Hadis Nedir, Din Kültürü

Hadis Nedir Din Kültürü,Hz. Peygamber’in sözlerinin bir kısmı, anlamı ve lafızlarıyla O’na aittir ki bunlara Hadis,i Şerif veya kısaca hadis denir.

Bir kısmı ise anlam olarak vahyedilmekle birlikte ifadeye konulusu, Hz. Peygamber tarafından yapılmıştır ki bunlara hadis-i kudsi denmektedir.

Bu ikinci kısım hadisler vahy—i gayri metlüv (okunmayan vahiy) adını da alır.

Bu adlandırma, anlam ve lafız olarak Allah’ın kelamı olan ve vahy—i metlüv (okunan vahiy) olan Kur’an’la hadis-i kudsiyi birbirinden ayırır.

Hadisler Kaça Ayrılır

Hadisler, Hz. Peygamber’e aidiyetleri noktasından iki kategorik kısma ayrılırlar:

1- Mütevâtır hadisler

2- Âhâd hadisler

Mütevâtır, yalan söylemeleri akıl ve tarih yönünden mümkün görülemeyen, bir topluluğun haberidir ki, hadis konusunda, böyle bir topluluğun, bir sözü Hz. Peygamber’ e maletmelerine tevatür, bu şekilde Hz. Peygamber’e maledilen söze de mütevâtır denir.

Mütevâtır hadislerin sayısı 40’ı geçmez.

Bu sayıyı, ikiye, üçe indirenler bile vardır.

Ne ilginçtir ki, mütevâtır olduğunda hiçbir tartışma çıkmayan hadis Hz. Resul’ün şu sözüdür.

“Benim olmayan sözleri bana maletmeyin. Kim bir sözü yalan söyleyerek bana maleder, benimle ilgili yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.”

O halde, bir insan, “mütevâtır tek hadis vardır” dese, o hadis yukarki hadis olacaktır.

Hadis konusunda şu olgu, başlı başına bir mucizedir.

İslam Peygamberi’nin ağzından çıktığında kimsenin kuş­kusu bulunmayan bu söz -ki 60’tan fazla sahabice aynen rivayet edilmiştir.

Onun adına hadis uydurmanın kötülüğünü dile getiriyor.

Mütevatır olmayan hadislerin tümü, hadis ilmi açısından âhad haber veya haber-i vâhid diye adlandırılır ki, kelime anlamıyla tek kişinin rivayetine dayanan söz demektir.

Ancak buna bakarak birden fazla kişinin rivayet ettiği her sözü mütevatır saymamak gerekir.

Bu bir hadis ilmi terimidir ve tevatür derecesine ulaşamayan rivayet de­mektir.

İslam bilginlerinin bir çoğu, o arada İmam-ı Azam Ebu Hanife (ölm. 150 / 767) mütevatır olmayan hadisleri inanç konularında hükme esas kabul etmezler.

Aynı prensibi bütün konularda yürüten bilginler de vardır.

Hz. Peygamber’in söylemediği bir sözü O’na isnad edenler, tarih içinde az değildir.

Böylesi sözlere mevzu veya matrûh denir ki birincisi uydurulmuş, ikincisi de reddedilen söz demektir.

Hadis bilginlerinin, mevzu sözleri gerçek hadislerden ayırmak için verdikleri mesai hayranlık vericidir.

Bu mesai sonundadır ki, yüzlerce uydurma hadis gerçeklerinden ayrılmış ve Müslümanlara teşhir edilmiştir.

Tabii ki bunun anlamı, geriye kalanların tüm kuşkulardan arınmış olduğu merkezinde değildir.

Ancak gösterilen gayret büyüktür.

Mevzu hadisleri bir araya getirip Müslümanlara tanıtmayı esas alan eserler yazılmıştır.

Bunların genel adları Mevzuat (uydurma hadisler) olmuştur.

Sayıları 20’den fazla olan bu eserlerin en ünlüleri el—Makdisı (ölm. 507 / 1113), İbnül Kayyım el-Cevziyye (ölm. 597 / 1200), es-Sâgânı (ölm. 650 / 1252), Ibn Teymiye (ölm. 728/1328), es-Süyûtî (ölm. 911/1505), Ali el-Kaarî (ölm. 1014 / 1605), el-Aclûnî (ölm. 1162 / 1748), eş-Şev-kânı (ölm. 1250/1832), Muhammed Beşir el-Ezheri (ölm. 1325 / 1907) tarafından yazılanlarıdır.

Şunu da ekleyelim: Son yıllarda yapılan metin tetkikleri ve ünlü hadis kaynaklarının tenkitli yayınları, temel hadis kitaplarındaki mevzu veya zayıf hadisleri tanıtıcı dipnot­larla beslenmiş bulunuyor.

Tarih içinde çeşitli gerekçelerle pek çok hadis uydurul­muştur.

Sebeplerin başında mezhep tartışmaları gelmekte­dir.

