Kurtuluş Savaşında Amasya | Kurtuluş Savaşı Tarihi |

 

 

Kurtuluş Savaşında Amasya Mondros Mütarekesinden sonra Anadolu’nun işgali başladı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gelmesi ile işgale karşı teşkilâtlanmaların merkezileşme çalışmaları hızlanmıştı.

Mustafa Kemal, çalışmaların Amasya’da sürdürülmesini uygun buldu.

Bu çalışmaları yürütmek için Amasya’ya geçti.

Ankara’dan gelen 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, Hamidiye Kahramanı Hüseyin Rauf Bey ve İbrahim Süreyya Bey’den meydana gelen heyetle birlikte 13 Haziran 1919 Cuma sabahı Amasya’ya hareket etti.

Bundan bir gün önce (12 Haziran 1919) işe Samsun’dan İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri’ne verilen raporda şu noktalar belirtilmekteydi: “Yüzbaşı Hurst’un Samsun’dan Merzifon’a gezisi Mustafa Kemal’in çalışmaları hakkında Rum metropolitinin Hurst’a haber vermesi, 30 Mayıs Cuma günü Havza Camii’nde yapılan özel toplantıda Mustafa Kemal’in de hazır bulunduğu, 2 Haziranda Hurst’un Mustafa Kemal ile görüştüğü bölgede Rumlara karşı bazı önlemler alındığı ve bazı Rumların tutuklandığı Merzifon’da Ingiliz yüzbaşısının arabasının taşlanması durumun gergin görüldüğü, Türklerin sonuna kadar çarpışmak niyetinde oldukları yolunda yaygın propaganda yapıldığı, Merzifon’da ingilizlerin bazı askeri önlemler almaları, Yüzbaşı Hurst’un kasaba ileri gelenlerine gözdağı vermesi, Mustafa Kemal’in Havza’dan Diyarbakır’a kadar şifre telgraflar çektiği, telgrafhaneleri adeta tekeline almış bulunduğu, 9 Haziranda.

Merzifon’da bir protesto mitingi düzenlenmesi, bölgede durumun gergin olmasının Havza’da bulunan Mustafa Kemal’in çalışmalarından İleri geldiğr, Hurst’un İstanbul’dan sert emirlerle genel bir patlamanın önüne geçilebileceği kanısı, Laz çetelerinin çalışmaları, Ingiltere’nin ya Samsun’a asker çıkarması ya da subaylarını bölgeden çekmesi gerektiği.” Heyet bu şartlar altında Havza’dan Amasya’ya geldi.

Gizirlik bölgesinde büyük bir kalabalık tarafından karşılandılar. Mustafa Kemal Paşa hükümet konağı önünde toplananlara şöyle seslendi:

 Kurtuluş Savaşında Amasya

Mustafa Kemal’in nutku

 
 
“Aziz Amasyalılar,Padişah ve hükümet İtilaf devletlerinin elinde esir bir vaziyettedir.
 
Memleket elden gitmek üzeredir. Bu kötü vaziyete çare bulmak için sîzlerle işbirliği yapmaya geldim. Hep beraber aziz vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için bütün gayretimizle çalışacağız.
 
Efendiler, İzmir’in daha sonra Manisa ve Aydın’ın işgali gelecekteki tehlikeyi daha açık göstermiştir.
 
İşgal ve ilhak gibi hadiseler milletimizin kalbini parçalıyor.
 
Memleketimizin tamamen muhafazası için mitingler yaparak millî heyecanı çok canlı bir şekilde göstermek lâzımdır.
 
AmasyalIlar, burası Havza’dan ötesi Pontus oluyor.
 
Sivas’ın doğusu Ermenistan’a katılıyor.
 
Memleket İngiliz mandası altına giriyor. Tarihi büyük Türk milleti böyle bir esareti kabul etmez.
 
Milletimizin tarihî şöhreti vardır.
 
Muhterem Amasyalılar, memleketin.her tarafında ateşli çalışmalar başladı.
 
Türk vatanseverlerinin gayreti ile Garp memleketlerimizde millî cepheler kuruldu.
 
Cenup’ta Fransızlarla el birliği yapan Ermenilere karşı bir Adana Cephesi teşkil edildi.
 
