Osmanlı Çöküş Dönemi,Nedenleri | Osmanlı Tarihi |

Osmanlı Çöküş Dönemi Küçük Kaynarca antlaşması Osmanlı devletinin Karlofça antlaşmasından sonra imzaladığı en ağır antlaşmaydı; Küçük Kaynarca antlaşmasıyla Osmanlı devleti yıkılış devrine girdi.

Osmanlı Devletinin Çöküşü ve Nedenleri

Osmanlı Çöküş Dönemi Küçük Kaynarca antlaşması Osmanlı devletinin Karlofça antlaşmasından sonra imzaladığı en ağır antlaşmaydı; Küçük Kaynarca antlaşmasıyla Osmanlı devleti yıkılış devrine girdi.

Bu antlaşma gereğince Kırım Osmanlı devletinden ayrılıyor; Aksu (Boğ) ırmağı her iki devlet arasında sınır oluyordu.

Kafkasya’da bir kısım toprak, Ruslara bırakıldı.

Rus ticaret gemilerinin Boğazlardan serbestçe geçmesi ve Rusların sınırlarda diledikleri yerde kale yapmaları kabul edildi.

Ruslar karşısında uğranılan bu ağır yenilginin yanı sıra 1768-1774 yılları arasında Akkâ’da ve Arabistan’da Osmanlı devletine karşı isyanlar çıktı.

Osmanlı devletinden ayrılarak bağımsız bir devlet olan Kırım, bağımsızlığını uzun süre koruyamadı.

Rus generali Potemkin Kırım’a girerek bu ülkeyi Rusya’ya kattığını ve Kırımlıların bundan böyle rus tebaası olduklarını ilân etti (1783).

Küçük Kaynarca antlaşmasının osmanlı kamuoyu ve devlet adamlan üstünde büyük etkisi oldu. Devlet ilk defa bir İslâm ülkesini kaybetmişti.

Kırım’ın Ruslardan kurtarılması vaz geçilmez bir amaç oldu. Altı yıl süren savaşlar sırasında osmanlı orduları Ruslar karşısında başarı gösteremedi.

Bu durum Osmanlı devletinin düşmanı olan Avusturya ve Rusya’nın osmanlı topraklarını paylaşmak üzere kendi aralarında anlaşmalannı sağladı.

Osmanlı devletinde ordunun yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya çıktı ve modem usullerin kabulü düşüncesi benimsendi.

Çeşme’de osmanlı donanmasının yakılmasından sonra yeni ve modern bir donanmanın yapımına girişildi ve deniz subayı yetiştirmek için Mühendishanei Bahrîi Hümayun açıldı (1776).

Avrupa’dan gemi yapım ustaları, topçu subayları getirildi ve askerî konularla ilgili kitapların tercümesine başlandı.

Osmanlı devleti 1787’de Kırım’ı geri almak için Rusya’ya savaş açtı.

Osmanlı ordusu daha cepheye hareket etmeden Avusturya, Rusya ile anlaşması uyarınca Osmanlı devletine savaş ilân etti; osmanlı orduları iki cephede savaşmak zorunda kaldı.

Savaşın ilk yılında Avusturya’ya karşı başarılı sonuçlar alındı; fakat Rusya karşısında savaşlar başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu savaş sırasında Prusya ve İsveç ile birleşen Osmanlı devleti, Avusturya ve Rusya’ya karşı ittifak yaptı.

Fransız devrimi ve Osmanlı – Prusya antlaşması, Avusturya’yı savaşı durdurmak zorunda bıraktı.

Avusturya ile Ziştovi (Sviştov) antlaşması imzalanarak savaşa son verildi (1791); antlaşma gereğince Avusturya savaş sırasında Osmanlılardan aldığı toprakları geri verdi.

Avusturya’nın savaştan çekilmesi durumu değiştirmedi, Ruslar karşısında yenilgiler devam etti. Osmanlı-Rus savaşı Yaş antlaşmasıyla sona erdi (1792).

Bu antlaşmada Osmanlı devleti, Kırım’ın Ruslar tarafından işgalini kesin olarak kabul etti, özi eyaleti Rusya’ya bırakıldı. Rusya da, savaşlar sırasında işgal etmiş olduğu kale ve şehirleri geri verdi.

Böylece Osmanlı imparatorluğu Kırım’ı geri alma isteğinden kesin olarak vaz geçmek zorunda kaldı.

İki uzun savaş, osmanlı ordularının geriliğini ve zayıflığını gösterdi. Osmanlı-rus-avusturya savaşları devam ederken osmanlı tahtına Selim III geçti.

Selim III şehzadeliğinde ve padişahlığı dönemindeki iki büyük savaşta (1768-1774; 1787 -1792) osmanlı ordularının avrupa devletlerinin ordularına göre geri kaldığını; yüz bin kişilik osmanlı ordusunun sayıca az, fakat disiplinli ve modem usullere göre donatılmış düşman ordularına yenildiğini gördü.

Padişah olunca modem ve çağın gerektirdiği şartlara sahip bir ordu kurulması ve çeşitli alanlarda ıslahat yapılması için harekete geçti. Nizamıcedid adında, Yeniçeri ocağından ayrı bir ordu kuruldu.

Yeniçeri ocağı, Topçu ocağı, Humbaracı ocağı ve tımarlı sipahiler ile donanmanın yeniden düzenlenmesi yoluna gidildi.

İlk defa Londra, Paris, Viyana, Berlin gibi Avrupa’nın büyük başkentlerinde devamlı elçilikler kuruldu. Osmanlı devleti bu işlerle uğraşırken Mısır, Fransa’nın saldırısına uğradı (1798).

