Fenikeliler Uygarlığı

Fenikeliler Uygarlığı,Antik çağda yaşamış,Sami ırkından Akdenizli bir kavim.  İ.Ö. II. binyılın sonundaki savaşlardan sonra sağ kalan Kenanlıların soyundan gelen Fenikeliler, günümüzde Akkâ’dan Cebeli’ye kadar uzanan dar kıyı şeridinde, başlıcaları Arados, Byblos, Sayda (Sidor. Sur (Tir), Beryhos ve Ugarit olan birçok kent kurup, ünlü erguvan rengi boya, cam, sedir yünü, şarap, silah, metal ve fildişi elsanatları ürünlerinin ticaretiyle zenginleştiler.

Fenikeliler Tarihi

Lübnan dağları tarafından birbirinden ayrılmış küçük site-devletlerin oluşturduğu Fenike Birliği, hiçbir zaman siyasal bakımdan güçlü olamadı. Kentler kısa aralıklarla bağımsız yaşadılarsa da, genellikle büyük komşularına yıllık vergi ödemek zorunda kaldılar.

Fenikeliler Uygarlığı
Fenikeliler ,Antik çağda yaşamış,Sami ırkından Akdenizli bir kavim.

Başlangıçta Mısır’ın egemenliğine girip, 350 yıl kadar oldukça bağımsız yaşadıktan sonra İ.Ö. 860’a doğru Asur’un, İ.Ö. 612’de Yeni-Babil’in, İ.Ö. 539’da Perslerin, İ.Ö. 333’te Büyük İskender’in ve Seleflilerin, İ.Ö. 64’te de Roma’nın egemenliğini kabul etmek zorunda kaldılar.

Bu arada, İ.Ö. I. binyıl başlangıcında, Akdeniz’de ticaret ilişkilerini İspanya ve Akdeniz’e kadar genişletip, Tunus kıyısındaki Kartaca’da, Cebelitarık boğazının ötesindeki Cadiz’de, vb. sömürgeler kurdular (İ.Ö. 800’e d.).

Böylece Akdeniz’i Suriye kıyılarından Cebelitarık’a kadar uzanan Eskiçağ’ın en büyük deniz ticaret alanı haline getirdiler.

Ticaret zenginliklerine paralel olarak, eski Mısır, Anadolu, eski Yunanistan ve Mezopotamya kültürlerinin bir karışımı olan parlak bir uygarlık geliştirdiler.

İ.Ö. II. binyılda oluşturulan Fenike abecesi yaklaşık İ.Ö. 800’e doğru Yunanlılar tarafından benimsenip, daha sonra Roma yoluyla da Batı Avrupa’ya geçerek, günümüzdeki Latin abecesinin temelini oluşturdu.

Fenikelilerin kendilerine verdikleri adın ne oldugu tam olarak bilinmesede “Kenaani” (Akad dilinde Kinahna), yani “Kenanlilar” adıni kullandiklari düsünülüyor. “Kenaani” sözcügü Ibranice’de tüccar anlamina geliyor. Bu da Fenikelileri iyi betimleyen bir sözcük.

Samilerin yasadıklari alan Kilikya’dan Kizildeniz’e, Akdeniz’den Suriye bozkirlarina kadar uzaniyordu. Insanlarla uygarliklarin birbiri içinde eridigi bir pota olarak nitelendirilebilecek bu topraklara MÖ 3. binyilin sonlarinda yerlesmis olan Samiler, Kenan’in ilk halki sayilabilir.

Kenanlilar, sinirlari Asi ve Ürdün irmaklariyla Akdeniz tarafindan çizilen bir bölgede, denize yakin yasiyorlardi.

Amurrular olarak adlandirilan halksa Kuzey Suriye’de yasiyordu.

Göçebe Sami irkindan gelen Aramiler, MÖ 1200’den baslayarak bölgeye yavas yavas sizdi.

Bunu Ege’den saldiran denizci halklarin yogun ve siddetli akinlari izledi.

Bir sonraki yüzyilda geriye kalan Kenanlilar kiyi seridine yerlesti: Bunlar Fenikelilerdi.

