Güreş Sporu

Güreş Sporu ile İlgili Bilgiler,Güreş, Eski Yunan’da da gözde bir spor dalı, jimnastik eğitiminin bir parçası ve beşli yarışmalarda (pentatlon) yarışların en önem verileniydi (İ.Ö. 708).

O dönemde karşılaşmalar serbest stilde ve ayakta yapılırdı.

Rakibini üç kez yere düşüren güreşçi, karşılaşmayı kazanmış sayılırdı.

Çıplak vücuda yağ ve kum dökülerek güreşilirdi.

Ayak ve yumrukla hasma vurmak yasaktı.

Eski Yunan’da daha sonraları rakibini üç kez yere düşüren değil, rakibinin sırtını yere getiren karşılaşmayı kazanmış sayılmaya başlandı.

Romalılar’da güreş gladyatörler arasında yapıldı.

Bizans’ta ise imparator Flavius Theodosius I (379-395) döneminde güreş yasaklandıysa da bu imparatordan sonra yeniden serbest bırakıldı. Güreş, Ortaçağ ve Rönesans dönemlerinde de canlılık ve yaygınlığını sürdürdü.

Fransa kralı François l’in İngiltere kralı Henry Vlll’i Altın çadırlı ordugâh görüşmesinde yapılan güreş karşılaşmasında yenmesi, bu sporun o dönemlerde ne denli yaygın olduğunu gösterir.

Exbrayat adındaki bir muhafız alayı askerinin çabalarıyla çağdaş güreşin ilk kuralları saptanarak uluslararası alanda kabul edilip uygulanmaya başlandı (XIX. yy.’ın ortaları).

Grekoromen güreş ilk kez 1896 Atina ollmpiyatları’na, serbest güreş ise ilk kez 1904 St-Louis olimpiyatları’na bir spor dalı olarak resmen alındı. Daha sonra Uluslararası amatör güreş federasyonu (FİLA) kuruldu (1912).

Grekoromende olsun serbest güreşte olsun hiçbir yardımcı araç kullanılmaz.

Grekoromen stilde kavramalar yalnız belden yukarısında yapılabilir, bacaklarla oyun yapılması yasaktır.

Serbest güreşte ise kavramalar bütün vücutla yapılabilir.

Minder güreşi de denilen her iki tür güreşte rakipler kırmızı ve mavi olmak üzere değişik iki renkte güreş mayosu ile özel güreş ayakkabıları giyerler. Güreşler, her biri bir dakikalık bir dinlenme zamanı ile ayrılan üçer dakikalık üç devrede yapılır.

Karşılaşma bitmeden galibiyet, ya tuş ile ya da rakibin diskalifiye olmasıyla elde edilir.

Güreş sonunda ise en fazla puanı alan galip gelmiş olur.

Karşılaşmalarda güreşçiler ağırlıklarına (48, 52, 57, 62, 68, 74, 82, 90, 100 kg ve ağır sıklet) göre sınıflandırılır ve ad çekmeyle eşleştirilir, iki yenilgi alan güreşçi karşılaşmalardan elenmiş olur.

Uluslararası amatör güreş federasyonu’nun günümüzdeki (1987) üye ülke sayısı 100’ün üstündedir.

Minder güreşinin (grekoromen ve serbest) dışında bazı ülkelerin kendilerine özgü güreş türleri de vardır: karakucak, yağlı güreş (Türkiye ve Balkanlar), sambo (Rusya), sumo (Japonya), breton güreşi (Fransa), peştamallı güreş (isviçre) vb. Türkiye’de.

Tarihin eski dönemlerinden beri güreş Türkler arasında yaygın bir spordu.

Güreş sözcüğünün Özbek ve Başkırt Türkleri’nin “kues” sözcüğünden geldiği bilinir, ilk zamanlaı; Türkler arasında güreş düğünlerde, ünlü kişilerin cenaze törenlerinde, ölüm yıldönümlerinde at-yarışları ve koşularla birlikte yapılırdı.

Günümüzdeki karakucak güreşlerini andıran bu güreşten başka aba güreşi denilen bir güreş türü daha vardı.

Aba güreşinde, güreşçiler üstlerine birer aba giyer; dizkapak-larından aşağıları çıplak olarak karşılaşırlardı.

Bütün oyunların ayakta yapıldığı, yer oyunlarının olmadığı bu tür güreşler günümüzde özellikle Hatay bölgesinde yapılagelmektedir.

