Jimnastik

Jimnastik 19. yüzyılda çağdaş sporlar arasına girdi.

Eski Yunanlıların kurduğu spor salonlarında erkek sporcular çıplak olarak spor yaparlardı. Bu yüzden salonlara “çıplak” anlamındaki gymnos sözcüğünden kaynaklanan gymnasion adı veriliyordu.

Bu salonlarda yapılan bütün spor çalışmalarına da gymnastike denirdi.

Pek çok dile girmiş olan jimnastik sözcüğü buradan gelir.

Jimnastik 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyılın ilk yarısında özellikle iki eğitimcinin çabalarıyla yaygınlaştı.

İsveçli Peter Henrik Ling (1776-1839) jimnastik hareketlerini akıcı ve ritmik bir hale getirdi.

Alman Friedrich Ludwig Jahn (1778-1852) ise barfiks, paralel bar ve halka gibi bugün de kullanılan jimnastik aletlerini geliştirdi.

İlk jimnastik kulübü 1850’de ABD’de kuruldu.

Uluslararası Jimnastik Federasyonu (FIG) ise 1881’de kurularak çalışmalarına başladı. 1896’da Pierre Coubertin’in öncülüğünde, 1.500 yıllık bir aradan sonra başlatılan Olimpiyat Oyunları’ndaki jimnastik yarışmalarında başlangıçta yalnızca erkekler yer aldı.

Kadın jimnastikçiler ilk kez 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda yarışabildiler.

1950’lerden beri olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında SSCB, Japonya ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinden gelen jimnastikçilerin çok başarılı oldukları gözlenmektedir.

Çağdaş jimnastik sporu aletsiz ve aletli olarak ikiye ayrılır.

Aletsiz jimnastik herhangi bir alet kullanmaksızın yer minderinde yapılan dans benzeri ritmik ve kesintisiz hareketleri içerir.

Yer hareketleri de denen aletsiz jimnastikte zarafet, denge ve esneklik gibi özellikler öne çıkar.

Aletli jimnastikte ise ya ip, çember, top, lobut ve kurdele gibi hafif aletler ya da barfiks, halka, kulplu beygir gibi vücudun bütün yükünü çeken ağır aletler kullanılır.

Aletli Jimnastik Nedir

Erkek jimnastikçiler beş çeşit alet kullanır.

Bunlar barfiks, paralel bar, kulplu beygir, atlama beygiri ve halkadır.

Barfiks hareketleri iki ayak üzerine yere paralel durumda yerleştirilmiş, yerden 2,55 metre yükseklikte ve 2,40 metre uzunlukta esnek bir çelik çubuk üzerinde yapılır.

Özel bir eldiven giyen yarışmacı, iki eliyle kavradığı barfiksin çevresinde döner.

Paralel bar ya da kısaca paralel, ikişer ayak üzerinde duran, yerden 1,75 metre yükseklikte yatay durumda ve birbirine paralel iki esnek çubuktan oluşur.

Yarışmacı paralel barda asılma, sallanma, takla, tek ya da çift el üzerinde amuda kalkma gibi hareketler yapar.

Kulplu beygir, sabit ayaklar ve zincir yardımıyla yere sıkıca tutturulmuş, deriyle kaplı bir alettir.

Ortasında birbirinden 41-44 cm uzaklıkta paralel iki kulp bulunur.

Sporcu, aletin kulplarını ve iki ucunu kullanarak hem denge, hem de güç gerektiren vücut ve bacak hareketleri yapar.

Bu hareketleri yaparken, yönünü ve kulpu tutuş biçimini sürekli olarak değiştirir ve bir hareketten öbürüne ara vermeden geçer.

Atlama beygiri, kulplu beygirle aynı ölçülerdedir, ama yerden yüksekliği farklıdır ve kulpları yoktur.

Erkek yarışmalarında uzunlamasına kullanıldığı için uzun beygir adıyla da bilinir.

Aletin yakın ya da uzak ucuna ellerini koyarak havaya sıçrayan sporcu, havada kaldığı kısa süre içinde öne ve arkaya salto, takla, burgu gibi figürler yapar.

Bütün bu hareketler birkaç saniyede olup bittiğinden bu üstün beceri gerektiren bir jimnastik dalıdır.

Halka, yukarıdan sarkan tellere asılı iki halkadan oluşur.

İki eliyle halkalara asılan sporcu amut, yatay duruş ve salınım hareketleri yaptıktan sonra, salto ya da benzeri bir figürle yere iner.