Fenikelilerin baslica kentleri Gebal (Yunanca Byblos: bugün el-Cübeyl), Sidon (bugün Sayda). Tsor ya da Tire (Yunanca: Tyros: bugün Sur) ve Beerot’du (Yunanca Berytos. bugün Beyrut).

Güneyde Filistfler (Deniz Halklarinin bir kolu) yerlestikleri bölgeye kendi adlarini verdiler: Filistin, yani Filistî Ülkesi. Aramilerse doguda Lübnan Dagi’na kadar olan bölgede küçük kralliklar kurdular. Ibraniler, Israilogullari, Yahudiler gibi halklar.

Filistin denen bu ülkede Milattan Önce ilk bin yilda yasayan halklardi.

Kenan ülkesi dönemin büyük güçleri arasinda stratejik bir öneme sahipti.

Burada kurulan kentlerden Ugarit. özel konumu sayesinde kozmopolit ve zengin bir kent bir ticaret kavsagi haline gelmisti. Ugarit’in yeniden kesfedilmesi 20. yüzyilda gerçeklesti.

Arkeologlar 1929’da Suriye’nin kuzey kiyisinda bulunan Ras Samra’da o zamana degin bilinmeyen bir kenti gün isigina çikariyorlardi.

Antikçagdaki adı Ugarit olan bu kent. neredevse 6000 kilometrekare’ye ulasan ve içinde 100’e yakin kasabayla köy bulunan bir araziye hakim durumdaydi.

Burada MÖ 8. binyilda bir köy kurulmustu. Bu köyün yerini MÖ 3. binyila dogru bir kent almisti.

En güzel konutlarin, Tanri Baal ile Tann Dagan’a adanan büyük tapinaklarin ve yaklasik bir hektarlik alan kaplayan krallik sarayinin insa edildigi MÖ 15. yüzyil, kentin en parlak dönemi oldu.

Kenan diline yakin bir lehçeyle konusan Samilerin yasadıgi Ugarit kenti Misirli. Hitit Hurri. Mezopotamyali tüccar, memur ve askerlerin yollarinin kesistigi bir ticaret alaniydi.

Bu site bagimsizligina sahip degildi. Bütün Kenan siteleri gibi zamanin dev imparatorluklari arasinda sikismis, hepsine baglilik bildirmisti.

Ugarit. MÖ 1299’da Kades’te II. Ramses’le karsi karsiya gelen Hitit krali Muvattali’ye asker saglamis, fakat ayni dönemde kendi surlari içinde yasayan Misirlilari rahatsiz etmekten de kaçinmisti. Ticaretteki usta manevralariyla bu alanda ne denli becerikli oldugunu gösteriyordu Ugaritliler.

Akdeniz’in tüm ürünleri, ihraç edilen Lübnan kerestesi, denizcilerin dönüste getirdigi maden cevherleri, köleler bu kentten geçiyordu.

Kendine özgü bir alfabe gelistiren bu kentte, Dogu’da konusulan bütün dillerde yazilir, bilim adamlari Sümer metinlerini kopya eder, yazicilar Kenan ülkesinin mitolojik ve edebi metinlerini Ugarit diline aktarirdi.

Kenan Uygarligi MÖ 12. yüzyildan itibaren Akdeniz kiyilarinda yasamaya baslamisti.

Kuzeyde Ugarit yok olmus, bu arada Filistîler, Karmel Dagi’mn güneyine yerlesmisti. Ikisinin arasinda. Fenike’nin kiyi kentleri olan Arados.

Biblos, Sur ve Sidon’un birbirini izledigi Suriye koridoru bulunuyordu. Bu siteler uzun zamandir ticaretle ugrasiyorlardi. Girit-Miken uygarliginin deniz gücünün yok olmasi, Fenikelilerin yayilmalarini kolaylastirdi.

Fenikeliler denizlere açildi ve 8. yüzyilda Yunan seferlerinin baslamasina kadar rakipsiz kaldilar.

Atlas Okyanusu’na kadar ulasan bu seferler, ticaret amaciyla yapiliyordu. Böylelikle bati kesfedilmis, ugrak ticaret limanlari kurulmus, ileride bagimsizlasacak yeni siteler dogmustu.