Aba güreşlerinin buddhacı rahipler aracılığı İle Hindistan yolunu izleyerek Çin’e, oradan da Japonya’ ya kadar giderek judo ve benzeri sporları oluşturduğu birçok kaynakta yer alır.

Türkiye’de Güreş Sporunun Gelişimi

Anadolu’ya yerleşmeye başladıktan sonra zamanla yağlı güreş de Türkler arasında geniş ölçüde yaygınlaştı. Bu türün en büyük ustaları, Rumeli fethedildikten sonra özellikle Deliorman bölgesinden yetişti.

Osmanlılar döneminde Sultan Abdülaziz’in (saltanatı: 1861-1876) güreşe karşı yakın ilgi ve sevgisi, kendisinin de güreşmesi bu sporun XIX. yy.’ın ikinci yarısında Türkiye’de büyük ölçüde canlanmasına neden oldu.

Bu dönemde özellikle ABD’de ve Avrupa’da başarılı güreş karşılaşmaları yapan Koca Yusuf, Adalı Halil, Filiz Nurullah, Kurtdereli Mehmet ve Kara Ahmet adlarını dünya çapında duyururlarken; Kel Aliço, Makarnacı Halil, Şamdancıbaşı ibo, Çolak Molla Mümin, Arnavutoğlu Ali, Kazıkçı Bekir, Kavasoğlu ibrahim, Pomak Hasan, Yörük Ali, Katrancı Mehmet, Hergeleci ibrahim, Tophaneli Yusuf ve Kızılcıktı Mahmut türk güreşinin efsanevi isimleri arasında yer aldılar.

XX. yy.’a giriş nedeniyle 1900’de Paris’te düzenlenen Dünya güreş şampiyonası’nda Kara Ahmet’in kazandığı şampiyonluk, türk güreşinde kazanılan ilk uluslararası şampiyonluk oldu.

Türkiye’de “alafranga güreş” diye bilinen minder güreşi, önce grekoromen stilde görüldü (1910).

Ancak, sistemli çalışmalar, Cumhuriyetin ilanından sonra türk milli güreş takımını 1924 Paris Olimpiyat oyunları’na hazırlamak amacıyla Macaristan’dan getirtilen antrenör Raol Peter tarafından gerçekleştirildi.

Minder güreşine geçişte bu antrenörün katkısı büyük oldu.

Peter, bu aşamada karakucak ve yağlı güreş yapanlardan hiçbirini minder güreşine almayarak, yeni bir grup kurdu ve bu gruba minder güreşinin tüm teknik ve inceliklerini öğretmek için çaba sarfetti.

Minder güreşine ilgi gösteren Fenerbahçe, Beşiktaş, Üsküdar, Anadolu, Kumkapı ve Haliç Fener kulüplerinde yer alan türk güreşçilerinin bireysel çabaları, minder güreşinin yaygınlaşıp benimsenmesine yol açtı.

Ahmet Fetgeri (Aseni), Kemal Hoca (Türel), Tıbbiyeli Sami, Mazhar Hoca (Kazancı), Dr. Emin Şükrü (Kurt), Ressam Nuri, Musa Kâzım, Arap Nuri, Nazmi (Acar), Üsküdarlı Fuat, Kenan, Mızıkacı Danyal, Mehmet Ali (Fetgeri), M. Sami Karayel, Hattat Şevket, Cemal (Sek), Seyfi Cenap (Berksoy), Dürrü (Sâde), Vehbi (Emre), Celal Davut (Arıbal), ilhami (Polater) minder güreşine öncülük eden türk güreşçileri oldular.

1924 Paris olimpiyatlarına türk güreşçileri Seyfi Cenap (Berksoy), Fuat (Akbaş), Dürrü (Sâde), Mazhar (Çakar) ve Tayyar’ dan (Yalaz) kurulu takımla katıldı.

Paris olimpiyatları, Türk güreşçileri için uluslararası alanda ilk ciddi deneyimdi.

1928 Amsterdam olimpiyatlarında ise Nuri (Boytorun), Tayyar (Yalaz) ve Çoban Mehmet kilolarında altıncı gelerek uluslararası alanda adlarını duyuran İlk Türk güreşçileri oldular.

Türkiye 1932 Los Angeles olimpiyatları’na yolun uzaklığı nedeniyle katılmadı.

