül 1919 tarihinde yayınlanan Sivas Kongresi genel bildirisinin Ermenilerle ilgili kısımlarının özeti şöyledir: Osmanlı memleketinin herhangi bir yerine dışarıdan yapılacak bir karışmaya veya el koymaya ve özellikle vatanımız içinde bağımsız birer Rum ve Ermeni devleti kurulması girişimlerine karşı Aydın, Manisa, Balıkesir cephelerindeki milli savaşlarda olduğu gibi hep birden savunma ve direnme amacı haklı görülmüştür.
 
Uzun yıllar aynı yurt içinde yaşadığımız azınlıkların her türlü doğal hakları saklı olduğundan, bu unsunlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak bir ayrıcalık verilemez.
 
Bu konuda Atatürk, 30 Kasım 1918 tarihinde “Hudutlarımızın içinde kalan vatan parçalarından bir karış toprağın bile Ermenilere verilmesine millet asla razı değildir” demiştir.
 
İstanbul’da toplanan son Osmanlı Meclisi, 28 Ocak 1920 tarihinde Milli Misak’ı (Ulusal And) kabul etti.
 
Milli Misak’ın Ermenilerle ilgili maddesi şöyleydi: “itilaf devletleriyle delegeleri ve bazı ortakları arasında kararlaştırılan söz verilmiş ilkeler üzerinde Ermenilerin hakları, komşu memleketlerdeki Müslümanların da aynı haklardan yararlanması umuduyla, tarafımızdan doğrulanacak ve kabul edilecektir.”
 
Ermeni taraftarlığı, Ermeni komitelerinin propagandaları,  hıristiyanlık duygularının kışkırtılması sebebiyle özellikle amerika’da çok kuvvetliydi.
 
Komitacılar, “Ermenileri Amerikalılara Hıristiyan oldukları için Türk yatağanlarıyla parçalanan mazlum bir millet” olarak tanıtmışlardı.
 
Amerika’nın eski Berlin Büyükelçisi Gerard, o zamanki İngiliz Dışişleri Bakanı Balfur’a çektiği telgrafta:
Amerika Senatosu’nda Ermeniler
 
Büyük Britanya’nın Ermeni sorunu hakkında Amerikalıların genel düşüncelerinin gözönüne alınmasını istiyor ve Türkiye sorununun, antlaşmanın Amerikan Sernatosu’nda onaylanmasından sonra incelemesine imkân bulunup bulunmadığını” soruyordu.
Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş
 
Bu istek 2.000 papaz, 35 piskopos, 25 üniversite ve kolej rektörü ve 40 vali namına yapılıyor, Ermenilerin bulundukları bölgelerin tahrip edilmemesini, daha büyük bir Ermenistan kurulamamış olmasını protesto ediyordu.
 
Balfur, bu mesaja verdiği karşılıkta: “istenilen genişlikte bir Ermenistan kurulamamasından İngiltere sorumlu tutulamaz.
 
İngiltere’nin Ermenistan’da bir çıkarı yoktur.
 
Amerika’nın Ermeni ıslahatı işlerine karışmaması ve Ermeniler üzerinde bir manda yönetimini kabul etmesi önerisine olumlu bir karşılık vermemesi bu sonucu doğurmuştur.
 
Sonra, yazılarınızda “Bizzat mukadderatı seçme” ilkesini teklif ediyorsunuz.
 
Eğer bu deyim basit anlamıyla alınırsa, yani Anadolu’daki bir kasabada halen oturmakta olan çoğunluğun isteklerine göre hareket edilirse, hakikat şudur ki: Ermenile-re ayrılan bölgelerdeki halkın çoğunluğu da Müslümandır.
 
Onların tarafsız olarak oy vermelerine izin verilirse, pek doğaldır ki, Ermenileri tercih etmeyeceklerdir.
 
Böyle bir sonucu düşünmek istemem.
 
Fakat bunun da akıldan çıkarılmaması gerekir.
 
Ermenistan’ın kurulmasına yardım edecek, devletin ilk zamanlarda askeri birlikler kullanması da gereklidir. Ingiltere, şimdiye kadarki yükümlülüklerine bir de Ermeni sorununu ekleyemez.
 
Bu işi yapmak için Amerika Birleşik Devletleri daha uygundur” diyordu.
 
Ingiltere’de yayınlanan Birmingham Post gazetesinin  9 Şubat 1920 tarihli sayısında şu yazı yayınlanmıştır:
 
“Skutlent Lidel, Baku’dan yazdığı mektupta bir Ermeni ailesiyle yaptığı konuşmada, kendisine şu sözlerin söylendiğini kaydetmektedir: Ermeniler vardır, fakat bir Ermenistan yoktur.
 
Bugün Ermenistan diye adlandırılan bölge hiç de Ermenistan değildir.
 
Buraları Taşnaksutyun Komitacılarının hayal hanelerinde mevcut bir vahadır.” Lidel mektubuna devam ederek, “İşte bir Ermeninin ağzından, mensup olduğu komitanın amaçlarını pek güzel açıklayan kısa birsöz, Taş naksutyun Komitası Cenevre’de altmış yıl önce Mikaelyan adında bir Ermeni tarafından kurulmuştur.
 
Amacı, Abdülhamit yönetiminin aksaklıklarına karşı savaşmaktı.
 
Bunun için de Avrupa’nın gözlerini bu tarafa çevirtmek, AvrupalIların sevgi ve sempatilerini kazanmak gerekiyordu.
 
Teşkilatın merkezi Cenevre’deydi.
 
İstanbul Londra, Tiflis ve Erivan’da şubeler açılmıştı.
 
Bu komita, bir süre sonra intikam, cebir ve şiddet duygularına bağlı bir terörist çetesine dönüştü.
 
Bu gün de aynı durumunu sürdürmektedir.
 