Kuvvetli çetelerimiz Fransız ve Ermenilere saldırmaya başladılar.
 
Erzurum’da Ermenilere karşı mücadele başlamıştır.
 Kurtuluş Savaşında Amasya
 

Kurtuluş Savaşında Amasya – Vatanın en son kayası

 
 
AmasyalIlar, ne duruyorsunuz, burada da mutlaka her türlü haklarımızı korumak üzere bir Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti kurmalıyız.
 
Düşmanların Samsun’dan yapacağı herhangi bir huruç harekatına karşı ayaklarımıza çarıklarımızı çekerek, dağlara çekilerek vatanı en son kayasına kadar müdafaa edeceğiz.
 
Allah milletimize mağlubiyeti gösterirse, bütün evlerimize, mallarımıza ateş verecek ve vatanı bir harabezara çevirerek boş bir çöl halinde düşmana bırakacağız.
 
Amasyalılar, buna hep beraber yemin edelim.”
Mustafa Kemal Paşa Amasya’da kaldığı sürece işgale karşı teşkilatlanma konusunda bütün Anadolu ile temaslarını sürdürdü.
 
Ali Fuat Paşa ile Hüseyin Rauf Bey de onun yanındaydılar.
 
Bunu, Kâzım Karabekir Paşa’ya şu telgraf ile bildirmekteydi.
 
“İstanbul’da temaslar yapan ve bizimle buluşmak üzere ordan ayrılan ve İzmir havalisinden geçerek kumandanların da görüşlerini tesbit eden eski Bahriye Bakanı Rauf Bey 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile buraya (Amasya’ya) gelmişlerdir.
 
Umumi durum üzerinde konuşuyoruz.
 
Neticeyi yarın arzedeceğiz.
 
Hepinizi ayrı ayrı selâm ve istirham ile gözlerinden öperiz.”
 
 

Kurtuluş Savaşında Amasya – Birliklerin birleştirilmesi

 
 
Bu sırada 9. Ordu Müfettişi Cemal Paşa’nın (Mersinli) Mustafa Kemal’e çektiği telgraf Anadolu’nun durumunu yansıtmaktadır: “Yunan, Fransız, Ingiliz işgaline karşı hazırlık yapmaya ve direnmeye karar verdik.
 
Hazırlığımızın iyi yapılabilmesi için zaman kazanmak uygundur .
 
Yeni bir tecavüz olayı bizi harekete mecbur etmediği takdirde Damad Ferit’e Paris’te yapılacak muamelenin ve bu temaslarının neticelerini beklemek ve ona göre hareketimizi tanzim etmemiz lüzumludur.’’ Bu telgraf ve benzeri haberler, artık birliklerin birleştirilmesi gereğini ortaya koyuyordu.
 
18 Haziran 1919’da 1. Kolordu (Edirne) Kumandam’na verdiği direktifle Trakya ve Anadolu millî teşkilâtlarını birleştirmek amacıyla Sivas’ta toplanmak üzere ortak bir heyet meydana getirileceğini bildiriyordu.
 
Mustafa Kemal “Nutukta”ta gelişmeleri söyle özetler: Bunun için 18 Haziran 1919 günü Trakya’ya verdiğim tamimde altını çizdiğim bir noktanın uygulanması zamanı gelmiş bulunuyordu.
 
Hatırlarsınız ki o nokta Anadolu ve Rumeli millî teşkilâtlarını birleştirerek, bunları bir merkezden yönetmek ve adlarına iş görmek üzere Sivas’ta bir millî kongre toplamaktı.
 
Bu amaçla Haziran 1919 gecesi Amasya’da söyleyip yazdırdığım genelgenin başlıca noktaları şunlardı:
 
1-Yurdun bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
 
2-istanbul’daki hükümet üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirmemektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.
 
3-Milletimizin bağımsızlığını yine milletin kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
 
4-Milletin durumunu ve davranışını gözönünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş millî bir kurulun varlığı çok gereklidir.
 
5-Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.
 
6-Bunun için bütün illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
 
7-Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş millî bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.
 