Mısır’daki osmanlı kuvvetleri Napolyon Bonapart kumandasındaki fransız kuvvetleri karşısında geriledi. Mısır, kolaylıkla Fransızlar tarafından işgal edildi.

Fransa’nm Mısır’ı ele geçirmesi, Akdeniz’de fransız üstünlüğünü çekemeyen İngiltere ve Rusya’da tepkiyle karşılandı.

Amiral Nelson kumandasında İngiliz donanması Ebukir’de fransız donanmasını yaktı.

Osmanlı devleti önce Rusya (1798), sonra da İngiltere ile Fransa’ya karşı anlaştı (1799).

Osmanlı ve rus gemilerinden meydana gelen bir donanma Akdeniz’e çıktı.

Fransızlar tarafından işgal edilmiş olan adalar geri alındı.

Bu deniz savaşları sırasında Napolyon, Suriye’yi almak için Akkâ kalesini kuşattı; fakat yenilerek Mısır’a geri çekildi (1799).

Bir süre sonra da Mısır’daki fransız ordusunun kuman dasını general Kleber’e bırakarak Fransa’ya gitti.

Mısır’daki fransız ordusu Napolyon’dan sonra osmanlı-ingiliz kuvvetlerine karşı koyamadı ve Mısır’ı boşalttı (1801).

Fransızların Mısır’dan çekilmesinden sonra Osmanlı devletiyle Fransa arasında dostluk yeniden kuruldu.

Bu durum Osmanlılar ile Rusya arasında savaş çıkmasma (1806-1812) sebep oldu.

Ruslar savaş ilân etmeden Eflak-Boğdan’a saldırdılar (1806).

Savaşın başlamasmdan kısa bir süre sonra İngiltere, Osmanlı devletini Rusya ile barışa zorlamak için donanmasını Çanakkale boğazından geçirerek İstanbul önlerine gönderdi, fakat Ingilizlerin İstanbul’u tehditi bir sonuç vermedi; İngiliz donanması çekilmek zorunda kaldı (1807).

İngilizlerin Mısır’a çıkarma yapması, Akdeniz’deki rus donanmasının da Bozcaada’yı ele geçirmesi bir sonuç vermedi. Fransızlarla dost kalan Osmanlılar, Rusya ile savaşı sürdürdüler.

Bu savaş devam ettiği sırada İstanbul’da Selim III’e ve Nizamıcedide karşı Kabakçı isyanı çıktı.

Selim III tahttan indirildi, yerine Mustafa IV geçti; Selim III zamanındaki yenilik hareketleri son buldu; yenilik taraftarlarının bir kısmı öldürüldü (1807), bir kısmı da Rusçuk’ta bulunan Alemdar Mustafa Paşanın yanına kaçmayı başardı .

Bunlar Selim III’ü tekrar tahta geçirmek için teşebbüse geçtiler.

Alemdar Mustafa Paşa ordusuyla birlikte, görünüşte Mustafa IV’e bağlılığını bildirmek, aslında Selim III ü tekrar tahta geçirmek için İstanbul’a geldi; fakat Selim III’ü tahta geçirmek istediği gün, Selim III, Mustafa IV’ün emriyle öldürüldü.

Alemdar, Mustafa IV’ü tahttan indirerek yerine Mahmud II’yi geçirdi (1808); kendisi de sadrazam oldu.

Yeni padişahın ve Alemdar Mustafa Paşanın ilk işi Mustafa IV tarafından kaldırılan Nizamıcedidi tekrar kurmak oldu; fakat bu ad kullanılmadı. Yeni orduya Sekbanıcedid adı verildi.

Yeniçeriler, bu hareketin de karşısına çıktılar; Babıâli’yi basarak Alemdar Mustafa Paşayı öldürdüler (1808).

Asiler bu arada Mahmud II’yi tahttan indirerek yerine Mustafa IV’ü padişah yapmak istediler.

Mahmud II, kardeşi Mustafa IV’ü öldürterek osmanlı hanedanının tek erkeği olarak kaldı.

Asilerin de istekleri gerçekleştirilemedi, ama Sekbanıcedit de kaldırıldı.

Osmanlı-Rus savaşı bu olaylar sırasmda da devam ediyordu. Rusçuk, Yergöğü ve Niğbolu’yu alan Ruslar, Lofça’ya (Loveç) girdiler.

Osmanlı-Rus savaşma, Bükreş antlaşmasıyla son verildi (1812).

Buna göre Rumeli’de Prut ırmağı her iki devlet arasında sınır kabul edildi.

Anadolu sınırı da savaştan önceki durumuna getirildi; Eflak-Boğdan Osmanlı devletine geri verildi .

Bükreş antlaşmasından sonra Osmanlı devletini uğraştıran en önemli mesele tüm isyanları oldu.

1814’te Odesa’da, bazı rum tacir ve aydınlarının kurduğu gizli Etniki Eterya cemiyeti, Yunanlılar arasında propaganda yaparak isyan ortamını hazırladı; ancak, Rumların her çeşit faaliyetini öğrenen Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa onlara isyan etmeleri için fırsat vermiyordu.

Tepedelenli Ali Paşanın isyan etmesi ve Babiâli’nin gönderdiği ordulara yenilerek öldürülmesi üzerine (1821) Rumlar büyük bir engelden kurtuldular.

Bu olaydan hemen sonra Mora Rumları ayaklandı.

Bütün Mora âsilerin eline geçti.

Osmanlı devletinin Mora’ya gönderdiği ordular isyanı bastıramadı.

