Hz. Musa Kimdir,Hayatı

 Hz. Musa Peygamber Kimdir,ibranice Moşe, musevî dininin kurucusu, İsrail peygamberi ve kanun koyucusu (M.ö. XIII. yy. ortaları). Levi boyundan. Hayatı hakkında kesin bilgi yoktur.

Bilinenler, birtakım masal ve efsaneler niteliğindedir.

Hz. Musa Hayatı

Eski kaynaklar onun Mısır’da doğduğunu, firavun Tutankhamon zamanında (M.ö. 1352-1320) yaşadığını, Mısır tarihinde birçok siyasî olayda yer aldığını, sonra kavmiyle Mısır’dan çıktığını (1346) yazar.

Bazı kaynaklar ise Mısır’dan Ramses II (1301-1224) zamanında çıktığını bildirir.

Musa’nın ana ve babasının kim olduğu bilinmez.

Anasının adının Asiye oluşu daha çok İslâm kaynaklarında ileri sürülür.

Tevrat ile Kur’an’a göre Musa Mısır’da doğdu.

Bütün dinî kaynaklar şu efsanede birleşir: mısır firavunu, bir gece rüyasında, o yıl doğacak erkek çocuklardan birinin, tahtını yıkacağını yeni bir din getireceğini, kendisini ortadan kaldıracağını gördü.

Bunun etkisi altında, o yıl içinde doğan ve doğacak olan bütün erkek İsrailli çocukların boğdurulmasını emretti.

Musa doğunca anası onu gizledi, kimseye göstermeden üç ay emzirdi.

Çocuğu saklanamayacak bir duruma gelince bir gün Asiye onu, firavunun karısıyla kızlarının yıkandıkları Nil nehrinin kıyısına bıraktı (bazı kaynaklara göre bir sandık, bazılarına göre bir sepet içinde).

Nil’e yıkanmaya gelen kadınlar tarafından çocuğu kıyıda sazların arasında ağlarken bulunan çocuk, saraya alındı.

Firavunun karısı, bazı kaynaklara göre kızı) çocuk için bir süt anne arattı

. Çocuğa da sudan doğan, sudan olan anlamında «Musa» adını verdi.

Musa’nın annesi saraya sütanne olarak girdi ve çocuğun kendine ait olduğunu kimseye bildirmeden onu emzirdi.

Musa büyüyünce kardeşlerinin (bazı kaynaklara göre yahudi olan soydaşlarının) yanına gitti.

Onlarla birlikte yaşamaya başladı. Mısırlıların, özellikle firavunun yahudilere karşı kötü hareketlerini üzüntüyle izledi.

Günün birinde, bir mısırlının bir yahudiyi (veya kendi kardeşini) dövdüğünü görünce araya girerek mısırlıyı öldürdü, firavundan korkarak Medyan’a kaçtı.

Orada, bir kâhinin yedi kızına (bazı kaynaklara göre yedi çobana) yardım etti, sürülerini bekledi, koyunlarına su içirdi.

Musa’nın bu iyiliğini gören kâhin onu kızlarından Tsippora ile evlendirdi.

Musa uzun süre sessiz ve sakin dolaştı, sonra, kendisine gaipten birtakım gizli sesler gelmeye başladı.

Bunlar, tanrı Yahova (Yahve) tarafından gönderilen vahiylerdi.

Musa’ya insanları doğru yola, hak dinine getirmesi, ilâhi bir görev olarak veriliyor, bu vahiylerden korkmaması, kavmini mısırlıların baskısından kurtarması emrediliyordu.

Kutsal Tuva vâdisinde (tuva Vadisi) dolaşırken ateş ağacını gördü.

Gaipten gelen bir ses ona ayakkabılarını çıkarmasını, gezdiği yerlerin kutsal topraklar olduğunu bildiriyordu.

Musa, peygamberliğini ilân etti.

Tanrı tarafından kendisine vayh, edilenleri açıklamaya başladı.

Halkının ve firavunun inanması için Tarın’nın ona verdiği mucize gösterme gücünden yararlandı.