8-Doğu illeri adına 10 Temmuzda Erzurum’da bir kongre toplanacaktır.
 
O güne kadar öteki il delegeleri de Sivas’a ulaşabilirlerse Erzurum Kongresi’nin üyeleri de Sivas’ta yapılacak toplantıya katılmak üzere yola çıkarlar.
 
Görüyorsunuz ki bu yazdırdıklarım, çoktan vermiş ve dört gün önce Trakya’da bildirmiş olduğum bir kararın Anadolu’ya da genelge ile bildirilmesinden başka bir şey değildir.
 
…25 Hazirana kadar Amasya’da kaldım.
 
Hatırlarsınız ki, o günlerde Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunan Ali Kemal Bey benim görevimden çıkarıldığım ve artık benimle hiçbir resmî işlem yapılmaması ve hiçbir isteğimin yerine getirilmemesi konusunda telgraf ile bir tamim yayımlamıştı.”
 
 Kurtuluş Savaşında Amasya

Tarihi kararlar

 
 
Amasya’da alınan tarihi kararları imzalayan ya da telle bu kararlara katıldıklarını, uygulanmasında çalışacaklarını bildiren kumandanlarşunlardır:
 
3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, 15. Kolordu (Merkezi Erzurum) Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa, 20. Kolordu Kumandanı (Merkezi Ankara) Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, 3. Kolordu Kumandanı (Merkezi Sivas) Miralay Refet (Bele), 12. Kolordu Kumandanı Miralay Selahattin Bey, 13. Kolordu Kumandan Vekili Miralay Cevdet, 17. Kolordu Kumandanı (Merkezi Bursa) Miralay Bekir Sami Bey,Cafer Tayyar Bey,Canik Mutasarrıfı Hamit Bey, eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya Bey, bazı mülkî ve askeri önemli kişiler de kararların uygulanmasına çalışacaklarını bildirmişlerdir.
 
Durum aydınlanınca, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey, 26 Haziran 1919’da Erzurum Kongresi’ni toplamak için yola çıktılar.
 
Samsun’daki Yüzbaşı Doring’ten İstanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral webb’e Erzurum Kongresi sırasında gönderilen raporda Anadolu’daki çalışmalar şöyle sıralanıyordu:
 
1-Mustafa Kemal Paşa’ya eski Bahriye Nazırı Rauf Bey ile 38 kişilik bir heyetin refakat ettiği,
 
2-Paşa’nın amacının subaylar kumandasında da silâhlı çeteler kurmak olduğu, bu amaçla köylüler arasında da faaliyet gösterildiği,
 
3-Mustafa Kemal Paşa teşkilatının, yabancı asker çıkartmasına ve Ermenistan’ın ayrılmasına karşı koymak niyetinde olduğu,
 
4-Genel karargâhı halen Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın orada bir kongre topladığı, fakat Kavak, Havza, Amasya ve Tokat’tan seçilen delegelerin kongreye gitmedikleri,
 
5-Havza, Amasya, Tokat ve Sivas’ta mitingler düzenlendiği, fakat Amasya ve Erzurum hariç pek büyük başarı sağlanamadığı, Amasya’da teşkilâtın güçlü olduğu,
 
6-Erzurum’da küçük bir kongrenin toplanmakta olduğu, fakat yaygın bir hareketin başarısızlığa uğradığı, o yüzden şimdi küçük hareketler üzerinde durulduğu,
 
7-Enver Paşa’nın da Mustafa Kemal Paşa ile yakın temasta olduğu.
 
Sivas Kongresi’nden sonra (12 Eylül 1919):
 
İstanbul’la muhabere kesilir kesilmez “Heyet-i Temsiliyece Ferit Paşa’nın düşürülmesi ve “Meclis-i Mebusan”ın toplanması için girişimler başladı.
 
Mustafa Kemal, bu girişimlerin her ikisinde yabancılara ve özellikle Ingilizlere dayanan İstanbul hükümetine galip gelmişti.
 
2 Ekim 1919’da Ferit Paşa Kabinesi düştü, yerine geçen Rıza Paşa Kabinesi Meclisi Mebusan’ın toplanması için hazırlıklara başladı.
 
