Osmanlı Döneminde Enderun Nedir | Osmanlı Tarihi |

Osmanlı Döneminde Enderun Nedir

Enderun Ağaları

Enderun
Osmanlı Döneminde Enderun Nedir

Enderun ağaları, Osmanlı imparatorluğunda Topkapı sarayının .

Babüssaade’den sonra gelen kısımlarında hükümdarın hizmetiyle görevli kişiler.

(Genellikle dört sınıftan ibaret olan Enderun ağalarının en büyüğü, maiyetinde 30-40 kapı oğlanı bulunan ve saray hümayun nazırı sayılan kapı ağası idi.

Enderun Nedir Osmanlı Devleti İçin Önemi

Maiyetindekilerden önde gelenler miftah ağası, peşkir ağası, şerbet ağası ve ibrik ağası idi.

Kapı ağası av dışında her zaman padişahın yanında, yakınında bulunurdu.

Enderun ağalarının İkincisi haznedar başı, üçüncüsü kilerci başı ve dördüncüsü de saray ağası idi.)

Enderun Hazinesi

Enderun hâzinesi, saraydaki ihtiyat hâzinesine verilen ad. (İç hazine’de denir.)

Enderun Mektebi

Enderun mektebi, Osmanlı imparatorluğunda saraylarda kurulan eğitim kurumları. (Enderunı Hümayun mektebi de denirdi.)

Enderuni Humayun

Enderunı hümayun, Osmanlı imparatorluğunda devlet merkezi ve sultanlık gücünün kaynağı olan padişah sarayında hükümdarların günlük hayatlarını. geçirdiği iç bölüm.

Osmanlı imparatorluğunda padişah sarayının teşkilâtı. (Kısaca Enderun da denir).

Enderun Hazinesi

Enderun hâzinesi sarayın gelir ve gider işlemlerini yürütmek için kurulan Hazinei Hassa’dan ayrıdır, Enderun hâzinesi olağanüstü savaş giderlerini karşılamak üzere kurulan bir «ihtiyat hâzinesidir.

Bu hâzinenin gelirleri havass-ı hümayun hâsılatı, ganimetlerin beşte biri (hums), hükümdarlardan alınan hediyeler v.b.’den meydana geliyordu.

Enderun hâzinesinden, savaş giderleri dışında, gerektiği zaman devletin diğer giderlerini karşılamak üzere sadrazamın kefaleti ve padişahın iradesiyle borç para alınabilirdi.

Enderun Mektebi

Enderun mektebi’ni. Murad I (Hüdavendigâr) saray hizmetlerinde çalışacak görevliler yetiştirmek üzere Edirne’deki Eski sarayda kurdurdu. Bu mektep üç sınıflı idi.

Birinci sınıfa Seferli koğuşu, ikinci sınıfa Kiler koğuşu, üçüncü sınıfa da Hazine koğuşu denilirdi.

Mektepte Kur’an, ilmihal, teçvid, akaid ve mesaili diniye (dinî meseleler) okutulurdu.

Sultan murad II devrinde ise bu derslere tefsir, fıkıh, hadis, efraiz (miras hukuku), şiir ve inşa, musiki, heyet, hendese, coğrafya, ilmi kelâm, siyeri nebevi,. mantık, belâgat, felsefe dersleri eklendi ve bu dersleri okutmak için çeşitli İslâm ülkelerinden bilginler getirildi.

Enderun mektebini genişletmek için Murad II’nin Edirne’de Tunca kıyısında 1450’de yaptırmaya başladığı Sarayı Âmire, ölümü üzerine yarıda kaldı.

Oğlu Fatih Sultan Mehmed yarım kalan, bu sarayı tamamladı ve Enderun teşkilâtını genişletti.

Belgrad ve Boğdan savaşlarında Enderun mektebinden yetişenlerin yararlıklarını gören Fatih, İstanbul’u aldıktan sonra Eski ve Yeni saraylarda Enderun mektebini kurdurdu ve Edirne’den seçilen bazı enderunlu gılmanlar İstanbul’a getirildi.