Fenikeliler için ticaret ve kesif ayni anlama geliyordu neredeyse. Kesfettikleri her bölge, gittikleri her yer. kurduklari her yerlesim birimi ticareti daha iyi yürütmek içindi ayni zamanda. Adalara, vadılere ad veriyorlardi.

Bu adlara bakarak bir ülkede ne gibi zenginlikler oldugunu anlamak mümkündü.

Bakir Adasi denen Kibris’tan bakir getirilirdi. Malakit Yarimadasi’nda (bugünkü Sina Yarimadasi) malakit denen yesil bakir tasi çikarilirdi.

Simdi Toros Daglan dedigimiz Gümüs Daglari’ndan gümüs elde edilirdi.

Yeni dünyalarin kapilan açiliyordu insanlarin önünde.

Kesfedilen her bölge, bulunan her maden, beraberinde yenilikleri de getiriyordu.

Maden filizleri eritilerek maden baltaya dönüstürülüyor, baltayla gemi yapiliyor, gemilerle denizlere açilarak bilinmeyen ülkelere gidiliyordu.

Fenikeliler. Lübnan daglarinin eteklerindeki yüz yillik ulu sedir agaçlarini kesiyor, gemi ustalari keskin baltalarla agaç gövdelerini yontuyorlardi.

Agaç gövdesinden kesilen uzunca bir kiris, gerilen ipe göre tesviye edildikten sonra kirise, belkemigine kaburga geçirir gibi tahtalar yerlestirilirdi. En üste de kaburgalari baglamak için bir güverte dösenirdi.

Geminin arka kismi balik kuyrugu, burun kismi da kus basi seklinde yapilirdi. Fenikelileri bilinmeyen dünyalara götürecek garip “hayvan” iste buydu.

Gemiye verdikleri bu sekille ustalar, “sudayken balik gibi yüzsün ve batmasin, dalgalarin üzerinde de kus gibi uçsun” demek ister gibiydiler. Geminin en arkasina bir de özene bezene insana benzer bir figür yerlestirilirdi.

Bu, küçük Çekiç Tanrisi Puam’di.

Uzun deniz yolculuklarinda onu götürmemek olmazdi: çünkü Malakit Yarimadasi’nin karanlik maden ocaklarindan filiz çikarmaya yardim eden. gemi yapmayi ögreten, gemi ustalarina islerinde yardim eden oydu.

Puam’in yardimi olmadan isler yürümezdi.

Geminin arkasina oturtulan bu tanri, kendi yarattigi gemiyi her gittigi yerde korurdu.

Dünyanin bilinmeyen bölgelerine giden denizcilerin bu korumaya gerçekten gereksinimleri vardi.

Fenikeliler bilinmeyen denizlerde yol aldikça yeni yerler kesfediyorlardi.

Okyanusun kapilarina kadar giderek gördükleri Cebelitarik kayalarina Melkart’in Sütunlari adıni vermislerdi.

Melkart bir Fenike tanrisiydi. Fenikeliler Tire kentinin surlarini onun ördügünü sanirlardi.

Kimse daha ötelere gitmeye cesaret etmesin diye, denizden okyanusa çikilan yerdeki bu sütunlari o dikmisti. “Durun!” der gibiydi Melkart denizcilere. “Daha ileri gitmeyin! Yurdunuzdan zaten çok uzaktasiniz, hiç olmazsa burada, dünyanin sonunda durun.” Denizciler yüzyillar boyunca bu yasagi çignemeye cesaret edemediler.

Melkart Sütunlari’nin arkasinda görünen uçsuz bucaksiz okyanus korkunçtu.

Fakat bilinmeyen ülkelerin servetleri, tüccarlar için çekiciydi. Küreklerle donatilmis gemilerle sonunda okyanusa açilmaya cesaret etti Fenikeliler. Kalay Adasi denen Ingiltere’ye. Kehribar Kiyisi denen Baltik ülkelerine kadar gidiyorlardi artik.

Denizciler dünyanin sinirlanni sürekli daha ileri tasiyorlardi; yine de kiyi seridini izliyor, açik denize çikmaya korkuyorlardi.

Açık denizde insan yolunu kolayca kaybedebilirdi.

