Ömer bin Hattab Kimdir,Hayatı | Sahabe Biyografileri |

Ömer bin Hattab Kimdir Çocukluğunda bir süre çobanlık yaptığı, silâh kullanmakta, pehlivanlıkta, binicilikte başarı sağladığı biliniyor.

Ömer’in bağlı olduğu Benî Adî ailesi, Cahiliye (fevrinde, Mekke’nin sifare (tam yetkili siyasî temsilcilik, elçilik) görevini Üstüne aldı.

Ömer, Mekkelilerle mekkeli olmayan yabancılar arasında bir savaş çıkınca, temsilci olarak gönderilirdi.

Ömer Bin Hattab Hayatı

Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapar ve verdiği kararlar olduğu gibi uygulanırdı.

Söylentilere göre, ilk zamanlarda Müslümanlığa açıkça karşı çıkan Ömer’in Islâmiyete girmesi şöyle oldu: Ömer, birgün Hz. Muhammed’i öldürmek amacıyla onun evine gidiyordu.

Yolda rastladığı akrabası İslâmlığı kabul etmiş olan Nuaym bin Abdullah, kızkardeşi ve eniştesinin de müslüman olduğunu Ömer’e anlattı.

Hz. Muhammed’in o anda kızkardeşinin evinde olduğunu bildirdi.

Bunun üzerine kızkardeşinin evine giden Ömer, önce oradakilere çok sert davrandı.

Fakat onların Müslümanlığı var güçleriyle savunmaları üzerine, okudukları Kur’an ayetlerini kendisine göstermelerini istedi.

Taha suresinin ilk 15 ayeti kendisine okununca duyduğu hayranlığı belirtti ve müslüman olmak istediğini açıkladı.

Sonra, o sıralarda Erkam’ın evinde bulunan Hz. Muhammed’in yanına gitti ve Müslümanlığı kabul ettiğini bildirdi (618).

Ömer’in yeni dine katılışı müslümanlara büyük bir güç kazandırdı ve onun teklifiyle müslümanlar ilk olarak Kâbe’de açıkça ibadet ettiler.

Mekke’de, müslümanlar Kureyşlilerin yaptıkları baskılara dayanamayınca, Hz. Muhammed müslümanlar ın Medine’ye hicret etmelerine izin verdi.

Ömer 20 müslümanla birlikte Medine’ye hicret etti ve Küba’da yerleşti.

Hz. Muhammed, Ensârla Muhacirim arasında manevî kardeşlik ilân edince Ömer’i de medineli kabile reislerinden Utban bin Mâlik ile kardeş yaptı.

Bedir savaşma (624) katılan Ömer, bu savaşta Kureyş şehri kumandanlarından dayısı As bin Haşim’i öldürdü.

Uhud savaşında (625) ise müslümanlar bir ara bozguna uğrayınca Ömer, Hz. Muhammed’in yanına gitti; savaş sonuna kadar onu korumaya çalıştı.

626’da kızı Hafsa’yı Hz. Muhammed ile evlendirdi.

Hendek savaşında (627), hendeğin bir bölümünde ki İslâm ordusuna kumanda etti.

Hudeybiye antlaşmasında bulundu (627), Hayber savaşında (628) kendisine ganimet olarak verilen bir arazi parçasını vakıf haline getirdi.

Mekke’nin müslümanlar tarafından fethinde (630) Hz. Muhammed’in yanında bulundu ve Safa tepesinde yapılan biat töreninde, kadınların biatını Hz. Muhammed adına kabul etti.

Hz. Muhammed’in Bizans’a sefer için hazırlamakta olduğu ordunun masrafları için servetinin yarısını verdi.

Hz. Muhammed’in ölümü (632) Ömer’i çok sarstı; bir ara kendini tutamayarak kılıcını çekti ve «Resulullahın öldüğünü sanan herkesin boynunu koparacağım.

Vallahi o ölmedi; tıpkı Musa’nın gidişi gibi, tekrar ümmeti araşma dönüp gelmek ve kıyamet gününe kadar bu topluluğun başında bulunmak üzere Allah’ın katma vardı,» diye bağırdı.

Bir süre sonra Ebubekir’in Kur’an’dan bazı ayetleri okuması üzerine kendine geldi.

Halife seçimi için Benî Saide sakifesine toplanan ashabın yanına Ebubekir İle birlikte gitti.

Ortaya çıkan anlaşmazlığı, Ebubekir’in halifeliğe lâyık olduğuna toplantıda bulunanları inandırarak giderdi.

Ebubekir’in halifeliğini kabul ettiğini belirtmek için ona biat etti (632); onun halifeliği sırasında Ömer, girişilen bütün işlerde Ebubekir’e yardımcı oldu.

Ebubekir ölürken yerine halife olarak Ömer’i aday gösterdi.

Ömer halife oldu (634).