Savaş sırasında Rusların bu komitadan yararlandığı da bir gerçektir.
 
Anadolu’da karışıklık çıkaran Taşnatsutyun Komitası olduğu gibi, Türk cephesi gerisinde muhalefet gösterilmesine sebep olan da bunlardır.”
 

Toplu öldürülmeler 

 
1920 yılı ilk yarısında İtilaf devletlerinin kışkırtmalarıyla Batı Anadolu’da başlatılan Yunan işgalini kolaylaştırmak için Ermeni Taşnaksutyun hükümeti kuvvetleri, Doğu Anadolu’da Türk mahallî idaresine saldırarak oradaki yüzlerce ye Türk’ü öldürdüler.
 
Bu konuda aşağıdaki belgeleri görelim:
 
15. Kolordu Komutanlığı’nın 12. Tümen Komutanlığı’na gönderdiği 11 Mart 1920 gün ve 361 sayılı emri:
 
“Ermeniler, Akbaba, Şuragel, Çıldır bölgesi içinden topladıkları kuvvetlerle, Müslümanlarla savaştıktan sonra, elde kalanları Kağızman bölgesine göndermişler ve burada İslâmlarla şiddetli bir şekilde çatışmışlardır. Yine Ermenilerin, Bardız’da toplanarak Oltu’ya saldıracakları haber alınmıştır.”
 
12. Tümen Komutanlığı’ndan 15. Kolordu Komutanlığı’na gönderilen 21 Mart 1920 gün ve 385 sayılı raporun özeti:
 
“11 Mart 1920 günü Gülantep köyünü boşaltan Ermeni kuvvetleri çekilirken, köyün İslâm halkını tamamen öldürdükleri Kağızman’ın Şadavan köyünden sınırımıza sığınan Hınıslı bir çocuğun ifadesinden anlaşılmıştır.”
 
12. Tümen Komutanlığı’nın 15. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği 22 Mart 1920 gün 1/399 sayılı raporun özeti:
 
“Ermeniler, 2 Şubat 1920 tarihinde Ani, Ablanki, Tenis, Ergene, incedere, Karahan, Geçit, Mukoz, Vıylan, Hacıpirl, Vartanlı, Okçuoğlu, Bacıoğlu, Gelamugi, Karakilise, Aralık köylerini yağma etmişler ve halkının çoğunu öldürmüşlerdir.
 
Kurtulan Müslümanlar da kar ve tipiden ölmüşlerdir.”
 
15. Kolordu Komutanlığı’nın Ankara’daki Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na Erzurum’dan gönderdiği 16-17 Mayıs 1920 tarihli mesajı şöyledir:
 
“Ermeni kabinesi düşmüştür. Yeni kabine Taşnak ve Osmanlı Ermenilerinden oluşmuş ve başkanlığına Osmanlı Ermenilerinden Ohacıyan getirilmiştir.
 
Yeni hükümet tarafından Zengibasar’daki İslamların toptan öldürülmelerine başlanmıştır. fslâmların kurtarılması için bölgeye 12. Tümenden bir müfreze gönderilmiştir.”
 
12. Tümen Komutanlığı’nın Horasan’dan 15. Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği 4 Haziran 1920 tarihli rapor:
 
“Ermeniler 27 Mayıs 1920 tarihinde, Akçakale çukurunda Boyalı, Lalaoğlu köylerine saldırarak, Boyalı’dan 5 kadın, 3 erkek, Lalaoğlu’dan 3 kızı şehit etmişlerdir.
 
Bu köylerle Aşağısalut, Yukarısalut, Çıplaklı, Katranlı, Başköy, Beyköy, Zelli-ce, Yeniköy halkı perişan bir durumda Bardız’a kaçmışlardır.”
 
 Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş
 

Ermeni zulümleri

 
 
 
Ermenilerin süregelen bu saldırı ve zulümlerine engel olmak için savaşmak zorunda kalındı. Atatürk, Nutuk’ta Ermenilerin bu hareketlerini şöyle anlatıyor:
 
“Mondros Mütarekesi’nden beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde ve gerek Türk sınırına yakın olan yerlerde, Türkleri toptan öldürüyorlardı. 1920 yılı sonbaharında Ermeni zulümleri, tahammülü güç bir duruma geldi.
 
Ermeniler üzerine bir hareket yapmaya karar verdik.
 
9 Haziran 1920’de doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan edildi.
 
3 ay 19 gün sonra da Ermenilerin Oltu’da teşekküleden Türk yerel idaresine ve kötek, Bardız bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzları üzerine ileri harekat başladı.”
 
1920 tarihinde, Ermeniler, geri çekildiklerinden Sarıkamış muharebesiz ele geçirildi.
 
1 Ekim 1920 tarihine kadar Türk kuvvetleri, İğdır, Tuzluca, Karakurt, Ziyarattepe, Yolgeçmez, Selim, Katranlı, Zellice hattına varmıştı.
 
Bundan sonra tümenler, bölgelerinde tahkimat, engelleme ve keşif yapmaya başlamışlardı.
 
Bu günlerde şu olaylar olmuştur:
 
a- 1 Ekim 1920 günü saat 13.00’te Bayburt Deresi doğu sırtlarında bulunan 1200 kişilik bir Ermeni kuvveti, Yolgeçmez-Zellice hattındaki birliklerimize taarruz ettilerse de, başarılı olamadılar ve geri çekildiler.
 