Fatih Sultan Mehmed öğrencilerin çeşitli sanat dallarındaki kabiliyetlerini geliştirmek için Enderun mektebine sanatkârlar ilâve etti.

Bunun sonucu Enderun mektebinden hattat, müzehhib, tuğrakeş, katı (oymacı) ve ressamlar yetişecektir.

Bayezid II devrinde Enderun mektebine büyük bir önem verildi ve öğrencilerin bedenî kabiliyetlerini de geliştirmeleri için cündîlik, silâhşörlük, kemankeştik talimleri arttırıldı.

Enderun mektebinden yetişenler bu padişah devrinde müezzinbaşılık, berberbaşılık, tüfekçibaşılık, başlalalık görevleri ile işe başlayıp üzengi ağalıklarına kadar yükselme ve bîrun hizmetlerine (dış hizmetler) geçerek sadrazamlığa kadar ilerleme ve devlet idaresinde birinci derecede söz sahibi olma imkânlarına kavuştular.

Bayezid II, Galatasaray’da ikinci bir Enderun mektebi açtırdı.

Bu mektepte ilk öğrenim yapılırdı.

Okutulan dersler ise Kur’an, Arapça, Farsça, hüsnühat (güzel yazı yazma sanatı) ve musiki idi.

Galatasaray’daki Enderun mektebini bitirenler Yeni saraydaki Enderun mektebine girerler ve öğrenimlerini burada tamamlarlardı.

1570 Yılında Galatasaray mektebi Selim II tarafından kapatıldı ve gılmanlardan bir kısmı Yeni saraya bir kısmı da Eski saraya gönderilerek Galatasaray, medrese haline getirildi.

Sultan Murad III devrinde Galatasaray Enderun mektebi yeniden açıldıysa da Sultan Ahmed I tarafından tekrar kapatıldı.

Bir süre sonra Sultan Osman II devrinde üçüncü kere açıldı.

Fakat 1675’te Sultan Mehmed IV Edirne sarayı, İbrahimpaşa sarayı ve Yeni saray Enderun mektepleriyle birlikte Galatasaray Enderun mektebini de kapatarak medrese haline getirdi.

Kırk yıl kadar sonra Sultan Ahmed III babasının kapattığı Galatasaray Enderun mektebini, bu mektepten yetişen sadrazamı Şehit Ali Paşanın ricası üzerine dördüncü defa açtı (1715).

Sultan Mahmud II devrine kadar Galatasaray Enderun mektebi eski durumunu korudu.

Bu padişahın zamanında memleketin .en önemli kültür ocaklarından biri haline geld.i. Hattâ devletin ileri gelen kimseleri bile çocuklarını bu okula yazdırmak için padişaha rica ediyorlardı.

Mahmud II Galatasaray’ı baştan aşağı onarttı ve mektebe bir de kütüphane yaptırdı, öğrenim sistemini de modern bir hale getirdi. Galatasaray Enderun mektebi bilinmeyen bir sebepten dolayı 1833’te kapatıldı. 1839’da mektebin yerinde Tıbbiye mektebi açıldı, 1868’de de aynı binada Galatasaray sultanîsi kuruldu.

Enderun mekteplerinin en uzun ömürlüsü Galatasaray mektebi olmuştur. Bir ara ibrahimpaşa ve iskender çelebi saraylarında da Enderun mektebi açılmışsa da bu mektepler uzun ömürlü olmamıştır. Genellikle saray okulları devleti yöneten yüksek dereceli sivil kadroyu yetiştirmekle birlikte işle eğitimi kaynaştıran eğitim yöntemleri bakımından da önemlidir. Bu yüzden Enderun mektebine devşirme kanununun uygulandığı zamanlarda acemi oğlanların zekî ve kabiliyetlileriyle memleketin ileri gelenlerinin okumaya hevesli çocukları alınırdı.

Devşirme usulü kaldırıldıktan sonra Acemî oğlanlar yerine köleler alınmağa başlandı. Enderun mektebinden yetişenler zamanla devletin önemli mevkilerinde görev aldıklarından, devlet ilerigelenleri de çocuklarını bu mekteplere verirlerdi. Enderun mektebinin öğrenim süresi genellikle 14 yıldı, öğretim kademeleri koğuş itibariyle üç dereceye ayrılırdı: Seferli oda, Kiler koğuşu, Hazine koğuşu. Bunlar hazırlık sınıfları kabul edilir.

Has oda ise ihtisas sınıfı sayılırdı. Küçük yaşta alman devşirme çocuklara dış saraylarda, Türkçe, İslâm dini, türk Örf ve âdetleri öğretilir; sonra bunlar Enderun mektebine alınır ve Küçük oda gılmanları arasına katılırlardı. Burada okuma yazma ve Kuran’ı öğrenen çocuklara bir süre de bedenî kabiliyetlerini geliştirecek spor hareketleri ve askerî talimler yaptırılırdı. Daha. sonra geçilen Seferli odasında öğrenciler normal öğrenimin yanında kabiliyetlerine göre bir sanatla ilgilenmek zorundaydılar. Silâh kullanmak, ata binmek isteyenler de cündîbaşının tavsiyesine göre lokmacı veya bamyacı takımlarından birine yazılırlar ve silâhşor olarak yetişirlerdi. Sanat ve ilme karşı ilgi duyan öğrenciler için zamanın büyük sanatçıları ye bilginleri hoca olarak Enderunda görevlendirildiler.

Kiler koğuşu ve Hazine koğuşundaki öğrenimlerini tamamlayan ve ağalık derecesine yükselenler, Has oda denilen Hırkayı Şerif ve Emanatı Mukaddese odasında bir yer boşaldığında buraya geçirilirlerdi.

Enderun mekteplerindeki eğitim ve öğretim Sultan Mahmud II devrine kadar bu şekilde sürdü.

1826’da Yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine ordu için Enderun mektebinden çok sayıda subay alınması mektebin düzenini bozdu.

Sonraları yeni açılan okulların etkisiyle modern hale getirilen Enderun mektepleri Tanzimat’tan sonra, buradan yetişenlerin devlet hizmetlerinde eskiden olduğu gibi başarılı olamamaları yüzünden önemini kaybetti ve Osmanlı imparatorluğuna pek çok sadrazam, kaptanıderya ve çok sayıda bilgin, sanatçı, şair v.b. yetiştiren bu mektepler 1908 Meşrutiyetinden sonra kapandı.

Enderunı Hümayun adiıylea anılan iç bölüm, Topkapı sarayının üçüncü kapısı olan Babüssaade (Akağalar) kapısından başlar; en önemli yeri devlet büyükleriyle elçilerin törenle kabul edildikleri Arz odasıdır.

Üçüncü yer diye anılan aşağı yukarı 4 000 m2’lik alanın çeşitli yanlarında Akağalar koğuşu, Hazinei Hümayun (iç hazine, Enderun hâzinesi), Kileri Hassa (iç kiler, Enderun kileri) ile Hırkai Saadet ve Emanatı Mukaddeseyi içinde bulunduran Has oda, Enderun ağaları mescidi yer alır; padişahın özel mutfağı ve Haremi Hümayuna geçen kapı da buradadır.

Dördüncü yer diye anılan iç bölüm doğrudan doğruya padişaha mahsus Boğaziçi’ne bakan bir kısımdır. (Bağdat köşkü, Revan odası, Sarık odası, Karamustafapaşa köşkü, Mecidiye kasrı, Lâle bahçesi. v.d.

Enderunı Hümayun teşkilâtı’nı, Enderun mektebi mensupları ve sarayın iç hizmet görevlileri meydana getirirdi. Enderunı Hümayun teşkilâtı şu dairelerden meydana geliyordu: 1. Küçük oda; 2. Büyük oda; 3. Doğancı odası; 4. Seferli odası; 5. Kiler odası; 6. Hazine odası; 7. Has oda.