Karayla deniz iki ayri dünyaydi. Lübnan Daglari’nda yolcular, daha önce açilmis olan izlerden yürür, baltalarla sedir agaçlari arasinda açilmis bulunan izleri takip ederlerdi; Arabistan Çölü’nde eski bir konak yerinde bir kül yigini bulunabilirdi.

kervan yolunda kapkacak kirintilari, koyun ve deve kemikleri göze çarpabilirdi; taslar bile konusur, yolun bulunmasina yardim ederlerdi.

Yer, binlerce isaretle insana yol gösterir, insan da bu isaretlere bakarak dünyayi kolayca dolasabilirdi.

Oysa durum denizde tümüyle farkliydi. Denizde bütün dalgalar birbirine benzerdi.

Altta mavi deniz, üstte mavi gök varken insan yolunu kolaylikla kaybedebilirdi.

Denize bakmak faydasizdi: asil bakilmasi gereken yer yukarısıydı.

Denizciler artik baslarini gökyüzüne kaldirip, yollarinin isaretlerini yildizlar arasinda aramaya baslamislardi.

Gündüzleri Günes’i izlemek mümkündü, geceleriyse Küçük Ayi, kuzeye giden yolu gösteriyordu. Küçük Ayi, Fenikelilere göre karada da denizde de yolcularin izleyebilecegi güvenilir bir “araba”ydi.

Ticareti yapilan yalnizca kapkacak, köle ya da kumas degildi. Ülkeler arasinda kültür alisverisi de söz konusuydu. Resimyazi. Misir’dan Fenike’ye. Fenike’den de Yunanistan’a geçerken degisiklige ugramis, harflere dönüsmüstü.

Harfler ve rakamlar Fenikeliler için çok önemliydi.

Her Fenike gemisinde not alan. hesap tutan, okur-yazar bir adam bulunurdu: çünkü dönüste gemi ve mal sahibine inceden inceye hesap vermek gerekiyordu.

Böylece Fenike gemileriyle Asya’dan Avrupa’ya keskin Filistin saraplari ya da erguvani Sidon hitanlari (bir çesit gömlek) yanisira, dünyanin ilk alfabelerinden biri de gidiyordu.

Fenike alfabesi tüccarlar araciligiyla Akdeniz’in her yerine yayilmisti.

Yunan alfabesinin, dolayısıyla da bütün bati alfabelerinin. Fenike alfabesinden türedigi saniliyor.

Fenike alfabesinde tamami sessiz. 22 harf bulunuyor ve yazi sagdan sola dogru yazılıyordu.

Fenike dilindeki “galer” (kadırga benzeri bir gemi), “vino” (sarap), “hiton” gibi sözcükler degiserek varliklarini sürdürmüs olup. dünya dillerindeki yerini bugün bile korumaktadırlar.

Fenikeliler için ticaret her zaman kolay degildi: zaman zaman tehlikelerle karsilasildigi olurdu. Denizciler bilmedikleri kiyilara yanastiklarinda buraya kesifçiler gönderilirdi.

Denizasiri ülkelerden gelen bu denizcilerin, ev sahipleri tarafindan sik sik mizrak ve okla karsılandikları olurdu.

Ancak böyle durumlardan ders almislardi. Önce kiyiya yanasir, mallarini kıyıya birakir ve bir ates yakarlardi.

Sonra gemilerine döner ve denize açılırlardı.

Dumanı gören ev sahipleri, birakilan armaganlari alir, misafirlere bu sefer kendi armaganlarını birakırlardı.

Böylece insanlar birbirlerını görmeksizin “karsılaşırlardı”.

Fenike alfabesi dünyanin ilk alfabelerinden biriydi. Tüccarlar hesap yapmak için yazıya gereksinim duyuyorlardi

Fenike Kolonileri Akdeniz’in Kuzey Afrika kıyılarinin büyük bölümü MÖ 1. binyilda dogu Akdeniz’de bulunan Tire ve Sidon gibi Fenike kentlerinin koloniler kurmasıyla yerlesime açildi.

Fenikelilerin amaçları kendilerine yerlesecek topraklar bulmak degildi.

Kolonilerin baslangiçtaki amaci İspanya’yla Fenike kentleri arasinda ticaret bağını güçlendirecek ara yerlesmeler kurmaktı.