Bu taarruzda Ermeni askerlerini ellerinde büyük sırıklara bağlı haçlar bulunan Ermeni papazları teşvik etmiştir. Bu da Ermeni askerlerinin savaşa karşı isteksiz olduklarını gösterir.
 
b- Ermeniler 4 Ekim 1920’de Çıldır’da 150 Türk öldürmüşlerdir.
 
c- 6 Ekim 1920’de piyade ve süvari karışık 150 kişilik bir Ermeni kuvveti, Altınbulak ve Demirkapı doğu sırtlarında bulunan Göle (Merdenek) Müfrezesi’nin gözetleme postalarına saldırdı. Düşman,müfrezenin yetişen takviye kuvvetleri tarafından geri atıldı.
 
d- Ermeniler, 7 Ekim 1920’de 1 200 piyade, 300 süvari, iki makineli tüfek ve iki topla Göle Müfrezesi’ne yeniden taarruz ettiler. Akşama kadar süren muharebe sonunda Ermeniler. hayli kayıplar verdikten sonra geri çekildiler.
 
e- 8 Ekim 1920’de Yalnızçam ve Oluklu bölgesindeki Ermeni Taşnak çetelerine taarruz eden 12. tümen, bunları kuzeye attı ve bölgeyi ele geçirdi.
 
f- Yine 8 Ekim 1920’de 600 piyade ve 150 süvariden oluşar Ermeni kuvveti, Göle’de (Merdenek) taarruzunu tekrarladı fakat karşı taarruzla geri atıldılar.
 
g- Ermenilerin bu hareketlerinden, özellikle 9. Kafkas Tümeni’nin sol kanadına taarruzlar yaparak bu tümenin direnme gücünü meydana çıkarmak istedikleri, hemen hemen bütün askeri olanaklarını Kars bölgesinde topladıkları ve Ermenilerin kuzey bölgesinde bir taarruza geçecekleri ihtimalleri anlaşılmış olduğundan, Doğu Cephesi Komutanlığı 3 Ek’ 1920’de verdiği bir emirle birlikleri uyarmış ve düzen değişikliği yaptırmıştı.
 
h- Ermeniler, 14 Ekim 1920 tarihinde 9. Kafkas Tümen taarruz ettiler, fakat başarılı olamayarak geri çekildiler, göle’ye taarruz eden Ermeni kuvvetleri de geri atıldılar.
 
Bu başarısızlıklarından sonra Ermeniler, Kars Kalesi’nin ileri mevzilerine çekildiler.
 
Kağızman Halk Şurası Reisliği’nin 12. Tümen Komutanlığına gönderdiği 23 Ekim 1920 gün ve 45 sayılı yazıda Ermenllerin yaptıkları eylemler bildirilmiştir.
 
 Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş
 

Yerli Ermeniler

 
 
 
Ermenilerin son bir yıl içinde yaktıkları ve yıktıkları köylerin adları şöyledir:
 
Tezekçi, Yeruş, İncesu, Kola, Karacaviran, Karnık, Rağbet, Bahçecik, Cevanlıyıulya, Cevanlıyısüfla, Aktaş, Merzican, Yukarışamer, Aşağışamer, Hayranlı, Pernavut (Gaziler), Ağabey, Diğeraktaş, Kılıçlı, Almıyanlı, Tekeli, Uğurtu , Kırtepe, Elmalı, Hadimli, Kagın, Kamışlı, Pirli, Sürmeli, Turabi, Pursak, Merdbulak, Söğütlü, Terziviran, Harabe, Kalaca, Canderviş, Akdiz, Hazkbulak, Karacoran, Demirsıygan, Kayaharabe, Harebeb, Erciğiz, Hamurkesen, Gülahmet, Yağlı, Katranlı, Eğrek, Şalvarlı, Sügü, Hayribeyli, Başköy, Yenlik, Kumbulak.
 
Bu ellidört köy halkının 1200 kişiye yakın erkek, çocuk ve kadınları yok olduğu gibi, hayvan ve eşyadan hiçbir şey kurtarılamamış, tamamı Ermeniler tarafından alınmıştır.
 
Ermeniler, çekilirken yerli Ermenilerin yiyeceklerini de tümüyle zorla almışlardır.
 
Kağızman Sancağı’yla Pernavut (Gaziler) Şurası köylerinde Ermenilerin top ve tüfekle dağıttıkları köylerin halkı, aç, çıplak ve susuz olarak dağlarda kalmışlardı.
 
Yukarıda adları yazılı Pernavut’un 54 köyünün nüfus kaybı 1 200, Kağızman ve civarındaki 76 köyün kaybı 3 272 kişidir. Toplam nüfus kaybı 4 472 kişidir.
 
 Doğu Cephesi Ermenilerle Savaş
 
Sarıkamış’ın ele geçirilmesi
 
 
 
Sarıkamış’ın Türk kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi üzerine Ermeni Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ağacanyan, 3 Ekim 1920’de Rus hükümetine şöyle bir nota vermiştir: Rus hükümeti tarafından Türklerle Ermeniler arasındaki sorunların barış yoluyla çözümleneceği vaad edilmişti.
 
Türk kuvvetlerinin bu taarruzu hakkında bir bilginin olup olmadığı, eğer bilginiz varsa Türk ordusu harekâtının durdurulması için bir girişimde bulunup bulunmadığınızın acele bildirilmesini rica ederim.
 
Türklerin harekâtının hemen durdurulması ve gelecekte de, tekrarlanmamasının sağlanması, Türk ordusunun eski sınıra çekilmesi için bütün gücünüzle acele yapacağınız girişim, Rus delegeleriyle Ermeni hükümeti arasında yapılmakta ve yapılacak olan barış görüşmelerinin daha içtenlikle devamını sağlayacaktır.
 
Bu nota Doğu Cephesi Komutanlığı tarafından ele geçirilerek, 3 Ekim 1920 tarihinde Ankara’da Büyük Millet Meclisi Dışişleri Bakanlığı’na ve Genelkurmay Başkanlığı’na bildirilmiştir.
 
