Mezhep Nedir,Tarihi,Çeşitleri,Çıkışı Sebepleri

Mezhep Nedir ve Çeşitleri Nelerdir,Bir dinin, ilkelerinin farklı biçimlerde yorumlanması ve uygulanması sonucunda ortaya çıkan kollarından her biri.

İsa’nın dinsel görüşlerinin farklı biçimlerde yorumlanmasından doğan Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık’ın birer Hıristiyan mezhebi olması gibi, Hz. Muhammed’in dinsel ilkelerinin farklı yorumlanmasından da çeşitli mezhepler ortaya çıkmıştır.

Mezhep Tarihi

İslâm dininde, zamanla birbirinden farklı bazı görüşler ve inançlar belirmiş, bu görüş ve inançların doğurduğu sistemlere mezhep adı verilmiştir. Islâmda ilk mezhepler siyasî nitelikteydi.

Mezheplerin Ortaya Çıkışı Sebepleri

Hz. Muhammed’in vatanından bir süre sonra çeşitli İslâm grupları arasında hilâfet konusunda fikir ayrılıkları başgösterdi.

Aynı fikri savunan toplulukların yavaş yavaş birer mezhep niteliği kazandığı görüldü (bazı araştırıcılar siyasî mezheplerin ortaya çıkışını Hz. Muhammed’in defni sırasında Beni Said sakifesinde yapılan toplantıya bağlarlar).

Hz. Muhammed’in ölümü döneminde anlaşmazlık konusu olan meseleler şunlardı: aynı zamanda iki halife olabilir mi? Yoksa halife tek mi olmalıdır? Halifenin Kureyş kabilesine mensup olması hilâfetin şartlarından biri midir, halifenin hiç bir şekilde büyük günah işlememiş olması şart mıdır? ilk siyasî mezhep Şia’dır. Şia halife Osman’ın hilâfetinin son zamanlarında ortaya çıktı.

Şia inancına göre, Hz. Muhammed’in kendisinden sonra halife olarak imamı tayin etmiş olması gerekir. Nitekim Ali, Hz. Muhammed’in henüz hayattayken yerine seçmiş olduğu halifedir. Ali ve ondan sonra gelen imamlar her türlü günahtan korunmuştur (yani masumdur).

Şia mezhebi az zamanda kendi arasında çeşitli kollara ayrılmıştır: (Keysaniye, Galiye, Sabbe, Mufaddıla, Zeydiye, imamiye v.d.). Bunlardan bazıları ılımlı görüşlere sahip ve  ehli sünnete çok yakındır, bazıları ise çok aşırı görüşleri savunurlar.

Şia’dan bir süre sonra haricilik mezhebi ortaya çıktı. Haricîliğin çıkış sebebi halife Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffin savaşında (26 temmuz 657) meydana gelen hakem tayin etme (tahkim) olayıdır.

Halife Ali ile birlikte Muaviye’ye karşı savaşan bir grup hakem tayin etme olayını bahane ederek ordudan ayrıldılar Halife Ali’ye isyan edip sonra onunla savaşan bu gruba Haricîler (Havaric) adı verildi.

Haricîlere göre büyük günah işleyen kimse kâfirdir, -melsiz iman olmaz, Kureyş kabilesi dışından bir kimse de halife olabilir, halife serbest bir seçimle seçilmelidir; halife Allah’tan en çok korkan ona en çok itaat eden, dine en çok yapışan ve kurallarına uyan kimse olmalıdır.

Haricîler de kendi aralarında birçok kollara ayrılmışlardır (Muhakkimel Ula, Ezarikâ, Necedat, Sufriye, Acâride, İbadiye). Bu iki mezhebin fikirlerini benimseroeyip, ihtilaflı konularda orta bir yol tutan büyük bir gruba ehli sünnet adı verildi.

Ehli sünnetin görüşüne göre halife Kureyş’ten olmalı, biat ve şûra sonucu seçilmeli, âdil olmalıdır. Ehil sünnet mezhebi giderek oldukça geniş bir anlam kazandı ve itikat bakımından kollara ayrıldı. Siyasî mezhepler diye nitelendirilen bu mezhepler çıkış nedenlerinden ötürü böyle bir sınıflandırmanın içinde yer almaktadır.