Aynı yıl İstanbul’da Maksim gazinosu salonunda düzenlenen ilk Balkan şampiyonası’nda (grekoromen) türk güreşçileri beş birincilik (Küçük Mustafa [Çetinkale], Abbas [Sakarya], Saim [Arıkan], Nuri [Boytorun], Büyük Mustafa [Çakmak]), iki ikincilik (Yusuf [Arslan], Mehmet [Çoban]) kazandılar.

1933’te ikinci Balkan Güreş şampiyonası yine grekoromen dalında ve yine İstanbul’da yapıldı.

Bu şampiyonada da Yaşar (Erkan), Saim (Arıkan), Nuri (Boytorun), Mersinli Ahmet (Kireççi) ile Mehmet (Çoban) altın; Hüseyin (Erkmen) bronz madalya aldılar.

Aynı yıl, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü kutlanırken türk güreş milli takımı çıktığı SSCB turnuvasında Moskova, Leningrad, Gorki, ivanovo ve Harkov’da başarılı sonuçlar elde etti.

Türk güreşçileri istanbul’da düzenlenen üçüncü Balkan şampiyonası’nda (1934) yedi altın madalya (Hüseyin Erkmen, Yaşar Erkan, Saim Arıkan, Ankaralı Hüseyin Erçetin, Nuri Boytorun, Mustafa Çakmak ve Mehmet Çoban); 1935’te yine istan-

bul’da yapılan Balkan şampiyonası’nda beş altın madalya (Yaşar Erkan, Saim Arıkan, Nuri Boytorun, Mustafa Çakmak ve Mehmet Çoban) kazandılar.

1935’te Türkiye’de grekoromen stilinin yanı sıra, serbest stilde de güreş çalışmaları başladı.

Türk güreşçileri, serbest güreşe çok kısa süre içinde uyum sağladılar.

Nitekim, aynı yıl Türkiye’ye gelen alman milli takımını Türkiye 7-0 gibi ağır bir yenilgiye uğrattı.

1936 Berlin olimpiyatları’natürk güreşçileri serbest ve grekoromen dallarında katıldılar.

79 kiloda Mersinli Ahmet (Kireççi), serbest güreşte bronz madalyayı kazandığı gibi, grekoromende 61 kiloda Yaşar Erkan, olimpiyatlarda Türkiye’ye altın madalya getiren ilk sporcu oldu.

Bu olimpiyatlarda Mehmet Çoban grekoromen ağır sıklette dördüncü, Nuri Boytorun grekoromen 72 kiloda beşinci, Sadık Soğancı serbest 66 kiloda beşinci, Ahmet Çakır serbest 56 kiloda altıncı oldu.

1936, Türk güreşçilerinin uluslararası karşılaşmaları sıklaştırdığı yıl oldu.

Olimpiyatların hemen ardından SSCB ile Moskova ve Leningrad’da iki;1937’de Çekoslovakya İle Prag’da; Finlandiya, Estonya ve isveç İle İstanbul’da çeşitli karşılaşmalar yapıldı.

Aynı yıl izmir’de yapılan Balkan şampiyonası’nda Yaşar Erkan, Yusuf Arslan, Hüseyin Erçetin, Mersinli Ahmet, Mustafa Çakmak, Mehmet Çoban birinci olurlarken Kenan Olcay ikinciliği kazandı.

Oslo’daki Avrupa Güreş şamplyonası’nda Yaşar Doğu ve Mustafa Çakmak gümüş madalya aldılar (1939).

Bir yıl sonra istanbul’da yapılan VI. Balkan şampiyonasinda türk güreşçileri beş altın (Hüseyin Erkmen, Yaşar Doğu, Mersinli Ahmet, Mustafa Çakmak, Mehmet Çoban), bir gümüş (Celal Atik) ve bir bronz (Yusuf Arslan) madalya alarak, altıncı kez Balkan şampiyonu oldular.

ikinci Dünya savaşı’na rastlayan 1940-1945 arası, bütün spor dallarında olduğu gibi güreşte de, Türkiye genelinde düzenlenen şampiyonalarla yetinildi.

Bu dönemden sonra ilk uluslararası karşılaşma Kahire’de Mısır milli takımı ile yapıldı (1946).

Gazanfer Bilge, Muharrem Çandaş, Nasuh Akar, Mehmet Oktav, Ali Özdemir, Ahmet Samsunlu, Kenan Olcay, Yaşar Doğu, Celal Atik ve Adnan Yurdaer’den kurulu türk takımı, bütün karşılaşmaları kazandı.