Görülüyor ki, Ermeniler hem Türk köylerine saldırarak yıkıyorlar, yakıyorlar, öldürüyorlar ve hem bütün dünyaya Ermeniler yok ediliyor” diye bağırıyorlar.
 
Doğu Cephesi Komutanlığının birliklerine 2/12/1920 tarihli emri şöyledir:
 
 

 

Kars’ta Ermeniler

 
 
 
Kars şehri 30 Ekim 1920 tarihinde kıtalarımız tarafından geri alındıktan sonra, Kars kentine bağlı Şûragel ve Zavşat bölgelerinde Taşnak Ermenileri tarafından İslâm halka yapılan zulüm ve işkencelere dair bir heyet tarafından yerlerinde yapılan ilk araştırmanın özeti şöyledir:
 
a- 16 Ocak 1919 tarihinde Kars Valisi Karganof zamanında Ermeni komutanlarından Baratof ve Yazanof’un top ve makinalı tüfeklerle donattığı Ermeni askerlerinin Kars’a bağlı 34 köyde toplam 2 385 Türk evini yıktıkları, mallarını yağma ettikleri ve halkının büyük kısmını öldürdükleri,
 
b- Zavşat kazasına bağlı Te-peköy’ün harman zamanında Ermeniler tarafından top ve tüfekle donatılmış kuvvetlerle harap edildiği, köyden 5 erkek, bir kadın öldürüldüğü, mallarının yağma edildiği, yine Zavşat’ın Masatlı köyünden 30, Gecebor köyünden 40, Gögercin köyünden 150, Kizkilise’den 60 evin yıkıldığı, 70-80 çoluk ve çocuğun ateşte yakıldığı ve 8 000 koyunun alındığı öğrenilmiştir.
 
10 Ağustos 1920 tarihinde Moskova’da Sovyet  Ermeni antlaşması imza edildikten sonra Türk Sovyet dostluk ve yardımlaşma konusunda konuşmalar başlamış ve Ankara hükümeti, Sovyetlerle bir antlaşma yapmak için Bekir Sami Bey başkanlığında bir Türk heyetini Moskova’ya göndermişti.
 
Konuşmaların sonu alınıp 20 Ağustos 1920’de sıra imza safhasına geldiği zaman, Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Çiçerin, Muş ve Bitlis vilayetlerinin Ermenilere bırakılmasını sözlü bir şart olarak ortaya atmıştır.
 
(Konuşmalar sırasında iki ili Muş ve Bitlis olarak söyleyen Rus Dışişleri Bakanı’nın, Muş, Bitlis vilayetine bağlı bir sancak olduğuna göre, Van ve Bitlis vilayetlerini kastettiği anlaşılıyor.)
 
 

 

Ermenilerin isteği!

 
 
 
Çiçerin, bu şartın para ve malzeme yardımıyla ilgisi olmadığını, ancak askerî harekâtta işbirliği yapmak için düşünüldüğünü de belirtmiştir.
 
Rusların bu istekleri doğal olarak kabul edilmedi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu konudaki kararı, 21 Ekim 1920’de Moskova’da bulunan Bekir Sami Bey heyetine bildirildi.
 
Halbuki o tarihlerde, yani Kars işgal edilmeden önce.
 
Türk Doğu Cephesi Komutanlı-ğı’na gelen Sovyet Büyükelçisi Budi Midvani, Ermenilere Türkiye’den toprak verilmesi isteğinin bir yanlışlık eseri olduğunu açıklamıştı.
 
Bu görüşmeler yine uzayıp gitti.
 
Türk heyeti Moskova’da” geri döndü.
 
Evvelce kararlaştırılarak parafe edilen hükümle’ ancak 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’nda yer almıştır.
 
Türk Genelkurmay Başkanlığı, Sarıkamış’ın alınmasından sonra Ermenilerce Kars’ın savunulmasına yarayacak arazinin de ele geçirilmesinin, askeri durumu biraz daha düzeltmesi bakımından uygun ve gereli gördüğünü ve bu harekâta aykırı bir düşünce yoksa Doğu Cephesi Komutanlığı’nca yapılmasını istiyordu.
 

Türklerin taarruzu

 
Doğu Cephesi Komutanlığı gerekli hazırlıklarını tamamlayarak, 28 Ekim 1920 günü sabahı taarruza başladı. 31 1920 günü saat 12:30 da
 
Kars’ın ele geçirildiği Genelkurmay Başkanlığı’na bildirildi.
 
Türk Genelkurmay Başkanlığı, 31 Ekim 1920 tarihinde Doğu Cephesi Komutanlığı’na verdiği direktifte:
 
“Kazanılan zaferden yararlanılarak kesin sonucun alınmasını, bunun için de Ermenilerin silâhtan tecridi ve mümkünse barışı kabulleninceye kadar harekâta aralıksız devam edilmesini” istedi.
 
Türk Genelkurmayı için doğudaki Türk ordusunun serbest kalması ve Ermenilerden ele geçirilecek silah ve mühimmat önemliydi.
 
Bu sebeple Doğu Cephesi Komutanlığı’nın düşünceleri de alınarak, Gümrü istikametinde taarruzun sürdürülmesine karar verildi. 3 Kasım 1920 tarihinde taarruz başladı.
 
Türk Doğu Cephesi birliklerinin Ermenistan topraklarına doğru hızla ilerlemesi ve bu kuvvetlerin karşısında Ermeni kuvvetlerinin hiçbir direnme göstermemesi sonucunda Gümrü’deki Ermeni komutanı, 6 Kasım 1920 tarihli mütareke ve barış isteyen mektubunun Doğu Cephesi Komutanı General Kâzım Karabekir’e gönderdi.
 
Doğu Cephesi Komutanlığı aynı gün ateşkes koşullarını Gümrü’deki Ermeni komutanlığına bildirdi. Genelkurmay Başkanlığı’na ve kendi birliklerine de bilgi verdi.
 