Ali Rıza Paşa Kabinesi millî harekete Ferit Paşa gibi açıktan açığa karşı çıkmıyor, ürkek ve kararsız davranıyor, Sivas Kongresi’nin ilkelerini kabule yanaşmıyordu.
 
İstanbul hükümeti, Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Mustafa Kemal’le konuşmak üzere Amasya’ya gönderdi.
 
İstanbul hükümeti ile Amasya’da 2 Kasım 1919’da başlayan görüşme 3 gün sürdü.
 
Bu görüşmelerde Osmanlı hükümetini, Bahriye Bakanı Salih Paşa ile Yaver Albay Naci (Eldeniz), Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni de Mustafa Kemal Paşa İle Hüseyin Rauf (Or-bay) temsil ettiler.
 
Toplantılar sırasında ikisi gizli olmak üzere beş protokol hazırlandı ve bunlardan gizli olmayan üçü imzalandı.
Kurtuluş Savaşında Amasya
 

Amasya protokolleri

 
Protokollerden birinde saptananlar şunlardı:
 
1-Hükûmetle millî teşkilât arasında uyuşma hasıl olmuş ve hiçbir anlaşmazlık kalmamıştır.
 
2-Mebus seçimi serbest ve müdahalesiz yapılacaktır.
 
3-Hükûmetin leh ve aleyhinde bir şey yapılmayacaktır.
 
4-Sivas Kongresi kararları Mebuslar Meclisi’nce kabul olunmak şartıyla esas itibariyle uygun görülmüştür.
 
5-Türklerle sakin vilayetler düşmana terk olunmayacak, hiçbir himaye de kabul edilmeyecektir.
 
6-Türk ve Müslüman olmayan unsurlara Türkiye’nin siyasî hakimiyeti ve emniyet muvazenesini bozaâak imtiyazlar verilmeyecektir.
 
7-Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri İstanbul hükümetince tanınacaktır.
 
8-Sulh konferansında, Temsil Heyeti’nin de tasvip ettiği kimseler bulunacaktır.
 
9-Osmanlı Meclisi Mebusanı’nın İstanbul’da toplanmasının caiz olmadığı.
 
Amasya’da imzalanan bir diğer protokol ise şöyleydi:
 
1-lttihatçılığın, İttihat ve Terakki fikrinin memlekette tekrar uyanması, hatta bazı alametlerin görülmesi siyaset bakımından gayet zararlıdır.
 
Çünkü, bütün İtilaf devletleriyle Müslüman olmayan tebaa bu meslek ve bu düşünce aleyhindedirler ve bu halin vatan için felâkete mucip olacağını ve konferansa fena tesir edeceğini mümessiller dil birliği ile beyan etmektedirler.
 
Çevre ve zaman kötü yorumlanmaya ve kötü anlaşılmaya gayet müsait olduğundan en ufak bir hareket ve halden bile kaçınmak lâzımdır.
 
2-Hükûmetle millî teşkilât arasında esas noktalarda uyuşma hasıl olmuş ve asla ayrılık ve anlaşmazlık kalmamıştır.
 
Buna göre hükümetin mevki ve kuvvetine halel getirecek en küçük müdahaleden uzak durmak memleket selâmeti bakımından çok lüzumludur.
 
Şu halde, mevcut kanunların hükümlerine uymayı meslek ittihaz etmiş olan hükümete karşı filanın azli filanın tayini, filanın cezalandırılması gibi isteklerden vazgeçilmesi gerekir.

 

intikam politikasının terki

 
3-intikam politikası takip etmeyecekleri vaki olan taahhütleri iktizasından bulunduğundan vakti ile teşkilâta karşı gelmelerinden dolayı tevkif edilmiş kimseler varsa, bunların serbest bırakılması ve bunlar arasında yasak işler irkitap etmiş olanlar hakkında savcılıkça yapılacak kanunî kovuşturmaya engel olunmaması gerekir.
 
4-Göç dolayısıyla suç işleyenlerin kanunen cezalandırılması adalet ve siyaset bakımından çok lüzumludur.
 
5-Savaşa katılmamızın doğru olup olmadığı hakkındaki içtihatlara hükümet karışmaz.
 