Firavun ve adamları, onu büyücülükle, yalancılıkla suçladılar, ona inanmadılar. Firavun, Musa’nın kendi büyücüleriyle bir yarışmaya girmesini istedi.

Musa önce çekindi, fakat, Tanrı kendisine hiç bir şeyden kaçınmamasını buyurdu.

Bunun üstüne Musa yarışmayı kabul etti. Firavunun büyücüleri, ellerindeki değnekleri yere atarak birer yılana döndürdüler.

Tanrı Musa’ya da elindeki asayı yere atmasını buyurdu, asa bir ejderha olarak bütün yılanları yuttu.

Tevrat ve din tarihleri Musa’nın dokuz büyük mucize gösterdiğini yazarlar.

Bunlar asa, beyaz el (Yed-i Beyza), tufan, çekirgeler, bit, kurbağalar, kan, karanlık.

Kızıldeniz sularının yarılması’dır.

Firavun, Musa’nın inandığı Tanrı’ya ulaşmak için, Haman’a çok yüksek bir kule yaptırttı.

Kulenin üstünden havaya doğru bir ok attı.

Ok yere düştüğü zaman üzerinde kan lekeleri olduğu görüldü.

Firavun bununla Tanrı’yı vurduğunu söyleyerek övündü. Musa’nın kavmi içinden de ona inanmayanlar, getirdiği dine karşı çıkanlar oldu.

Bunlar ondan ayrıldılar.

Çöllerde uzun zaman başıboş, korku içinde dolaştılar.

Sonunda firavun bütün îsrailoğullarını ve Musa’yı Mısır’dan kovdu. Onlan öldürmek için peşlerine düştü.

Musa ve kavmi Kızıldeniz’i yarıp geçtiler.

Firavun ve ordusu onlan takip etti, fakat sulara battı.

Musa’nın getirdiği yüce düşünceler arasında en kutsal olanları On Emir’dir.

Bu emirler şunlardır:

1. Allah birdir

2. Musa ümmetinin bu Allah’tan başka Allah’ı yoktur

3. Put yapılmayacak ve puta tapılmayacak

4. Haftada altı gün çalışılacak, bir gün (cumartesi günü) dinlenilecek

5. Anaya, babaya sevgi ve saygı gösterilecek

6. Adam öldürmek kesinlikle yasaktır

7. Zina edilmeyecek

8. Yalan yere tanıklık yapılmayacak

9. Hırsızlık yasaktır

10. Komşusunun malına, ırzına göz dikmek haramdır.

Sonradan birçok devlet tarafından olduğu gibi İslâm tarihinde de bu on buyruk (evamir-i aşere), bir bütün olarak benimsendi, bir hukuk kuralı niteliğini kazandı.

Başta Tevrat olmak üzere, bazı din kitaplarına göre Musa bu emirleri Tur dağında Tanrı katma çıktığı zaman, on ayrı levhaya yazılı olarak getirdi, insanlara duyurdu.

Yahudilerin bir kısmı bunları kabul etmedi, eski inançlarını sürdürdü. Musa onlardan yüz çevirdi.

Onların kutsal saydıkları ve bazı kaynakların altından yapıldığını ileri sürdüğü Samir adlı sarı dana heykelini kırdı.

Musa, bir peygamber olarak ilk tek tanrıcı dinin kurucusudur. Musa dininden önce gelen dinlerde tek tanrı inancı yoktur.

Kuran’a göre Musa, İslâm dininin ortaya attığı düşüncelerin ve inanç düzeninin öncülerindendir.

Islâmın da tanıdığı bir peygamberdi. Musa, Hz. Muhammed’in peygamber olarak geleceğini bildirdi.

Tek bir Allah’a iman etti. Bu bakımdan o, örnek almacak nitelikte yüce biri sayılır.

Musa da, Hz. Muhammed gibi birçok haksızlıklara uğradı, kavmi tarafından atalarının dininden ayrılmakla suçlandı (Yunus suresi, 78-90).