Sorumluluk!

 
Bu mütarekenin şartları şöyleydi:
 
a- Arpaçayı doğusunda bulunan Ermeni kuvvetleri, Gümrü’yü boşaltarak en az 15 kilometre doğuya çekilecek,
 
b- Gümrü kasabası hariç, yalnız Gümrü ile tren istasyonu tayfından işgal edilecek ve Gümrü’de hukuk ve genel güvenliğin tarafımızdan sağlanacağı halka duyurulacak,
 
c- Erivan-Tiflis ve Kars demir yolunun birleştiği yerde önemli bir bölge olan Gümrü’nün 10 kilometre çevresindeki arazinin türk ordusu güvenlik kıtaları
doğu Cephesi Komutanlığı serbest Kalacaktır.
 
e- Ateşkes şartları gereğince, 2000 adet mükerrer ateşli tüfek, koşulu ve donatımlı 20 ağır ve 40 hafif makineli tüfek, üç koşulu batarya, 4 000 sandık piyade ve 6 000 atım topçu cephanesi ve iki lokomotif, 50 vagon teslim edilecektir.
 
Ermeniler, mütareke şartlarını daha önce kabul ettikleri halde, sonradan ellerindeki silahlar alındığı takdirde, ordu personeli arasında esasen mevcut olan propaganda ve teşviklere Bolşevikler tarafından hız verileceğini, Ermeni hükümetini devirmeye çalışacaklarını ve anarşi çıkması ihtimalini ileri sürerek adı geçen silah ve savaş gereçlerinin alınmasından vazgeçilmesini istediler.
 
Bu istekleri uygun bulunmayınca da yeni ateşkes koşullarını kabul etmediler.
 
Gerçekte bu şartların kabul edilmemesi bir bahaneydi.
 
Çünkü Ermeniler yabancı devletlerin ve yabancı memleketlerdeki Ermenilerin kendilerine hala yardıma koşacaklarını sanıyorlardı.
 
Nitekim Genelkurmay Başkanlığı’nın Doğu Cephesi Komutanlığı’na gönderdiği 20 Kasım 1920 tarihli mesajı bunun açık bir belgesidir. Bu mesajda özetle:
 

Ermeni göçü

 
Amerika’da kurulan 300 kişilik bir Ermeni müfrezesinin Tiflis’e geldiği ve Erivan’a hareket ettiği, Türk ordusunun taarruzu üzerine Ermeni halkı çoğunluğunun Ermeni hükümetince Batum, Tiflis bölgesine göç ettirildiği bildirilmiştir.
 
Ermenilerin ateşkes şartlarına uymamaları üzerine Doğu Cephesi Komutanlığı ileri harekâta devam etti. 12 Kasım 1920 günü Ani (Kars’ın doğusunda, Arpaçayı kıyısında) istasyonu ele geçirildi.
 
Burada bulunan 200 kadar Taşnaksutyun komitacısı, Kızılkilis, Bozdoğan yönünden güneye çekildiler.
 
Arpaçayı batısındaki Türk kuvvetlerinin tamamı, çayın doğusuna geçtiler.
 
Türk kuvvetleri 14 Kasım 1920 günü Golgat Çıraklı Kepenekler Direkli (Divaklar) Hacınazarkulu Cacur, Arhavab hattındaki Ermeni kuvvetlerine taarruz etti.
 
Yer yer karşı koymalarından sonra Ermeniler, geri çekildiler.
 
Şahtahtı ve Nahcivan bölgesindeki Ermeni kuvvetli yapılan çarpışmalar sonur beşyüz kişi kadar kayıp vererek geri çekildiler.
 
Ancak, Şahtahtı bölgesindeki bu yenilgiden sonra, geriliminin tehlikeye düştüğünü gören Ermeniler, 13 Kasım 1920’de ığdır’ı boşaltarak, Aras nehrinin
doğu ve kuzeyine çekildiler.
 
Türk ordusu da İğdır’ı işgal etti.
 
Bunun üzerine Ermeniler, daha önce kabul etmedikleri ateşkes koşullarını, 21 Kasım 1920 tarihinde kabul ettiler.
 
Bu sebeple bir Türk heyeti, tarafsız bölgedeki Karakilis kasabasına gönderildi.
 
Fakat konuşmalara katılacak Ermeni Grup Komutanı General Araşef, kasabadan ayrılarak Delican’a gitmişti.
 
22 Kasım 1920’de Ermeni delegeleri, Gümrü’ye geldiler.
 
İki taraf arasında 26 Kasım’da başlayan görüşmelerden sonra 2 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Barış Antlaşması imzalandı.
 
Bu antlaşmanın 18. maddesine göre barış antlaşması iki tarafın hükümetleri tarafından onaylandıktan sonra, benzerleri Ankara’da alınıp verilecekti.
 
Fakat bir gün sonra Taşnak yönetimi çökmüş, Ermeni Cumhuriyeti toprakları, Kızılordu’nun işgali altına girmiş ve Erivan’da Sovyet Ermeni hükümeti kurulmuştu.
 
Bu sebeple Gümrü Antlaşması onaylanamadı.
 
Bunun yerine önce 16 Mart 1921’de Sovyet Rusya’yla Moskova Antlaşması, daha sonra da Türkiye’yle Sovyet Ermeni Cumhuriyeti arasında 13 Ekim 1921 tarihinde Kars Antlaşması yapılarak bugünkü Doğu sınırı kabul edilmiştir.
 

iki tarafın kanuni hakları

 
Kars Antlaşması’nın Erivan’da yapılan imza töreninde Ermeni delegeleri başkanı ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin adliye ve işçi müfettişliği komiseri Şahverdof, yaptığı konuşmada özetle:
 
İki komşu milletin tarihte ilk defa olarak birbirlerinin geleceklerini ilgilendiren meseleleri bağımsız olarak aralarında çözümlemiş bulunduklarını, bundan sonra başkalarının çıkarları için, iki milleti birbiri üzerine saldırtmanın imkan dışı olacağını, Ermeni ve Türk milletleri ilişkilerinin iki tarafın kanunî haklarının tanınması ilkesine dayanacağını söylemiş ve Türk ordusunun başarılarından kıvançla söz etmiştir.
 