Fakat katılmanın doğru olduğuna dairolan, içtihadın şimdilik gizlenmesi memleket selameti icabındandır.
 
Çünkü doğru olduğu içtihadı ilan edenler, İtilaf devletlerine düşman ve Almana dost sayılarak kendilerinden ürkülüyor.
 
6-Milletvekili seçiminin serbestçe geçmesi, aleyhimizde vaki olacak itirazların ve müdahalelerin meni ve tebaa arasında vukuu akla gelebilecek anlaşmazlıkların kaldırılması için lâzım ve vatanın selameti için pek lâzımdır. Çünkü, müdahalenin vaki olması dedikodulara sebep olmakla beraber, meselâ meşhur ittihatçıların milletvekili seçilmesi İtilaf devletlerinin itirazını hatta müdahalelerini mucip olabileceği için seçimlerin halk oyuna bırakılması gerekir.
 
İsabet de bundadır. Zaten Mebuslar Meclisi’nde muhtelif partilere de lüzum vardır.
 
7-Taşkın gösterişler ve yazılardan vazgeçilmesi.
 
8-Asayiş i bozacak hallere meydan verilmemesi ve evvelce köprü atılmak ve adam vurmak gibi vaki olan hareketlerin kendi tensipleriyle yapılmamış olduğunun ilân edilmesi.
 
9-Hükûmetln ne lehinde ne aleyhinde bir şey yazılmaması. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
 
Cemiyeti Temsil Heyeti Namına Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Temsil Heyeti Namına Hüseyin Rauf Anadolu ve Rumeli Temsil Heyeti Namına Bekir Sami.
 
Amasya Mülakatı
 
20 Ekim 1919’dan 22 Ekim
 
1919 tarihine kadar Amasya’da Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti üyelerinden Mustafa Kemal Paşa, Rauf ve Bekir Sami beyefendiler arasında geçen müzakerelerin tutanağıdır.
 
Osmanlıların hükümdarlarına karşı yüzyıllardan beri muhafaza ettikleri kutsal bağ, memleketin uğradığı son felaketler karşısında bir kat daha kuvvetlenmiş olup bütün Islâm âlemi için bugün de kuvvetli ve kutsal bir dayanak ve biricik sığınak olan Islâm halifeliği makamı ve Osmanlı saltanatının devamını ve korunmasını sağlamak gayesiyle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin aslî hedefi olduğu açıklandıktan sonra genel kongrenin 11 Eylül 1919 tarihli beyannamesi maddelerinin görüşülmesine başlandı.
 
1-Beyannamenin birinci maddesinde Osmanlı Devleti’nin düşünülen ve kabul sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılması imkânsızlığı izah edildikten sonra bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin temini lüzumu müştereken kabul edildi.
 
Bununla beraber yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin istiklâli maksadı altında yapılmakta olan tezvirlerin önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.
 
Halen yabancı işgalinde bulunan bölgelerden Kilikya’yı Fransız ve ingilizlerln Arabistan ve Türkiye arasında bir “Etat Tampon” vücuda getirmek maksadıyla anavatandan ayırmak arzusunda bulundukları bahis konusu edildi.
 
Anadolu’nun en koyu Türk çevresi ve en verimli ve zengin bir bölgesi olan bu yerin hiçbir suretle ayrılmasına razı olunmayacağı, Aydın’a gelince bunun da daha kesin bir öncelikle vatan parçalarından ayrılması imkânsız olduğu esası genellikle kabul edildi.
 
Trakya meselesine gelince, burada da Ingiliz ve Fransızların Bulgarlarla Türkler arasında ileride bu iki devletin müştereken hareketlerine engel olmak maksadıyla görünüşte müstakil bir hükümet ve aslında bir sömürge kurmak ve bu halde Doğu Trakya’dan da Midye – Enez hattına kadar olan bölgeyi bizden ayırmak arzusunda olmaları ihtimali öngörüldü.
 
Fakat Edirne’nin ve Meriç sınırının müstakil bir İslâm hükümetine katılmak için dahi olsa hiçbir surette terkine rıza gösterilmemesi esası müşterek olarak doğru bulundu.
 