Bu mezheplerin bazı kollarının da kendilerine özgü bir fıkıh sistemleri vardır (meselâ, İsna-Aşeriye, Zeydiye, İbadiye gibi).

Siyasî nitelikler; bulunan mezheplerden sonra inanca bağlı (itikadı) mezhepler ortaya çıktı. Bu tür mezheplerin ortaya çıkışında, Islâmiyetin insanlara sağladığı düşünme hürriyetinin büyük bir rol oynadığı görülür.

Bundan ötürü Islâmiyette itikadî mezheplerin doğuşunda o zamanki islâm toplumunun ana sebep olduğu söylenebilir. itikadî mezheplerin gelişmesinde yunan felsefesi, Hıristiyanlık, Brahmancılık, Buddhacılık ve Yahudiliğin de etkileri olmuştur.

Fakat bu etkiler yeni bir hareketi başlatmamış, aslında islâmiyetin bünyesinden doğan hareketlere yön ve hız vermiştir. Böylece görüşler islâma ait olmak özelliğini kaybetmeden, bazı etkileri bünyesinde eritmiştir. itikadî mezheplerin VIII. yy.da ortaya çıkmaya başladığı görülür.

Bu mezheplerin üzerinde tartıştıkları en önemli konular kulların yaptıkları işler (efal-i ibad), kaza ve kader, Allah’ın sıfatları, büyük günah işleyen kimselerin durumu v.d.dir. Bu mezheplerden Cebriye «insanın işlediği işlerde hiç bir seçme hürriyeti olmadığını, bütün işleri Allahın yaptırttığını, bu bakımdan insanların yaptıkları işler sonucu sorumlu tutulamayacağını» savunur.

Bu mezhebin kurucusu olarak kabul edilen Cehm bin Safvan (ölümü 745) ahirette Allah’ın görülemeyeceği, cennet ve cehennemin sonu olduğunu, Allah’ın ilmi ve kelâmının sonradan olduğunu iddia eder.

Mutezile mezhebi buna karşı olarak, insanın işlediği amellerin yaratıcısı olduğunu, insana bir işi yapıp yapmama konusunda tam bir hürriyet verildiğini savunarak ortaya çıktı.

Bu mezhebe göre, insanların bir işi yapıp yapmamada seçme hürriyetleri olmasaydı, sorumlulukları da olmazdı. Mutezile mezhebi diğer itikadî mezheplerden beş noktada ayrılır.

Buna Usulu hamse denilir.Bu mezhep de kendi içinde birçok kola ayrılır (Vasiliye, Amriye, Huzeyliye, Asvariye, Nazzamiye, Bişriye, Caferiye, iskâfiye, Cahiziye, Çübbaiye, Salihiye, Hüseyniye v.b.). itikadî mezheplerden Mürcie günah ve iman bağlantıları üzerinde durur ve iman sahibine günahın zarar, küfür sahibine de sevabın bir fayda vermeyeceğini savunur. Mürcie’nin bir kolu ehli sünnet görüşüne yakın görüşleri kabul ettiği için ehli sünnet mürciesi diye anılır.

Kur’an’ı Kerim’deki müteşabih ayetleri yanlış tevil ederek Allah’ı insana benzeten Hüşebbine mezhebi ise iki kola ayrılır: 1. Allah’ın zatını insana benzetenler; 2. Allah’ın sıfatlarını insanın sıfatlarına benzetenler. Allahın zatını insana benzeten kolda bulunan mezheplerin çoğu Şia’nın Gulat kısmındandır.

Kerramiye mezhebinin kurucusu Ebu Abdullah Muhammed bin Kerram (ölümü, 868) daha çok Allah’ın zatı ve cevheri üzerinde durdu. Akim, iyi ve kötüyü Allah bildirmeden önce bilebileceğini, Allah’ı da şeriat bildirmeden bilmesi gerektiğini savundu ve aynı anda iki halifenin var olabileceğini iddia etti.

Mezhepler tarihine dair kaynak, eserlerin belirttiğine göre ehli sünnet mezhebi gerçek islâmiyeti temsil eder. Başlangıçta ehli sünnetin temsilcisi Selef mezhebidir (Selefiyun). Selef mezhebi denilince genel olarak sahabe ve tabün devrinde itikadî meselelerde akıl ve reye müracaat etmeyen, müteşabih ayetleri tevli etmeyerek olduğu gibi kabul eden kimseler anlaşılır. Fakat sonraki müslümanlar arasında da bu düşünceleri benimseyen kimseler vardır. Selef mezhebinin yedi esası vardı: takdis, tasdik, aczi itiraf, sükût, imsak, keff ve marifet ehlini tasdik.

Tabiin devrinden sonra birçok yabancı fikirler ve inanışlar İslâm inancına sokulmaya başlandı.

Bu yüzden ehli sünnet bilginleri inanç meselelerinde fikirlerini açıklamaya ve sistemli bir şekilde ortaya koymaya başladılar.

Bunun sonucu ehli sünnetin esasta bir olup fakat aralarında bazı görüş farkları olan iki mezhebi doğdu: Eşarîlik ve Matürîdiye.

Bu iki mezhep arasında cüzî irade, iyilik ve kötülük (hüsün ve kubuh), Allah’ı tanıma, kula güç yetmeyecek şeylerin Allah tarafından teklif edilmesi gibi bazı meselelerde görüş ayrılıkları vardır. Diğer inanç meselelerinde aynı görüşleri savunurlar.

Mezhepler tarihi hakkında yazılmış kaynak eserlerde itikadî mezheplerin sınıflandırılmaları ve sayıları farklılıklar gösterir. (Meselâ Dırariye, Bekriye ve Neccariyeyi Şehristanî ve Razı Cebriyenin bir kolu olarak gösterildiği halde Bağdadî ve isferayinî bunları birer bağımsız mezhep olarak kabul eder.) Yazarların çoğu Hz. Muhammed’in «benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır» hadisini göz önünde bulundurarak mezheplerin sayısını çoğaltma eğilimindedir.

itikadî ve siyasî mezheplerin yanında aynı yüzyılda ortaya çıkan fıkhı mezhepler yer alır.

Hz. Muhammed devrinde müslümanlardan herhangi biri bir güçlükle karşılaştığı, dinin bir hükmünü anlayamadığı zaman gelir, bunu Hz. Muhammed’e sorardı.

Hz. Muhammed’in vefatından sonra sahabe ve tabün devirlerinde de ileri gelen bilginler müslümanların anlamadıkları meseleleri Hz. Muhammed’in kendilerine öğrettiği şekilde Kur’an ve hadise başvurarak açıkladılar.

Fetihler sonucu İslâm ülkesinin sınırları genişledi. Dinin hükümlerini iyi bilen bilginler etrafında topluluklar teşekkül etmeye başladı.

Giderek bu topluluklar bir mezhep haline geldi. Fıkhî mezheplerin kuruluşu Tebei tabiin çağma rastlar.

Fıkhî mezheplerin arasındaki anlaşmazlık dinin füruu (dinin uygulama ile ilgili yolları) kısmındadır.

Mezhep imanı olan Müctehid’ler daha çok Kuran ve hadisten hüküm çıkarma (istinbat) metodunda, kıyas ve icmam şeriatla bağlantılı bir delil olarak değerlendirilmesinde farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bunun sonucu her mezhebin şeriata bağlı delillerden hüküm çıkarma metodunu açıklayan kendilerine özgü fıkıh usulü (Jurisprudence) kitapları, çözümlenmiş meseleleri kapsayan fıkıh kitapları derlendi.

Fıkhî mezheplerin ilki Hanefîliktir. Kurucusu imamıazam Ebu Hanife’dir (699 – 767). Talebeleri imam Muhammed, Ebu Yusuf ve Züfer tarafından mezhep sistemli bir hale getirildi.