Ebubekir’in sağlığında Suriye seferine çıkan ordunun başkumandanı Halid bin Velid’i bu görevden alarak yerine Ebu Ubeyde’yi getirdi.

Halid bin Velid’in Ecnadeyn’de bozguna uğrattığı bizans ordusundan arda kalanlar Ürdün yakınlarında Fihl’de toplandılar.

Müslümanlar, başkumandanlıktan alınarak bir savaş birliğinin başına getirilen Halid bin Velid’in kumandasında, bunlan takip ederek Beysan geçidini aştılar ve Fihl’de bizans ordusunu tekrar yenerek Dimaşk’a çekilmek zorunda bıraktılar (635).

Aynı zamanda kuzeyde bulunan Hims üstüne de başarılı bir baskın yapıldı.

Halid bin Velid buradan da Dimaşk üstüne yürüyerek orada Bizanslılara karşı yeni savaşa girişti.

Bizanslılar bu savaş sonucu şehirde kuşatıldılar.

635’te Dimaşk alındı. Halid ilerlemesine devam ederek Kınnesrin’i aldı ve karargâh durumuna getirdi.

Muaviye, Casarca’yı ve Alkame bin Mucazziz Gazze’yi aldı (632), Şurahbil Beysan ve Ürdün’ün fethini tamamladı.

Amr ibnül Âs da Kudüs üstüne yürüdü.

Antakya’da bulunan bizans imparatoru Herakleios 100 000 kişilik bir orduyu güneye gönderdi.

Yermük’te Sabellarios kumandasındaki bizans ordusu, 24 000 kişilik müslüman ordusuyla karşılaştı.

Bizanslılar büyük bir bozguna uğratıldı.

Ordu kumandanı öldürüldü (636).

Suriye’nin fethi devam ederken Ebu Ubeyde, Hire kumandanı Müsenna’yı da yanına alarak İran üstüne yürüdü.

İran kumandanları Behmen, Nersi ve Calinus yenilgiye uğradı.

Bu sırada Behmen yeni bir orduyla Medain’den gelerek Fırat kıyısındaki Kussünnatif’in yakınında konakladı.

Ebu Ubeyde, gemilerden kurduğu bir köprü üzerinden geçerek ona saldırdı.

Fakat müslümanlar yenildi ve Ebu Ubeyde şehit düştü.

Bu arada köprü de yıkıldığından geri çekilen müslümanlar büyük kayıplar verdi (636).

Müsenna, halife Ömer’den yardım istedi.

Ömer bütün Arabistan’da seferberlik ilân ederek topladığı ordunun başına geçmek istediyse de, sahabeler kabul etmediler.

Bunun üzerine Ömer, İran’a gidecek orduya Sad bin Ebi yakkas’ı başkumandan olarak tayin etti.

Sad ordu ile Kadisiye’ye geldi.

Burada büyük bir meydan savaşı oldu.

İran ordusu başkumandanı Rüstem öldürüldü.

İranlıların yüzyıllar boyunca düşman eline geçmeyen bayrakları Derefsi Gavyân müslümanların eline geçti.

Otuz bin iranlı asker kaçarken öldürüldü (636).

Sad bin Ebi Vakkas, iki ay Kadisiye’de kaldıktan Sonra lran’ın başkentine doğru yürüdü.

Yenilen İran ordusundan kalanları Babil yakınında tekrar yendi.

Sad, Dicle’yi geçti ve savaşmadan İran kisrası Yezdgerd tarafından boşaltılan başkent Medain’e girdi.

Celûla yakınında hendek ve istihkâmların arkasında toplanan İranlıları yendi.

Yezdgerd sığındığı Hulvan şehrini bırakarak Rey’e kaçtı (638).

İran’a yapılan sefere katılan gaziler için halife Ömer’in emriyle Küfe ve Basra şehirleri kuruldu.

Öte yandan 636’da Amr ibnül Âs kumandasındaki müslümanlar tarafından kuşatılan Kudüs şehri halkı, halife Ömer gelirse, şehri teslim edeceklerini bildirdiler.

Ömer kölesiyle birlikte çölü geçerek Kudüs’e geldi.

Halka çok iyi davrandı.

Bir süre şehirde kaldıktan sonra geri döndü (637).

638’de Antakya ve Halep şehirleri alındı, lyad bin Ganem kumandasındaki bir İslâm ordusu Mezopotamya bölgesindeki bütün şehirleri aldı (641).

Yezdgerd’in seferberlik ilân ederek Nihavend’de büyük bir ordu toplamakta olduğunu öğrenen Ömer, Numan bin Mukarin kumandasındaki islâm ordusunun İranlılar üstüne saldırmasını emretti.

O sırada Râmhürmüz ve İzec’i alan Numan Kûfelilere kumanda ediyordu; sonra, Medine’den gelen yardım kuvvetleriyle birlikte Nihavend’e doğru hareket etti.