Baska bir deyisle koloniler konak yerleri gibi düsünülüyordu.

İspanya gümüs ve kalay bakımından oldukça zengindi: bu da Fenikeli tüccarlarin ilgisini çekiyordu.

Ispanya’ya Kuzey Afrika sahillerini izleyerek gitmek mümkündü. Bu yolu izlemek istemeyenler içinse ikinci bir yol vardi: Kibris, Girit, Sicilya, Sardinya’dan geçip Balear Adalari’na ulasan bir yol.

Fenikeliler genelde ticaretle ugrasan bir halkti; ne var ki nüfus bakimindan kalabalik sayilmazlardi.

Kolonileri elde tutacak ve ticaret iliskilerini sürdürecek kadar çok insana sahip degillerdi.

Bu nedenle ellerinde kolay tutabilecekleri, saldırılara karşı korunaklı adaları, ya da denize çıkıntı yapan burunlari yerlesim için seçmislerdi. Bu koloniler arasında Kartaca en büyük ve en güçlü koloni haline gelecekti.

Kartacalılar, tarihte adları Romalılarla birlikte anılan bir halk oldu.

Kökenleri Fenikeliler olan Kartaca’nin nasıl kuruldugu söylencelerde söyle anlatiliyor: Fenike Prensesi Elyssa, kendi ülkesini kurmak üzere yanına aldigi, Fenike’nin en yakışıklı 50 küsur erkegiyle denize açılır.

Bugünkü Kıbrıs adasında bir geceyarısı mola vermek için durduklarinda, adet oldugu üzere çırılçıplak denize giren Kıbrıslı kadınların arasında bulurlar kendilerini.

En güzel kadınlardan yaklasşık ellisini yanlarina alarak bugünkü Kartaca (Kart Hadast – Yeni Kent) kentine varırlar ve ülkelerini bu verimli topraklara kurarlar. Kartaca. Fenikelilerin kurdugu en zengin kolonilerden biri olur.

Sicilya’yi. Sardunya Adası’nı bile içine alir.

Bu zenginlik ve güç. bir yandan Roma Imparatorlugu’nün istahini kabartirken bir yandan da “Çizme”nin insanlarini korkutur. Bu yüzden iki ülke arasinda, 150 yil içinde 3 büyük savas yaşanır (Pön Savaşları).

En sonunda kazanan Roma olur, ve koca Kartaca yakılıp yıkılır.

Aristokratların seçimle göreve getirdigi Kartaca Krali’nin ülkesi yok olur… Bazı kaynaklarda en eski Fenike kolonisi olarak Gades’in (Bugünkü Cadız) MÖ 1110’da, Utica’nin MÖ 1101’de, Kartaca’nin MÖ 814’te kuruldugunu söyleyen tarihçiler vardir.

Buna karsin bazı tarihçilere göre de. Fenikeliler MÖ 8. yüzyıldan önce batıya yönelmemislerdi. Yunan kolonilerinin tersine Fenike kolonileri uzun süre Fenike’ye baglı kaldılar.

İçlerinde yalnizca Kartaca, cografi art alanının uygun olması nedeniyle bagımsız bir güç haline dönüsmüs ve ileri çikmisti.

Bazi Yunan yerlesmecilerin Sicilya’ya yerlesmesi ve burada güçlenmeye baslamasi.

Kartacalıları endiselendiriyordu.

Adanın batısında kurulan Motya ve Panormus (Bugünkü Palermo) kentleri Yunan kolonileriydi. Fenikeliler Sicilya’nin bir süre sonra tümüyle ellerinden çikmasindan korktular.

Böyle bir durumda Sardunya Adasi da kaybedilebilir ve Kartaca kenti Afrika’ya sikisip kalirdi.

Kartaca, Yunan tehdidinden kurtulmak için Etrüsk kentleriyle anlasarak onlarin yardımıyla Ispanya’yla Yunanistan’in bagini kesti. İspanya büyük olanaklar sunuyordu Fenike’nin önünde.

Degerli madenler açısından çok zengin olan bu koloniden gelen gümüslerle Fenikeliler.

