İskenderiye Şehri,Coğrafi Özellikleri,Tarihi

İskenderiye Şehri,Mısır’ın Akdeniz kıyısında bulunan, ikinci büyük şehri.

Valilik merkezi, Aşağı Mısır’da, Akdeniz’i Maryut (Mareotis) gölünden ayıran kıyı dilinde;

İskenderiye Şehri,Coğrafi Özellikleri,Tarihi
İskenderiye Şehri,Mısır’ın Akdeniz kıyısında bulunan, ikinci büyük şehri.

Eskiçağ şehrinden (imparator Diocletianus şerefine dikilmiş «Pompeius» sütunu;

I. yy. sonundan kalma yeraltı mezarları; yaklş. M. ö. 200’den kalma Anfuşi mezarlığı) ve eski arap şehrinden (kaleler, camiler v.b.) çok az şey kalmıştır.

İskenderiye, Pharos yarım adasıyla Afrika kıyısı arasında batıya açık limanı sayesinde Mısır’ın başlıca ticaret (pamuk borsası, mali kurumlar v.b.) merkezidir.

Yarım adanın öbür tarafındaki Yeni Liman’ bugün yalnız balıkçı tekneleri yanaşır.

Mısır’ın bütün ihracatı (özellikle pamuk ve soğan) ve ithalâtının dörtte üçü İskenderiye limanından yapılır, ülkenin iç kısmına düzenli yollarla bağlanan İskenderiye, önemli bir sanayi merkezidir.

İskenderiye Coğrafi Özellikleri

İskenderiye, Mısır’ın yararlı bölümüne oranla kenarda kalır (Nil Deltası’nın kuzeybatısındaki işlenen toprakların sınırında), ama liman olanakları açısından son derece elverişli bir yerde, kumtaşlı bir adacık (Faros) üzerinde kurulmuştur.

Faros Adasına uzanan bir dalgakıran olan “T” biçimli burnun sap bölümü, zaman içinde biriken millerle genişleyerek yaklaşık 1 km genişliğinde bir kıstak oluşturmuştur.

Böylece Faros Adası çok geçmeden Akdeniz ile sığ Maryut (Mareotis) Gölü arasındaki bir set olan kıyı şeridine bağlandı ve şehir özellikle bu gölün kıyılarında gelişti.

Adacık ve set iki önemli limanı sınırlandırır: Kıstağın doğusunda daha büyük olan eski liman, batısında ise modern liman yer alır.

Batı limanı, biri 1870-74’te, öbürü ise 1906’da yapılan iki dalgakıranla korunmaktadır ve Doğu Akdeniz’in en güzel limanlarından biridir.

Doğu limanı ise günümüzde artık yalnızca gezinti teknelerini barındırır.

İskenderiye’nin tipik bir Akdeniz iklimi vardır.

Ilık geçen kış aylarında zaman zaman şiddetli yağışlar ve fırtınala görülür.

Ocak ayında günlük ortalama sıcaklık 18°C’dir.

Yazın denizden esen meltemler havayı bir ölçüde yumuşatır; ama nem oranı çok yüksektir.

İskenderiye Tarihi

Mısır şehri Rakotis 332’de, İskender, mimar Deinokrates’i yeni bir şehir kurmakla görevlendirdiği sırada yoksul bir balıkçı ve çoban köyü idi.

Yeni plana göre Mareotis gölünü Akdeniz’den ayıran kara parçasından yararlanılacaktı.

Pharos adası karaya doğudaki Büyük Liman’ı batıdaki Eunostos’tan ayıran Heptastadion şosesi ile bağlandı; çeşitli semtleri, birbirini dörtgen şeklinde kesen büyük yollar bağlıyordu.

Doğuda Büyük Liman boyunca uzanan Bruchion mahallesinde, Ptolemaios’lar ve Romalılar yavaş yavaş büyük anıtlar (saraylar, tapınaklar, kitaplık ile müze, gymnasion, tiyatro v.b.) yaptılar.

Antonius da müstahkem sarayını bu semtte inşa ettirdi.

Güneybatıda Serapeion, daha sonra da Diocletianus sütunu (veya Pompeius sütunu) inşa edildi.