Aynı yıl Nuri Boytorun’un hazırladığı Türk serbest güreş milli takımı, Stockholm’deki Avrupa şampiyonasinda katıldığı sekiz sıkletin sekizinde de madalya almayı başardı (57 kg’da Nasuh Akar, 62 kg’da Gazanfer Bilge, 67 kg’da Celal Atik, 73 kg’da Yaşar Doğu altın; 52 kg’da Hallt Balamir, 79 kg’da Mahmut Çeterez gümüş; 87 kg’da Muharrem Candaş, ağırda Mehmet Çoban bronz).

Prag’daki Avrupa Grekoromen şampiyonasinda (1947) türk güreşçileri bir altın (Yaşar Doğu), iki gümüş (Muhlis Tayfur, Mustafa Çakmak) ve bir bronz (Celal Atik) madalya kazandılar.

Bu şampiyona dönüşü güreş milli takımları, antrenör Nuri Boytorun tarafından 1948 Londra ollmpiyatlarina hazırlandı.

Türk güreşçileri bu olimpiyatta serbestte dört altın (Nasuh Akar, Gazanfer Bilge, Celal Atik, Yaşar Doğu),iki gümüş (Hallt Balamir; Adil Candemlr); grekoromende iki altın (Mehmet Oktav, Mersinli Ahmet [Kireççi]), üç bronz (Kenan Olcay, Halil Kaya, Muhlis Tayfur) madalya alarak büyük bir başarı sağladılar.

Türk güreşçileri başarılarını sürdürerek 1949’da İstanbul’da düzenlenen Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda yedi altın (AH Yücel, Nasuh Akar, Nurettin Zafer, Servet Meriç, Celal Atik, Yaşar Doğu, Adil Candemir) ve bir gümüş (Muharrem Candaş) madalya kazandılar.

Grekoromen stilde Stockholm’de düzenlenen ilk Dünya güreş şampiyonasinda türk takımı bir altın (Muharrem Candaş), dört gümüş (Ali Yücel, Halil Kaya, Ali Özdemir, Celal Atik) ve iki bronz madalya (Tevfik Yüce, Adil Candemir) alabildi (1950).

Bir yıl sonra Helsinki’deki İlk Dünya serbest güreş şampiyonasinda ise türk takımı altı altın madalya İle (AH Yücel, Nasuh Akar, Nurettin Zafer, Celal Atik, Haydar Zafer, Yaşar Doğu) takım halinde dünya şampiyonu olma başarısını gösterdi (1951).

Aynı yıl, güreş milli takımını Yaşar Doğu çalıştırmaya başladı.

Doğu, Mısır’ın iskenderiye kentinde düzenlenen ilk Akdeniz oyunlarina genç bir ekip götürdü.

Hasan Gemici, Cemil Sarıbacak, Bayram Şit, Tevfik Yüce, Bekir Büke, ismet Atlı, Bektaş Can, Kemal Dişiçürük’ten kurulu türk güreşçileri, serbestte sekiz altın madalya alarak, tatam halinde şampiyon oldular.

1952 Helsinki ollmpiyatlarina tamamıyla genç ve deneyimsiz bir kadroyla giden Türk milli güreş takımı grekoromende AH Özdemir ve ismet Atlı ile beşincilik, Hasan Bozbey ve Ahmet Şenol ile altıncılık; serbestte İse Hasan Gemici ve Bayram Şit İle birincilik, Adil Atan İle üçüncülük dereceleriyle yetindi.

Ertesi yıl (1953) düzenlenen Dünya grekoromen şampiyonasinda da iyi sonuçlar alınamadı ve Ahmet Bilek ikinci, Kemal Demlrsüren beşinci, ismet Atlı dördüncü, Tevfik Yüce dördüncü, Süleyman Baştimur beşinci, Hilmi Tafrancı da altıncı olabildiler.

Türk güreşinde görülen bu başarısızlıklardan sonra bir önlem olarak başarılı dönemlerin federasyon başkanı Vehbi Emre yeniden başkanlığa, antrenör Nuri Boytorun da yeniden takımın başına getirildi.

Bu önlemler kısa sürede olumlu etki gösterdi ve Türk güreşçileri 1954’te Tokyo’da yapılan Dünya serbest güreş şampiyonasinda iki altın (Hüseyin Akbaş, Mustafa Dağıstanlı), üç gümüş (Bayram Şit, ismet Atlı, Adil Atan) bir bronz (irfan Atan) madalya kazandılar.