Mahmud II, Mısır valisi Mehmed Ali Paşadan yardım istemek zorunda kaldı. Mora ve Girit valilikleri Mehmed Ali Paşaya verildi.

Mehmed Ali Paşa da İbrahim Paşa kumandasmda bir mısır ordusunu Mora’ya gönderdi (1824).

İbrahim Paşa âsileri yendi. Mora’da âsilerin eline geçmiş olan şehir ve kasabalar geri alındı.

Mısır ordusunun işe karışmasına İngiltere ve Rusya tepki gösterdi.

Ege denizine kuvvetli bir mısır ordusunun ve donanmasının yerleşmesini her iki devlet de istemediği için Petersburg’da imzaladıkları bir antlaşma ile, Mora’da Osmanlı devletine vergi veren muhtar bir yunan devletinin kurulmasma karar verdiler (1827).

İmzalanan bu antlaşmaya daha sonra Fransa da katıldı.

Osmanlı devleti İngiltere, Fransa ve Rusya’nın tekliflerini içişlerine bir karışma olarak kabul etti ve reddetti.

Üç müttefik devlet Osmanlılara baskı yapmak için donanmalarını Mora sularına gönderdiler.

Müttefik donanması Na-varin’de osmanlı-mısır donanmasını yaktı (1827).

Rusya da savaş ilân etti. Osmanlı devleti 1826’da yeniçeri ordusunu kaldırmış ve yerine Asakiri Mansurei Muhammediye adı altında yeni bir ordu kurulmasına karar vermişti; fakat yeni ordu henüz kuruluş halindeydi.

Ruslar Eflak ve Boğdan’ı aldıktan sonra Tuna kıyısında Kalas, İbrail, isakçı, Tolçi, Maçin ve Silistre kalelerini ele geçirerek Balkanlar’ı aştılar ve Edirne’ye kadar ilerlediler. Doğu Anadolu’da da Erzurum’a geldiler.

Osmanlı devleti uğradığı bu yenilgi karşısında Rusya’dan barış istemek zorunda kaldı.

Yapılan Edirne antlaşması gereğince Rusya, Rumeli’de işgal etmiş olduğu yerleri Osmanlı devletine geri verdi.

Prut ırmağı eskiden olduğu gibi iki devlet arasında sınır oldu.

Doğu Anadolu’da Anapa, Poti, Ahıska Ruslara bırakıldı.

Erzurum, Kars ve Doğubeyazıt Osmanlı devletinde kaldı. Osmanlı devleti on milyon altın sa vaş tazminatı vermeyi kabul etti (1829).

Bu antlaşmadan sonra Osmanlı devleti bağımsız bir yunan devletinin kurulmasını da kabul etmek zorunda kaldı (1830).

Cezayir, Fransa tarafından işgal edilerek Osmanlı devletinden ayrıldı (1830).

Osmanlı imparatorluğu bu olaylardan sonra Mısır valisi Mehmed Ali Paşanın isyanıyla uğraşmak zorunda kaldı.

Rum isyanları sırasında Mehmed Ali Paşaya Girit ve Mora valilikleri verilmişti, Mora’da bağımsız yunan devletinin kurulmasından sonra Mehmed Ali Paşa Suriye valiliğinin kendisine verilmesini istedi; istekleri kabul edilmeyince Akkâ kalesini kuşattı; bunun üzerine âsi ilân edildi (1832).

Ağa Hüseyin Paşa Mısır, Girit ve Suriye valisi tayin edilerek Mehmed Ali Paşaya karşı görevlendirildi.

Mısır ordusu kumandanı İbrahim Paşa, bütün Suriye’yi ele geçirdikten sonra Beylan’ da osmanlı ordusunu yendi.

Osmanlı ordusunun başına Reşid Mehmed Paşa serasker tayin edildi.

İbrahim Paşa bütün Çukurova’yı işgal ettikten sonra Konya’ya geldi.

Burada yapılan ikinci bir savaşta osmanlı ordusu tekrar yenildi.

Mısır ordusu Kütahya’ya kadar ilerledi. Mehmed Ali Paşaya karşı koymak için elinde kuvvet kalmayan Mahmud II, Rusya’ya başvurdu ye yardım istedi.

Bir rus donanması İstanbul’a gelerek Büyükdere’de demirledi. Ayrıca 15 000 kişilik bir rus ordusu da Beykoz’a yerleşti.

Rusya’nın kara ve deniz kuvvetlerinin İstanbul’a gelmesi Ingiltere ve Fransa’yı endişelendirdi.

Bu iki devlet Mehmed Ali Paşa ile Mahmud II arasında arabuluculuk yaparak meseleye bir çözüm yolu bulmağa çalıştılar; sonunda Kütahya barışı yapıldı.

Buna göre Mısır ve Girit valiliklerinden başka Suriye valiliği Mehmed Ali Paşaya, Adana valiliği de İbrahim Paşaya verildi (1833).

Mısır meselesinin bu şekilde çözümünden sonra Hünkâr iskelesi antlaşması yapılarak rus kuvvetleri İstanbul’dan çekildi (1833).

Hünkâr iskelesi antlaşmasına göre Rusya, padişah istediği zaman yardımcı kuvvetler göndermeyi, padişah da bu kuvvetlerin masraflarını karşılamayı kabul ediyordu.

Antlaşmanın gizli maddesindeyse Osmanlı devleti Çanakkale ve İstanbul boğazlarını Fransa ve İngiltere savaş gemilerine kapamayı taahhüt ediyordu; buna karşılık rus donanması istediği zaman Akdeniz’e geçebilecekti.