Knidos’lu Sostratos’un yaptığı İskenderiye feneri 280 yılına doğru bitirildi ve 1340’a doğru yıkıldı.

Ptolemaios’lar, İskenderiye’yi başkentleri ve dünyanın fikir ve ticaret merkezi haline getirdiler.

Nüfusunun kısa süre içinde çoğalmasına ve çok zenginleşmesine rağmen İskenderiye, hanedanın yetersizliğinden zarar gördü.

Sezar 46 yılında şehre girdi ve Kleopatra’yı tahtından indirmedi.

M.ö.30’da Octavianus şehri ele geçirerek, Roma’nın Mısır eyaletinin merkezi ve «İskenderiye ve Mısır valisinin ikametgâhı haline getirdi.

Mısır’ı şahsi malı sayan Augustus’un isteği üzerine İskenderiye, imparatorluğun yarıcılıkla işletilen bir çiftliği haline getirildi ve eyaletin bütün İktisadi ve mali faaliyetleri burada toplandı.

Mısır’ın bütün tarım ürünleri limanda depo ediliyor ve Mısır’ın iaşe servisleri her yıl Roma’ya buğday ihtiyacının üçte birini gönderiyordu; fiyatları İskenderiye borsası tespit ederdi.

Mısır’ı İktisadi bakımından tamamıyla tecrit etmek amacıyla roma parasının Mısır’da kullanılması yasaklandı; roma parasını İskenderiye’de yerli para ile değiştirmek zorunluğu İskenderiye’yi, birkaç yüzbin nüfuslu kozmopolit bir şehir ve önemli bir mali merkez yaptı.

Helenistik medeniyetin gücünden ve tanınmış İskenderiye kitaplığından yararlanan Diaspora Yahudileri, Lagides (Ptolemaios) devrinden itibaren ethnarkhos’luk halinde teşkilâtlandıkları İskenderiye şehrini bir İbrani öğretim merkezi haline getirdiler.

Yoğun bir fikir merkezi olan şehirde, Aziz Markos tarafından yayılmaya başlandığı sanılan Hıristiyanlık, daha II. yy.dan itibaren ateşli taraftarlar bulmasına karşılık sert düşmanlıklarla da karşılaştı.

Birçok da sapkın mezhep ortaya çıktı: II. yy.’da Gnostisizm; TV. yy.da Arjanus’çuluk; V. yy.da Monofisizm; VII.yy.da Monotelizm.

Hıristiyan kilisesinin başlıca patrikhanelerinden birinin merkezi olan şehir, İstanbul patrikhanesi ile uzun süre üstünlük mücadelesi yaptı.

Araplar ilk olarak 642’de, ikinci olarak da 645’te İskenderiye’ye girdiler.

Bu sırada şehir büyük ölçüde tahrip edildi.

Araplar devrinde İskenderiye deniz üssü olarak büyük bir önem taşıyordu.

Son emevi halifesi Mısır’a kaçtığı zaman Ukba bin Nafi’nin torunu El-Esved, İskenderiye’de Abbasilerin tarafını tuttuğunu ilân etti.

Abbasiler İskenderiye’de Emevîlere ait olan toprakları mükâfat olarak El-Esved’e verdiler.

El-Emin ile El-Memun arasındaki mücadele sırasında İskenderiye, İspanyol korsanlarının elinegeçti.

Fatımîler tarafından birkaç defa işgal edildi.

Fatımîler devrinde İskenderiye Kıpti patrikliği Kahire’ye nakledildi.

1155’te sicilyalı Normanlar İskenderiye’ye çıkarma yaptılar; 1166’da Kudüslü Amauri, mısır kuvvetleriyle birleşerek şehri aldı.

Sicilyalı Normanların 1173’teki hücumu püskürtüldü.

Sultan Baybars devrinde İskenderiye’de tersaneler yapıldı.

1365’te İskenderiye kıbrıs kralının hücumuna uğradı ve yağma edildi.

XIV.yy.dan itibaren Kızıldenizden ve Nil’den gelen Doğu ürünlerini silâh ve Balkan’lardan toplanan köleler karşılığı Avrupa’ya dağıtan Pisalılara, Cenovalılara ve Venediklilere önemli imtiyazlar verildi.