Gümrü Antlaşması hakkında A.Hadisyan özetle şöyle diyor:
 
“1920 yılı sonbaharında çıkan bütün rezaletlere Taşnaksutyun komitası sebep olmuştur.
 
Müttefikler de Ermenileri terkettiler.
 
18 Ekim 1920’de Türklerle yedi günlük bir ateşkes ve görüşme teklifi yapmak için Gümrü’ye bir heyet gönderildi.
 
Ermeniler, Sovyet delegeleri Lekrani ve Midvani’den yardım istemişler ve olumlu karşılık görüşmeler yapılırken, daha kuvvetli olabilmeleri için Azerbaycan’dan Ermenistan’a Kızılordu’dan iki alay sokulmasını teklif etmişti.
 
Bu teklif, Ermenistan’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi anlamına geleceği için kabul edilmedi. 1920 yılı Kasım ayı ortalarında Bakû’da Gasyan ve Noricanyan’ın katılmasıyla Ermenistan’ın ihtilal komitası tarafından işgali hazırlanmıştı.
 
29 Kasım 1920’de Bolşevik askerleri, Kazak’tan, içevan (Kervansaray) ve Dilican’dan sınırı geçerek Ermenistan’a girdiler.
 
Bolşevikler, Ermenistan köylü
ve işçilerince Taşnaksutyun hükümetine karşı kendilerinden yardım istenmiş olduğunu söylüyorlardı.
 
Ermeni Bolşeviklerinin arkasından da Rus kızılları geliyordu.
 
25 Kasım 1920’de Gümrü’de konuşmalar başladı.
 
Ermeni heyeti, hükümetlerinin talimatına göre, Ermeni sınırlarını koruyacaklarını, yani Rus Ermenistanı’na Van, Muş,bütün Van Gölü, Rize limanını alarak Trabzon ve Erzurum’u bırakmaya razı olacaklarını bildirdiler.
 
Tam bu sırada VVilson’un hakemliğiyle Ermenistan sınırı tesbit edilmiş ve bu sınır içine Muş, Erzurum, Trabzon da sokularak 180.000 km2’lik bir bölge ayrılmıştı.”
 
Bu antlaşmayla düşmanlarımızın hayallerinde kendisine ta Harşit Vadisi’ne kadar Türk ülkeleri verilmiş olan Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin 1878’de kaybettiği yerleri bize bırakarak dava dışı çıkarılmıştır.
 
Doğu’daki durumda meydana gelen değişiklikler yüzünden, bu antlaşmanın yerine daha sonra yapılan Kars Antlaşması geçmiştir.”
 
Kaçazuni, Türk-Ermeni savaşı ve Gümrü Antlaşması hakkında özetle şunları söylüyor:
 
“1920 yılı sonbaharı başlarında Türk-Ermeni savaşları oldu.
 
Bu çatışmalar, en son olarak bizim belimizi kırdı. Bu harpten kaçınılır mıydı? İhtimal ki hayır.
 
1918 yılında parçalanan Türkiye, çöküntüsünün sonuçlarını düzeltmek, önlem ve çareler bulmak için, iki yıllık bir zaman buldu.
 
Bu iki yıl içinde Türkler, toparlandılar.
 
Genç girişken ve vatansever askerler yetiştirdiler. Bunlar, Türk ordusunu hızla kurdular ve düzene soktular.
 
Türklerin milliyet ve savunma duyguları çok güçlendi.
 
Türklerin Barış Antlaşması’na karşı durmaları ve hiç olmazsa geleceklerini Anadolu’da sağlamaları gerekti.
 
Bu karşı koyma güneybatıda, kuzeydoğudan daha güçlü olacaktı.
 
Fakat güneybatıda bir üstünlük sağlayabilmek için arkalarından kuşkuları olmaması gerekiyordu.
 
İhtimaldir ki, bizim Kars ve Gümrü depolarına yığmış olduğumuz silah, mühimmat ve’ malzemeye ihtiyaçları vardı ve yine ihtimaldir ki, kuvvetlerini evvela zayıf bir düşman üzerinde denemek istiyorlardı.
 
Bu durum karşısında biz savaşın önüne gemek için gerekeni yapmadık.
 
Türklerle barış yolu ve dili bulmayı başarabilir miydik? Bunu denemeliydik. Fakat yapmadık. Affedilmeyecek kusurlarımızdan biri de Türkler hakkındaki bilgisizliğimizdi.
 
Kendi kuvvetlerimize inanıyorduk.
 
Tecrübesiz ve cahil insanlara yaraşan bir ilgisizlikle harpten korkmuyorduk.
 
Düşmanı yeneceğimizi sanıyorduk.
 
Karşımızdaki düşman hakkında bilgimiz yoktu.
 

 Savaşın tercihi

 
Uyanık bulunmuyorduk; Oltu’yu acele ele geçirmekle Türkleri isteyerek harbe kışkırtıyorduk.
 
Sınır üzerinde çarpışmalar başlayınca, esasen Türkler bizimle konuşmak istememişlerdi.
 
Karşılıklı konuşmak mutlaka bir sonuca varmak için değil, belki bir barış yolu bulmak yönünden imkansız değildir.
 
Biz 1920 yılı sonbaharında Türklere nazaran çok zayıf değildik; halk,biraz doymuş, dinlenmiş ve kuvvetlenmişti.
 