Mehmed Ali Paşa ile Osmanlı devleti arasında imzalanan Kütahya barışı devamlı olmadı.

1839’da iki ordu arasında savaş başladı. Nizip’te yapılan savaşta osmanlı ordusu yine yenildi (1839).

Bu yenilgi haberi İstanbul’a gelmeden Mahmud II öldü, yerine oğlu Abdülmecid geçti.

İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Rusya Babıâliye bir nota vererek, osmanlı hükümetinin tek başına Mehmed Ali Paşa ile görüşmemesini istediler.

Londra’da Osmanlı devletinin ve beş avrupa devletinin katıldığı bir konferans toplandı (1840).

Bu konferansta Mısır valiliğinin veraset yoluyla, Suriye valiliğinin de yaşadığı sürece Mehmed Ali Paşaya bırakılmasına karar verildi.

Mehmed Ali Paşa bu kararları kabul etmediğinden savaş hazırlıklarına başlandı. Ingiliz donanması Beyrut’u bombaladı.

Fransa dışında bütün devletlerin aleyhine döndüğünü gören Mehmed Ali Paşa, Suriye’yi de bırakarak yalnız Mısır valiliğiyle yetinmek zorunda kaldı (1840).

Mısır meselesinin çözümünden sonra Boğazlar meselesinin çözümü için Londra’da ikinci bir konferans toplandı (1841).

Bu konferansta alınan kararlara göre Boğazlar bütün milletlerin savaş gemilerine kapatıldı.

Mısır meselesinin çözümünden kısa bir süre önce Osmanlı devleti Tanzimat fermanını ilân etmişti (1839).

Bu ferman gereğince padişah, mülkiyet hakkına saygı gösterileceğini, vergilerin belli ve âdil bir ölçüde toplanacağını, askerlik için belli bir süre tayin edileceğini, mahkemelerin açık olacağını, mahkeme kararı olmadan kimsenin idam edilmeyeceğini ve bu fermanda tanınan hakların her dinden olanlara uygulanacağını bildiriyordu.

Böylece Osmanlı imparatorluğunda Tanzimat devri başladı.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı devleti Lübnan meselesiyle uğraşmak zorunda kaldı.

Lübnan’da müslümanlarla (Dürzîler), hıristiyanlar (Maruniler) arasmında vergi toplama meselesinden çıkan bir olay (1841) üzerine serasker Mustafa Nuri Paşa Lübnan’a gönderildi.

Mustafa Nuri Paşa, hıristiyan Şihab ailesinden olan Lübnan emîri Mir Kasım’ı azlederek Ömer Paşayı Lübnan emîri tayin etti.

Ancak Fransa, hıristiyanların koruyucusu olarak ortaya çıktı; Osmanlı devleti, Fransa’nın protestosu karşısında Ömer Paşayı azlederek biri müslüman öteki hıristiyan olmak üzere iki kaymakam tayin etti; fakat olaylar yatışmadı.

Babıâli, olağanüstü yetkilerle hariciye nazırı Şekib Efendiyi Lübnan’a gönderdi.

Şekib Efendi halkın elindeki silâhları toplatmağa başladı; bu davranış olayları daha da büyüttü; kaymakamlar tutuklandı.

Fransa, donanmasını Lübnan’a göndererek karaya asker çıkaracağını bildirince Şekib Efendi Hariciye nazırlığından azledildi; tutuklananlar serbest bırakıldı, yeni bir idare şekli kuruldu (1846).

Buna göre Lübnan biri dürzî, öteki maruni iki kaymakamın yönetimine verildi; her kaymakamın öteki dinden bir yardımcısı olacak, ayrıca maiyetlerinde on iki kişiden kurulu bir meclis bulunacaktı.

Bu meclislere İdarî, adlî ve malî yetkiler verildi. Lübnan, her yıl yalnız 3 500 kese vergi ödeyecekti.

Avrupa’da çıkan 1848 ihtilâlleri Osmanlı devleti üstende de etkisini gösterdi: Eflak ve Boğdan’da ihtilâller çıktı. Osmanlı devleti bu hareketleri Rusya’nın yardımıyla bastırdı.
Avusturya’ya karşı isyan ederek başarıya ulaşamayan ve Osmanlı devletine sığman macar mültecileri de Babıâli için önemli bir mesele oldu.
Osmanlı devleti, Avusturya ve Rusya’nın bütün baskılarına rağmen bu mültecileri onlara teslim etmedi.
Mülteciler meselesinden sonra Osmanlı devletiyle Rusya arasmda Kutsal yerler meselesi çıktı.
Rusya, İstanbul’a Prens Mençikov u göndererek, Filistin’de hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Kamame kilisesi, İsa’nın mezarı ve Meryem’in türbesi üstünde ortodoksların hak ve imtiyazlarını korumak bahanesiyle Osmanlı devletine baskı yaptı; aslında bu davranışın sebebi Osmanlı imparatorluğunu ve osmanlı hıristiyanlarım rus himayesi altına almaktı.
Osmanlı devleti Mençikov’un isteklerini Fransa ve İngiltere’nin de teşvikiyle reddetti (1853).
Bu olay, Kırım savaşının çıkmasına sebep oldu.
Osmanlı devleti Tuna boyunda tek başına, Kırım’da ise Fransa, İngiltere ve Piemontea krallığıyla birleşerek Rusya’ya karşı savaştı.
Savaş, Rusya’nın yenilgisiyle sona erdi ve Paris antlaşmasına (1856) göre Osmanlı devleti bir avrupa devleti olarak kabul edildi; topraklarının bütünlüğü antlaşmayı imzalayan devletlerce garanti altına alındı.
Karadeniz’de hiç bir devletin savaş gemisi bulundurmaması kabul edildi.
Osmanlı devleti, Paris antlaşması imzalanmadan önce Islahat fermanını ilân etti (18 şubat 1856).
Bu fermanla, hıristiyan ve müslüman bütün tebaasını eşit kabul ettiğini bildiriyordu.
Paris antlaşmasının imzalanmasından sonra Osmanlı devleti barış devrine girmekle birlikte iç karışıklıklar devam etti.
Cidde’de hac mevsiminde müslümanlar, hıristiyanlara saldırdılar.
Bu arada fransız ve İngiliz konsolosları da öldürüldü. Cidde’ye gelen fransız ve İngiliz savaş gemileri şehri bombaladı.
Şehir ilerigelenlerinden on kişi idam edildi.
Lübnan’da Dürzîler ile Maruniler arasında yeni olaylar çıktı; Dürzîler Marunilere saldırdı, birçok hıristiyan öldürüldü (1860).
Lübnan olaylarının büyümesinden sonra Şam’da da müslümanlar ve hıristiyanlar arasında karışıklıklar çıktı.
İçlerinde Hollanda ve Amerika konsoloslarının da bulunduğu birçok hıristiyan öldürüldü, malları yağmalandı. Fuad Paşa olay yerine gönderilerek olayın suçluları cezalandırıldı.
Avrupa devletleri, Lübnan’a ve Suriye olaylarına müdahale ettiler.
Fransa, Lübnan ve Suriye’ye birlikler gönderdi (1860). Lübnan için yeni bir nizamname hazırlandı.
Buna göre Lübnan, hıristiyan bir Vali tarafından idare edilecek, valinin başkanlığında her cemaatten iki kişinin katılmasıyle meydana gelecek bir meclis kurulacak, Lübnan altı kazaya ayrılacak, asayiş, yerli kuvvetler tarafından sağlanacak, vergi gelirleri yalnız mahallî ihtiyaçlar için sarfedilecekti (1861).
Bu olaylar sırasında Abdülmecid öldü, yerine Abdülaziz osmanlı tahtına geçti.
Onun tahta geçmesinden sonra Balkanlar’da yeni olaylar çıktı.
Rusya’daki Panslavistlerin teşvikiyle hersek hıristiyanları, Mostar’daki yabancı devlet konsoloslarına baş vurarak, osmanlı memurları ve mahallî idare nezdinde hıristiyanların çıkarlarını korumak için, bir kocabaşının tayini, kiliselerin serbestçe yapılması, okulların açılabilmesi, osmanlı askerlerinin geri alınması, çiftlik sahiplerine ürünün yalnız dörtte birinin verilmesi ve bunun kendi temsilcileri tarafından alınması, vergilerin ev başına maktu olarak kocabaşılar tarafından toplanmasını istediler.
Osmanlı devleti Herseklilerin bu isteklerini kabul etmedi ve Ömer Paşa kumandasında kuvvetler gönderdi. Ömer Paşa, âsileri dağıttı.
Hersek âsilerine yardım eden Karadağlıları yendi (1861).
İsyanın bastırılmasından sonra Girit’te ayaklanma oldu.
Asiler, Yunanistan’dan subay ve silâh yardımı alıyordu.
Ömer Paşa âsileri yenerek ellerindeki silâhlan aldı. Ömer Paşanın başarıları üzerine avrupa devletleri Girit’e milletlerarası bir komisyon gönderilmesini istediler.
Osmanlı devleti buna meydan vermemek için sadrazam Âli Paşayı Girit’e gönderdi.
Ali Paşa, önce Girit’te bir genel af ilân etti, her nahiyeden iki temsilcinin katılmasıyle bir genel meclis kuruldu; burada adanın yerli halkının şikâyetleri dinlendikten sonra bir fermanla Girit’in yeni düzeni ilân edildi (1868).
Bu fermana göre adanın vergisi yalnız mahallî ihtiyaçlar için sarfedilecek, valinin, biri müslüman biri hıristiyan iki yardımcısı olacak, adada hıristiyan halkın çoğunlukta bulunduğu kazalara hıristiyan mutasarrıflar tayin edilecek, mahkemeler müslüman ve hıristiyan üyelerden meydana gelecekti.
Alman bu tedbirler Girit’te karışıklığı yatıştırdı.