Önce Pisalılar, sonra da Cenovalılar bertaraf edilince, Venediklilerin depoları XIV. ve

XV.yy.’da Avrupa’ya baharatın dağıtıldığı başlıca merkez haline geldi.

Fakat 1498’de Portekizliler Kap yolunu bulunca, Venedikliler baharatı Lizbon’dan almayı daha kârlı buldular.

Bunun üzerine zayıflamaya başlayan İskenderiye ticareti, şehrin 1516’da Türkler tarafından alınmasıyla daha da geriledi.

Napolyon 2 temmuz 1798’de şehre girdiği zaman İskenderiye’nin nüfusu 7 000 kişiye düşmüştü.

1801’de Ingilizlerin ele geçirdiği şehre, 1807’de yeniden Fransızlar girdiler; fakat aynı yıl geri çekildiler.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa zamanında şehir kalkındı, surları yeniden yapıldı.

Mahmudiye kanalı açıldı (1819).

Tophane, tersane ve Res el-Tin sarayı yapıldı.

Şehir XIX. yy.da yeniden büyük bir önem kazandı.

Arabi Paşa ayaklanması sırasında İngiliz filosu tarafından topa tutuldu (11 temmuz 1882) ve yağmalandı.

Yunan – Mısır şehrinin yerinde birçok noktada araştırmalar yapılmış, Serapeion’un ve biri Yunanlılardan, öbürü Romalılardan kalma iki yeraltı mezarlığının kalıntıları bulunmuştur.

Kayalar içine oyulmuş mezarlarda kemerli ve duvarları resimli odalar vardır.

Alüvyon birikintileri ve yeni şehrin eskisinin tam üzerinde inşa edilmiş olması yüzünden kazılar güçlükle yapılmaktadır.

İskenderiye Patrikliği

Hıristiyan dünyasının beş büyük patrikliğinden biri. (öbürleri Antakya, Roma. Kudüs ve İstanbul patriklikleridir.) Yetki bölgesi Mısır idi.

1219’da İskenderiye’de bir Latin patrikliği kuruldu: ayrıca Birleşik Kıpti patrikliği de vardır.

En ünlüleri şunlardır: Aleksandros, Athanaios, Kyrillos, Dioskoros, Timotheos, Elures. Sapkınlık akımlarının alabildiğine geliştiği dönemde, İskenderiye patrikliği ilâhiyat konusunda ateşli tartışmalara sahne oldu.

İskenderiye Sanatı

Ptolemaios döneminde Mısır’da, özellikle mitolojik temalardan ve halk tiplerinden ilham alan natüralist ve ekspresyonist heykelciliğin doğduğu İskenderiye’de Helenistik çağda gelişen yunan sanatı.

İskenderiye’ye has resim ve mozaik sanatının etkisi Pompeii ve Herculanum resimlerinde görülür.

Kuyumculuk işleri, küçük bronzlar, toprak kapları, kral portreleri, mezartaşları üstündeki baş resimleri ilgi çekicidir.

Barok bir Ekspresyonizm’e kaçan bu sanat, klasik yunan sanatıyla karşıttır.

İskenderiye Şiiri

İskender devriyle Augustus devri arasında ve özellikle de M. Ö. III. yy.’da İskenderiye’de Ptolemaios’ların sarayında gelişmiş olan yunan şiiri.

Destan (Rodos Apollonios’u), İlâhî (Kallimakhos), didaktik şiir (Aratos) gibi geçerliği kalmamış olan nazım çeşitlerine yeniden değer kazandırdı.

Hattâ, gerçekçi ve halkçı mimos (Herondas), özellikle de kır hayatını ve aşk konusunu işleyen içli deyişler (Theokritos), anıt yazıtları (Kallimakhos) gibi yeni tarzların ortaya çıkmasına da yolaçtı.

İnce, kimi zaman anlaşılmaz bir anlatımı olan ve pek dar bir çevreye seslenen bu şiir tarzı orijinalliğini, dile getirdiği duyguların inceliğinden ve kusursuz biçiminden alır.

Bir cevap yazın