Frengi Hastalığı Nedir,Kökeni,Tedavisi

Frengi Hastalığı Treponema pallidum adlı bakteriyle oluşan yaygın belirtiler ve sessiz dönemlerle seyreden bulaşıcı hastalık. Frenginin Avrupa’ya nasıl girdiği hala tartışma konusudur.

1493’te Kristof Kolomb’la Amerika’dan dönen tayfaların getirdiklerini ileri sürenler olduğu gibi, köle satın almak için Afrika’ya giden köle tacirleri tarafından getirilmiş olduğunu savunanlar da var.

Öte yandan frenginin Avrupa’da eskiden Jori yaygın olduğu yolunda bir görüş de vardır Kaynağı ne olursa olsun, yakın zamanlara kadar büyük salgınlar halinde görülen frengiye bir spiroketin yol açtığa ancak XIX. yüzyılda Alman bilim adamları tarafından saptanmış ve hastalık bir süre Paul Ehrlich’in arsenikten türettiği arsefenaminle iyileştirilin Çalışılmıştır.

Daha önceleri ululanan va tedavisi tehlikeli zehirlenmelere yol açıttaydı. 1943’te Amerikalı bilim adamı John nend Mahoney, frengi tedavisinde penisili anf olduğunu tanıtladıktan sonra, bu aoiyotik diğer ilaçların yerini almıştır.

Teşhis ve tedavide birçok gelişmeler olduğu halde, çoğu ülkelerde frengi ancak kısmen önlenebilmiştir.

Bununla birlikte annelerin gebelik sırasında sürekli denetlenmesi nedeniyle doğuştan frengi azalmaktadır.

Frenginin iki türü (doğuştan olan ve olmayan) bazı farklılıklar gösterir. Doğumdan sonra edinilen frengi genellikle yetişkinlerde ve bazen de frengili anne babanın kötü sağlık koşulları içinde yaşayan çocuklarında görülür.

İlk iki yıl içinde bulaşıcı nitelik gösterir; bu süreden sonra, hastayı yaşamı boyunca etkilediği halde başkalarına bulaşmaz. Doğuştan frengide de bulaşma devresi, çocuk yaşarsa ilk iki yıldır, sonradan bu niteliği kalmaz.

Frengi çoğunlukla dokunmayla geçer. Vücut dışındaki nemli yerlerde yalnız 12 saat

yaşayabilen Treponema pallidum kurutmayla ısıtmayla veya mikrop öldürücülerle kolaylıkla yok edilebilir. Bu nedenle tuvalet, fincan ve bardak gibi dolaylı bulaştırıcıların hastalığı yayma olasılığı azalmıştır.

Hastalık, frengili bir kimseden yapılan kan nakli yoluyla da sağlam bir kimseye bulaşabilir. Mikrop vücuda derideki bir çizikten ya da genellikle üreme organlarının yakınındaki mukoza dokusundaki bir aşınma veya çizikten girer. Ağız ve an ustan da bulaşma olur.

Frengi Hastalığı bulaştığı yerde dokular yıprandığından, spiroketler kolaylıkla kan dolaşımına girer ve bütün vücuda yayılırlar. Ayrıca giriş noktalarında hızla çoğalarak şankr diye adlandırılan çıbanlar oluştururlar.

Ağrısız, sert ve yuvarlak ülserler olan şankrların ortaya çıkmasıyla hastalığın birinci dönemi başlar. Cinsel birleşmeyle şankrın belirmesi arasında, vücuda giren organizma sayısına bağlı olarak 9 ile 10 gün arasında değişen bir süre geçer. Ortalama kuluçka devresi 4 haftadır.

Şankr geliştikçe mikroplar lenf damarlarından çevredeki lenf düğümlerine dağı, lir ve lenf bezlerinde ağrısız şişlikler yaparlar.