Siyasal çıkarlar, ırkçılık, (özellikle Emevi-Arap ırkçı­lığı), menfaat sağlama, İslamı içinden bozma gibi sebepler de unutulmamalıdır.

İslam’a diğer dinlerden geçen dön­meler, özellikle Yahudi dönmeler de hadis uydurmuşlardır. (Uydurma hadisler ve bunları tanıma yolları hakkında Türkçe’de çok değerli bir eser Yaşar Kandemir’in Mevzu Hadisler adlı çalışmasıdır.

Geniş bilgi için bu esere bakılabilir.)

Hadis alanı son derece kritik ve kaypaktır.

İşin esası dini, “Allah’ın gökten yere uzatılan ipi” diye tanımlanan Kur’an’a dayandırmaktır.

Emin ve şaşmaz yol budur.

Hadisleri, Kur’an’ın koyduğu esasları anlamada itiyatla kullanılacak metodlar olarak değerlendirmek, ama, Kur’ an’da olmayan bir hükmü koymaya asla gerekçe saymamak Kur’an’a bağlılığın bir gereğidir.

Mütevatır olanlarının, en iyi ihtimalle 50’yi geçmediği binlerle ifade edilen sözler karşısındayız.

Bu büyük yekûn karşısında Kur’an’a uygunluğu sağlamak başka türlü müm­kün nlma7

Burada, hadisle, onun da içinde yeraldığı sünneti birbirine katmamak gerekir.

Sünnet. Hz. Peygamber’in sözleri yanında fiil ve kabullerini de içeren geniş bir çercevedir.

Ve sünnetin fiil olan kısmı hemen tamamıyle mütevatırdır.

Hz. Peygamber bunu şöyle yapıyordu rivayeti çok sayıda insanın tanıklığına dayanır. fakat “Hz. Peygamber şöyle dedi” rivayetinin böyle bir bahtiyarlığı maalesef her zaman yoktur.

O halde, sünnet bahsinde fiil halinde sünnet bizim için esas olacaktır.

Uydurma olmayan hadislere, genel bir ifadeyle sahih hadis denir.

Sünni ve Şii çevrelerin sahih kabul ettikleri hadisleri toplayan temel kaynaklar vardır.

Sünnılerde bun­ların başında Kütübü Sitte denen 6 kaynak gelir ki bunlar: Buharah Muhammed b.İsmail (ölm. 256 / 870) tarafın­dan tertiplenen es-Sahıh (Buharı), Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrı (ölm. 261 / 875) tarafından tertiplenen es–Sahıh (Müslim), Ebu Davud Süleyman es-Sicistanı (ölm. 275 / 888) tarafından tertiplenen es—Sünen, Ebu İsa Muhammed b. İsa Tirmizı (ölm. 279 / 892) tarafından tertip­lenen es—Sünen, Ebu Abdullah Muhammed el—Kazvını (ölm. 275 / 888) tarafından tertiplenen es—Sünen ve Ebu Abdurrahman b. Şuayb en-Nesai (ölm. 303 / 915) tarafından tertiplenen es-Sünen adlı eserleridir.

Bunları, Ahmed b. Hanbel (ölm. 241 / 855) tarafından tertiplenen el-Musned, Malik b. Enes (ölm. 179/795) tarafından tertiplenen el-Muvatta ve Ebu Muhammed Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârımı (ölm. 255 / 868) tarafından düzenlenen es-Sünen izler.

Gerek bu kaynaklan özetleyen, gerekse daha başka kriterlere göre hadis toplamış olan pek çok kaynak vardır.

Bunun dışında Hz. Peygamber’in hayatını anlatan ve adına Sıre veya Megazi denen kaynaklar da hadis açısından birinci derecede önemlidir.

Özellikle bunların kronolojik sırada önde olanları güvenilir olma bakımından, az önceki hadis kaynaklarının üstünde kabul edilmelidir.

Örnek olarak, İbn Ishak (ölm. 150/767) İbn Hişarn (ölm. 218/833) İbn Sa’d (ölm. 230/844) ve Taberı (ölm. 310/922)’nin eserlerini verebiliriz.

Şiilerin en güvenilir kaynak saydıkları eser, el-Küleynı (ölm. 329 / 940) nin tertiplediği el-Kâfî fî Usûl ed-Dın’ dir.

Bu tesbit de gösteriyor ki, genel güvene layık bir hadis kaynağına sahip olmak için, tüm mezheplerin temsilcilerinden oluşan bir hadis bilginleri komisyonunca hazırlanmış ortak hadis külliyatı meydana getirmek gerekir.

Kur’an gibi, vahye dayalı tartışmasız bir kaynağa sahip olan İslam Ümmeti için bu, esasta hiç de zor değildir.

Fakat ne yazık ki çağlardan beri biz, teferruatı esasların üstüne çıkarmak gibi bir talihsizliği yaşamaktayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir