Malazgirt Meydan Muharebesi

Malazgirt Meydan Muharebesi,Bu maksatla Balkanlardaki Peçenek, Uz (Hırisyiyan Oğuz), Kıpçak, Slav (Rus), Alman (Gotlar), Bulgarlar, Frank, Ermeni, Abaza, Romen ve Gürcülerden oluşan büyük bir ordu hazırladı.

R. Diogenes’in kumanda ettiği ordu 100 bin veya 200 bin civarındaydı.

Fakat kesin bir husus varsa o da şudur ki, haçlı ordusu Selçuklu ordusundan dört kat fazlaydı.

Bizans İmparatoru, hazırlamış olduğu bu büyük haçlı ordusuna son derece güveniyor ve Anadolu’yu Türklerden kurtaracağına inanmaktan başka, bütün İslam ülkelerini de ele geçireceğini ümit ediyordu.

Hatta bu düşüncesinden dolayı yukarıda da belirtildiği gibi, beraberindeki kumandanları İslam şehirlerine vali olarak tayin etmeyi planlıyor, bütün camileri kiliseye çevireceğini bildiriyordu.

R. Diogenes, İstanbul’dan hareket etmeden önce, Ayasofya kilisesinde düzenlediği büyük bir dini törene katıldı ve buradaki büyük haçı ziyaret etti.

İmparator, savaş sonrası yenilgiden sonra kendi ağzından şu hatırasını anlatmıştır:”Herhangi bir sefer dolayısıyla İstanbul’dan çıkan imparatorun törelerinden biri de Ayasofya’ ya gidip yakutlarla bezenmiş olan altın haçtan yardım ve şefaat dilemesidir.

Ben bu geleneğe uyarak Ayasofya’ ya gidip buradaki altın haçtan başarı için şefaat diledim.

Bu sırada haç, bulunduğu durumdan Müslümanların kıblesine doğru çevrildi.

Buna son derece hayret edip şaşa kaldım ve onu, yeniden doğuya çevirip eski haline getirdim.

Ertesi günkü ziyaretimde, haçın yine kıbleye dönmüş olduğunu gördüm.

Bunun üzerine onun, zincirlerle bağlanmasını emrettim.

Fakat bununla birlikte üçüncü günkü ziyaretimde haç, yine kıbleye yönelmişti; hayretler içinde kalıp bunu, çıkacağım seferimde yenilgiye uğratacağıma yormuştum.

BununIa birlikte arzu ve ihtiraslarımın etkisiyle, İslam ülkelerine yürüdüm ve işte bütün bunlar başıma geldi.”

Daha önce Ahlat’a ulaştığını gördüğümüz Sultan Alp Arslan, burada kuvvetleriyle birlikte kendisine bekleyen Emir Afşin ile karşılaşmıştı.

Sultan, karısı ve veziri Nizamülmülk’ü Hemedan’a gönderdi ve onlara “kendisine süratle asker gönderilmesi” hususunda talimat verdi.

Sultan’ ın beraberinde 40 bin civarında ordusu bulunmaktaydı.

Selçuklu ordusu, küffara karşı manen Türklük ve cihat ülküsüyle mücehhez kılınmıştı.

Sultan Alp Arslan’ın beraberinde Gevherayin, Afşin, Savtekin, Suduk, Aytekin, Serkenoğlu, Ahmetşah, Demleçoğlu Mehmed, Duduoğlu gibi Anadolu’ya sürekli akınlarda bulunan tecrübeli emirler vardı.

Bunun dışında Kutalmışoğullarından Mansur, Süleyman, Devlet ve Alpilek ile Artuk, Tutak, Danişmend, Saltuk, Mengücük, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi Selçuklu devletinin en değerli ve savaş tekniğini son derece bilen emirler de savaşa katılmaktaydılar.

Sultan Alp Arslan, yukarıda belirtildiği gibi Ahlat üzerinden hareketle Ahlat-Malazgirt arasında bulunan Rahve ovasına gelip 24 Ağustos 1071’de ordusunun su ihtiyacını sağlamak,amacıyla burada karargahını kurdu.

Bugün Süphan dağının Malazgirt yönündeki kuzey eteklerinde bulunan Sultan Tepe ve Ziyaret Tepe’ye sultanın buralarda genel karargahını kurmasıyla ilgili olarak bu isimlerin verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Türkler için durum son derece kritikti.

Burada yapılacak savaş, onların doğudaki vaziyetlerini tayin edecekti.

Türklerin durumu ise İslam dünyasının kaderini şekillendirecekti.

Alp Arslan, yerine veliaht olarak oğlunu tayin etti.

Bağdat ‘da Abbasi Halifesi bu büyük tehlike karşısında Allah’ın Sultan Alp Arslan’a yardımını niyaz etmek üzere bütün İslam Alemine haberler göndermiş, camilerde milyonlarca Müslüman dua etmeye başlamışlardı.

Sultan Alp Arslan, savaşa başlamadan önce son defa olmak üzere Bizans ordusuna barış için elçiler gönderdi.

Bu maksatla, Halife Kaaim Biemrillah’ın temsilcisi Ebulganaim İbn’ül Mahleban ile Sultanın temsilcisi Emir Savtekin’den oluşan bir heyet oluşturularak R. Diogenes’e barış teklifi iletildi.

İmparator, kendisine gönderilen elçilik heyetine oldukça kaba davranarak şunları söylemiştir:”Barış, ancak Rey’de yapılacaktır.

Ben, İslam ülkelerine, kendi ülkem gibi hakim olmadıktan sonra asla geri dönmeyeceğim.” Dedikten sonra küstahça; “İsfahan mı güzeldir, yoksa Hemedan mı?” sorusunu sordu.

Arkasından da “Hemedan’ın çok soğuk olduğunu haber aldım, bu bakımdan biz, İsfahan’da kışlayacağız, hayvanlarımız ise Hemedan’da kışlayacaklardır” şeklinde konuştu.

Bu alaylı sözler karşısında Türk heyetinden İbn-ül Mahleban, İmparatora şu anlamlı sözlerle karşılık verdi; “Hayvanlarınız Hemedan’ da kışlayabilirler fakat sizlerin nerede kışlayabileceğinizi bilemem.” Böylece geri dönen elçi heyeti İmparatorun cevabını Sultan’ a arz edince savaş ile ilgili son hazırlıklara başlandı.

11. yüzyıl Bîzans vekayi name yazarlarından Romanos Diogenes’ in Harp Divan Başkanı olarak onun seferlerine katılmış olan Mihael Attaleiates (Attalyates)in naklettiğine göre 24 Ağustos gecesi Türk akıncıları tarafından Bizans ordusuna bir baskın düzenlenmiştir.

Söz konusu baskında ilginç gelişmeler olduğundan burada zikretmekte fayda vardır.

Bu kayıtlara göre; “Mehtapsız bir gecede, baskın düzenleyen Selçuklu atlı birlikleri Bizans ordugahının dışındaki ırkdaşları Türk askerlerini kuşatıp etkisiz hale getirdikten sonra belki de işbirliği yaparak  Bizans erzak muhafızlarını yok ettiler.

Onların at üstündeki çevik hareketleri, yağdırdıkları oklar, insanı şaşırtan savaş çığlıkları, Bizans ordugahında ölüm ve dehşet saçtı.

Bu karışıklık arasında İmparator, kendilerini kuşatan Selçuklu kuvvetlerinin dikkatlerini çekmek ve böylece ordusunu biraz olsun toparlayabilmek amacıyla hazinede bulunan para, değerli giysiler ve çeşitli gümüş kapları ordugahın içine serptirdi.

Böylece ganimete dalan Selçuk kuvvetleri, kendilerini izleme ve yok etmeyi bırakacaklardı.

Fakat bu plan gerçekleşmedi; çünkü bu değerli eşya, Bizans ücretli askerleri tarafından kapışıldıktan sonra bunların arasındaki Türk asıllı olanları, ele geçirdikleri ganimetlerle birlikte ırkdaşları Selçuklu birliklerine katıldılar.

Yukarıdaki olayda görüleceği gibi Bizans ordusu ve onun imparatorunun bütün emeli ganimet ve yağmadır.

İşin ilginç tarafı aynı yağmacı mantıkla kendilerine taarruzda bulunan Selçuklu akıncılarını avlamak istiyor ve tabii ki, istediğini elde edemiyor.

Her şeyden önce kendi askerleri bu yağmacı mantıkla hareket ediyor ve ava giderken avlanıyor.

Makalemizin başında belirtmeye çalıştığımız gibi; savaşlar iki amaca hizmet etmektedir.

Bunlardan birincisi yağma, sömürge gibi insanî olmaktan uzak olan düşünceleri gerçekleştirmek amacıyla yapılmakta, diğer ise bir anlayış ve medeniyeti yeryüzüne yaymak ve insanların müreffeh yaşamasını temin etmek için yapılan savaşlardır.

İmparatorun bizzat kendi tarihçisinin verdiği bilgilerden anlaşıldığı gibi Bizans ordusunun kendi askerleri ve onun başkomutanı yağmanın temsilcisi ve uygulayıcısı durumundadır.

Böylece daha esas savaş başlamadan bu gece baskınıyla Bizans ordusunun maneviyatı bozulmuş durumdaydı.

25 Ağustos, günü böylece geçirildi.

Artık bütün savaş hazırlıkları tamamlanmıştı.

Büyük Sultan savaş için mukaddes Cuma gününü seçmişti.

26 Ağustos 1071 günü gün doğarken Sultan Alp Arslan, beyaz elbiseler giyerek “ölürsem kefenim bu olsun” demiş ve ordugahındaki bütün kumandanları toplayarak onların önünde, Cenab-ı Hakk’a şöyle yalvarmıştı;

“Ey Allah’ım! Sana tevekkül ettim ve bu cihatta sana yaklaştım; şu an senin huzurunda secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum.

Bu sözlerim, benim gerçek duygularımı yansıtmıyorsa beni, beraberimdeki yardımcılarımı kahret!..

Eğer samimiliğimi kabul edersen bu cihatta düşmanlarıma karşı bana yardımcı ol ve beni muzaffer bir sultan kıl!” Bu duadan sonra sultan kumandanlarına şu konuşmayı yaptı.”Ben, Allah’a kendini veren muhtesipler gibi sabırlıyım ve hayatını tehlikelere atan kimselerin yaptıkları gibi, gazilerin başında savaşacağım.

Eğer Allah kendisinden beklediğim üzere beni muvaffak kılarsa bu güzel bir sonuç olacaktır; eğer durum bunun tersine dönerse oğlum Melikşah’ı yerime geçirip ona itaat etmenizi sizlere vasiyet ediyorum.” Büyük bir heyecanla ve sonsuz bir imanla sultanı dinleyen gazi kumandanlar, hiç tereddüt etmeden hep birden “baş üstüne” dediler.

Sultan aynı gün bütün kumandan ve askerleriyle birlikte Cuma namazını kıldı ve onlara son olarak şu konuşmayı yaptı:”Ey askerlerim ve kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azınlıkta, düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben Müslümanların camilerde bizler için dua etmekte oldukları bu saatlerde, düşmanın üzerine atılmak istiyorum.

Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşecektir, aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz.

Beni takip etmek isteyenler gelsinler, istemeyenler ise serbesttir ve geri dönebilir, bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan asker vardır.

Bugün ben de sizlerden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım.

Biz, Müslümanların eskiden beri yapabildikleri bir gaza yapıyoruz.” Sultanı tam bir teslimiyet ve iman ile dinleyen askerler ve kumandanlar hep bir ağızdan “Ey sultan, biz, senin askerlerin olarak sen ne yaparsan biz de aynı şeyi yapar ve sana yardımcı oluruz, istediğin biçimde hareket et” dediler.

Sultan Alp Arslan vakit kaybetmeden Türk töresi gereğince bizzat atının kolanının sıktı ve kuyruğunu bağladıktan sonra ok ve yayını atarak kılıç ve topuzunu aldı.

Sultan’ ın ok ve yayını atması, muharebede ön safta savaşacağı anlamına gelmekteydi.

26 Ağustos günü Cuma namazından sonra Türk ordusu taarruza geçti.

Bizans ordusunu sağdan soldan yoklamaya başladılar.

Bizans ordusu iki yüz bin kişiye yaklaşan büyük bir kitle olmakla kımıldamak bilmiyordu.

Türk süvarileri turan taktiği gereği, geri çekilmeye başladılar.

Haçlı ordusu ilerledikçe Türklerin pusu yerlerine düşüyor ve pusudaki piyade askeri ile önden giden süvari arasında kıskaca girip mahvoluyordu.

Bizanslılar kendi yerlerinden fazlaca uzaklaşıp içeriye girince, bu defa Kutalmışoğulu’nun sağ kanadı ile Afşin Bey’in sol kanadı bunların iki tarafını yay gibi kapayarak çevirdi.

Turan taktiği uygulanmaya devam ediyordu.

Bizans ordusundaki Uzlar (Oğuzlar) ve Peçenekler, karşılarında soydaşlarını görünce hemen onların safına geçmişlerdi.

Tehlikeyi sezen Ermeni birlikleri de İmparatoru bırakarak kaçmaya başladılar.

Sultan Alp Arslan, bizzat at üstünde bir asker gibi oraya buraya koşuyor, zaman zaman kılıcıyla düşman askerine saldırıyordu.

Bu sırada değerli Selçuklu emirlerinden Aytekin, atından inip yer öperek ona: “Bir sultanın Müslümanlara merhamet etmesi gerekir; bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm tehlikesine atmaması gerekir; sultanın savaşı tercih etmemesi gerekir” dedi.

Sultan, çok sevdiği bu emirin sözleri üzerine karşılık olarak: ” bu zalim milleti yok edersem o zaman rahata kavuşum.

Benim bu rahatsızlığın sonunda, Müslümanlar rahata kavuşacağından ben, bu rahatsızlığı, bir rahatlık sayarız dedikten sonra Aytekin’i savaşa teşvik ettiği gibi kendisi de aynı şekilde hiç durmadan savaşa devam etmiştir.