Hanefiye mezhebi kısa bir zamanda geniş alanlara yayıldı. Bugün de birçok islâm ülkesinde bu mezhebe bağlı olanlar vardır (Irak, Suriye, Hindistan, Afganistan, Türkistan, Kafkasya, Türkiye v.d.) Ebu Hanife kurduğu mezhepte reye diğer mezheplerden çok yer veriyordu.

Bu yüzden Ebu Hanifenin başında bulunduğu fıkıh ekolüne ehli rey adı verildi. Ebu Hanife şeıî delil olarak sırasıyla şunları kabul ediyordu; Kitap (Kur’an), Sünnet, Ashabın fetvaları, icma, Kıyas, istihsan, örf. İmam Malik bin Enes (712 – 795) ve adıyla anılan mezhebi (Malikîlik) reyden çok hadise önem vermesiyle tanınır.

Temsil ettiği fıkıh ekolü ehli hadis diye adlandırılır. imam Malik Kitap ve Sünetten sonra şer’î delil olarak Ashabın fetvalarını, İcmaı, Medine halkının bir bükümde birleşmesini, kıyası, istihsarı, istislahı ve örfü kabul eder.

Fıkhî mezheplerden imamı Evzaî’nin (707-777) kurduğu Evzaiye ile, Süfyanı Sevrî’nin (715-777) kurduğu Sevriye mezhepleri uzun ömürlü olmamıştır. Evzaiyenin yerini Malikîlik ve Hanefilik; Sevriyenin yerini de Hanbelîlik ve Şafiîlik aldı.

Davud ez-Zahirî’nin (813-883) kurduğu Zahiriye mezhebi kıyası şer’î delil olarak kabul etmez. Davud ez-Zahiri’ye göre din İlâhîdir, kıyas ise aklîdir. Bu yüzden kıyas şer’î bir delil olarak kabul edilemez.

Zahiriye mezhebi önceleri İran ve Endülüs’te ya-yıldıysa da uygulama kabiliyeti az olduğundan bir süre sonra ortadan kalktı.

1009 Yılına doğru ünlü bilgin ibni Hazm bu mezhebi Endülüs’te yeniden canlandırmak istediyse de başaramadı.imam Şafiî’nin (767-819) kurduğu Şafiiye mezhebi islâm ülkelerinde yaygın olması bakımından Hanefiye mezhebinden sonra gelir.

İmam Şafiî fıkıh ve fıkıh usulü konusunda birçok önemli eserin yazarıdır. Şafiî, şer’î delil olarak Kitap ve Sünnetten sonra icmaı kabul eder.

Ona göre icma sünnetten sonra, kıyastan Önce gelir. Kıyası ve sahabenin fetvalarını şer’î delil olarak kabul eden Şafiî, istihsanı şer’î bir delil olarak kabul etmez.

Şafiî mezhebi Hanefî mezhebi ile Malikî mezhebi arasında orta bir yol tutmuştur.

Hanefî mezhebinin birçok görüşünü de kabul etmiştir.ünlü bir hadis bilgini olan Ahmed bin Hanbel’in (781-855) kurduğu Hanbelî mezhebi dört büyük mezhep arasında en az yayılanıdır.

Fakat bu mezhebe mensup ünlü bilgin yetişmiştir (Abdülkadir Cilî [öl. 1166]; Ebul Ferec el-Cevzî [ölümü 1200]; İbni Teymiye [ölümü 1327]; lbni Kayyim Cevzî lölümü 1351] … v.d.). Ahmed bin Hanbel kitap ve sünnetten sonra şer’î delil olarak icmaı, ashabın fetvasını kabul ederdi.

Kıyasa ancak zaruret halinde yer verirdi. Hanbelî mezhebi dört büyük mezhep arasında kıyas ve reye en uzak olanıdır.

İtikadî, siyasî ve fıkhî mezhepler bölümlerinde incelenen bu mezheplerden başka kökleri eski mezheplere dayanan bazı yeni mezhepler vardır, lbni Teymiye dolayısıyla Hanbelilikle ilgisi olan Vahhabîlik, İsna aşeriyeye (Oniki imam) dayanan Bahaîlik ve siyasî bir nitelik taşıyan Hindistan menşeli kadıyanilik böyledir.

Bir cevap yazın