Kutsal Yerler – Filistin

Kutsal Yerler – Filistin Filistin’de, İsa’nın hatırasına bağlı yerler ve tapınaklar (Beytüllahm mağarası, Nâsırâ, Tabor dağı, Meclis, Golgotha, Kutsal kabir, Uruç mağarası, Bakire Meryem’in kabri).

Kutsal yerleri ziyaret gelenegi Golgotha bazilikasını inşa ettiren imparator Konstantinos devrinde gelişti. Filistin, 637’de ziyaret konusunda hoşgörü gösteren Arapların eline düştü. 8

00’de Bağdat halifesiyle iyi ilişkiler kurmuş olan Kari V, Kudüs patriğinden Kutsal kabrin ve şehrin anahtarlarını teslim aldı.

Fransa, daha sonra, doğu katolikleri üstündeki himaye hakkını buna dayandıracaktır. Kutsal kabri yıktıran fatımî hükümdarı El-Hakim’in zorbalığı (1009) bu hoşgörü geleneğinde geçici bir istisna sayıldı, ama hıristiyanlar, Selçukluların tutumunun Birinci Haçlı seferine (1095 – 1099) sebep olduğu görüşünü benimsediler.

Kudüs, bir hıristiyan devleti başkenti oldu ve buraya, Doğu kilisesine bağlı patrik yerine latin patrik tayin edildi.

1187’de şehri tekrar eline geçiren Salâhaddin Eyyubî hıristiyanlara hac serbestisini tanıdı (1192). Friedrich II «Kutsal yerler»in hıristiyanlara geri verilmesini sağladıysa da, Kudüs 1244’ten sonra yüzyıllar boyu müslümanların elinde kaldı.

Kutsal yerleri koruma görevi, papa tarafından «Kutsal toprak bekçiliği» adı verilen özel bir kurula verildi. Bu kurul, fransiskenler tarafından yönetilmekle birlikte, doğulu rahipler (yunanlı, ermeni, gürcü, nasturî, marunî, kıptî) Kutsal toprak nöbetçiliği konusunda onlarla anlaşmazlığa düştüler.

XVI. yy. da Kanunî Sultan Süleyman’ın rum patriğinden yana çıkması, onun yerli patriğin yerine geçmesini sağladı (1534), fakat kendilerini Papalığın sözcüleri sayan Fransa kralları, 1604 kapitülasyonlarıyla Kutsal yerleri koruma görevinin latin rahiplerin tekeline geçmesine önayak oldular.

1673’de Fransa, Osmanlı imparatorluğunda oturan bütün yabancıları koruma imtiyazını da elde etti. Büyük Petro, Rusya’nın nüfuzunu ortodokslar lehinde kullandı; savaştan galip çıkan Avusturya (Karlofça [1699] ve Pasarofça [1718] antlaşmaları) bu imtiyazları Fransa’dan almak için çaba \harcadı.

Bununla birlikte Fransa, yeniden eski durumuna kavuştu (1740) ve 1923*e kadar Kutsal yerlerin koruyucusu olarak kaldı. Kısa bir süre için nüfuzlarını yitiren latin rahipleri Filistin’e döndüler, latin patriği yeniden Kudüs’e yerleşti (1843).

1850-1853 ; Arasında «Kutsal yerler meselesi» Fransa üe Rusya arasında bir anlaşmazlık konusu oldu, iki ülke de tapınakların büyük kısmının, himayeleri altında bulunan cemaatlere verilmesinde direndi.

Osmanlı imparatorluğunun dağılışından sonra Fransa, Filistin üstünde İngiliz mandasını kabul edince (San Remo, nisan 1920), Kutsal yerlerin korunması İngilizlere bırakıldı (temmuz 1922).

İngiltere’nin Doğu’daki hıristiyanlar üstündeki himaye siyaseti kapitülasyonların kaldırılmasıyla son buldu (Lozan 1923).

İngiltere, manda hakkından vaz geçince, Birleşmiş Milletler özel komisyonu, Kutsal yerlerin milletlerarası bir statüye sahip olmasını teklif ederek Birleşmiş Milletler Genel kurulu tarafından kabul edilen bir tasarı hazırladı (4 nisan 1950). Ancak bu statü, Filistin ve Kudüs’ü paylaşan devletler (İsrail ve Ürdün) işbirliği yapmayı reddettiğinden uygulanamadı.

Kudüs’ün Ürdün kesiminin İsrail ordusu tarafından işgalinden sonra (haziran 1967) İsrail hükümeti ve kamuoyu şehrin İsrail’in ayrılmaz bir parçası olduğunu öne sürmeğe başladı.

Bu yüzden İsrail hükümetinin katoliklere, ortodokslara ve müslümanlara Kutsal yerlere serbest olarak giriş konusunda verdiği teminata rağmen, papa, Birleşmiş Milletler’in nisan 1950’de aldığı bir karara dayanarak Kutsal yerlerin milletlerarası bir statüye bağlanmasında ısrar etmektedir.

 

Bir cevap yazın