Büyük ve Küçük odalar denen sınıflarda öğrenim gören gençler, aynı zamanda padişahın ve sarayın çeşitli hizmetlerinde çalışırlardı.

Büyük ve Küçük odalarda XVI. yy. sonlarında 160 genç bulunurken bu sayı sonradan 400’e yükselmişti.

Bunlar fiilî saray hizmetlerinde de bulundukları için, kendilerine, bugünkü satın alma değerine göre aşağı yukarı 80 TL. gündellik verilirdi. «Doğancı koğuşu» denen sınıf, 1675’te kaldırıldı. Onun üzerindeki Seferli koğuşu, 1635’te Murad IV tarafından kurulmuştu.

1831 de kaldırılan bu sınıfta 100’den fazla genç vardı.

Bu son iki odadaki gençlerin en kıdemsizi bile subay derecesindeydi.

Başlarında «saray kethüdası» denen albay ile 12 subay bulunurdu.

Daha üst derecedeki Kiler (Kilâr) odası, Fatih tarafından kurulmuştu.

Odanın inzibat kumandanı «kilercibaşı» denen albaydı.

Bu sınıfta 1772’de 144 genç vardı.

7 Yüksek rütbeli subayın gözetimindeki Kilerliler, padişahın yiyeceğiyle ilgili hizmetlerde bulunurlarken, öğrenimlerine devam ederlerdi.

Daha üst derecedeki Hazine dairesini de Fatih kurmuştu.

Bu dairedekilerin sayısı 1772’de 157’yi bulmuştu.

Kumandanları, «hazinedarbaşı» denen ve rütbece sancak beyine eşit olan tümgeneraldi; 2 000 kadar işçi çalıştıran saray atelyelerine bakmakla da görevliydi.

Yanında 5 yüksek rütbeli subay vardı.

Bu dairenin en önemli görevi, 2 daire halinde 4 büyük salonu kaplayan Enderun hâzinelerini korumaktı.

Bu iki dairede milyonlarca parça mücevher, sandıklar dolusu altın ve gümüş para, pek değerli kürkler, halılar, şallar, kumaşlar, akla gelebilecek mücevherli ve tarihî değeri olan her türlü eşya, değerli kitaplar, ganimet malları ve hediyeler saklanırdı.

Bu eşyanın bütün nitelikleriyle yazılı bulunduğu iki büyük defterde yapılacak en küçük kalem oynatmasında başdefterdarın imzası şarttı.

Her padişahın en az bir takım elbisesinin hâzinede hatıra olarak saklanması gelenekti.

Hazinedarbaşının günde 600 TL. tutarında maaşı vardı.

Saray hizmetinden ayrılırsa beylerbeyi olurdu. «Hazine kethüdası» denen yardımcısının rütbesi de sancak beyininkine eşitti; bu subay da terfi ederse beylerbeyi olurdu.

Bu sonuncunun görevi, hâzineyi kapatıp açmaktı.

Hiç kimse hazine dairesine tek başına sokulmaz, yalnız padişah isterse tek başına girebilirdi.

Padişah bulunmadığı zamanlar bu daireye 20-30 kişinin birden girmesi kanundu.

Hazinei Hümayun (imparatorluk hâzinesi), yeni padişaha, zabıt düzenlenerek teslim edilirdi.

Millî müze mahiyetinde olduğu için, hükümdarın şahsî malı sayılmazdı.

Tarihî kıymeti olan hiç bir eşya hâzineden çıkarılamazdı.

Nakit altın ve gümüş para ise, sarayın hizmetleri dışında, özellikle savaşlar için harcanır, padişahın has ve ganimet gelirleriyle yeniden doldurulurdu.

Enderun’un en yüksek teşkilâtı, Has oda denen sınıftı.
 