Sonra Hersek’te yeni olaylar meydana geldi.
Hersek sancağına bağlı Nevesin kazası halkından 160 kişilik bir topluluk, yergilerin ağırlığından şikâyet ederek Karadağ’a sığındı.
Bunlara karşı asker gönderilmedi; olay bütün Hersek’e yayıldı.
İsyan, kısa bir süre sonra bosna hıristiyanlarına da sıçradı.
Avrupa devletleri, bu olaylardan Osmanlı devletinin iç işlerine karışmak için yararlandı.
Avusturya başvekili kont Andrassy, Osmanlı devletine bir nota vererek Rusya, Almanya ve Avusturya’nın bu konuda düşüncelerini bildirdi.
Andrassy, notasında hıristiyan tebaa için tam bir din ve âyin serbestliğini, âşar vergisinin kaldırılmasını, vilâyet meclislerinin hıristiyan ve müslümanlardan meydana gelmesini, vergilerin mahallî ihtiyaçlara harcanmasını istedi (1876).
Osmanlı devleti bu notayı kabul ederek dört hafta içinde silâhını teslim edenlerin affedileceğini bildirdi; fakat âsiler bu teklifleri kabul etmediler ve Karadağlılarla birleşerek savaşa devam ettiler.
Hersek isyanları devam ederken Bulgarlar da ayaklandı.
Filibe’deki âsiler, bir bulgar olan rum konsolosunun teşvikiyle harekete geçtiler (1876).
Pazarcık ve Filibe’ye bağlı müslüman köyleri yakıldı.
Bulgarlara karşı askerî birlikler gönderilerek isyan daha fazla yayılmadan bastırıldı.
Bulgaristan olaylarının başlamasından kısa bir süre sonra Selânik’te müslüman olan bir bulgar kızının Bulgarlar tarafından kaçırılması üzerine çıkan olaylarda fransız ve alman konsolosları öldürüldü.
Bunun üzerine Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya ve İtalya donanmalarını Selânik’e gönderdi. Bunların baskısıyle olayda suçlu görülenler idam edildi (1876).
Bulgaristan olayları ve Selânik meselesi avrupa devletlerinin Osmanlı devletine yeni bir nota vermelerine sebep oldu (Berlin memorandumu).
Bu notada Selânik olayı gibi olaylarda, avrupa devletlerinin donanmalarını göndererek silâhlı müdahalede bulunacağı bildiriliyor, Andrassy notasının tam olarak uygulanması isteniyordu.
Ayrıca Bosna – Hersek’te Osmanlı devletinin yapmayı kabul ettiği ıslahatın uygulanmasını konsolosların denetleyeceği bildiriliyordu.
Bu son olaylar üzerine, Midhat Paşa ve birçok osmanlı aydını, devletin kurtulması için tek çare olarak «meşrutî bir idare» düşündüler.
Abdülaziz tahttan indirilerek yerine Murad V geçirildi (1876); Kanunu Esasî hazırlıklarına başlandı.
Murad V’in, tahta geçirildiği gün çıkan olay yüzünden aklî dengesi bozuldu ve kısa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine Abdülhamid II getirildi.
Bu olaylar sırasında Sırbistan ile Karadağ Osmanlı devletine karşı birleştiler; Sırbistan Osmanlı devletine savaş ilân etti (1876).
Sonra Karadağ da Sırbistan’a katıldı. Sırp ordusuna rus generali Çemayev kumanda ediyordu.
Osmanlı orduları Abdülkerim Nadir Paşa ve Muhtar Paşa kumandasında sırbistan ve karadağ ordularını yendiler.
Osmanlı ordularının bu başarısı üzerine, Paris antlaşmasını imzalamış olan devletler, Babıâli’ye bir nota vererek mütareke yapılmasını istediler.
Osmanlı devleti bu teklifi bazı şartlarla kabul edebileceğini bildirdi: Sırbistan, ileride bir daha savaşa teşebbüs etmeyeceği hakkında teminat verecek ve savaş tazminatı ödeyecek; sırp beyi Milan Obrenoviç, İstanbul’a gelerek padişaha bağlılığını bildirecek; Belgrad, Böğürdelen, Semendire, Feth-i İslâm kalelerinde osmanlı askeri bulundurulacak ve sırp ordusu on bin kişiye indirilecekti.
İstanbul’daki elçiler bu şartları ağır buldular. Bu arada sırp ordusu, Çemayev’in teşvikiyle prens Milan’ı kral ilân ederek savaşa yeniden başladı.
Osmanlı ordusu Sırpları tekrar yenilgiye uğrattı.
Sırp ordusunda bulunan rus subaylarının çoğu öldü.
Prens Milan İstanbul’daki rus elçisi İgnatiyev’e bir telgraf çekerek mütareke için aracılık yapmasını istedi; İgnatiyev Babıâli’ye bir nota verdi ve kırk sekiz saat içinde savaş, durdurulmazsa, İstanbul’u terk edeceğini bildirdi (31 ekim 1876).
Osmanlı devleti Rusya’nın bu isteğini kabul ederek savaşları durdurdu.
Mütarekeden sonra da İngiltere, Balkan meselelerinin çözümlenmesi için bir konferans toplanmasmı teklif etti.
Bu konferans 23 aralık 1876’da İstanbul’da başladı.
Aynı gün Osmanlı devleti Birinci Meşrutiyeti ilân etti.
Konferansta Osmanlı devleti temsilcileri yabancı delegelerin isteklerini Kanunu Esasî’ye aykırı olduğunu ileri sürerek kabul etmediler; Osmanlı devleti tebaasının meselelerini kendi temsilcileri aracılığıyla çözümleyebileceğini bildirdi.
Konferans, bir karar almamadan dağıldı.
Bunun sonucu 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı çıktı. Savaşlar Balkanlar’da ve Anadolu cephesinde yapıldı.
Osmanlı ordularının direnmesine rağmen Ruslar Ayastafanos’a ve Erzurum’a kadar ilerlediler, önce Ayastafanos, sonra da Berlin barış antlaşmaları imzalandı.
