Folklorun Tarihçesi

Folklorun Tarihçesi,Folklora duyulan ilgi, Batı tarihinde eskidir: Herodotos, Plutarkhos ya da Pausanias (Perieghesis tes Elladhos) [Yunanistan’ın tasviri] gibi yazarlar, yaşadıkları çağın gelenekleri hakkında önemli tanıklıklar bıraktılar.

Montaigne, Voyageenita e’siyle (italya gezisi) İtalya’yı anlatan bu konuda bir öncü olarak belirir.

Folklorun Tanımı ve Tarihçesi

Almanya, Büyük Britanya ve Fransa’da bilginler, halk şarkı, masal ve efsanelerini toplamaya XVIII. yy.’da giriştiler: Herder’in 1778-79’da yayımladığı Volkslieder, Grimm kardeşlerin 1812-1815’te yayımladıkları Kinderund Hausmarchen… XIX. yy’in ikinci yarısında folklora karşı gittikçe artan ilgi, birçok bilimsel çalışma ile (Dulaure’un ve Kelt akademisi’nin anketleri; Luzel, La Villemarque, Blade, vb. tarafından gerçekleştirilen sözlü edebiyat derlemeleri), ilk eşya koleksiyonları ve ilk etnografya müzelerinin kuruluşu ile (Trocadero Etnografya müzesi, 1878) ortaya çıkıyordu, ilk uluslararası folklor kongresi 1889’da toplandı.

Örneğin Fransa’da dergi ve kitaplar birbirini izledi: Sebillot, Gaidoz, Rolland, Saintyves, Van Gennep gibi folklorcuların yanı sıra yerel bilginlerin de yer aldığı Millisine (1875’te), Revue des traditions populaires, Revue du folklore français.

Halk sanatları ve gelenekleri müzesi’nin kuruluşuna kadar (1936) folkloru etnografyadan, etnolojiden ayırt etmek zordu.

Bu bilim dalları geliştikçe folklor sözcüğü, Av-rupa’daki kırsal topluluklarda kolektif olguların tümünü belirtir oldu.

Dolayısıyla avrupalı olmayan topluluklardaki benzer olguları betimleyen etnografyayla, sosyal ve kültürel antropoloji durumuna gelen etnolojiyle karşılaştı.

Geleneksel olarak, folklor, Sebillot’nun (1886) ileri sürdüğüne göre, “uygar” ya da “evrilmiş” toplumlarda saptanabilen halk kalıntılarını, arkaizmlerini, geleneklerini inceler; Saintyves’e göre, “uygarlaşmış ülkelerdeki “halk sınıflarının kültürü”ne yönelir; görüldüğü gibi, bazen ilkçağ’a dek uzanan ve az çok değişikliğe uğramış olarak Avrupa’daki çağdaş döneme kadar “korunmuş” bulunan örf ve adetler anlamında kalıntı kavramı, folklor kuramında büyük bir rol oynamıştır.

Arnold Van Gennep bu görüşü yadsır.

Manuel de folklore français contemporain (1937-1958)’inde açıkladığına göre, onun için folklor ya da avrupalı “kırsal toplulukların etnografyası”, “canlı,” “çağdaş” ve hatta “doğmakta olan” kolektif olgulara yöneliktir.

Kalıntı kavramı, onun gözünde, tutarsız bir kavramdır.

Nitekim, eğer bir korunma olayından başka bir şeyi belirtmiyorsa, folklordaki görenekler yapay ve boş bir biçimden başka bir şey değildir.

Karşıt durumda ise aynı görenekler sosyal bir işlevi yerine getirir ve bir arkaizm olamaz. Cl. Levi-Strauss da bu noktada Van Gennep’i izler.

Bugün, folklorun, modern toplumlarda, dışsal kökenli bir kışkırtının ürünü olmak şöyle dursun, her şeyden önce bir kültürel canlılık belirtisi olduğu düşüncesi egemendir. “Kolektif” ya da “halka özgü”, “halka yönelik” sözcüklerinin anlamı üzerinde uzlaşmanın güçlüklerine karşın, Van Gennep de, A. Varagnac’ın ardından, folklorun, Avrupa’da, işlevsel karakterli kolektif inanç ve uygulamalardan oluştuğunu, sözkonusu inanç ve uygulamaların da somut etkinliklerle, “yaşama tarzlarfyla bir arada ve iç içe bulunduğunu ve bunların ereklerinin zaman içinde değişebileceğini düşünür.

Kısacası folklor, göreneklerin, yani yaşama tarzlarının bu tarzlar yazılı ya da yazılı olmayan kurallara uysun uymasın incelenmesidir.

Günümüzde, avrupa kültür varlığı konusundaki araştırmalar ilerleyip genişledikçe, Avrupa’ya ilişkin folklor ve etnografya incelemeleri de, yeniden canlı bir ilgi odağı durumuna gelmektedir.

Bir cevap yazın