Asur kralına vergilerini verebilmislerdi. MÖ 700’lü yillarda Ispanya’dan Fenike kentlerine o kadar çok gümüs akışı olmustu ki, Ortadogu’da gümüsün degeri düsmüstü.

Fenike ticareti, büyük ölçüde Tire ve Biblos gibi kentlerdeki aile sirketlerinin, gemi sahiplerinin ve onlarin diger ülkelerdeki temsilcileri üzerinden yürütülürdü.

Yapılan kazılarda ele geçirilen mezar buluntularindan ticaretin boyutları anlaşılabiliyor.

Sarap küpleri, altin esyalar buralarda bulunan esyalar arasında.

Ayrıca Balear adalarından Cadız’e kadar olan bölgede yer alan deniz üsleri, tuzlanmis balık, boya ve tekstil ürünlerinin ticaretinin yürütüldügü önemli merkezlerdi.

Bu bölgedeki birçok koloni yerleskesi günümüze dek varligini sürdürdü. Abdera (Adra), Baria (Villaricos). Carmona (Carmo). Gades (Cadız), Malaca (Malaga) Kartacalılarin kurdugu en önemli koloni kentleriydi.

Eivessa (Ibiza), tuz, yün, boya ve balık üretimiyle dikkatleri üzerine çekiyordu.

Bir baska Kartaca kolonisi olan Carthago Nova (Cartagena). Romalılarla yapılan Pön Savasları sırasında kurulmustu.

Cenova, Marsilya gibi kentler de baslangiçta Fenikelilerin ticaret amacıyla kurdugu ileri karakollardan baska bir sey degildi.

Fenikelilerin varligi yalnizca kuzey Afrika ve Bati Akdeniz’le sinirli degildi.

Fenikelilerin, ticaret kolonilerini Küçük Asya’ya da yaydigi biliniyor.

Dogu Kilikya bölgesindeki Samal (Zincirli Höyük). Toros Dagları’ndaki Karatepe, Anadolu’daki baslıca Fenike yerlesimleri.

Fenikelilerin kuzeye dogru, yayılmayi sürdürdügü ve Karadeniz kıyılarinda da yerlestigi biliniyor. M.Ö. 521 yıllarında Fenikeliler Karadeniz’e geçtikten sonra. Kızılırmak agzına gelerek Bafra ve çevresine yerlesmislerdi.

Irmagın denize açıldıgı yer genis oldugundan gemiciler buraya rahatlikla girebilmis. Fenikeliler irmagın agzina ticaret evleri kurmuslardı.

Eskiden bu civarda iki büyük koy varmis; bunlardan birine Kumcagiz, digerine de Kumbogaz denirmis.

Fenikeliler bu koylara “farya”, kurdukları ticaret evlerine de “bafra” ismini vermisler. Bafra isminin bu kelimeden gelmis oldugu saniliyor.

Bir baska koloni olan Kıbrıs Adası’na MÖ 9. yüzyilda yerlesir Fenikeliler.

Adanın zengin bakir yataklarıdır ilgilerini çeken. Malta. Sicilya gibi adalarsa dogal zenginliklerinden çok. Ispanya üzerinde bir ugrak noktası olmalarindan önem kazanmıslardır.

Ticaretle ugrasan Fenikeliler. Kartaca kolonisi disinda önemli bir askeri güç olmadılar hiç bir zaman.

Bölgelerindeki büyük güçlere vergi ödeyerek bagimsızlıklarını sürdürmeye çalistilar.

Hitit, Misir, Asur gibi büyük kralliklarin denetimi altinda uzun yillar geçirdiler.

MÖ 538’de Fenike, Pers egemenligine girdi.

Bir kara imparatorlugu olan Persler Fenike gemilerinden askeri amaçlarla yararlandilar.

Pers hakimiyetiyse Büyük İskender’in gelişiyle son buldu. MÖ 65 yılından sonra Roma Imparatorlugu Fenike’yi Suriye vilayetinin bir parçası ilan etti.

Aradus, Sidon, Sur gibi kentler özerkliklerini bir süre daha sürdürdülerse de Roma isgali Fenikelilerin tarih sayfasindan çekilmesi demek oldu.

Bir cevap yazın