Kur’an’ın birçok yerinde adı geçen Musa, özellikle Yunus suresinde başından geçen olaylarla anlatılır.

Firavun ile karşılaşması, firavunun ona yaptıkları ve söyledikleri İslâm dini açısından değerlendirilir.

İlâhî kitap olarak Tanrı’nın ona Furkan’ı gönderdiğini bildirir (Bakara suresi, 50). Gene İslâm inançlarına göre Musa’ya gönderilen semavi kitaba Tevrat, Suhuf, Kitab adları verilir.

Bütün bu kitapların konusu birdir.

Musa, kendi kavminden olan sapkınları, tanrılığını ortaya atan firavunu, mısır putperestlerini yola getirmek, Allah’ın birliğine inandırmak, anaları, kızkardeşleri ve Tanrı tarafından yaklaşılması yasaklanan kimseleri eş olarak seçenleri uyarmak, günahtan kurtarmak, iyiliğe, doğruluğa yöneltmek için vahiylerle görevlendirilen yüce bir peygamberdir (Isra suresi, 101).

İslâm dininde Hz. Muhammed kadar Musa’ya da inanmak, onun peygamberliğini tanımak gereği vardır.

Musa aslında müslümandır.

Kur’an, Musa’nın bir peygamber olarak Tanrı katında bir kere otuz, bir kere on gün olmak üzere kırk gün kaldığını bildirir (A’râf suresi, 142).

Musa, kendisine gaipten sesler gelmeye başlayınca derin bir ürperti ve coşkunluğa kapılır.

Tûri Sînâ’da Tanrı’ya yüzünü göstermesi için yalvarır. Tanrı, Musa’ya kendisini göremeyeceğini, buna dayanamayacağını buyurur.

Musa, yalvanşlanna devam edince,Tanrı nuru, Tûri Sînâ’da tecelli eder. Dağ bir anda yok olur.

Çevreyi bir ince toz bulutu kaplar.

Musa kapıldığı derin korku ve coşkunluk sonucu kendinden geçer.

İslâm dinine göre, bu olay Tanrı’nın evrene sığamayacağı, onun nurunun zaman ve mekânla sınırlı her türlü varlığı aştığını gösteren bir İlâhî görünüş (tecelli) niteliğindedir.

Dinî inanç bakımından bazı konularda Tevrat ile Kur’an arasında büyük benzerlikler, bazılarında ise ayrılıklar vardır.

Tevrat’ın verdiği bilgiler, bazı konularda Haggada adlı eski bir kitapta anlatılan hikâyelerle karışır.

Eski Sümer ve Akkad dinlerine ait unsurların değişikliklere uğrayarak Tevrat’a girdiği bilinir.

Bu eski inançlarda geçen din ulularının nitelikleri sonradan Musa ile bağdaştırılmıştır.

Bu durum, bütün Mezopotamya ve ona komşu ülkelerin dinlerinde aynıdır.

Musa’nın getirdiği dinî görüşler ve Tanrı anlayışı yalnız musevîler için geçerli sayılmıştır.

Yahudiler, Musa’nın birliğine inandığı Tanrı’yı, bütün insanların değil, yalnız musevîlerin, soylu ulusun Tanrı’sı olarak yorumladılar.

Bu yüzden Musevîlik yalnız yahudiler arasında tutundu.

Tevrat’ın böyle bir anlayışla düzenlenmesi, yorumu, ondan sonra gelen dinler tarafından değiştirilmek istendi.

Kur’an’da Musa, Hz. Muhammed gibi bir hak peygamberi sayılır; onda peygamberlerde görülen üstünlüklerin bulunduğu, Musa dini ile Hz. Muhammed’in getirdiği dinin esasta ayrı olmadığı görüşü ileri sürülür.

Musa, din tarihinin gerçekten büyük kişilerinden biridir.

Tektanrıcılığın öncüsü olarak sonradan, İsa’nın ve Hz. Muhammed’in yolunu ve ruhunu hazırladı.

Ayrıca Kutsal Kitap’ın ilk eserlerinin yazıcısı oldu.