Frenginin İkinci döneminde Treponema palliduıhun yayılması sonucu yeni belirtiler görülür. Vücut yüzeyine yakın pembe lekeler (makuller), bakır rengi kabarık ve soyulabilen noktalar (jajüller) yangılı sivilceler (püs tüller) veya yuvarlak, yüzük biçiminde lekeler (anüller) vücudun her tarafında hep birlikte veya sırayla çıkarlar.

Frengide saç dökülmesi (alopesi) de çok görülen bir olaydır. Ağızın içinde beyaz yuvarlak noktalar ve üreme organlarıyla anüs kesiminde siğiller belirir.

Bu dönemde hastalar kendilerini İyi hissederler ve hastanelere başvurmazlar. Belirtilerin hafif olduğu bazı durumlarda, hastalık herhangi bir kan testiyle bir rastlantı sonucu ortaya çıkabilir.

Dokuzuncu ayın sonunda dış belirtilerin kaybolduğu üçüncü devreye girilir. Hasta görünüşte iyidir. Ancak hastalık için için sürmektedir. Bu dönemde teşhis yalnız serumdaki antikor miktarını anlamak için hazırlanan kan testiyle yapılabilir.

Bundan bir yıl sonra hastalığın bulaşıcı olmaktan çıktımı dördüncü devre başlar. Tedavi görmeyen çoğu frengilerde, hastalık hiç bir sıkıntı vermeden yaşam boyu sürer ve ölüme genellikle başka bir hastalık yol açar. Bununla birlikte 3. ve 4. devreye ulaşmış frengililer daha ağır durumlarla karşılaşabilirler.

5-30 yıl arasında değişen bir süre içinde deride (genellikle steroit İlaçlar kullanma sonucu) gom denilen çıbanlar çıkar. Daha sonra kemiklerde ve bazı iç organlarda da bozukluklar görülür.

4. devrede sinir ve dolaşım sistemi de etkilenmeye başlar. Sinir sistemi frengisinin en çok görülen belirtisi beynin zedelenmesiyle ortaya çıkan genel felçtir. Omuriliğin etkilenmesiyle de, tabes dorsalis denen ve bacak felci yapan bir hastalık ortaya çıkar.

Dolasım sistemindeki frengi en çok ana atar damarı etkiler. Atardamarın esnek orta katı bozulur, doku incelir ve zayıf noktalarda anevrizma denilen şişlikler belirir. Bu şişlikler göğüs boşluğundaki diğer organlara baskı yaparak solunma, yutma ve konuşmada güçlükler yaratır. Ana atardamar kökünün genişlemesi ise kapakçıkları gerer ve kan geri akarak kalp yetmezliğine yol açar.

Yangılanma koroner atardamarların ağzını daraltırsa, kaslara giden kan azalır ve anjin dö puatrin ortaya çıkar. Bütün bu rahatsızlıklar hastanın birdenbire ölmesine neden olabilir.

Doğuştan frengide, annenin kanında dolaşan mikroplar plasenta zannı aşarak dölütün kan dolaşımına girerler. Bu nedenle dölüt ölebilir. Dölütün ölmesi düşüğe veya ölü doğuma yol açar. Dölüt yaşarsa frengili olarak doğar. Ancak bu durumda hastalığın birinci devresi yoktur.

Organizmalar vücutta başından beri bulunduğundan doğrudan 2. devre belirtileri görülür, öbür devreler, sonradan edinilen frengiye benzerse de bu tür frengide 4. devredeki ağır hastalıklara az rastlanır. Ayrıca embriyo dönemindeki doku gelişimi aksaklıktan dolayısıyla kılcal damarların iç tabakasında boşluklar oluşabilir.

Bu belirtilerden teşhiste çok yararlanılır. Teşhiste ayrıca beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve çeşitli X ışını ve biyopsi yöntemleri de kullanılır.

Teşhis konunca penisilin tedavisine başlanır. Tedaviye erken başlamakla hastalığın dokulara yayılması önlenebilir.

Bir cevap yazın