Duruşlar sırasında halkaların sallanmaması gereklidir.

Kadın jimnastikçiler ise üç çeşit alet kullanır.

Bunlar denge, asimetrik bar ve atlama beygiridir.

Denge, 10 cm genişliğinde, 5 metre uzunluğunda ve yerden 110 cm yüksekliktedir.

Denge hareketleri yer hareketlerindeki figürlerin hemen hemen hepsini içerir.

Alete genellikle sıçrama tahtası yardımıyla ve eller kullanılarak uçtan ya da yandan çıkılır.

Asimetrik bar paralel barda olduğu gibi birbirine paralel iki çubuktan oluşur.

Çubukların yüksekliği birbirinden farklıdır.

Çubukların aralığı sporcunun isteğine göre değiştirilebilir.

Çubukların farklı yüksekliklerde oluşu hareketlerin yumuşak ve kesintisiz olmasını zorlaştırır.

Atlama beygirinin boyutları erkeklerinkiy-le aynıdır.

Ama, yüksekliği farklıdır ve uzunlamasına değil de enlemesine kullanılır.

Bu yüzden yan beygir adıyla da bilinir.

Ritmik Jimnastik Nedir

İlk kez 1984 Seul Olimpiyatlarında resmi yarışmalar arasına giren ritmik jimnastikte ip, çember, top, lobut ve kurdele kullanılır.

Hareketler çoğunlukla piyanoda çalınan bir müzik eşliğinde yapılır.

Sporcu tek aletle yarışır.

Jimnastik hareketleriyle dansın uyumlu bir birleşimi olan ritmik jimnastikte, öbür dallarda olduğu gibi zorunlu hareketler yoktur.

Ama en az iki (olimpiyatlarda üç) zor hareket yapılması gerekir.

Puan kazanmada akrobasi yeteneğinden çok özgünlük, jestler, mimikler ve gösterinin akıcılığı rol oynar.

Başarılı jimnastikçiler dengelerini asla yitirmeyen, en zor hareketleri yaparken bile izleyenlere çok kolay yapılıyormuş duygusunu veren, kendilerine güvenen sporculardır.

1976 Montreal Olimpiyatlarında 14 yaşındayken, yedi kez 10 tam puan kazanan Romanyalı Nadia Comaneci böyle bir jimnastikçiydi.

Türkiye’de Jimnastik Tarihçesi

Ülkemizde çağdaş anlamda jimnastik çalışmaları Galatasaray Lisesi’nde başlamıştır.

1868’de Mekteb-i Sultani adıyla kurulan bu okuldan yetişen Ali Faik Üstünidman, okuldaki görevi dışında da jimnastikle ilgileniyordu.

1889’da yayımladığı Jimnastik yahut Riya-ziyat-ı Bedeniye, aynı zamanda Türk sporunun ilk kitabıdır.

Bir yandan da açtığı özel bir jimnastikhanede sporcu yetiştiren Ali Faik Bey daha sonra Mazhar Kazancı ile birlikte çalışmaya başladı.

Mazhar Kazancı askeri okullarda beden eğitimi öğretmenliği yapan bir subaydı.

Böylece jimnastik hem sivil, hem de askeri okullarda yaygınlaşmaya başladı.

Olimpiyat Oyunları’nın 10’uncu yıldönümü dolayısıyla 1906’da Atina’da yapılan Ara Olimpiyatlar’da Yorgo ve Niko Alibranti kardeşler Türkiye’yi temsil ettiler.

Yorgo Alibranti 11,4 saniyelik bir dünya ve olimpiyat rekoruyla “iki elle 10 metrelik halata tırmanma” yarışmasını kazandı.

Mekteb-i Sultani’de Ali Faik Bey’in öğrencisi olan Selim Sırrı Tarcan İsveç’te öğrendiği aletsiz jimnastiği 1910 yıllarında Türkiye’de yaygınlaştırdı.

Böylece Türk jimnastik sporunda yıllarca süren bir tartışma başladı.

Mazhar Bey aletli jimnastiği, Selim Sırrı Bey ise aletsiz jimnastiği savunuyordu.

Aletsiz jimnastik daha çok tutuluyordu; ama küçük bir grubun çabalarıyla sürdürülen aletli jimnastik çalışmaları 1960’ta Jimnastik Federasyonu’nun kurulmasıyla yoğunluk kazandı.

Gene de, Balkan şampiyonalarında kazanılan birkaç madalya dışında bugüne kadar önemli bir başarı elde edilemedi.

Bir cevap yazın