1956’da istanbul’da Dünya kupası adıyla düzenlenen güreş karşılaşmalarında türk güreşçileri grekoromende iki altın (Dursun AH Eğribaş, Yaşar Yılmaz), üç gümüş (Osman Kambur, Mithat Bayrak, Hamit Kaplan) ve bir bronz (Rıza Doğan); serbestte ise altı altın (Hüseyin Akbaş, Mustafa Dağıstanlı, ibrahim Zengin, ismet Atlı, Adil Atan ve Hamlt Kaplan), iki bronz (Bayram Şit ve Mehmet Çelebi) madalya aldılar.

Melbourne ollmpiyatlarinda (1956) İse Mustafa Dağıstanlı ve Hamit Kaplan altın, ibrahim Zengin gümüş, Hüseyin Akbaş bronz madalya kazandılar.

1958’de Sofya’dakl Dünya serbest güreş şampiyonası ile Budapeşte’deki Dünya grekoromen güreş şampiyonasinda türk güreşçileri başarılı sonuçlar almayı sürdürdüler.

Serbestte üç altın (Hüseyin Akbaş, ismail Oğan, Hasan Güngör), bir gümüş (Mustafa Dağıstanlı) ve iki bronz (İbrahim Karabacak, Hamit Kaplan); grekoromende İse iki altın (Rıza Doğan, Kâzım Ayvaz), iki gümüş (Yaşar Yılmaz, Müzahir Sille) ve bir bronz (Hamit Kaplan) alarak beklenenin üstünde bir sonuç sağladılar.

1959’da Tahran Dünya serbest güreş şampiyonasinda Türk takımı iki altın (Hüseyin Akbaş, Mustafa Dağıstanlı), İki gümüş (Ahmet Bilek, Hamit Kaplan) ve İki bronz madalya (Hayrullah Şahin, İsmail Oğan) kazandı.

1960 Roma olimpiyatlarinda serbest ve grekoromende Türk güreşçileri toplam yedi altın (serbestte: Ahmet Bilek, Mustafa Dağıstanlı, Hasan Güngör, ismet Atlı; grekoromende: Müzahir Sille, Mithat Bayrak, Tevfik Kış) ve İki gümüş (serbestte: ismail Oğan, Hamit Kaplan) kazanarak olimpiyat oyunları tarihinin son büyük başarısını elde ettiler.

Ancak, bir yıl sonra Yokohama’daki Dünya serbest ve grekoromen şampiyonasinda Türk güreşçileri hiç altın madalya kazanamadılar, yalnızca dört gümüş (serbestte: Yunus Pehlivan, Hamlt Kaplan; grekoromende Yaşar Yılmaz, Hamit Kaplan) ve beş bronz (serbestte: Celal Yanılmaz, Hüseyin Akbaş; grekoromende: Burhan Bozkurt, Rıza Doğan, Yavuz Selekman) madalya ile yetindiler (1961).

Bu tarihten sonra, eski şampiyon güreşçilerin sporu bırakmaları, güreş kurallarının değiştirilip güreşteki temponun hızlandırılması başta SSCB, ABD olmak üzere birçok ülkede bu spora daha çok önem verilmesi, Türkiye’deki tesis yetersizliği vb. nedenlerle Türk güreşi hızlı bir düşüş süreci içine girdi.

1962’de Atina’da yapılan Baltan şampiyonasinda türk güreşçileri serbestte bir (Satılmış Tektaş) ve grekoromende İki (ibrahim Karakuş, Ünver Be-şergll) altın madalya kazanabildiler.

Aynı yıl (1962) Toledo’da düzenlenen Dünya şampiyonalarında, serbestte bir altın (Hüseyin Akbaş), bir gümüş (Hasan Güngör) ve bir bronz (Satılmış Tektaş); grekoromende iki altın (Kâzım Ayvaz, Tevfik Kış) ve dört bronz madalya (Burhan Bozkurt, Rıza Doğan, Yavuz Selekman, ismet Atlı) alan türk güreşçileri 1963’te Helsinborg’daki Dünya grekoromen şampiyonasinda bir altın (Tevfik Kış), bir bronz (Hamit Kaplan); Sofya’daki Dünya serbest güreş şampiyonasinda bir altın (Cemal Yanılmaz), iki bronz (ismail Oğan, Hamit Kaplan) madalya elde ettiler.

1963 ve 1964 Akdeniz oyunları ve Baltan şampiyonasinda türk güreşçiler hiçbir dereceye giremediler.