Fatih tarafından 32 subayla kurulmuş, Yavuz’un emriyle subay sayısı 40’a yükselmiş ve artık daima bu sayıda kalmıştı.
 
Dairenin en yüksek subayları sırasıyla hasodabaşı, silâhtar, çuhadar, rikâpdar idi. Bunlara arz ağaları denirdi.
 
Çünkü kimseden izin almadan hükümdarla görüşebildikleri gibi, mabeyncilik görevi de yaparlardı.
 
Enderun ağalarından sancakbeyi derecesinde görev alanlar, haftada bir geceyi saray dışında geçirebilirlerdi.
 
Diğer yüksek rütbeliler, geceyi dışarıda geçirmeksizin, haftada bir gün şehre inerlerdi.
 
Kıdemsizlerin şehre inmeleri, ağalarının nezaretinde olurdu.
 
Sancakbeyi payesine eşit görevlerde bulunmayan ağalar evlenemezler, evlenmek isteyenler, rütbelerine uygun görevle saraydan çıkarılırlardı.
 
Amaç, her çeşit insanla temas edip disiplin ve terbiyelerini bozmamak, hükümdarın şahsına ait hizmetleri aksatmamak ve saraya ait haberleri dışarıya yaymamaktı.
 
Padişah sefere çıkarsa, Enderun’luların bir kısmı da beraber savaşa giderlerdi.
 
Enderun halkı içinde, müderrisler ve üniü sanatçılar dışında ihtiyar, hattâ orta yaşlılar bulunmazdı.
 
Sanatları dolayısıyla sarayda bırakılanların evlenmelerine ve şehirde ev sahibi olmalarına izin verilirdi.
 
Has odabaşı bile genç olurdu.
 
Meselâ Makbûl İbrahim Paşa, has odabaşılıktan Kanunî’nin veziriazamlığına geçtiği zaman ancak 28 yaşındaydı.
 
Genellikle Enderunlular, yaşları 30’u bulmadan saraydaki rütbelerinin bir üst derecesiyle dış görevlere tayin edilirlerdi.
 
Enderun’a girebilmek gerçek bir şeref, imtiyaz ve bahtiyarlık sayılırdı.
 
Fakat girenlerden pek çok şey ve yüksek kabiliyet beklenirdi.
 
En başarılılar hızla yükselirdi.
 
Kusuru görülenler derhal uygun görevle saraydan çıkarılırdı.
 
Enderun teşkilâtı Mahmud II tarafından 1833’te kaldırıldı ve yeni bir saray teşkilâtı kuruldu.
 
1908’e kadar süren bu modern teşkilât, eskisinden basit olmakla beraber, Avrupa’nın büyük sarayları derecesindeydi.
 
Esasen onlar örnek alınmıştı.
 
1908’den sonra, Mahmud II’nin kurduğu ve en gelişmiş ve az çok bozulan halini Abdülhamid II devrinde yaşayan bu teşkilât da ortadan kalktı.
 
Çok basit bir saray teşkilâtı ile yetinildi.
 
Bu da 1924’te hilâfetin ilgası ile son buldu.
 
Enderun’da öğretim ve eğitimin çok sıkı olması sebebiyle bu benzersiz saray üniversitesinden binlerce kumandan, devlet adamı, sanatçı ve yazar yetişmiştir.
 
Çok kalabalık olan diğer saray halkına bîrûn denirdi.
 
Meselâ kapıcıbaşılar (mabeynciler), çavuşlar (hünkâr yaverleri), sarayda çeşitli görevleri olan askerî sınıflar, bu arada saray bahçelerini muhafaza eden bostancılar, sarayın «Enderun» değil «bîrûn» yani dış teşkilâtına ait kuruluşlardı.
 
Kızlarağası’nın (Dârüs-saâdetiş şerîfe ağası) idare ettiği ve kadınların yaşadığı Harem’in teşkilâtı ise, Enderun’un da, Bîrûn’un da dışında kalan ayrı bir müessese idi.
 
 
Enderun
Enderun
 

Bir cevap yazın