Haçlı ordusu ve onun başkumandanı Diogenes, kapanan çemberi yarmak için ne kadar çırpındıysa da başaramadı ve ordusunun merkezine dalan bir Türk süvari birliği tarafından bütün mahiyetiyle birlikte esir edildi.

Sultan Alp Arslan, R. Diogenes’e bir savaş esiri olarak değil özel bir misafir gibi davrandı.

Fakat Hammer’in belirttiğine göre; “Sultan, ayağını İmparatorun başı üzerine koymuştur.”  Bu yabancı tarihçinin tespitlerini ihtiyatla karşılamak gerekir.

Diğer kaynaklarda Sultan Alp Arslan’ın İmparator R. Diogenes’e özel bir misafir gibi davrandığı, hatta ona özel bir çadır kurulması ve emrine hizmetkarlar tahsisini, Bunun dışında kendisine özel masrafları için her gün, yeterli miktarda para verilmesini emrettiği halde Hammer’in eserinde bunlardan söz edilmemektedir.

Malazgirt Meydan Muharebesi Sonuçları 

Sultan, İmparatora bu şekilde ikramda bulundukta sonra kendisini huzura çağırmış ve aralarında şu konuşmalar geçmiştir.

Sultan Alp Arslan, İmparatora şunları söyledi:”Sana, barış konusunda, halifenin elçisini gönderdiğim halde, sen bunu niçin reddettin?.. Daha önce anlaştığımız halde, bunu bozup benimle savaşmak suretiyle, bana neden zulmettin?” gibi sözler söylemesine karışık İmparator, şunları söylemiştir:”Ey sultan, ülkeni almak amacıyla para sarf edip çeşitli milletlerden asker topladım,..buna rağmen zaferi sen kazandın.

Ülkem öyle perişan, ben de esir olarak senin huzurundayım.

Bu durumda beni lütfen azarlama ve bana sert sözler söyleme, fakat istediğini yap” deyince Sultan ona:”Eğer zaferi ser kazansaydın ve beni böyle esir alsaydın ne yapardın?” diye sordu.

Bunun üzerine İmparator, “fena şeyler” diyerek karşılık verdi.

Bu sözler üzerine Sultan Alp Arslan, “gerçekten doğru söyledin, eğer bunun aksini söyleseydin.

o zaman yalan söylemiş olurdun.” Daha sonra kendisini affettiğini ve on milyon altın karşılığında serbest bırakacağını söyledi.

Fakat İmparator, bu kadar meblağı temin edemeyeceğini söyleyince aralarında yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki maddeleri ihtiva eden bir barış anlaşması yapıldı:

1- İmparator kurtuluş akçesi olarak bir buçuk milyon altın verecek,

2- Bizans Devleti, her yıl, Selçuklu Devletine 360 bin altın vergi ödeyecek,

3- Bizans’ın elinde bulunan bütün İslam esirleri serbest bırakılacak,

4- Bizanslılar, gerektiğinde Selçuklulara askeri yardımda bulunacak,

5- İmparator, kızlarından birini sultanın oğluna verecek,

6- İmparator, yeniden tahta geçtiği takdirde Antakya, Urfa, Menbiç, Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklulara bırakacak.

Daha sonra 26 Ağustos 1922 de başkomutan Mustafa Kemal’in yönettiği Türk orduları kazandıkları büyük taarruz baş komutanlık meydan muharebesi ile Anadolu’nun ebedi bir Türk yurdu olduğunu tüm dünyaya kanıtladılar.

Bizans’ın Türklere karşı çıkardığı son ve en güçlü ordunun Malazgirt’te yok edilmesiyle Bizans savunma hakkı yıkıldı.

Türk akınları bundan sonra ciddi bir direnişle hızla Anadolu içlerine ilerlediler.

Bu zaferle Türkler için yeni bir ufuk açılmış yeni bir tarih ve yeni bir dönem başlamış oldu.

Anadolu’nun kapıları doğudan gelen Türk boylarına açıldı.

Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’nun büyük bir kısmını fetih etmeyi başardılar.

Bu sırada Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yerleşip kasaba ve köyler kuran Türkler kültürel özellikleri ile de Anadolu’nun kısa zamanda Türkleşmesini ve bir Türk yurdu olmasını sağladılar.

Alparslan’ın komutanları fetih ettikleri yerlerde Selçuklulara bağlı olmak şartı ile de beylikler kurdular.

Bunların en önemlileri; Mengücekliler, Saltuklular, Danişmentliler ve Artuklulardır.

Bu Savaşın en önemli sonucu ise; Bizans İmparoturluğu-

nun gücünün kırılması ve Anadolu’ya Türklerin kitleler halinde gelip burasının bir Türk yurdu yapması oldu.

 Malazgirt Meydan Muharebesi

Bir cevap yazın