Bununla beraber, bütün bu madde kapsamı hakkında yasama heyetinin vereceği en son karar tabii uyulacak olandır.
 
 
Hıristiyan unsurların imtiyazları
 
 
2-Beyannamenin dördüncü maddesinde Hıristiyan unsurlara siyasî egemenlik ve sosyal dengeyi bozacak nitelikte imtiyazlar verilmesinin kabul edilmeyeceğine dair olan paragraf, önemli bir surette görüşüldü.
 
Bu kaydın, istiklâlimizi fiilen sağlamak için elde edilmesi kaçınılmaz bir istek telakki edilmesi ve bundan yapılacak en ufak fedakârlığın istiklalimizi esaslı bir surette yaralayacağı ileri sürüldü.
 
Gayrimüslim unsurların yüzyıllardan beri haiz oldukları bazı imtiyazların, devletin bugünkü aciz ve güç durumunda ilgasının müşkil olduğu da gözönüne alınmıştır.
 
Adı geçen 4. maddede bahis konusu olan ve Hıristiyan unsurlara fazla imtiyazlar verilmemesine dönük olan gaye, mutlaka elde edilmesi gerekil bir hedef olarak kabul edilmiştir.
 
Bununla beraber, gerek bu hususta ve gerek hayat hakkımızın müdafaası içindeki diğer isteklerimize ait hususlarda, millî meclisin reyi ve kararına uyulacaktır.
 
3-Beyannamenin  7. maddesine göre istiklalimiz tamamen korunmak şartıyla fennî, sınaî ve İktisadî ihtiyacımızın giderilmesi hususu münakaşa edildi.
 
Memleketimize pek çok sermaye dökecek olan bir devletin malî işlerimiz üzerinde bir kontrol hakkına sahip olması zorunlu olacağından kapsam derecesi kestirilemeyen bu kontrol hakkının istiklâlimize emniyet ve serbestlikle sahip olduktan ve bu emniyet millî meclisçe teyit edildikten ve hakiki millî çıkarlarımıza zarar vermeyecek şekilde uzmanlarca esaslı bir surette düşünülerek sınırlandırılıp tesblt edildikten sonra millî meclisçe uygun görülecek surette kabulü düşünüldü. 
 
4-11 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi kararlarının öbür maddeleri de Mebuslar Meclisi’nin kabulünden geçmek şartıyla esas olarak uygun görüldü.
 
5-Bundan sonra Sivas Kong-resi’nin 4 Eylül 1919 tarihli kararlarının teşkilât kısmına ait onbirinci maddesine giren Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin durumu ve bundan sonraki şekli ve faaliyet alanı hususu bahis konusu oldu.
 
 
Milli irade’yi hakim kılmak
 
 
Bu maddede millî iradeyi hakim kılacak olan millî meclisi teşri’i ve murakabeye ait hakta cemiyetin şeklinin kongre kararıyla tayin edileceği açıklanmıştır.
 
Burada bahis konusu olan kongrenin şimdiye kadar toplanan Erzurum ve Sivas kongreleri gibi dışarıda ayrı bir kongre halinde olması şart değildir.
 
Cemiyetin programını kabul eden milletvekilleri, cemiyetin nizamnamesinde açıklanmış olan delegeler sayılıp öylece kabul edilerek yapacakları özet toplantı, kongre yerine geçebilir.
 
Millî meclisin İstanbul’da tamamen emniyet ve serbestlik halinde olarak görev yapabilmesi şarttır.
 
Bunun bugünkü şartlara göre ne dereceye kadar sağlanabileceği düşünüldü.
 
İstanbul’un yabancı işgali altında bulunması sebebiyle milletvekillerinin yasama görevlerini hakkıyla yerine getirmelerine pek müsait olmayacağı fikri hasıl oldu.
 
Yetmiş Savaşı’nda Fransızların Lion’da en sonra Almanların weimar’da yaptıkları gibi, barışın kurulmasına kadar geçici olarak millî meclisin Anadolu’da hükümetin uygun göreceği başka emin bir yerde toplanması doğru görüldü.
 