Nihavend’de Feyruzan kumandasındaki İran ordusuyla karşılaştı ve lranlılar büyük bir bozguna uğradı; fakat Numan savaş sırasında şehit oldu.

Müslümanlar Hemedan ve Nihavend’i âldılar (641).

Halife Ömer, İran’ın fethini tamamlamak için Küfe ve Basra’da iki büyük ordu topladı.

Bu ordulara birçok kumandan tayin etti ve kumandanların almakla görevli oldukları bölgeleri kendilerine bildirdi.

Kısa bir süre içinde Iran’ın fethi tamamlandı.

İyad bin Ganem Mezopotamya’da fetihlerini sürdürürken Amı ibnül Âs da Mısır seferine çıktı (640).

3 500 Kişilik bir orduyla Babylon’u (Babil) kuşatan Amr’a halife Ömer, Zübeyr kumandasında 10 000 kişilik bir yardım kuvveti gönderdi.

Babylon’u alan Amr, İskenderiye üstüne yürüdü ve Kiriaun yakınında bir mısır ordusunu yendi.

İskenderiye’de bulunan Mısır kralı Mukavkıs ile yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Amr şehri kuşattı ve üç ay sonra ele geçirdi.

İskenderiye’nin almışından sonra Amr Doğu’ya yöneldi.

Pentapolis şehri teslim oldu. Bu arada Manuel kumandasında bir bizans ordusu İskenderiye’yi ele geçirdi.

Fakat Amr, şehri Bizanslılardan geri alarak surları yıktırdı (642).

Halife Ömer’in emriyle Mısır’da Fustat şehrini kuran Amr ibnül Âs yakınlarından Ukbe bin Nafi el Fihri’yi Kuzey Afrika’nın fethiyle görevlendirdi.

Kısa bir süre içinde Bingazi ve Trablus-garp İslâm ülkesine katıldı (643).

Sabah namazını kıldırırken, zerdüşt dininden bir köle olan Ebu Lülüe Feyruz tarafından öldürülen (644) Ömer’in halifeliği, İslâm devletinin birçok siyasî kurumunun doğduğu bir dönemdi; ilk adlî teşkilâtı Ömer kurdu.

Mahkemelere tayin ettiği kadıların yolsuzluk yapmalarını önlemek için onlara en yüksek maaşın verilmesini emretti (500 dirhem).

Bu mahkemelerin yanında halkın şer’î hükümlerde şüpheye düştükleri konuları öğrenebilmeleri için ayrıca ifta mahkemeleri kurdurdu.

Hapishane olarak kullanılmak üzere Mekke’de bir ev satın aldı.

Sonraları öteki şehirlerde de hapishanelerin kurulmasını emi etti.

Sürgün cezası ilk olarak halife Ömer devrinde uygulandı.

Vergilerin toplatılması ve mâliyeyle ilgili işlerin yürütülmesi için defterler tutturdu.

Bu defterlerin tutulma işini bizanslı memurların bilgilerinden yararlanarak bir sisteme bağladı (Suriye valisi Muaviye’ye yazdığı mektupta şöyle diyordu: «bize hesaplarımızı kurmak için bir rumî [grek] gönder»).

Antlaşmaların ve kayıtların korunması için arşiv kurdurdu.

Askerin maaşını tayin eden bir kayıt defteri (divan), Ömer zamanında tutulmağa başlandı.

Hicretin, tarih başlangıcı olması halife Ömer zamanında kabul edildi.

Üzerlerinde Elhamdülillah, Muhammedürresulullah, Lâ-ilâheillallah yazılı sikkeler bastırıldı.

Ömer, İslâm ülkelerinde yaşayan gayri müslim tebaanın (zimmî) bağlı olduğu İdarî esasları (ahkâmı ehli zimme) tespit ettirdi ve zimmîlere geniş bir din hürriyeti tanıdı.

Çok kuvvetli birliklerle donattığı orduya ayrıca resmî hekimler, kâtipler, mütercimler tayin ettirdi.

Sonra da büyük şehirler haline gelen ordugâhları kurdurdu.

Halife Ömer, bu kurumların yanında, içtihat alanına giren bazı dinî meselelerde de yenilikler getirdi.

İçki içenlere verilen cezayı ağırlaştırdı, teravih namazlarını cemaatle kıldırdı, dinî hüküm çıkarmada (istinbat) kıyas usulünü getirdi.

Ömer halifeliğinin bütün gücüne rağmen bir hükümdar gibi yaşamadı.

Valilerine gönderdiği mektuplarında da onlara sade yaşamayı öğütledi.

Halife deyimini bir kenara bırakarak emirülmüminîn (müminlerin emîri) unvanını aldı.

Yaptığı işlerdeki doğruluğu ve adaletiyle tanındı.

Bu yüzden kendisine Faruk («doğruyu eğriden ayıran») lakabı verildi.

Bir cevap yazın