Bu, Türk güreş tarihinde uzun yıllar sonra alınmış en kötü sonuçlardan biri oldu.

1964 Tpkyo olimplyatlarinda serbestte bir altın (ismail Oğan), üç gümüş (Hüseyin Akbaş, Hasan Güngör, Ahmet Ayık) ve bir bronz (Hamit Kaplan); grekoromende bir altın (Kâzım Ayvaz) madalya kazanan Türk güreşçileri, 1965’te Manchester’deki Dünya serbest güreş şampiyonasinda bir altın (Ahmet Ayık), bir gümüş (Mahmut Atalay); aynı yıl Tampere’deki Dünya grekoromen güreş şampiyonasinda Sırrı Atalay bronz madalya aldılar.

1966’daki Dünya serbest ve grekoromen güreş şampiyonalarında Türk güreşçileri beklenilmeyen bir başarı göstererek Toledo’da serbestte bir altın (Mahmut Atalay), üç gümüş (Hasan Sevinç, Hasan Güngör, Ahmet Ayık), iki bronz (Nihat Kabanlı, Seyit Ahmet Ağralı); grekoromende bir gümüş (Tevfik Kış), bir bronz (Ünver Beşergil) madalya sağladılar.

Aynı yıl Essen’dekl Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda türk güreşçileri iki altın (Mehmet Esenoell, Hasan Güngör), üç gümüş (Seyit Ahmet Ağralı, Mahmut Atalay, Ahmet Ayık), üç bronz (Hasan Sevinç, Nihat Kabanlı, Gıyasettin Yılmaz) madalya alırlarken, Karlsruhe’deki Avrupa Grekoromen güreş şampiyonasinda Tevfik Kış altın, All Kazan bronz madalya kazandı.

Türk güreşçileri, 1967’de Bükreş’teki Dünya grekoromen şampiyonasinda bir altın (Kâzım Ayvaz), bir bronz (Vahap Pehlivan); Yeni Delhi’deki Dünya serbest güreş şampiyonasinda bir altın (Ahmet Ayık) madalya ile yetinmek zorunda kaldı.

Aynı yıl Minsk’teki Avrupa Grekoromen şampiyonası ile İstanbul’daki Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda, grekoromende bir altın (Sırrı Acar), serbestte İse dört altın (Mehmet Esenceli, Hasan Sevinç, Nihat Kabanlı, Ahmet Ayık) ve bir gümüş (Mahmut Atalay) madalya kazanılabildi.

1968 Mexico olimplyatlarinda Mahmut Atalay ve Ahmet Ayık altın madalya almayı başardılar.

Aynı yıl Üsküp’teki Avrupa Grekoromen şampiyonasinda ilhan Topsakal altın, Sırrı Acar bronz; 1969’da Vesteras Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda Sefer Baygın, Mehmet Esenceli, Ömer Topuz bronz; aynı yıl Sofya’daki Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda Metin Alakoç, Ömer Topuz altın, Şefik Namlı, Vahap Pehlivan gümüş, Muzaffer Can bronz madalya kazandılar.

1972’de Kotowice’dekl Avrupa Serbest güreş şampiyonasinda Sefer Baygın altın, Mehmet Sarı gümüş; aynı yıl düzenlenen Münih olimplyatlarinda Vehbi Akdağ altın madalya aldılar.

Bu yılların en İstikrarlı güreşçisi Salih Bora 1975 ve 1979 Akdeniz oyunlarinda birinci; 1977, 1982 ve 1983 Dünya grekoromen şampiyonalarında ikinci; 1984 Los Angeles olimplyatlarinda dördüncü geldi.

1980-1987 arası türk güreşçileri Avrupa şampiyonalarında iki birincilik kazanabildiler (serbestte: Yılmaz Aslan, Bursa 1980; Reşit Karabacak, Budapeşte 1984).

1987’de Suriye’nin Lazkiye kentinde düzenlenen Akdeniz oyunlarinda serbestte Aslan Seyhanlı, Fevzi Şeker, Nec-mi Gençalp, Reşit Karabacak ve Ayhan Taşkın altın; Selman Kaygusuz gümüş; Ahmet Ak ve Mustafa Öcal ise bronz madalya kazandılar.

Grekoromende ise Mustafa Suzan gümüş, Muhammet Öztürk, Serhat Karadağ ve Sümer Koçak bronz madalya aldılar.

Bir cevap yazın