Millî meclisin toplanmasından sonra emniyet ve sağlık derecesi anlaşılacağından tam emniyet görüldüğü takdirde cemiyet temsil heyetinin ilgasıyle mevcut teşkilâtının çalışma hedefinin tayini, yukarıda açıklandığı gibi, kongre yerine geçecek olan özel toplantıda kararlaştırılacaktır.
 
Milletvekilleri arasında İttihat ve Terakki’ye mensup ve o devrin kötülüklerine karışmış olan kimseler bulunduğu takdirde, bunların itilaf devletlerince iyi bir nazarla görülmeyeceği tabii olduğundan bu gibi kimselerin milletvekili seçilmesine meydan verilmemesi için temsil heyetince uyarma suretinde, uygun şekilde bazı telkinler yapılması uygun olacağı da düşünüldü ve doğru görüldü.
 
Bu hususta kabulü arz olunan tarz, ilişiktedir.
 
Bu tutanak iki nüsha olarak Amasya’da yazıldı ve Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Heyet-i Temsiliye’nin sayın üyeleri arasında teati edildi.
 
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
 
Cemiyeti Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
 
Cemiyeti Temsil Heyeti adına Hüseyin Rauf Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
 
Cemiyeti Temsil Heyeti adına Bekir Sami
 
Mahrem telakki edilip imza altına alınmayan dördüncü protokol şu idi:
 
1-Bazı kumandanların tardına ve bir kısım zabıtanın divan-ı harbe tevdilerine dair sâdır olan iradat-ı seniye ve evamir-i sairenin tashih olunması.
 
2-Malta’ya sürülmüş olanlar hakkında kendi mehakim-i aidemizde takibat-ı kanuniye yapılmak üzere Dersaadet’e celpleri esbabına tevessül.
 
3-Ermeni zalimlerinin de mahkemeye verilmesi (Meclis-i Mebusan’a terkolunacaktır).
 
4-lzmir’in tahliyesi için hükûmet-i merkeziye tarafından yeniden protesto yapılması ve icabederse gizli talimat ile ahaliye mitingler yaptırılması.
 
5-Umum Jandarma Kumandanı, Merkez Kumandanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Müsteşarı’nın tebdilleri (Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerince).
 
6-ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kapı kapı dolaşıp ahaliye kâğıt mühürlettirmelerine mani olmak.
 
7-Ecnebi parasıyla satın alınmış cemiyetlerin faaliyetlerine ve bu gibi gazetelerin zararlı neşriyatına nihayet verilmesi (bilhassa zâbitan ve memurinin bu gibi cemiyetlere intisab eylemelerinin katiyen men’i).
 
8-Aydın Kuva-yı Milliyesi’nin takviyesi iaşelerin temini (Bu husus Harbiye Nezareti’nce tanzim olunur. Donanma Cemiyeti’nin 400.000 lirasından lüzumu kadarı hükümet tarafından bu maksada tahsis kılınabilir).
 
9-Harekat-ı milliyeye iştirak etmiş memurların umumca sükûnet ve emniyet-i tamme husulüne kadar yerlerinden kaldırmamaları ve âmal-ı milliyeye muhalif hareket etmelerinden naşi millet tarafından işten el çektirilmiş memurinin yeni memuriyetlere tayinlerinden evvel sureti hususiyede müdavele-i efkâr edilmesi.
 
10-Garbî Trakya muhacirlerinin sevk ve naklinin temini.
 
11-Acemi Sadun Daşa ve maiyetinin suret-i münasibede iktidarı.
 
İmzasız beşinci protokol da, sulh konferansına gidebilecek zevatın esamisini ihtiva ediyordu.
 
Maahaza bu hususta hükümet, esasa riayet etmek şartıyla serbest bulunacaktı (Nutuk, 243, 248).
 
Salih Paşa alınan kararları İstanbul hükümetine kabul ettireceğine söz vermişti. Ama İstanbul’a döndüğünde bunu başaramadı.
 
Mustafa Kemal de Amasya’dan hareket ederek Sivas’a gitti.
 
Heyet-i Temsiliye’yi topladı.
 
Alınan kararların İstanbul hükümetince kabul edilmeyeceğini biliyordu.
 
Bu sebeple yapılan toplantıda yeni kararlar ve önlemler alındı, uygulanmasına geçildi.
 
 

Bir cevap yazın