İngiliz silahlarıyla donatılmış, giydirilmiş bir ordumuz ve yeteri kadar mühimmatımız vardı Kars gibi bir kalemiz ve nihayet henüz Türklere karşı kuvvetli bir silah olan ve henüz parçalanmamış bir Sevr Antlaşması vardı.
 
Durumumuz 1918 Mayısı Batum’daki gibi değildi.
 
Sözlerimizin hesaba katılacağını umut edebilirdik.
 
Türkler henüz yenik durumdaydılar.
 
Bu denemeyi yapmadık.
 
Eğer biz bu çağrıyı yapmış olsaydık, Türklerin ne önerileri olurdu? pek olağandır ki, Brest-litovsk’dan başlayarak yavaş yavaş 1914 sınırlarına gelirler ve belki de biraz daha gerileyerek Beyazit ve Eleşkirt’i bırakırlardı.
 
Bundan daha aşağı inmeleri hatta 1920 yılı Eylül ayında dahi ihtimal dahilinde değildi.
 
Türkler, bunun karşılığı olarak belki de Ermeni hükümetinden Sevr Barış Antlasmasfnm verdiği haklardan vazgeçmesini isteyeceklerdi.
 
Kuşkusuz hükümet bu teklifi kabul etmez ve savaşı tercih ederdi.
 
Bunu yalnız Taşnaksutyun hükümeti değil, herhangi bir Ermeni hükümeti de yapamazdı.
 
Bu durumu komitamızın (Taşnaksutyun) hata derecesini belirtmek için özellikle belirtiyorum.
 
Hükümet kabulecesaret edemezdi.
 
Çünkü bütün siyasî partiler, kitleler, milliyetçi politikacılar çağrılan ve çağrılmayan (memleket içindeki ve özellikle dışındaki) kurtarıcılar, hep bir ağızdan bu hükümeti hain sayarlar ve öyle ilan ederlerdi.
 
Sevr Antlaşması, görmemek için hepsinin göz’erini karartmış, boyamıştı.
 
‘Bugün anlıyoruz ki, Türklerle 1920 yılı Sonbaharında Sevr Antlaşması’na dayanarak derhal bir uyuşmaya gidebilirdik; fakat, o sırada bunu anlayamazdık.
 
Bunlar o zamanki düşünceleri tayin etmek amacıyla hatırladığım şeylerdir.
 
Asıl sorun savaştı. Bundan kaçınmak için hiçbir şey yapmadık.
 
Bunun aksine biz harp için neler yarattık.
 
Affedilmeyecek taraf şurasıdır ki, biz, Türklerin savaş gücünü bilmiyorduk; kendi ordumuzu da tanımıyorduk.
 
Karnı tok, iyi silâhlandırılmış, iyi giydirilmiş ordumuz savaşmadı.
 
Askerlerimiz daima bozuluyor,yerlerini bırakıyorlar, yahut da silâhlarını atarak köylere dağılıyorlardı.
 
Anlamsız tahribatı cezasız kalmış, yağmaları ve talanları sebebiyle ordumuzun ahlâkı bozulmuştu; yorgundu.
 
Taşnaksutyun hükümeti tarafından ortaya çıkarılan çetecilik ve çete reisliği sistemi, askerî teşkilâtı da bozmuş, bütünlüğü birleşmeyi yıkmıştı.
 
Ordunun eğitimi, savaş yapma niteliği, itaati, en büyük savunma kuvveti olan disiplini son derece gevşemiş, bu da hükümetin gözünden kaçmıştı.
 
Hükümet ve Harbiye Nazırı, orduyu tanımıyorlardı.
 
Hükümet askerin adedini arttırmak için bir hata daha yaparak silâh altına yeni askerler aldı.
 
Yaşlı, yorgun, aile ve yaşama yükleri altında ezilmiş insanlar orduya alınarak cepheye gönderiliyordu.
 
Bunlar da hemen kaçıyorlardı.
 
Bu sebeple de ordu içinde bozgunluk başladı.
 
1920 Kasım ayında Türk ordusu, Gümrü’ye gelince Taşnaksutyun hükümeti istifa etti.
 
S.Vrasyan hükümeti, Taşnaksaganlardan oluşmuştu.
 
Sosyal ve ihtilalciydiler. Taşnaksagan bakanları, komitanın solları sayılıyordu.
 
Sosyal ihtilalci Rusların Ermeni Bolşevik örgütleriyle şahsî ilişkileri vardı.
 
Türkler, Gümrü’yü zaten ele geçirmişlerdi.
 
Aynı zamanda Ermeni Bolşevikleri de, Rus Kızıl askerlerinin başında oldukları halde, Agıstafa yönünden Dilican’a girdiler.
 
Yenilgimizin sebebi, Bolşeviklerin hilesi ve Türk kuvveti değil, kendi ehliyetsizliğimiz, basiretsizliğimiz ve aczimizdi.
 
2 Aralık 1920’de delegelerimiz Türklerle Gümrü Antlaşması’nı imza ettiler.
 
Bu antlaşmanın Batum Antlaşmasından bir farkı yoktu.
 
Bolşevikler bir direnme görmeden Ermenistan’a girdiler, komitamızın (Taşnaksutyun) kararı böyleydi.
 
Rus Sovyet hükümetinden umut bekleniyordu. İstesek bile zaten karşı koyma imkânımız yoktu.
 
Karşı koymak isteyenler de vardı.
 
Sayıları az olan bu kimseler de memleketi bırakıp gittiler.”
 

Ermenistan Müslüman nüfusu

 
12 nci tümen, birliklerine 3 Aralık 1920 gün ve 2677 sayılı şu bilgiyi vermiştir:
 
“Delican bölgesinde bulunan Ermeni kıtalarının kendilerini Türklerle savaşa sokan subaylarını öldürerek Bolşeviklere katıldıkları haber alınmıştır.
 