Yasa kurucusu olarak, sonradan gelen peygamberlerin günlük hayatta uygulamaları gerekli şartların özünü hazırladı.

İsa’nın «Ben yasayı yıkmaya değil, fakat onu tamamlamaya geldim»; Hz. Muhammed’in ise «Ben iyi ahlâkı (mekârim-i ahlâk) tamamlamaya geldim» diye bildirdikleri kuralların öncülüğünü yaptı.

İslâm edebiyatında Musa peygamber, daha çok mucizeleriyle anılır.

Sanatta bir örnek insan olarak geçer.

Tanrı’nın birçok sırlarına ermesi, Tanrı katında kalması, Tûri Sina’da Tanrı’yı görmek istemesi gerek edebiyatta, gerek tasavvufta kendini Tanrı’ya vermenin, Tanrı güzelliğine gönül bağlamanın, Tanrı sevgisiyle dolup taşmanın örneği olarak yorumlanır.

Tanrı ile konuşması yüzünden Musa’ya Kelîm denir.

Koynuna sokarak beyazlattığı eline edebiyat ve tasavvufta Yed-i beyzâyi kelîm (Musa’nın beyaz eli) denmesi, özellikle kâh ejderha olan, kâh denizde yol açan asası şiirde üstün başarının örneğidir.

Birçok İslâm şairi şiirin Musa’sı olmakla övünür. Şiirlerinde Musa’nın gösterdiği mucizelerin benzerleri bulunduğunu söyler.

İsrail peygamberi Musa, plastik sanatlarda, genellikle sakallı, elinde kanun levhaları, alnında da, Sînâ ülkesinin ışıklarına işaret eden iki boynuz olduğu halde gösterilir.

Heykelleri arasında en ünlüleri, Claus Sluter’in Dijon’daki Musa Kuyusu ile Michelangelo’nun Roma’daki San-Pietro in Vincoli’de bulunan Papa Julius IVnin M e zarı’dır.

Musa’nın hayatı Dura – Europos (III. yy.) freskleri üzerinde, sonra da Santa Sabina kapılan üzerinde ve Roma’daki Santa-Maria-Maggiore mozaiklerinde, Kutsal Kitap’ın başlıca tezhipli elyazmalarında, Pisza’daki Campo Santo’da (ressam Gozzoli’nin freskleri), Vatikan’daki Sistina şapelinde (Signerelli ve Botticelli’nin resimleri).

Vatikan localarmda ve birçok seri duvar halısında bulunur.

Musa’nın menkıbelerine ait sanat eserleri arasında şunları sayabiliriz: Poussin’in Nil Nehrine Bırakılan Musa (Dresden), Veronese’nin Sulardan Kurtarılmış Musa (Leningrad, Madrid), Tintoretto’nun (Madrid, New York), Poussin’in (Louvre), Le Sueur’ün (Leningrad), Lafosse’un (Louvre), Rembrandt’ın (Philadelphia), Tiepolo’nun (Edinburgh) aynı addaki eserleri; Poussin’in Çocuk Musa Firavunun Tacını Düşürüyor (Louvre), Rosso’nun (Floransa), Poussin’in (Minneapolis), Le Brun’ün Musa Yetro’nun Kızlarını Korurken (Modena); yine Le Brun’ün Tsippora ile Evlenen Musa (Modena); Poussin’in Musa Mara’nın Acı Sularını Tatlılaştırıyor (Baltimore); yine Poussin’in Amelik’lere Karşı Zafer Kazanan Musa (Leningrad); Verdun’lü Nicolas’nın Sinâ Dağından Yasa Alan Musa (Klosterneuburg kilisesinin mihrap arkalığı); Bronzino’nun (Dresden), Parmigianino’nun (Parma), Rembrant’ın (Berlin) Yasa Levhalarım Kıran Musa, nihayet, Musa’nın ölümü, Signorelli (Sistina kilisesi) ve W. Blake (suluboya) tarafından resmedilmiştir.

Bir cevap yazın