Ayastafanos antlaşmasının imzalanmasından kısa bir süre önce Abdülhamid II, Meclisi Mebusanı dağıtarak bir istibdat idaresi kurdu.
Berlin kongresi başlamadan önce de İngiltere Kıbrıs’ı işgal etti.
Berlin antlaşmasından sonra önemli eyaletler birer birer imparatorluktan ayrılmağa başladı.
Avusturya Bosna – Hersek’i (1878), Fransa Tunus’u (1881); İngiltere Mısır’ı (1882) aldı.
Berlin antlaşmasına göre Osmanlı imyaratorluğuna bırakılan, fakat özel bir idareye sahip olan Doğu Rumeli eyaleti de Bulgaristan’a bağlandı (1885).
Yunanistan, Berlin antlaşmasıyla Epir bölgesinde bazı topraklan sınırlarına katmakla birlikte, amacına ulaşmamıştı; Girit’i elde etmek istiyordu.
Albay Bassos (Vassos) kumandasında 10 000 yunan gönüllüsü Girit’e çıktı.
Girit müslümanlan öldürülmeye başlandı. Albay Bassos adayı yunan kralı adına ele geçirdiğini ilân etti (1897).
Avrupa devletleri Girit’e donanmalarını göndererek katliamlan bir dereceye kadar önlemeğe çalıştı; fakat Yunanistan, avrupa devletlerinin durumun normale dönmesi için harcadığı çabalara önem vermedi ve Rumeli’de osmanlı sınırına saldırdı.
Bu saldırılar karşısında Osmanlı devleti Yunanistan’a savaş açtı (1897).
Edhem Paşa kumandasındaki osmanlı orduları birçok savaşta yunan ordularını yenilgiye uğrattı. Yunanistan barış istemek zorunda kaldı ve İstanbul barışı imzalandı (1897).
Osmanlı devleti savaşları kazandığı halde bu antlaşmadan az yarar sağladı.
Ayrıca, antlaşmadan kısa bir süre sonra Girit’e muhtariyet verildi ve prens Georgios Girit valisi tayin edildi; böylece Girit de Osmanlı devletinden ayrılmış oldu.
Yunanlılar ile barış antlaşması yapıldıktan sonra Makedonya’da ihtilâller başladı.
Selânik, Manastır ve Kosova vilâyetlerinden meydana gelen Makedonya, Ayastafanos antlaşmasıyle Bulgaristan’a bağlandığı halde, Berlin antlaş-masıyle tekrar Osmanlı devletine verilmişti.
Doğu Rumeli eyaletini alan Bulgaristan bu defa Makedonya’yı ele geçirmek istedi.
Makedonya’da ilk ihtilâl 1902’de çıktı. Abdülhamid II, Hüseyin Hilmi Paşayı Vilâyâtı Selâse (Selânik, Manastır, Kosova) müfettişi umumîsi tayin etti.
Babıâli’de de Rumeli Vilâyetleri Islahat komisyonu kuruldu.
Bu komisyonun hazırladığı nizamnameye göre her vilâyette Nafıa müdürlükleri kurulacak, valiler ticaretin, tarım ve sanayinin gelişmesi için çalışacaklar; her kasabada karma mahkemeler meydana getirilecek; 50 haneden fazla olan her köyde okullar açılacak; millî eğitim hizmetleri için alman verginin üçte ikisi, yerinde sarf edilecekti.
Rusya ve Avusturya bu tedbirleri yeterli görmedi; Osmanlı devletine, Viyana Islahatı programı adıyla yeni tekliflerde bulundu.
Buna göre, polis ve jandarma, Osmanlı devleti hizmetine girecek olan yabancılardan meydana gelecek;hıristiyan köylerin bekçileri hıristiyan olacak; genel af ilân edilecek; vilâyetin bütçesi, Osmanlı bankası tarafından denetlenecek ve âşar yerine toprak vergisi konulacaktı.
Osmanlı devleti bu programı kabul etti; fakat uygulamaya fırsat kalmadan, Makedonya’da yeni bir ihtilâl çıktı (1903);30 000 bulgar çetecisi bütün Makedonya’ya hâkim oldu; yalnız müslümanlar değil bulgar olmayan öteki hıristiyanlar da öldürülmeye başlandı.
Yunan ve sırp çeteleri kendi ırkdaşlannın yardımına koştu.
Makedonya’da bu ihtilâller devam ederken İttihat ve Terakki cemiyetinin baskısıyla Abdülhamid II, Kanunu Esasiyi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı (1908).
Meşrutiyetin ilânı Makedonya’da çetelerin faaliyetini bir süre durdurdu.
Meşrutiyetin ilânından sonra Avusturya Bosna-Hersek’i, Yunanistan Girit’i aldı.
Bulgaristan da bağımsızlığını ilân etti (1908). Osmanlı Meclisi Mebusanı 17 aralık 1908’de açıldı.
Meclisin açılmasından bir süre sonra (13 nisan [31 mart] 1909) İstanbul’da İttihat ve Terakki’ye karşı bir ayaklanma oldu.
Ayaklanma, Selânik’ten gelen Hareket ordusu tarafından bastırıldı, Abdülhamid II tahtından indirilerek Mehmed V padişah oldu (27 nisan 1909).
Onun zamanında Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına sebep olan olaylar birbirini kovaladı; İtalya Trablusgarp’a saldırdı; Oniki ada İtalyan donanması tarafından işgal edildi; Uşi antlaşmasıyla Trablusgarp ve Oniki ada İtalya’ya bırakıldı (1912).
Osmanlı devleti Trablusgarp’ta savaşırken balkan devletleri bu durumdan yararlanarak Balkanlar’daki son osmanlı topraklarını da paylaşmak için anlaştılar.
Bu anlaşmadan sonra Osmanlı devletine bir ültimatom vererek Balkanlar’daki osmanlı ülkelerinde yapılacak ıslahatın birlikte yürütülmesini, silâh altında bulunan osmanlı ordusunun hemen terhis edilmesini istediler (13 ekim 1912).