Öldürülen Ermeni subayları içinde Ermeni çete reislerinden Sepu da bulunuyormuş.” Dışişleri Bakanlığı’nın Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği 5 Aralık 1921 gün ve 1269/7297 sayılı yazıda:
 
“1917 yılına kadar Ermenistan sınırları içinde 350.000 Türk ve Müslüman nüfus varken bugün bu miktar sadece 20.000 kalmıştır.
 
Bunlardan büyük bir kısmı öldürülmüş bir kısmı da göç etmiştir.”
 
İstanbul’da yayınlanan Vakit Gazetesi’nin 10 Ocak 1921 gün ve 11 sayılı nüshasında:
 
Batum’dan İstanbul’a gelen Ermeni Millet Meclisi’nden bir üyenin Cagadamart Gazetesi’nin sorularına verdiği cevaplar şöyledir “Ermenistan 2 Aralık 1920 tarihinden beri Bolşeviklerin işgali altındadır.
 
Bolşevikler, Türk milli kuvvetlerinin galibiyetinden sonra top ve tüfekleri de bulunan yaklaşık olarak 6 000 kişilik kuvvetiyle Ermenistan’a girdiler.
 
Bu duruma karşı, hükümet yetkilileri baş eğmek zorunda kaldılar.
 
Bolşevikler, evvelce kovuşturma ve aşırı hareketlere başvurmayacaklarına dair söz verdikleri halde şimdi pek çok tanınmış kimseler hapishanede bulunuyorlar.
 
Ermeni askerleri, terhis edilmiştir; yalnız küçük bir kuvvet kalmıştır.
 
Erivan polis müdürü, öldürülmüştür.
 
Diğer bölgelerde anarşi çok artmıştır.
 
İhtilâl komitaları tarafından tevkifler ve cinayetler yapılıyor.
 

Gürcistan’ın taraf olması

 
 Özellikle Türkiye’den gelen Ermenilerin şiddetle aleyhinde bulunuyorlar.
 
Halk bu komitaları memnuniyetle karşılamıştır.
 
Gürcülerle aramızda bir çarpışma olmamıştır.
 
Gürcüler, 13 Kasım 1920 tarihinde mağlup olmamızdan yararlanarak, tarafsız bölge olan Lori’ye taarruz etmişler ve bu saldırıyı Şahalıdiyval’a kadar uzatmışlardır.
 
Ermeni ihtilâl komitası, Gürcistan’a ve Azerbaycan’a Borçelu ve Lori hakkında iki defa şiddetli muhtıra vermiştir; fakat, Gürcüler bir adım geri çekilmemişlerdir.
 
Gürcistan, Ermeni muhacirlerinin kendi sınırları içinden geçmesine izin vermiyor.
 
Binlerce göçmen kötü mevsimin zorluklarıyla karşılaşmaktadır.”
 

 Batum’daki sefalet

 
Cagadamart Gazetesi’nin Batum’dan verdiği bir habere göre: Batum’a dönmüş olan Kirkor Gasbaryan adında bir Ermeni gönüllüsü de Lö Jurnal Doryan Gazetesi’ne aşağıdaki bilgiyi veriyor:
 
“Kafkasya ile ilk temasımız pek hoş olmadı.
 
Batum’a varır varmaz gördüğümüz sefalet ve pislikten hayretler içinde kaldık.
 
Bizi Tiflis’e götürecek trene binmek için üç saat istasyonda bekledik.
 
Tiflis’e varınca hüviyetlerimizi jandarmaya verdik.
 
Hüviyetlerimizi tekrar almak için başvurduğumuzda hepimizi yakaladılar; nihayet güvenlik memurlarının gözetimi altında bizi ilk hareket eden trene bindirdiler.
 
Bu acı durumda Karakilis’e vardık; Karakilis’den sınırın öte tarafında bulunan ilk Ermeni istasyonuna gitmek için bir gün yol yürümek zorunda kaldık.
 
Yolun yarısında etrafımızı Ermeni askerleri sardı.
 
Bu askerlerin komutanı, bizim kim olduğumuzu sordu; biz de karşılık olarak tehlikede olan vatanı kurtarmak için Amerika’da;ve Fransa’dan geldiğimizi söyledik.
 
Buna karşı komutan, bunların hepsi uydurma, siz Ermenistan’ı soymak için İstanbul’dan geliyorsunuz, hakettiğiniz cezayı göreceksiniz dedi.
 
Boş yere kendimizi savunduk.
 
Para, eşya, çamaşır neyimiz varsa elimizden aldılar.
 
İşte Ermeni komünistleri tarafından, vatan savunması için gelen vatandaşlara, gösterilen karşılama bu Ermeni komünistleri, bizi ce soyduktan sonra, rastladığ mız bir komutan da alay eder bize serbest olduğumuzu bildirdi.
 
Ben sekiz gün bu kom nist memlekette kaldım, kanlı bir kâbus, hakiki bir cehennemdi.
 
İdare şekli şöyle özetlenebilir:
 
Silâhlı herkes bir kral, silahsız olan ise ilk önüne gelenin savunmasız bir kurbanı.
 
Ermeni parasının hiçbir değeri yok. parça ekmek için beş, altı bin ruble verseniz bile kimse bir lokma vermez.
 
İşler her tarafta durmuştur. Komünizm mezden önce de durum umutsuzdu.
 
Gürcistan, bütün vaadle rağmen, arazisinden geçen nakliyatı tutuyor.
 
Nihayet tiflis’e geldim.
 
Orada ırk ve mezhep ayırmadan herkese kolaylık gösteren ve yardım Fransız konsolosunun koruyuculuğuna kavuştum.”
 
 
 
 

Bir cevap yazın