Arkasından da savaş ilân ettiler. Osmanlı orduları dört balkan devleti karşısında ağır bir yenilgiye uğradı.
Balkan devletleri, ancak Çatalca’da durdurulabildi.
Barış görüşmelerine 16 aralık 1912’de Londra’da başlandı. 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Midye – Enez hattı Osmanlı devletinin sınırı oldu; Edirne Bulgarlara bırakıldı.
Osmanlı devleti Girit üstündeki bütün haklarından vaz geçti.
Fakat, balkan devletleri Osmanlı devletinden aldıkları toprakları paylaşmada anlaşmazlığa düşünce aralarında başlayan savaştan yararlanarak osmanlı devleti Kırklareli ve Edirne’yi geri aldı.
Balkan savaşlarının bitmesinden sonra Birinci Dünya savaşı çıktı.
Başlangıçta Osmanlı devleti tarafsızlığım ilân ettiyse de daha sonra Almanya’nın yanında Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşa girdi (11 kasım 1914) .
Dört yıl süren savaşlar sırasında Doğu Anadolu’da Ruslara, ırak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Ingilizlere karşı savaşıldı.
Çanakkale’de itilâf devletlerinin ortak ordu ve donanmaları yenildi; fakat Almanya, Avusturya ve Bulgaristan ile birlikte Osmanlı devleti de İngiltere – Fransa karşısında yenik düştü.
Mondros mütarekesi imzalanarak savaşlara son verildi (30 ekim 1918) .
Mütarekenin imzalanmasından önce Mehmed V ölmüş ve yerine Mehmed VI (Vahideddin) padişah olmuştu (4 temmuz 1918).
Mütarekeden sonra ittihat ve Terakki ilerigelenleri ülkeyi terk etti.
İtilâf devletleri İstanbul’a girdi. Kars, Ermeniler (19 nisan 1919); Ardahan, Gürcüler (20 nisan 1919); Antalya, ltalyanlar (24 nisan 1919); İzmir, Yunanlılar (15 mayıs 1919); Urfa, Antep, Maraş ve Adana ise Fransızlar tarafından işgal edildi.
İzmir’in işgalinden kısa bir süre önce Damat Ferid Paşa sadrazamlığa getirildi.
İstanbul’daki osmanlı hükümeti düşmanlarla işbirliğine girişti.
Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa 19 mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Kurtuluş savaşını başlattı.
Erzurum (23 temmuz 1919), Sivas (4 eylül 1919) kongreleri toplandı .
23 Nisan 1920’de de Büyük Millet meclisi açıldı.
İstanbul hükümeti 10 ağustos 1920’de Sevr antlaşmasını imzaladı; fakat antlaşmayı tasdik etmeyen Büyük Millet meclisi bunu imzalayanları vatan haini ilân etti.
Büyük Millet meclisi açıldıktan sonra işgalcilerle mücadele kesin olarak başladı.
Önce Ermenileı yenilgiye uğratılarak Kars, Sarıkamış ve Gümrü alındı.
Ardahan ve Batum Gürcülerden kurtarıldı; böylece yeni Türkiye devletinin doğu sınırları kesin olarak çizildi.
Ankara hükümeti. S.S.C.B. tarafından tanındı.
Bundan sonra Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlılarla Büyük Millet meclisi orduları arasında çarpışmalar başladı.
Yunanlılara karşı Birinci İnönü zaferi kazanıldı (11 ocak 1921).
İtilâf devletleri İstanbul hükümeti ile Büyük Millet meclisi hükümetini Londra’da yeni bir konferansa çağırdılar.
27 Şubat – 12 mart 1921 tarihleri arasında devam eden bu kongrede batılı devletler Sevr antlaşması hükümlerini değişik bir tarzda kabul ettirmek istediler.
Konferansta Büyük Millet meclisini temsil eden Bekir Sami Bey İtilâf devletlerinin tekliflerini kabul ettiyse de, bunlar Büyük Millet meclisi tarafından reddedildi.
Yunanlılar yeniden saldırıya geçti; fakat İkinci İnönü savaşmda tekrar yenildiler.
Bu yenilgiden sonra ordularını daha kuvvetlendirerek tekrar saldırıya geçtiler.
Büyük Millet meclisi, Mustafa Kemal’i başkumandan tayin etti.
Yunanlılar Sakarya savaşında yenilerek geri atıldı (13 eylül 1921).
Sakarya zaferi Büyük Millet meclisi hükümetinin durumunu kuvvetlendirdi.
Fransa ile Ankara itilâfnamesi imzalandı (20 ekim 1921). Buna göre Fransa ile savaş sona erdi.
Fransa, işgali altında bulunaıi anadolu şehirlerini boşaltmayı kabul etti. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, Türk Kurtuluş savaşını, başarıya ulaştıran son hareket oldu.
Yunanlılar Başkumandanlık Meydan muharebesinde (30 A-ğustos 1922) yenildikten sonra Türklerin karşısında tutunamadılar.
Türk ordularının 9 eylül 1922’de İzmir’e girmesiyle Anadolu, Yunanlılardan temizlendi.
Bundan sonra İtilâf devletleri savaşa son verilmesini ve bir barış konferansının toplanmasını teklif ettiler (23 eylül 1922). Konferans 3 ekim 1922’de başladı.
Türkiye Büyük Millet meclisini konferansta İsmet Paşa temsil etti.
Mudanya’da imzalanan mütarekede yunan ordularının 15 gün içinde Meriç ırmağının öte yakasma çekilerek, Trakya’nın İtilâf devletleri tarafından Büyük Millet meclisi kuvvetlerine teslim edilmesi kararlaştırıldı.
1 Kasım 1922’de Büyük Millet meclisi osmanlı saltanatını kaldırdı. 17 Kasım 1922’de Mehmed VI (Vahideddin) bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’u terk etti. Böylece Osmanlı devleti sona erdi.

Bir cevap yazın